Cevaplar.Org implant

RİSALE-İ NUR VE MİSYONU-1

“Risale-i Nur, bize, Rabbimizi tanıtan dört külli muallimden, dört umumi tarif ediciden bahseder. Bunlar, büyük kitap denilen kainat, yani bütün bir var edilmişler alemi; kainat kitabını en doğru, en kusursuz şekilde okuyan Kuran-ı Kerim; Kuran’ın ete, kemiğe bürünmüş bir yorumu olan son Peygamber Hz. Muhammed(a.s.) ve fıtrat dilinin en öncelikli muhatabı olan vicdan başta olmak üzere insan mahiyetinin bütünüdür


2017-03-09 16:29:20

Takdim

Kıymetli ziyaretçilerimiz, geçenlerde sitemizde Yeni Akit gazetesinden bir alıntı paylaşmıştık. Yazının sahibi Latif Erdoğan bey gazetedeki sütununda "Risale-i Nur'un mahiyet ve gayesini izah için oldukça uzun bir makale kaleme aldım. Bugünkü yazımda, henüz hiçbir yerde yayınlamadığım söz konusu makaleden önemli gördüğüm çok kısa bir bölümü sizlerle de paylaşayım istedim" diye yazmıştı.

Biz ilgili yazıyı paylaştıktan sonra, Latif beyin kıymetli oğlu Süleyman bey bizi arayarak, yazının tamamını yayınlanmak üzere sitemize gönderebileceklerini söylediler. Kendilerine bir kere daha teşekkür ediyoruz. Saygılarımızla. Cevaplar.org

"Risale-i Nur, bize, Rabbimizi tanıtan dört külli muallimden, dört umumi tarif ediciden bahseder. Bunlar, büyük kitap denilen kainat, yani bütün bir var edilmişler alemi; kainat kitabını en doğru, en kusursuz şekilde okuyan Kuran-ı Kerim; Kuran'ın ete, kemiğe bürünmüş bir yorumu olan son Peygamber Hz. Muhammed(a.s.) ve fıtrat dilinin en öncelikli muhatabı olan vicdan başta olmak üzere insan mahiyetinin bütünüdür. Esasen, Rabbimizi tanımak bizim aynı zamanda yaratılış gayemizdir. Öyle ise, Risale-i Nur bize yaratılış gayemizi hatırlatır; bu gayeye uygun bir hayat sürmenin yol ve metodunu öğretir.

Böylesi bir uyarı ve öğreti, aslında bütün dinlerin gönderiliş gayesidir. Semavi dinlere kaynaklık eden semavi kitaplar bu öğreti uğruna gönderilmiş, semavi kitapların yorumunu yapan Nebiler, bu öğreti adına bizimle aynı hayatı paylaşmışlardır.

Semavi kitapların ve onların birer yorumu olan nebevi öğretilerin konu edindikleri hususlar üzerinde daha sonra yüzlerce, binlerce ilim adamı, filozof fikir beyanında bulunmuş; bu fikirlerden bazısı aklın, bazısı keşif ve ilhamın eseri olarak vücut bulmuştur. Sonuçta bütünü birden aynı hakikati işarette birleşmişler; hayatta en büyük hakikatin iman olduğu hususunda karar kılmışlardır.

İmandan sonraki en büyük hakikat ise, hiç kuşkusuz, ibadettir ve özellikle de bütün ibadet şekillerini içinde barındıran en cami, en külli bir ibadet olan namazdır. İbadeti de içine alan daha kapsamlı bir ifade Kuran-ı Kerimde amel-i salih kavramıyla anlatılır.

 Peygamber Efendimiz, 'ben güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderildim, buyurmasının işaretiyle anlıyoruz ki, iman ve amel-i salihten sonraki en kapsamlı hakikat güzel ahlaktır.

Risale-i Nur Külliyatını baştan sona tetkik etmiş her münevver insan bilir ki, Risale-i Nur'un kendisine gaye, maksat ve hedef edindiği üç ali netice , iman, amel-i salih ve güzel ahlaktan ibarettir. O, samimi okurlarına, bu üç ana konuda kazanım adına vesile olacağını tekeffül eder. Bu kazanımları elde etmede metot olarak Kuraniliği esas alır. Sünnete bağlılığı olmazsa olmaz şart olarak görür.

İman, Risale-i Nur'da en öncelikli konudur. Özellikle on dokuzuncu asrın başından günümüze kadar uzayan çizgide, materyalizm ve maddeci anlayışın etki ve tahribiyle, iman esaslarının bir bir sarsıldığı bir dönemde, dini tekliflerin ister teorikte isterse pratikte kabul görmesinin en birinci şartı imanı uğradığı bu tahrip ve saldırıdan kurtarmak ve insanları sarsılmayan tahkiki bir imana kavuşturmak, elbette en birinci mesele olarak görülmeliydi, nitekim öyle de oldu; ve zaman binlerce tecrübe ile bu görüşün ne kadar isabetli olduğunu ispat etti.

Risale-i Nur'un iman esaslarını anlatıma öncelik vermesi, bu konulara çok yer ayırması, kesinlikle zaruret kaynaklı bir tasarruftur; imanın önemi yanında maruz kaldığı saldırıların da bu tasarrufta payı büyüktür. Diğer taraftan, imanın kendi yapısında var olan sonsuza uzanan derece farkı da yine, bu dereceleri bir bir kat etme adına imandan fazlaca bahsedilmesini zaruri kılan bir başka husustur. Bu husus itibariyle de iman meselesi, herkesin, her zaman en öncelikli meselesidir; ve bu meselenin hem kişi hem de zaman bakımından istisnası yoktur

Risale-i Nur, öncelikle taklidi olan imanı tahkiki imana dönüştürmeyi hedefler. Tahkiki imanı, ilmelyakin, aynelyakin, hakkalyakin mertebelerine çıkarmak onun yine öncelikli hedefidir. İman, bu noktaya ulaştığında marifetullah, muhabbetullah kavramlarıyla anlatılan boyutlara geçiş yapar. Bir müddet sonra iman ruhani bir zevke dönüşür; iman hayatın hayatı olur. Bütün bu mertebe ve merhalelerin kazanımında Risale-i Nur kişiye yol göstericilik yapar.

Risale-i Nur, muhatabının seviyesine göre konuşur; bu konuşmaları bazen ilim diliyle yapar; bu dönemde öncelikli muhatap akıldır; bazen irfan diliyle konuşur ki, bu durumda öncelikli muhatap insanın kalbidir; bazen hikmet diliyle konuşur ki, bu mertebede muhatap öncelikle ruh olur; bazen de fıtrat diliyle konuşur ki, o zaman da öncelikli muhatap olarak vicdanı seçer; insan mahiyetini oluşturan diğer bütün duygu, latife ve melekeler de muhatap olmada, seviyelerine göre vicdana eşlik ederler.

Vicdanın öncülüğünde insan mahiyetinin ulaştığı bu imana "külli iman" dememiz mümkündür. Bu sayede vicdan başta olmak üzere insanın mahiyetini oluşturan bütün varlığı –ki buna fıtrat denilebilir- ayrılmaz, parçalanmaz halde ve inkişafını sürdürecek kabiliyette bir iman nuruna mazhar olmuş olur.

Eğer, imanda öncülüğü ene denilen insan benliği yaparsa ulaşılan iman artık "mutlak iman" dır. İnsan beni, diğer iman boyutlarından gelen varitlerle yaptığı aşkın sentez sonucu böylesi bir imana ulaşır. Özünde ise " Mutlak iman", Cenab-ı Hakkın, kendisinin kendisine olan imanından kulunu nasiptar kılmasıdır. Külli ve mutlak iman kavramları Risale-i Nur'da doğrudan ifade edilmez. Fakat, çeşitli vesilelerle yapılan iman yorumlarından bahse konu iki kavrama ulaşmak da çok zor değildir.

Risale-i Nur; anlattığı her meselede olduğu gibi iman meselesinde de avamdan havassa herkesi muhatap alarak konuşur; fakat anlattığı hiçbir meseleyi havassa has kılarak, okumama hususunda diğerlerini uyarma ihtiyacı hissetmez. Elbette bu tutum, anlatılanlardan herkesin aynı oranda istifade edeceği anlamına gelmez. Fırsat eşitliği vardır; fakat netice eşitliği fıtri bir uygulama değildir.

Burada şu ayrıntıya da girmemiz gerekiyor: Risale-i Nur, Kelam ilminin en muğlak, tasavvufun en kapalı, felsefenin en derin konularına girmesine rağmen bunu herkese anlatabilir kılması, tamamen Risale-i Nura'a has bir özelliktir; ve ancak sehl-i mümteni kavramıyla izah edilebilir. Yani, konu o kadar sade, o kadar yalın anlatılır ki, onu okuyan aynı üslupla aynı konuları anlatabileceğini sanır; fakat kalemi eline alıp işe koyulduğunda, acze düşer, bunun çok da kolay bir iş olmadığını görür. Bazıları Risale-i Nur'un bu özelliğini, tasavvufta, felsefede, kelamda anlatılan konuları Risale-i Nur avamileştirerek, vülgarize ederek anlatmış; bundan öte de bir katkıda bulunmamıştır, şeklinde yorumlamışlardır ki, külliyen yanlıştır; kasıt yoksa cehilden kaynaklanan bir yaklaşımdır.

Doğrudur, Risale-i Nur, en derin, en muğlak meseleleri, hatta bazı alimlerin havassa dahi anlatılamaz dedikleri konuları, temsili anlatım yoluyla avama dahi anlatmış; bunda başarılı da olmuştur; fakat o bu konuları avamileştirmemiş, tam aksine avamı havas kılmanın pratiğini göstermiştir. Bu yolladır ki, düşünce kapasitesi basit bir çiftçiyi, bir çobanı, bir işçiyi Risale-i Nur, kısa zamanda bu konuları anlayan, anlatan, tartışan birer alim, birer bilgin hatta bazıları itibariyle birer bilge haline getirmiştir. Barla, Kastamonu ve Emirdağ lahikaları başta olmak üzere, ilk dönem Risale-i Nur talebelerinden pek çoğunun fikir ve düşünce ufku olarak beyana döktükleri düşünceler, dediğimizin aksi iddia edilemez bir delili, bir burhanıdır. Bu gün de, imani konuları anlatımda, İslami konuları hem yaşama hem de tebliğde aynı noktada olunduğunu itiraf etmemiz gerekir.

-devam edecek-

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

SİRETÜ İMAMU MÜCEDDİD-4

SİRETÜ İMAMU MÜCEDDİD-4

Üstadın ulaştığı netice gösteriyordu ki; gerçekten İslam fıtrat dinidir. Bundan sonra, bu

SİRETÜ İMAMU MÜCEDDİD-3

SİRETÜ İMAMU MÜCEDDİD-3

Müellif: M. Said Ramazan el Buti Mütercim: Fehmi Türkmen Hocaefendi Bizim için mümkün değil

RİSALE-İ NUR VE MİSYONU-5

RİSALE-İ NUR VE MİSYONU-5

Risale-i Nur, acz, fakr, şefkat ve tefekkür kavramlarından her birini Hakka ve hakikate ulaşma

RİSALE-İ NUR VE MİSYONU-4

RİSALE-İ NUR VE MİSYONU-4

Risale-i Nur kendisini tarikattan çok hakikat ve şeriat olarak tarif eder. Fakat, ister hakikat ol

SİRETÜ İMAMU MÜCEDDİD-1

SİRETÜ İMAMU MÜCEDDİD-1

Türkiye’de acip bir olay meydana geldi. En mühim ve en tehlikeli olan hadise ise, Türk milleti

SİRETÜ İMAMU MÜCEDDİD-2

SİRETÜ İMAMU MÜCEDDİD-2

Cenab-ı Hakkın kainata koyduğu kanunlardan(sünnetullah) birisi de, belirli zaman dilimlerinde M

RİSALE-İ NUR VE MİSYONU-3

RİSALE-İ NUR VE MİSYONU-3

Risale-i Nur, insanı Allah’a ulaştıran yolların sayısız olabileceğini söyler. Bununla birl

RİSALE-İ NUR VE MİSYONU-2

RİSALE-İ NUR VE MİSYONU-2

Bu konuda diğer bir ayrıntı da, Risale-i Nur’un diline, üslubuna yapılan itirazdır. Dilin a

RİSALE-İ NUR VE MİSYONU-1

RİSALE-İ NUR VE MİSYONU-1

“Risale-i Nur, bize, Rabbimizi tanıtan dört külli muallimden, dört umumi tarif ediciden bahsed

BEDİÜZZAMAN VE 'MÜSPET HAREKET-3

BEDİÜZZAMAN VE 'MÜSPET HAREKET-3

10. ‘Dindar Demokratlar’ Bir kere Nursi Demokratları nitelerken hemen tüm nitelemelerinde

BEDİÜZZAMAN VE 'MÜSPET HAREKET-2

BEDİÜZZAMAN VE 'MÜSPET HAREKET-2

6. Kur’an Hizmeti Hiçbir Şeye Alet Yapılmamalıdır Nursi, mevcut siyasi yapıya "isyan hakk

Sadece zanna uyuyorlar. Zan ise hiç şüphesiz hakikat bakımından bir şey ifade etmez.

Necm,28

GÜNÜN HADİSİ

İnsanların en fenası, birine ayrı, diğerine de ayrı görünen iki yüzlü insanlardır.

Seçme Hadisler, syf. 101

TARİHTE BU HAFTA

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI