Cevaplar.Org implant

HABBAB BİN ERET(R.A)

“Allah, Habbab'a rahmet etsin. O, isteyerek müslüman olmuş, boyun eğerek hicret etmiş ve cihâd ederek yaşamıştır.” Hz. Ali(r.a) Ümmü Enmar el-Huza'ıyye, Mekke'deki köle pazarına gitti


Zahid Başçı

malasahit@gmail.com

2017-04-10 17:56:55

 "Allah, Habbab'a rahmet etsin. O, isteyerek müslüman olmuş, boyun eğerek hicret etmiş ve cihâd ederek yaşamıştır." Hz. Ali(r.a)

Ümmü Enmar el-Huza'ıyye, Mekke'deki köle pazarına gitti. O, kendisine hizmet edecek ve aynı zamanda elindeki işini ilerletecek bir köle satın almak istiyordu. Köleler arasında dolaşmaya başladı. Gözü, henüz büluğ çağına ermemiş bir çocuğa değdi. Çocuğun fiziki yapısı, davranış biçimi ve yüzündeki zeka alametleri onun hoşuna gitti. Yanılmamıştı. Onu satın aldı ve eve götürdü. Ve aralarında şu konuşma geçti;

-Adın ne senin çocuk?

-Habbab.

-Babanın adı ne?

- El-Erett.

-Nerelisin?

- Necîd'liyim.

-O halde sen arabsın.

-Evet, hem de Benî Temîm kabîlesindenim.

-Peki, neden Mekke'deki köle tacirlerinin eline düştün?

-Arap kabîlelerinden birisi bizim obamıza baskın yaptı. Hay­vanları alıp götürdüler. Kadın ve çocukları da esir aldılar. Ben de esir alınan çocuklar arasındaydım. Ondan sonra çeşitli kimselerin eline düştüm. Mekke'ye getirildim ve işte şimdi de senin kölen oldum.(1)

Ümmü Enmar kılıç yapma sanatını öğrenmesi için Habbab'ı, Mek­ke demircilerinden birinin yanına verdi. Habbab büyüyüp kılıç yapmayı öğrendikten sonra Ümmü Enmar ona bir dükkan tuttu. Habbab sanatını orada icra etmeye başladı.(2)

Kendisi ilk Müslüman olanlardandır. Muhtemelen 15 yaşlarındayken İslam ile şereflenmiştir. İlk Müslüman olanların altıncısıdır.

İmam Mücahid diyor ki; "Müslümanlıklarını ilk açıklayanlar; Rasulullah(s.a.v), Ebubekir, Habbab, Suheyb, Bilal, Ammar ve Ammar'ın annesi Sümeyye'dir. Rasulullah'ı amcası Ebu Talib himaye ediyordu. Ebubekir'i kavmi himaye ediyordu. Amma diğerlerine gelince, müşrikler onlara demir zırhlar giydirip kızgın güneşte vücutları yanıncaya ve ve bitap düşünceye kadar işkence ediyorlardı."

İmam Şabi diyor ki; "Habbab bin Eret müşriklerin dediğini kabul etmezdi. Onun çıplak sırtını güneşte ısınan kızgın taşların üzerine yapıştırır, derisi ve sırtı yanıncaya kadar işkence ederlerdi."(3)

Habbab'ın oğlu Abdullah'tan rivayetle Habbab(r.a) anlatıyor;

قَالَ شَكَوْنَا إِلَى رَسُولِ اللَّهِ وَهُوَ مُتَوَسِّدٌ بُرْدَةً فِي ظِلِّ الْكَعْبَةِ فَقُلْنَا أَلاَ تَسْتَنْصِرُ لَنَا أَلاَ تَدْعُو لَنَا فَقَالَ قَدْ كاَنَ مِنْ قَبْلِكُمْ يُؤْخَذُ الرَّجُلُ فَيُحْفَرُ لَهُ فِي اْلأَرْضِ فَيُجْعَلُ فِيهاَ ثُمَّ يُؤْتَي بِالْمِنْشَارِ فَيُوضَعُ عَلَى رَأْسِهِ فَيُجْعَلُ نِصْفَيْنِ وَيُمْشَطُ بِأَمْشَاطِ الْحَدِيدِ مَا دُونَ لَحْمِهِ وَعَظْمِهِ مَا يَصُدُّهُ ذَلِكَ عَنْ دِينِهِ وَاللَّهِ لَيُتِمَّنَّ اللهُ هَذَا اْلأَمْرَ حَتَّى يَسِيرَ الرَّاكِبُ مِنْ صَنْعَاءَ إِلَى حَضْرَمَوْتَ لاَ يَخَافُ إِلاَّ اللَّهَ وَالذِّئْبَ عَلَى غَنَمِهِ وَلَكِنَّكُمْ تَسْتَعْجِلُونَ وَ فِي رِواَيَةٍ : وَهُوَ مُتَوَسِّدٌ بُرْدًةً وَقَدْ لَقِيناَ مِنَ الْمُشْرِكِينَ شِدَّةً .

 "(İslam'ın ilk günlerinde) Rasulullah(s.av) bürdesini başının altna koyup Kâbe'nin gölgesinde yattığı bir sırada Rasûlullah(s.a.v.)'e müşriklerden çektiğimiz sıkıntılardan dolayı şikayette bulundum. Bizler için Allah'tan yardım dilemiyecek misiniz, bizim için dua etmeyecek misiniz? dedim. Rasûlullah (s.a.v) de şöyle buyurdular: "Önceki toplumlardan bir mü'min yakalanır, kazılan bir çukura gömülür, sonra da başından aşağı testereyle ikiye ayrılırdı, vücudu demir taraklarla taranırdı. Fakat bütün bu yapılanlar onu dininden döndüremezdi. Yemin ederim ki Allah mutlaka bu dini yeryüzüne hakim kılacaktır. Öylesine hakim kılacak ki, tek başına bir atlı Sana'dan Hadramevt'e kadar gidecek, Allah'tan ve koyunlarına zarar verecek kurttan başka hiç bir şeyden korkmayacaktır. Ne var ki siz acele ediyorsunuz." Buhârî'nin başka bir rivayetinde: Peygamber (s.a.v) hırkasına bürünmüştü, bizler de müşriklerden çok işkence görüyorduk şeklindedir. (Buhârî, Menâkıb 25)(4)

İmam Şabi anlatıyor; "Habbab bin Eret halifeliği döneminde bir gün Hz. Ömer'in(r.a) yanına girdi. Hz. Ömer ona iltifat edip yanına oturttu ve dedi ki; "Bu mecliste buraya oturmaya Habbab'dan daha layık bir kişi var." Yanındakiler sordular; "Ey Müminlerin emiri, o kimdir?" Hz. Ömer(r.a); "Bilal'dir" deyince, Habbab ona dedi ki; "Ey Müminlerin emiri! Bilal benden daha layık değildir. Çünkü müşrikler arasında bazı kimseler vardı ki, Allah onlarla Bilal'i korurdu. Beni koruyan kimse yoktu. Benim halimi görecektiniz. Bir gün müşrikler beni yakaladılar, bana işkence etmek için ateş yaktılar. O yaktıkları ateşte beni sırtüstü yatırdılar. Sonra onlardan birisi göğsümün üzerine ayağıyla bastırdı. Ve sırtım yanarak yerin serinliğini hissettim.' Sonra sırtını açtı. Bir baktık ki, sırtı hep yanık izlerinden alaca olmuş."(5)

Ebu Salih diyor ki; "Habbab demirci idi, kılıç yapardı. Rasulullah(s.a.v) ona iltifat eder, o da Rasulullah'a gelirdi. Onun Rasulullah'ın(s.a.v) yanına gelip gittiği ve ona iman ettiği efendiyesi Ümmü Enmar'a söylendi. Ümmü Enmar da demiri ateşte ısıtıp o kızgın demirle Habbab'ın başını dağlardı. Ammar(r.a) bu durumu Rasulullah'a şikayet etti. Efendimiz(a.s.m) ona şöyle dua etti; "Allah'ım! Habbab'a nusret eyle, ona yardım et."

Bir müddet sonra Ümmü Enmâr'ın başında bir hastalık çıktı. O hastalığın acısından dolayı köpekler gibi uluyordu. O zaman ki tabiblere sordu. Onlar da başının dağlanması gerektiğini söylediler. Ümmü Enmâr da bu dağlama işini kölesi Habbab'a yaptırırdı. Habbab demiri ateşte ısıtır, sonra o kızgın demir ile Ümmü Enmâr'ın başını dağlardı."(6)

İmam Mesruk'un Habbab bin Eret'ten rivayetine göre Hz. Habbab şöyle demiştir; "Ben demircilik yapan bir ki­şiydim. As bin Vail'den alacağım vardı. Ona varıp alacağımı iste­dim. Bana, «Hayır! Allah'a yemin ederim ki, sen Muhammed'i inkâr etmedikçe senin alacağını vermem» dedi. Ben de «Hayır! Allah'a yemin ederim, sen ölüp haşre gönderildikten sonraya kadar dahi Muhammed'i inkâr etmeyeceğim» dedim. O bana(alay ederek), «Ben ölüp haşre gönderildiğim zaman bana gelirsin. Nasıl olsa o zaman da malım ve çocuğum olacak. Sana hakkını o zaman veririm» dedi. Bunun üzerine Meryem suresinin 77 ila 80. Ayetleri nazil oldu;

 أَفَرَأَيْتَ الَّذِي كَفَرَ بِآيَاتِنَا وَقَالَ لَأُوتَيَنَّ مَالاً وَوَلَداً{*} أَاطَّلَعَ الْغَيْبَ أَمِ اتَّخَذَ عِندَ الرَّحْمَنِ عَهْداً {*} كَلَّا سَنَكْتُبُ مَا يَقُولُ وَنَمُدُّ لَهُ مِنَ الْعَذَابِ مَدّاً {*} وَنَرِثُهُ مَا يَقُولُ وَيَأْتِينَا فَرْداً

"Ayetlerimizi inkâr eden ve 'Andolsun bana mal ve ev­lat verilecektir' diyeni gördün mü?. O gayba muttali mi oldu, yoksa Rahman'ın katından bir ahid mi aldı? Hayır! Biz onun söylediğini yazacağız ve onun için azabı uzattıkça uzatacağız. Onun dediğine biz varis olacağız. O bize yapayalnız gelecektir."(7)

Bütün bu işkencelere rağmen İslâm'ı tebliğden geri kalmazdı. Tâhâ suresinin bazı ayetlerini Hz. Ömer'in kızkardeşinin ailesine öğretirken Ömer içeri girmiş; onların hallerindeki samimiyet Ömer'in müslüman olmasına vesile olmuştur.

Hz. Habbâb (r.a) 25 yaşında Medine'ye hicret edince, Hz. Peygamber (s.a.s) onu Cebr b. Atik ile kardeş yapmıştır. Habbab, Ensar'ın gözetiminde Medine'de uzun zaman mahrum edildiği rahatın tadını çıkardı. Huzurunu bozan birşey olmadan Peygamberi'ne yakın olmak mutluluğuna erdi. Peygamberle birlikte Bedir'de bulundu ve onun sancağı altında dövüştü. Onunla birlikte Uhud harbine de katıldı. Allah ona, Ümmü Enmar'ın kardeşi Siba ibn-i Abdiluzza'yı Allah'ın aslanı Hamza ibn-i Abdilmuttalib tarafından yere serilmiş halde görmek saadetini de verdi.

Habbab (r.a) uzun süre yaşamıştır. Hatta Rasûlullah'ın (s.a.v.) dört halifesini de görmüştür. Hz. Ebû Bekir'in vefatından sonra, Hz. Ömer'den izin alarak Kûfe'ye cihad için gitmiş, hicri 37 tarihinde şiddetli bir hastalığa tutulmuştur. Hastalığın şiddetinden günde yedi defa başını dağlatan Habbâb, hastalık anında acı içerisinde "Hz. Peygamber (s.a.s) bizi ölümü temenni etmekten alıkoymasaydı, temenni ederdim" demiştir.(8)

Harise bin Mudarrib anlatıyor; "Habbab'ı hastalığında ziyaret ettim. Hastalığından dolayı başı yedi defa demir ile dağlanmıştı. Şöyle demişti; "Eğer Rasulullah(s.av.)'dan; "Kişi için sıkıntıdan dolayı ölümü istemesi caiz değildir" sözünü işitmeseydim, muhakkak ki Allah'tan ölümü isterdim."

Habbab'a Mısır keteninden kefen getirildi. Onu görünce ağladı ve şöyle dedi; "Rasulullah'ın amcası Hamza şehid olduğunda kendi bürdesi ona kefen yapıldı. Başını örttükleri zaman ayakları dışarıda kalırdı. Ayaklarını örttükleri zaman da başı dışarıda kalırdı. Sonunda vücudunun bir kısmı İzhir otuyla kapatıldı. Beni Rasulullah(s.a.v) zamanında gördünüz, ne dinar ne de dirhemim vardı. Bugün benim evimin bir köşesinde bulunan sandığımda kırk bin dirhem veya dinar vardır. Korkarım ki amellerimizin karşılığı dünyada bize dünya nimeti olarak acilen verilmiş olsun."(9) 

Buhari ve Müslim'de geçen bir rivayette ise ilk arkadaşlarını şöyle anmıştı;

هَاجَرْنَا مَعَ رسولِ الله ، نَلْتَمِسُ وَجْهَ الله تعالى، فَوَقَعَ أَجْرُنَا عَلى الله، فَمِنَّا مَنْ مَاتَ وَلَمْ يَأْكُلْ مِنْ أَجْرِهِ شَيْئاً، مِنْهُمْ مُصْعَبُ بن عُمَيْر ، قُتِلَ يَوْمَ أُحُدٍ، وَتَرَكَ نَمِرَةً، فَكُنَّا إذَا غَطَّيْنَا بِهَا رَأْسَهُ، بَدَتْ رِجْلاهُ، وَإذَا غَطَّيْنَا بِهًا رِجْلَيْهِ، بَدَا رَأْسُهُ، فَأَمَرَنَا رسولُ الله ، أَنْ نُغَطِّيَ رَأْسَهُ، وَنَجْعَلَ عَلَى رِجْلَيْهِ شَيْئاً مِنَ الإذْخر، وَمنَّا مَنْ أَيْنَعَتْ لَهُ ثَمَرَتُهُ، فَهُو يَهْدِبُهَا

"Allah'ın rızasını kazanmak için Rasulullah (s.a.v.)'le birlikte Medine'ye hicret ettik. Hicretimizin mükafatı Allah'a kalmıştı. Arkadaşlarımızdan bazıları elde edecekleri mükafattan hiçbir şey yemeden vefat ettiler. Onlardan biri de Mus'ab ibni Umeyr (r.a.)'dır. O Uhud günü şehid edilmişti. Çizgili bir kaftandan başka hiçbir şeyi yoktu. Bu kaftanı kefen olarak başına örttüğümüzde ayakları açılıyor, ayaklarına örttüğümüzde de başı açılıyordu. Neticede Peygamber (s.a.v.) başını örtmemizi ve ayak tarafını izhır denilen ottan koymamızı emretti. Bizden bazıları da vardı ki hicretin meyvelerine ulaştı ve onları devşirdi yani pek çok dünya nimetlerine kavuştu." (Buhari, Cenaiz 27, Müslim, Cenaiz 44)(10)

Tarık Bin Şihab anlatıyor; "Rasulullah'ın(a.s.m) ashabından bir gurup Habbab'ı hastalığında ziyaret ettiler. Ona dediler ki; "Sana müjdeler olsun. Ashab-ı Kiram olan arkadaşlarına yarın kavuşmuş olacaksın." Onlar böyle deyince o ağladı ve dedi ki; "Evet benim halim onu gösteriyor, ama ben öleceğim için sıkıntılı değilim. Ancak sizler bir takım insanları bana hatırlattınız. Onların benim kardeşlerim olduğunu söylediniz. Doğrudur. Ama onlar( yani yakın arkadaşları olan ilk Müslümanlar) bildiğiniz gibi sevaplarıyla, ecirleriyle gittiler. Ama ben korkarım ki, onlardan sonra Allah'ın bana verdiği bu dünyalık mallar benim sevabım olsun."

Kays bin Ahnef en Nahii babasından o da Habbab'ın oğlundan rivayetle oğlu diyor ki; "Kufeliler önceleri ölülerini evlerinin etrafında defnediyorlardı. Babamın hastalığı ağırlaşınca bana dedi ki; "ey oğulcuğum! Ben ölünce ben, Kufe'nin arkasına defnediniz. Çünkü siz beni Kufe'nin arkasına defnederseniz, insanlar derler ki; 'Kufe'nin arkasında Rasulullah'ın(a.s.m) ashabından birisi defnedilmiştir.' İnsanlar da ölülerini oraya defnederler.' Habbab vefat edince onu Kufe'nin arkasına defnettiler. Böylece kendisi Kufe'nin arkasına defnedilen ilk kişi oldu."(11)

Sahih olan görüşe göre, Habbab Hicretin 37. Senesinde, 73 yaşındayken vefat etmiştir. Uzun zaman hasta olarak yaşamış, hastalığından dolayı Hz. Ali(r.a) ile Sıffin'de bulunamamıştır.(12)

Zeyd bin Vehb diyor ki; "Sıffin'den dönerken Hz. Ali ile beraber idik. Kufe şehrinin kapısına gelince, o anda yedi tane kabrin sağ tarafımızda olduğunu gördük. Hz. Ali(r.a); "bu kabirler kimin" diye sordu. Dediler ki "Ey emir'el müminin! Sen Sıffin'e çıktıktan sonra Habbab bin Eret vefat etti. Kufe'nin dış tarafında defnedilmesini istemişti. Daha önce insanlar ölülerini evlerinin etrafında veya evlerinin bahçesinde defnederlerdi. Habbab'ın Kufe'nin dışına defnedildiğini görünce onlar da ölülerini Kufe'nin dışına defnettiler."

Hz. Ali(r.a) dedi ki; "Allah Habbâb'a rahmet etsin. İsteyerek coşkuyla müslüman oldu; Allah'ın emrine itaat ederek hicret etti; hayatı boyunca mücâhid yaşadı; bedenine çektirilen işkenceler ve hastalığı ile imtihan edildi. Allah güzel amel işleyenin amelini zayi etmez" dedi. Kabrine yaklaşarak şöyle dua etti. "Ey mümin ve müslümanlar diyarı! Allah'ın selâmı üzerinize olsun, siz bizden önce yerinize ulaştınız, biz de inşâallah kısa zamanda size katılacağız. Allah'ım onları ve bizi mağfiret et. Bizi ve onları affet. Ahireti düşünüp onun için amel eden, az ile kanaat eden, Allah (c.c)dan razı olan kullara müjdeler olsun, Allah'ın rızası olsun."(13)

Dipnotlar

1-Dr. Abdurrahman Rafet el Bâşa, Sûrun Min Hayatu's Sahabe, s.424-425, Dar'ul Edebi'l İslamiye, Kahire, 1997

2- a.g.e.

3- İbnu'l-Esir, Üsdü'l- Gâbe fi Marifeti's-Sahabe, cilt: 1, s:591, Darul Fikr, Beyrut baskısı, 1989(Hicri; 1409)

4-Riyazü's Salihin, hn. 41

5- İbn-i Sa'd, Tabakatü'l Kübra, Cilt: 3, s.88, Daru'l İhyau't Turasil el Arabi, Beyrut

6- Üsdü'l- Gâbe fi Marifeti's-Sahabe, cilt: 1, s:592

7- İbn-i Sa'd, Tabakatü'l Kübra, Cilt: 2, s.87

8-İbn Hacer, el-İsâbe, I, 416; İbnü'l Esîr, Üsdü'l-Gâbe, II, 116

9- İbn-i Sa'd, Tabakatü'l Kübra, Cilt: 3, s.88

10- Riyazü's Salihin, hn. 476

11- İbn-i Sa'd, Tabakatü'l Kübra, Cilt: 3, s.88-89

12- İbnu'l-Esir, Üsdü'l- Gâbe fi Marifeti's-Sahabe, cilt: 1, s:593

13- İbnu'l-Esir, Üsdü'l- Gâbe fi Marifeti's-Sahabe, cilt: 1, s:593

 

 

 

 

 

 

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-158

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-158

Ders: 22. Mektup(Uhuvvet Risalesi-)2. Ders İzah: Mehmed Kırkıncı Hocaefendi

ANNESİNE AYRI EV TUTMAK İSTEYEN ADAM

ANNESİNE AYRI EV TUTMAK İSTEYEN ADAM

“Bir gün yanıma bir zat geldi. Annesinin kendilerini çok rahatsız ettiğini, hanımı ile geç

“HOCAM SİZ HANGİ TARİKATTAN VEYA HANGİ CEMAATTENSİNİZ?”

“HOCAM SİZ HANGİ TARİKATTAN VEYA HANGİ CEMAATTENSİNİZ?”

Konferanslarımın birinin ardından bazıları yanıma geldi, memnuniyetlerini dile getirip tebrikl

EHL-İ KİTAB’IN KESTİKLERİNİN HÜKMÜ-2

EHL-İ KİTAB’IN KESTİKLERİNİN HÜKMÜ-2

Hâzin ve daha başka alimlerin naklettiğine göre Şa’bî ve Atâ’a şöyle bir soru sorulur:

KENDİ DİLİNDEN BEDİÜZZAMAN-5

KENDİ DİLİNDEN BEDİÜZZAMAN-5

SİYASETLE İŞTİGALİ VE İTTİHAD-I MUHAMMEDİYE CEMİYETİNE GİRMESİ *Dokuz-on sene evveldeki

PEYGAMBERİMİZİN GÜNLÜK HAYATINDAN

PEYGAMBERİMİZİN GÜNLÜK  HAYATINDAN

Sevgili Peygamberimizin zikirsiz, fikirsiz, şükürsüz, duasız, niyazsız ve ibadetsiz bir anı y

KÖYLÜNÜN ZEKASI

KÖYLÜNÜN ZEKASI

Yıllar önce İran Şahı avlanırken, kestane ağacı diken bir ihtiyara rastlamış; atını durd

İYİ Kİ TEDAVİ ETTİK

İYİ Kİ TEDAVİ ETTİK

Genç doktor, arkadaşına; “şu adamı tam zamanında ameliyat ettik” diye seslendi, “bir ka

ŞEYH SAFFETULLAH-I OHİNİ(1939-1989)

ŞEYH SAFFETULLAH-I OHİNİ(1939-1989)

Kıymetli ziyaretçilerimiz, Son devrin bilinmeyen büyük âlimlerinden merhum Şeyh Saffetullah-ı

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-157

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-157

Ders: 22. Mektup, 1. Mebhas(Uhuvvet Risalesi) İzah: Mehmed Kırkıncı Hocaefendi *Cenab-ı Hakk

HASAN BASRİ ÇANTAY ANLATIYOR

HASAN BASRİ ÇANTAY ANLATIYOR

Marmara İlahiyat Fakültesi emekli öğretim görevlilerinden İsmail Karaçam Beyefendi hatıratı

SİTE HARİTASI