Cevaplar.Org casino maxi

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-160

Ders: Birinci Mektup, Birinci ve İkinci Sualler İzah: Mehmed Kırkıncı Hocaefendi *“Hazret-i Hızır ve İlyas Aleyhimesselâm'ın hayatlarıdır ki, bir derece serbesttir. Yani bir vakitte pek çok yerlerde bulunabilirler.”(Mektubat, s:5) İşte televizyon bu meseleyi halletti yani, fen halletti. Şimdi bir adam


Salih Okur

nedevideobendi@gmail.com

2017-12-08 21:50:08

Ders: Birinci Mektup, Birinci ve İkinci Sualler

İzah: Mehmed Kırkıncı Hocaefendi

*"Hazret-i Hızır ve İlyas Aleyhimesselâm'ın hayatlarıdır ki, bir derece serbesttir. Yani bir vakitte pek çok yerlerde bulunabilirler."(Mektubat, s:5) İşte televizyon bu meseleyi halletti yani, fen halletti. Şimdi bir adam bir yerde bulunuyor, binler yerde görünüyor.

Not: Hızır aleyhisselam'ın hayatta olup olmadığı meselesi, Üstadın izahları olmadan çok karmaşık kalıyor. Kısa bir araştırma ile meseleyle alakalı yazılanlara bakınca bu durum anlaşılır. Mesela Yusuf Karadavi, İbn-i Teymiyye ve İbn-i Kayyım çizgisini sürdürerek, Hızır(a.s)'ın hayatta olduğuna dair görüşleri sert bir üslupla red edip, kesip atar.(bkz. Yusuf Karadavi, Çağdaş Meselelere Fetvalar)..

Merhum Bâbânzade Ahmed Naim bey, Sahih Buhari Muhtasarında, Karadavi'nin de dayandığı "Yüz sene içinde bugün yer yüzünde bulunan hiçbir kimse kalmayacak" hadisini izah ederken diyor ki; "Hızır(aleyhissalatu vesselam)'ın vefat etmiş olduğuna kâil olanlar bu hadis-i şerif ile amel ederler. Muhalif kavli iltizam eden Cumhûr'a(alimlerin çoğunluğuna) göre ise, İsa ve Hızır aleyhissalatu vesselam ile Melaike-i Kiram ve İblis'e bu hadisin şumulü yoktur."(bkz. Ahmed Naim bey, Tecrid-i Sarih Şerhi, Cilt: 1, s: 113)

Tecrid-i Sarih şerhini ikmal eden merhum Kamil Miras hoca ise aynı eserin 9. Cild, 145. Sahifesinde, Buhari şarihi Ayni'nin beyanına göre ulemanın çoğunluğu ve mükaşefe sahiplerine göre Hızır'ın hayatta olduğunu zikretmelerine rağmen, kendisinin ise -müfessir Ebu Hayyan ve İbn-i Kayyım'ın görüşlerine paralel olarak-hayatta olmadığı kanaatinde olduğunu söyler. 

Merhum muhaddis Ömer Ziyaeddin Dağıstani, "Zübdetül Buhari" adlı eserinde(Cilt;1, s.589) izaha girişmeden der ki; "İmam Nevevi ve bütün tasavvufçular Hızır'ın sağ ve dünyada olduğu kanısındadırlar."

Merhum Mevdudi "bence Hz. Hızır'ın beşer olmadığını kabul etmek daha makul ve daha mantıklıdır" deyip, işi iyice çıkmaza sokar. (Bkz. Mevdudi, Fetvalar)

Tahir'ül Mevlevi  "Sofiyye hazerâtının ve sulehâ-yı ümmetin bazılarının gördükleri bir Hızır vardır ki, bunda şüphe yoktur. Fakat o Hızır, Hz. Musa'nın musâhibi olan Hızır mı, yoksa o asırda Hızır kademinde bulunan bir zat mı olduğu, belli değildir" der. (bkz. Tahir'ül Mevlevi, Şerh-i Mesnevi)

Katip Çelebi merhum da Mizan'ul Hak adlı eserinde bu meseleye bir fasıl ayırmışsa da, sadre şifa verici bir izah yapamamıştır. Ona göre "Hızır'ı gördük" diyen veliler, riyazet ile manevi ve ruhi yönleri gelişmiş, ölüleri görme mertebesine erişmiş bazı kimselerdir.

Allame merhum Elmalılı Hamdi Efendi ise meşhur tefsirinde zahiren Hızır'ın hayatta olmadığını kabul eden ulemanın kavlinin isabet ettiğini belirttikten sonra Sadreddin Konevi'nin Hızır(a.s)'ın bu hayat şartlarında değil alem-i misal'in şartlarında berhayat olduğu görüşünü nakille, bu iki kavlin ortasını bulmaya çalıştığı görülüyor ki, Üstadın görüşüne yakındır. (bkz, Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur'an Dili, Cilt: 4, s: 3261)

Ayrıca Elmalılı merhum, "bazıları da Hızıriyyet Hızır aleyhisselam'ın kademi üzerine bazı salihinin erdiği bir rütbe olduğunu döylemiştir"(a.g.e, Cilt: 4, s: 3262) der ki, Üstad da birinci mektupta, Mektubat,( s: 447')da, ve Barla Lahikasında(s: 336) bu hususa değinmektedir. 

Muhterem Halil Gönenç Hocaefendi ise "Günümüz Meselelerine Fetvalar" adlı eserinde(Cilt: 1, s; 63) bu konudaki lehte ve aleyhte söylenen görüşleri özetledikten sonra; "Asrımızın büyük âlimlerinden Said Nursi "Mektubat" adlı eserinde, hayatı beşe ayırarak, Hz. Hızır ve İlyas'ın hayatın ikinci tabakasında olduğunu belirtmektedir" demektedir. Yine Prof. Dr. Faruk Beşer bey de bu meseleyle alakalı soruya verdiği cevapta; "Bu noktada Bediüzzaman'ın hayatın tabakaları ile ilgili açıklamaları ilginç ve ikna edicidir"(bkz. Prof. Dr. Faruk Beşer, Fetvalarla Çağdaş Hayat) demektedir.

*Rivayet edilir, bir gün Hızır(a.s) bir yerde bulunurken, fukaranın bir tanesi gelmiş, demiş ki; 'Çoluk çocuğum çok aç, Allah rızası için bir kaç kuruş ver de, ekmek alıp, çoluk çocuğuma yedireyim.' Hızır da para nerede? Diyor ki; 'benim param yok ama madem 'Allah rızası için' dedin, şu ileride bir köle pazarı var, beni orada sat da, çocuklarına ekmek parası götür.'

O zaman da köy ağalarından bir tanesi hanımına diyor ki; "yahu bu kadar rençberlik işimiz var, ben bunların hepsini yapamam, gidip bir köle alayım geleyim de, onunla beraber çalışalım."

Bir de köle meydanına geliyor, görüyor ki, meydanda ceylan gibi bir köle var. Hemen köleyi satın alıyor. Köye doğru gelirken, Hızır aleyhisselamın heybeti adamı eritiyor.

Eve geliyorlar, adam misafirine yemek getiriyor, beraber yiyorlar. Ağa içinden "hele bu gün misafirdir, bir şey demeyeyim" diyor. Ertesi gün de bir şey demiyor. Üçüncü gün Hızır(a.s); 'yahu sen beni buraya getirdin, ben senin kölenim, bana bir şeyler de, yapayım" diyor.

Adam "sen ne yapabilirsin?" diye soruyor. Hızır da "ben her şeyi yapabilirim" diyor. Adam " şu taşlarla buraya merek(saman koyma yeri) yapacağız" deyince Hızır(a.s); "Oo, ben zaten merek ustasıyım, sen git, ben hallederim" diyor. Adam akşam gelince bakıyor ki bina yapılmış. Çok şaşırıyor; "yahu bu taşları yalnız başına nasıl kaldırdın" diye soruyor, Hızır; "benim işim bu" diyor.

Adam eve yemek getirmek için gidiyor, hanımına "yahu bu bizim bildiğimiz insanlardan değil" diyor. Geri dönünce Hızır(a.s)'a diyor ki; "Yahu ben senden korktum, Allah'ını seversen söyle, sen kimsin?" Muhatabı da diyor ki; "İşte bu söz beni sattırdı." Sonra Hızır olduğunu açıklayıp, adama dua ediyor ve oradan ayrılıyor. *Allah rahmet eylesin, Müftü Efendi'den(Solakzâde Sadık Efendi) işittim, benim son hocamdır o. Anlatmıştı; "Saf, temiz kalpli adamın biri duymuş ki; 'kırk gün sabah namazını Ulu Camide kılan adam muhakkak Hızır(a.s)'ı görür.' Kendi kendine "yahu ben kırk gün devam edeyim, Hızır'ı bir göreyim. Duasını alıp, şu yoksulluktan kurtulayım' diyor.

39 gün devam ediyor. Kırkıncı günü biraz geç uyanıyor, bakıyor ki namaza geç kalacak, evden fırlıyor. Telaşla camiye koşarken karşısına bir adam çıkıyor, "duydum ki beni iştemişsin' diyor. Adam kızgınlıkla "ula seni niye isteyeceğim, ben camiye kavuşacağım" diyor. Adam "bilmiyorum, ben duydum ki beni görmek istemişsin" diyor. Adam o zaman meseleyi anlıyor, dönüp bakıyor ki, adam ortada yok..

*Abdülkadir Geylani hazretleriyle de çok oturup kalkmaları var Hızır aleyhisselam'ın..

*لاَ مَهْدِى اِلاَّ عِيسَى

"İsa(a.s) dan başka Mehdi yoktur" mealinde bir hadis var. Bunu bir yerde izah etmişim ama unuttum ki hangi kitapta(Not: Hayatım Hatıralarım adlı eserde)..Bunu bazıları yanlış anlıyorlar. Mehdi'nin aynı zamanda Hz. İsa olduğunu düşünüyorlar. Tehlikeli bir şey, tehlikeli bir itikad.

Bir zaman böyle itikadda bazı insanlar görünce bu meselede bir risale yazdım. Bu meseleleri orada elimden geldiği kadar izah ettim. Bekir bey(Berk) o zaman " yahu sen bunu bana ver, ben sana getireyim" dedi, mahkemelerde bir meseleyi izah ederken onu kullanmak için.. Bir daha risale geri gelemedi, mübarek ne yaptıysa, çalıştığımız öylece kaldı.

Peygamber olan birine Peygamber değildir demek küfre götürdüğü gibi, Peygamber olmayana Peygamber demek de küfre götürür.

Mehdi Peygamber Efendimizin sülalesinden, İsa(a.s) ise İsrailoğullarından. Bunun izahını nasıl yapacaksınız? Hâşâ hulul akidesine girip, "İsa(a.s) Mehdinin içine girdi" mi diyeceksiniz? Nasıl olur yahu? Nasıl olsa küfre gidiyorsun..

Not: Bu meselede merhum hocamızın izahını eserinden nakledelim; "Hizmet maksadıyla Ankara'ya gitmiştim, mevsim kıştı. Bayram Ağabey o zamanlar Ankara'da Hacı Bayramda '27 Numara' diye bilinen medresede kalıyordu. Kendisine misafir oldum. Ankara'da birkaç gün kaldıktan sonra Bayram Ağabey bana, 'buraya gelmişken, bir de Konya'ya gitsek' teklifinde bulundu. Birlikte yola koyulduk. Konya yolculuğumuzda bir ara bana şu soruyu sordu:

"Bazı kardeşler Mehdinin Hazret-i İsa olduğunu zannediyorlar. Siz buna ne dersiniz?"

Ben de böyle bir anlayışın itikadî yönden tehlikeli olduğunu kendisine anlattım.

"O halde tehlike büyümeden bir tedbir almamız lazım. Ankara'ya döndüğümüzde ben bu konuyu derslerde açayım. Siz de cemaate izah edin."dedi.

Ankara'ya döndüğümüzde rahmetli Bekir Ağabey de 27 Numaraya gelmişti. Bayram Ağabey, Bekir Ağabeyin yanında bu mevzuu açtı. Bekir Ağabey:

"Hocam, dedi, İsa'dan başka Mehdi yoktur." hadis-i şerifini nasıl anlayacağız? İlk bakışta bu hadisten Hz. İsa ile Mehdi'nin aynı şahıs olduğu zannediliyor. Halbuki Risale-i Nurdan öğrendiğimize göre, her asırda büyük mehdinin vazifesini görecek mehdi-misal zatlar geldiği gibi ahirzamanda da mehdi-i azam gelecek ve en büyük bir tecdit hareketinde bulunacaktır."

Kendisine şöyle cevap verdim:

"Ben bu hadisi Kütüb-ü Sitte'den olan Sünen-i İbn-i Mace'de görmüştüm. Muhaddisler bu hadis-i şerife şöyle mana vermişler: "Buradaki Mehdi kelimesi şahıs değil sıfattır. Yani Peygamberimizden sonra hidayet sıfatına kemaliyle sahip olan zat Hz. İsa'dır. Çünkü bir çok insanın hidayetine o vesile olmuştur. Ahir zamanda gelecek Mehdi-i Azam ise Peygamberimizin evladından bir zattır. Ve ahir zaman fitnesinin en dehşetli olduğu bir zamanda bu ümmetin imdadına koşacak ve onların hidayetlerine vesile olacaktır. Bu hususta pek çok hadis-i şerif vardır. Ahir zamanda gelecek Hz. Mehdi ile Hz. İsa'yı bir kabul etmek hem büyük bir hata, hem de itikadi yönden büyük bir tehlikedir.

Gerçekte Mehdi olmayan bir mürşide Mehdi demenin şer'an bir mahzuru yoktur. Ama, Hz. İsa (as.) meselesi böyle değildir. Peygamber olmayan bir kimseye peygamber demek insanı küfre götürür. Onun için bu konuda çok dikkatli olmak gerekiyor. Böyle hatalara düşenleri ikaz için şu hususları nazara vermekte fayda olur zannederim:

Bir defa ahir zamanda gelecek Mehdi, Peygamberimizin (asm.) evladındandır. Peygamberimiz bir hadis-i şerifinde "Mehdi benim neslimdendir. Fatıma'nın evlatlarındandır." buyuruyor. Şu halde Mehdi'nin anne ve babası bellidir. Yani Mehdi babasız dünyaya gelecek değildir. Annesi de Hz. Meryem değildir.

Kanaatimce Hz. İsa (as.), Hıristiyanlığın ıstıfasında yani safiyete erişmesinde, teslisten kurtulup tevhide ulaşmasında vazife görecektir. Onun için Hz. İsa'yı İslâm aleminde değil, Hıristiyan aleminde aramak gerekir. Yine Üstadımız, onun gelişini herkesin bilemeyeceğini, ancak yakınlarının onu tanıyabileceklerini haber veriyor. Ahmed Ziyaeddin Gümüşhanevî Hazretleri, "Hz. İsa'nın Hıristiyan ruhanileri arasında bir âlim olarak faaliyet göstereceğini" söylüyor. Mehdi ise irşat faaliyetlerini İslâm aleminde sürdürecektir.(Mehmed Kırkıncı, Hayatım Hatıralarım, s:488-489- Zafer Yayınları, İst. 2013)

*Merhum Ali Uçar, Ağrılı Kerem kardeş, bir de Adana medresesinde vakıf olarak kalan Hüseyin vardı. Hüseyin aslen Antakyalıydı, zengin bir adamın oğluydu. Bunlar bir gün Adana'dan Maraş'a giderken kaza geçirdiler. Hüseyin vefat etti..Ali Uçar ile Kerem ufak tefek yaralarla kurtuldular. Bir müddet sonra bir kardeş Hüseyin'i rüyasında görüyor, kazanın nasıl olduğunu soruyor. Hüseyin diyor ki; "Hiç sorma efendi, Maraş'a giderken kaza geçirdik, Ali Uçar ile Kerem öldüler, ben sağ kurtuldum. Ama şimdi beni Adana'dan başka bir yere hizmete verdiler, şimdi orada çalışacağım" diyor.

*"Hadsiz vakıatla ervah-ı evliyanın temessülleri ve ehl-i keşfe tezahürleri ve sair ehl-i kuburun yakazaten ve menamen bizlerle münasebetleri ve vakıa mutabık olarak bizlere ihbaratları gibi çok delail, o tabaka-i hayatı tenvir ve isbat eder." Mektubat, (s: 7) Mesela Hacı İshak efendi, Üstadımızı çok zaman gördü böyle. Çok görürdü, başka görenler de var. Ama o çok görürdü.

Allah rahmet etsin, bir gün baktım-o zaman ben Selimiye'deki evdeyim-bir rahatsızlığım vardı, yatıyordum. Hacı İshak geldi, selam verdi, dedi ki 'hocam, Ankara'ya gidiyorum.' 'hayırdır Hacı efendi" dedim. Dedi ki; " Üstad bu gece saat ikide yanıma geldi, dedi ki; 'bu İşaratü'l İ'caz'ı al, oradaki filan meseleyi Kenan Paşa'ya oku. Şimdi ben de gidiyorum, bunu Kenan Paşaya okuyacağım" dedi.

Ben de dedim ki; "hele ben iyileşeyim, beraber gidelim" dedim, "olur" dedi. İyileştikten sonra, ona dedim ki; "sen beni vekil tayin etsen de, ben senin yerine gidip okusam olmaz mı?" "Olur" dedi. "Pekala" dedim.

Neyse, Ankara'ya gittim, bu meseleyi Feyzi'ye, şuna buna anlattım. Nasıl edeceğiz dedik. Dediler ki; "Hasan paşa var, o bir yerde kumandanken sizin kitaplarınızı okumuş, sizi çok merak ediyor, onunla görüşelim." Randevu aldılar, saat beşte Hasan paşanın karşısına çıktık.

Konuşurken dedim ki; "paşam böyle bir zat var, bir rüya görmüş, kitap da bu. Okunacak yer de bura. Bunu Kenan Paşaya okumak istiyoruz."

Dedi ki; "sen o zata vekil olarak geldin" değil mi?" diye sordu. "Evet" dedim. "Sen de beni vekil etsen de, ben de senin yerine burayı Kenan Paşaya okusam olmaz mı" dedi. Bizle gelen Hüsrev kardeşe dedim ki; "orayı bir oku da paşam bir dinlesin." O da güzelce okuyamayınca, paşa " ver bana" dedi, aldı sanki bir nur talebesi gibi ktır kıtır okudu orayı.. Sonra "ben bu vazifeyi üzerime aldım, burayı Kenan paşaya okuyacağım" dedi ve okudu da..

İki üç sene evvel Üsküdar'da ders okuyoruz. Dersten sonra çay içerken "siyah sakallı bir adam yanıma geldi. Dedi ki; "beni tanıdın mı?" Baktım, "yok tanıyamadım" dedim. "İyi bak" dedi. Tekrar tanıyamadığımı ifade ettim. Dedi ki; "ben Hasan Paşa."

Nur talebesi olmuş, sakal bırakmış. Demek ki o İşaratü'l İ'caz aslında ona gönderilmiş.

*İnsanın doğması nasıl nimet ise, yaşaması nasıl nimet ise, ölmesi de öyle bir nimet ki, sorma daha. Allah rahmet etsin, Bizim Peder Medine'de idi. Görmeye gittim. Baktım rahatsız, yaşı da fazlalaşmıştı. Gece beraber oturuyorduk. Dedi ki; "hoca, bilirsen, şimdi ölüm parayla satılsa var ya, birinci müşterisi benim."

*Hacı Süleyman Arı'nın pederi vardı, İbrahim efendi.. kendisi hocaydı. Çok da yaşlıydı. Beni gördükçe "hocaefendi" derdi, "buyur hocam" deyince, "acaba sen ne dersin, ben daha acaba niye dururam? Benim yapacak bir şeyim yok, ölmem lazım." Sanki ben kendisine diyorum; "bir kaç gün daha dur."

İnam efendi de yine aynı filan.. Gidiyorum İnam hocayı ziyarete. Diyor ki "hoca, sence ben niye ölmürem? Daha neye dururam ki, sana soraram?" ölümü arzu ediyorlar yani..

Not: Üstad hazretleri bu gibi zatlar için ne güzel demiş; "Ölümün hakikatını gören kâmil insanlar, ölümü sevmişler. Daha ölüm gelmeden ölmek istemişler."(Sözler, s: 31)

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-174

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-174

Ders: Asa-yı Musa, s: 105(Ayetü’l Kübra Risalesinden) İzah: Mehmed Kırkıncı Hocaefendi

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-173

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-173

Ders: 13 Lem’a, 10. İşaret İzah: Prof. Dr. Alaaddin Başar İzah edilen kısım: İblis'in e

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-172

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-172

Ders: Emirdağ Lahikası(s: 181) İzah: Prof. Dr. Şener Dilek İzah edilen kısım: “Risale-i N

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-171

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-171

Ders: 13. Lem’a, 9. İşaret İzah: Prof. Dr. Alaaddin Başar *İnsanlar içinde manen atom kad

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-170

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-170

Ders: Şualar; 319, (13. Şuadan) İzah: Prof. Dr. Şener Dilek İzah edilen kısım: Ve asıl h

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-169

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-169

Ders: Muhakemat (s: 69,) Birinci Makale, Dördüncü Mesele İzah: Prof. Dr. Şener Dilek

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-168

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-168

Ders: 19. Söz, 10, 11, 12.Reşhalar İzah: Mehmed Kırkıncı Hocaefendi *“Bilirsin ki: En ziya

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-167

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-167

Ders: 18. Söz İzah: Mehmed Kırkıncı Hocaefendi *Cenab-ı Hak bu dünyayı kulluk için bir

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-166

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-166

Ders: Hizmet Rehberi, s: 26-27 İzah: Prof. Dr. Şener Dilek İzah edilen kısım; “Bazan bir

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-165

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-165

Ders: Hizmet Rehberi, s: 58 İzah: Prof. Dr. Şener Dilek *İnsanın manevi terakki ve tasaffisind

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-164

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-164

Ders: Muhakemat, Birinci Makale, 9. Mukaddime İzah: Prof. Dr. Ahmet Akgündüz *“Ukûl-ü seli

O gün ne mal fayda verir, ne de evlat. Ancak Allah'a selim bir kalb ile gelenler (fayda görürler.)

Şuara, 88-89

GÜNÜN HADİSİ

Herhangi bir kişi, mükemmel bir abdest alıp da namaz kılarsa, o namazla gelecek namaz arasında işlediği bütün günahları bağışlanır.

Buhari

TARİHTE BU HAFTA

*Prut Barış Antlaşması (Osmanlı-Rusya) 22 Temmuz 1711 *İkinci Meşrutiyet'in ilanı 23 Temmuz 1908

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI