Cevaplar.Org

DOSTUM NEDVİ

Dostum Nedvi ilk defa 1951 yılı kışında “Salı Konferanslarından” birinin sonunda Kahire’deki Müslüman Gençler Cemiyetinde karşılaştım. Görülmemiş bir edep ve büyük bir tevazu ile yanıma gelerek “Yolların Ayrılış Noktasında Dünya” adlı bir konferans vermek için “Salı Geceleri’nden birini istedi.


2016-11-30 02:07:59

 

Takdim

Kıymetli ziyaretçilerimiz, Hindistanlı büyük allame merhum Ebul Hasan en Nedvi'nin Müslümanların Gerilemesiyle Dünya Neler Kaybetti? adlı eserinin Beyrut'ta 1967 tarihli yedinci baskısına takriz yazanlardan birisi olan Mısırlı alim merhum Ahmed Şerbasi'nin "Dostum Nedvi" aslı yazısını size takdim etmek istiyoruz. Merhum Şerbasi ülkemizde daha çok Yes'elunek adlı eseri ile tanınıyor. Bu eser Özgü Yayınları tarafından sekiz cilt halinde Soru Cevaplı İslam Fıkhı adıyla neşredildi.

Her iki âlimimize de rahmet dilerken, bir hususu bir defa daha nakletmeyi uygun gördük; Ebul Hasan en Nedvi'den bahsederken genelde "Nedvi" deniyor ve Türkiye Müslümanlarında bir galat-ı meşhur olarak bu zatın soyadının Nedvi olduğu zannediliyor. Hatta bazı kimseler merhum Süleyman Nedvi ile akraba zannederler. Hâlbuki "Nedvi" Nedve mezunu demektir. Hindistan'daki büyük İslam akademisi "Nedvetü'l Ulema" mezunlarına "Nedveli" manasına Nedvi denir. Yine oradaki büyük Dar'ul Ulum Diyobend medreselerinden mezun olanlara Diyobendi denildiği gibi.. Ama ne hikmettir, "Mevlana" kelimesi Hind-Pakistan dolaylarında büyük âlimlere kullanılan bir saygı kelimesi iken, Celaleddin Rumi hazretlerine âlem olması gibi, yetmişli yılların tercüme furyasından beri Nedvi denilerek de Ebul Hasen Ali Haseni merhuma mahsus bir tanım olmuş. Salih Okur/cevaplar.org

DOSTUM NEDVİ

Prof. Ahmed eş-Şerbâsî (1918-1980) 

Dostum Nedvi ilk defa 1951 yılı kışında "Salı Konferanslarından" birinin sonunda Kahire'deki Müslüman Gençler Cemiyetinde karşılaştım. Görülmemiş bir edep ve büyük bir tevazu ile yanıma gelerek "Yolların Ayrılış Noktasında Dünya" adlı bir konferans vermek için "Salı Geceleri'nden birini istedi.

Zayıfça, zarif, siyah sakallı bir adamdı. Üzerindeki elbiseler kalite bakımından oldukça sadeydi. Bakışları derin ve keskin, sesi ince ve okşayıcıydı. Daha sonra anladım ki, hayatı bin bir çile ve ızdırap içinde geçen Nedvi gibi muhterem kişiler için böyle bir ses gerekliydi.

Ayaküstü ilk görüşmemizden sonra aramızda dostluk ve kardeşlik bağları oluştu. İşte bu satırları o duygu ile yazıyorum.

Müslüman bir âlim ve Allah rızasını kazanmak için çalışan bir davetçi olan Seyyid Ebu'l Hasen el-Hasani el-Hindi en-Nedvi, Hz. Hasan bin Ali'nin soyundandır. Babası büyük âlim Abdulhay bin Fahreddin ibn-i Abdülali'dir. Soyu Abdullah el-Eşter ibn Muhammed Zinnefsiz Zekiyye ibn Abdullah el Mahs ibn-i Hasan el-Müsenna ibn el-Hasan es sıbt İbn-i Ali İbn-i Ebi Talib'e kadar uzanır. Nedvi'nin babasının gerek el yazması gerekse basılmış birçok eseri bulunmaktadır. En meşhuru sekiz ciltlik Nüzhetü'l Havatır'dır.(1) Hicri 1342(M. 1923) yılında vefat etti.

Nedvi, hicri 1332(M. 1914) senesinin Muharrem ayında Hindistan'ın Uttar Pradeş eyaletinin başşehri Leknev'e(Lucknow) bağlı Ray Birelî (Rai Bareilly) kasabasının Tekiyye Kelân köyünde doğdu. Bireli, Leknev'den yaklaşık yetmiş kilometre uzaktadır. Allah ömrünü uzun, İslam'a ve Müslümanlara olan hizmetini daim eylesin.

Nedvi'nin ailesi Arap asıllıdır. Günümüze kadar Araplılığını korumuş ve hâlâ da korumaktadır. Asırlardır Hindistan'da yaşıyor ve Hintçe konuşuyorsa da aslı ile olan bağlarını korumaktadır. Nedvi'nin ailesi tevhid ve sünneti korumak, bid'atlerden uzak durmak, insanlığı Allah'a çağırmak ve Allah yolunda cihad etmekle tanınır.

Nedvi'nin büyük kardeşi Dr. Abdülali Abdülhayy'dır. (2) Tıp doktoru idi. Lucknow Üniversitesini birincilikle bitirdiği gibi, Diyobend Enstitüsünden ve Dar'ul Ulema'dan mezun idi. Böylece o, çağdaş kültürle dini kültürü aynı potada eritmiş oluyordu. Nedvi'nin yetişmesinde onun payı büyük oldu. Babasının ölümünden sonra Nedvetü'l Ulema'yı yönetiyordu.

Nedvi aynı aileden on senelik evlidir. Bu, Hind Müslümanlarının saygı duyduğu bir gelenektir. Karşı çıkanlar ayıplanır.

Nedvi tahsil hayatına evde annesinin yanında Kur'an'ı hıfz etmekle başladı. Annesi faziletli, üstün meziyetli, saliha kadınlardandı. Kur'an-ı Kerim'i ezberlemiş, çeşitli dergi ve gazetelerde yazılar yazmış, te'lif eserler vermiş bir kadındı.

Daha sonra Nedvi Urduca ve Farsça öğrendi. Oniki yaşlarında İngilizce ve Arapçaya başladı. Arapça derslerini Şeyh Halil ibn-i Muhammed el-Yemeni'den aldı. Tam iki sene Arap Edebiyatı üzerine çalıştı. Klasik edebi eserlerin birçoğunu okudu. Nedvi'nin Arap edebiyatına gösterdiği bu ilgi devrin Hindistan geleneğine ters düşüyordu. Çünkü Hind Müslümanları Arap edebiyatına pek ilgi duymazlardı.

Nedvi şu üç edebi eser üzerinde özellikle durdu; Nehcü'l Belaga, Delail-ül İ'caz, Hamâse. Sonra Lucknow Üniversitesine kaydoldu. Burada pozitif ilimler, İngilizce okutuluyordu. Nedvi, Üniversitenin Arap Dili Ve Edebiyatı Bölümüne devam etti.

O zamanlar Üniversitenin yaşça en küçük talebesi idi. İlk günler gramer derslerinden çok sıkıldı ve bunu biraz sonraya bıraktı. Tahsilini büyük bir başarı ve üstünlükle devam ettirdi.

Daha sonra edebiyat tahsilini Nedvetü'l Ulema'nın Arap Edebiyatı kürsüsü başkanı Dr. Şeyh Takiyüddin el Hilâlî el Merakişi'de tamamladı. Nedvetü'l Ulema, Daru'l Ulûm'un işlerini organize eden bir cemiyetti. Sonra Nedvetü'l Ulema'ya girdi. İki sene orada hadis ilimleri okudu. Hadis kürsüsü başkanı Şeyh Haydar Hasan Han'dan çok istifade etti.

Diyobend'deki Daru'l Ulûm'da birkaç ay kaldı. Büyük âlim ve mücahid Şeyh Hüseyin Ahmed el-Medeni'nin hadis derslerinde bulundu.

Lahor'a gitti. Ünlü müfessir Şeyh Ahmed Ali'den tefsir dersleri aldı. Nedvi, tahsilini diploma ve sertifika almak için değil sırf serbest bir şekilde ilim ve irfan öğrenmek için yaptı. Tahsilini bitirir bitirmez Lucknow'a döndü ve orada bulunan Dar'ul uluma hoca olarak tayin edildi.

 Bu arada Nedvetü'l Ulema'nın çıkardığı ve başyazarlığını Mesud Nedvi'nin yaptığı Arapça "Ziya" Dergisinde yazmaya başladı. Ayrıca Urduca te'lif eserler de verdi. "Şehit Seyyid Ahmed'in Hayatı" adlı eserini yazdı. Eser büyük ilgi gördü ve üç baskı yaptı.

Nedvi sonra Delhi'ye geçti. Büyük İslam davetçisi Şeyh Muhammed İlyas ile buluştu. Bu buluşma Nedvi'nin hayatında bir dönüm noktası oldu. Çünkü Muhammed İlyas büyük bir mürşid idi. Allah'a davet yolunda samimi olduğu için halkın kendisine çok büyük itibarı vardı. Fakat daha öne halk ile teması yoktu. Araştırma ve telifin içine kapanıp kalmıştı. Bundan sonra yavaş yavaş köy ve kasabalarla temas kurmaya başladı. İslamiyeti Hind köylerine ve şehirlerine yaymak için seyahate başladı ve hatta bunlardan bazıları bir ay kadar sürerdi.

Şeyh Muhammed İlyas, Nedvi'nin nazarında derin bir bilgiye ve güçlü bir imana misaldir. Şeyh İlyas, dostum Nedvi'nin söylediği gibi bir selef-i salihin numunesi idi. İhlâslı ve gayretliydi. Müslümanların durumuna üzülür, onlar için çalışır, volkanları andıran güçlü ruhuyla Müslümanların dertlerine derman olmak için yanıp tutuşurdu.(3)

Nedvi ruhi terbiyesini arif-i billâh Şeyh Abdülkadir er Raipuri'den aldı. Onun meclis sohbetlerinden çok istifade etti.

Nedvi, Urduca yayınlanan Nedvetü'l Ulema'nın yayın organı olan Nedve isimli ilmi derginin başyazarlığına getirildi. Aligarh İslam Üniversitesi onu "Bakalorya" (Avrupa ve Amerika'daki bazı yüksek okullarda, bitirme imtihanını vermeden yapılan bazı imtihanlara bakalorya denmektedir.) öğrencilerinin dini öğretim programını hazırlamakla vazifelendirdi. Bu arada "İslamiyet" adlı bir eser kaleme aldı. Üniversite bu eseri büyük bir takdirle kabul ederek yazarını mükâfatlandırdı. Delhi'ye Milliyet-i İslamiyye Üniversitesine konferanslar vermek üzere davet edildi. "Din ve Medeniyet" konulu bir konferans verdi. Bu konferans büyük ilgi gördü. Kitap haline getirildi ve eser büyük akisler uyandırdı.

Bu arada Nedvi, Hindistan'da Arapça öğretim yapan okulların talebeleri için bazı kitaplar hazırladı. "Arap Edebiyatından Seçmeler" adlı eseri bunlardan biridir. Hindistan'daki Daru'l Ulum ve bazı Üniversiteler bu eseri ders kitabı olarak kabul ettiler. Ayrıca, üç cüz olarak yayınlanan "Peygamber Kıssaları" adlı eser ve diğerleri bu kitaplar arasındadır.

Nedvi, ayda iki defa Urduca olarak yayınlanan "Tamir" derisini çıkardı. Hinduların arasında İslam'ı yaymak için bir cemiyet kurdu. İslam'ı yaymak için kurulan bu cemiyet, İslam dini hakkında, orada yaygın olan İngiliz diliyle birçok araştırma ve incelemeler yayınladı.

Nedvi 1960 yılında Lucknow'da "İlim ve İslam Cemiyetini" kurdu. Bu cemiyetin İngiliz, Arap, Hint ve Urdu dillerinde birçok araştırma ve çalışmalarının yanında, basılmış değerli eserleri de vardır.

Değerli dostum Nedvi'nin kitap okumaya, geceleri sohbet toplantılarına katılmaya, kitaplardan söz etmeye karşı büyük ve derin bir sevgisi vardır. Kendisine verilebilecek en değerli hediye, gıdalandığı ve sevdiği bir kitaptır. Nedvi kitapları evini süslemek için almaz, okumak, incelemek için alır. Yayınlanmış çeşitli eserleri bunun en açık delilidir.

Gece sohbet toplantıları ve yaptığı tetkikleri kabiliyeti ile birleşerek ona, Arapçayı irticalen konuşma gücünü verdi. İnsanı mest eden güzel ifadeler ve çeşitli sanatları dile getiren cümlelerle fasih ve beliğ bir şekilde konuşur.

Hemen bütün konferanslarına hazırlıklı gider. Çoğu zaman yazar. Üslubunda duygu ve tesir hâkim bir unsur olarak göze çarpar. Söze başladığı zaman en güzel, en tatmin edici ve en iyi bir şekilde dile getirir.

Daha önce edindiğim ve kendisisinden de işittiğim gibi Nedvi hazırlanıp araştırmadan bir mevzua girmez. Bu, ilmi sermayesinin yetersizliğinden değil, meseleyi açıkça ortaya koyup ispatlamak isteyen âlimin sakınmasındandır.

Nedvi de daha çok nesir hâkimdir. Bir gün olsun şiir yazmaya yönelmemiştir.

Üstad Nedvi, futbol, yüzme, avlanma, tenis ve jokey gibi çeşitli sportif faaliyetlerde bulundu. Son zamanlarda bunları bıraktı. Fakat uzun süre hastalıktan kurtulamadı. Bilhassa göğsünden rahatsız oldu. Allah on bu ızdırapdan kurtardı. Sadece arasıra gelen bir öksürük kaldı.

Nedvi, resmin her çeşidine karşıdır. Fotoğrafının çekilmesini istemez. Birinde beraber Kahire'nin büyük basın ve yayınevlerinden birini ziyarete gitmiştik. Yayınevinin fotoğrafçısı bir hatıra fotoğrafımızı çekmek istedi. Nedvi bu teklifi kabul etmedi. Ne kadar rica edildiyse de rıza göstermedi. Hintli Müslümanların resmin haram olduğu konusunda müttefik olduklarını söyledi.

Bir defasında Nedvi'ye geçmişlerden en çok kimlerin tesiri altında kaldığını sordum. Şöyle cevap verdi; "Çeşitli eziyet ve işkencelere uğrayan Ahmet bin Hanbel, bid'atlerle mücadele, şeriat, tarikat ve hakikat konularında çok değerli eserler veren Şeyh Ahmed Serhendi(İmam-ı Rabbani), Hüccetullah-ı Baliga adlı eserin yazarı büyük İslam âlimi Şah Veliyullah Dehlevi ve hicretin 13. Yüzyılında Hindistan'da ilk şer'i devletin kurcusu Şehid Seyyid Ahmed'dir."(4) Bu devlet bir ay kadar ayakta durabildi. Daha sonra İngilizler çeşitli suikastlar düzenleyerek bu İslam devletini ortadan kaldırmanın yollarını aradılar ve başardılar da.

Nedvi'nin en büyük emeli, yeryüzünde İslam'ın hâkimiyet bayrağını çektiğini, emperyalist sömürgeci devletlerin ayaklar altında ezilip yok olduğunu sağlığında gözleriyle görmektir. Ancak o zaman gönlü rahat edip huzura kavuşabilecektir. İslam'a savaş açanlardan, Müslümanlara olmadık işkenceleri reva görenlerden Allah'ın nasıl intikam aldığını görmek Nedvi'nin en büyük arzusudur.

Nedvi, İslami uyanışın ilk kıvılcımlarını ancak Türkiye ve Pakistan'dan çıkabileceğine inanıyor. Ayrıca Hindistan'da bulunan Müslümanlardan da çok ümitlidir.

Nedvi 1947-1950 yılları arasında Hicaz'a gitti. 1951 yılında Mısır'a geçti. Birçok İslam ülkesini dolaştı. Gördü, yaşadı, dersler ve konferanslar verdi. Kitlelere hitap etti(5) Her ayak bastığı yerde onun emeği, alın teri ve gözyaşları vardır.

1957 yılında Arap İlim Kuruluna muhabir üye olarak seçildi. Dımaşk Üniversitesinde misafir profesör olarak konferanslar vermek üzere 1956 yılında Suriye'ye davet edildi.(6)

Mısır'da bulunduğu yıllarda kendisine Mısır'ın iyi yönleri hakkında intibaların sormuştum da şöyle ifade etmişti; "Allah'a iman ve dine bağlılık, Müslümanlara ve özellikle yabancılara gösterilen saygı ve sevgi alçak gönüllülük, geniş kalplilik ve üretim faaliyetlerinin çokluğu."

Sonra beğenmediği yönlerin neler olduğunu sorunca, bir an duraklayıp şöyle devam etmişti; "Çıplaklık, gazete ve dergilerde yer alan müstehcen resimler, bir takım aydınların dinimizin haram kıldığı bazı kuralları horlaması, camileri dolduran insan selinin korunamayıp cemaatin dağılması ve körü körüne bir Avrupa hayranlığı."

Bütün bunlara ilaveten dostum Nedvi, yapmacık hareketlerden asla hoşlanmaz. Yiyip içmesinde, giyiminde gayet sadedir. Fantezi ve özentiyi sevmez. Hayatta mala hiç değer vermez. Rabbine olan teslimiyeti her şeyin üstündedir. İnandığı gaye uğrundaki fedakârlığı dillere destandır. Başkaları başarısızlığa uğrarken onun her sahada başarılı olmasının yegâne sırrı engin ihlâsıdır.

Sözü uzattım, bununla beraber kardeşim Nedvi hakkında bir şey söyleyebildim diyemem.

Dipnotlar

1- Bu eserin yedi cildi Hindistan'ın Haydarabad şehrinde ansiklopedik olarak yayınlanmıştır. Eser, beş bin Hind büyüğünün biyografisini içine almaktadır. Ayrıca yazarın "Hindistan'da İslam Kültürü" adlı bir eseri daha vardır. Bu eser Arap İlim Cemiyeti tarafından Şam'da basılmıştır.

2-Miladi 7 Mayıs 1961/ Hicri 21 Zilkade 1380 senesinde vefat etti.

3- Şeyh Muhammed İlyas hicri 1363(M. 1944) yılında vefat etti. Hayatı hakkında Nedvi'nin Urduca yazılmış bir seri vardır. Ayrıca "Hindistan'da İslam Davetinin Gelişmesi" adlı konferansında Nedvi ondan bahseder.

4-Nedvi ailesinin ve Hindistan'ın en meşhur simalarındandır. Hicri 1201(M.1786) yılında Hindistan'ın Bareilly eyaletinde doğdu. Hicri 1246(M. 1831) senesinde şimdi Pakistan'da bulunan Balakut'ta şehid edildi.

5-Nedvi'nin hatıraları Kahire'de "Arap Dünyasında Bir Seyyah" adıyla neşredildi.

6-Üstad Nedvi'nin Dımaşk Üniversitesinin büyük amfisinde verdiği bu on iki konferans "İslam'da Fikir Ve Dava Adamları" adıyla 1960 yılında aynı üniversitenin matbaasında basılarak yayınlanmıştır.

 

 

 

 

 

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

serkan çakır, 2016-12-02 14:06:50

salih okur beye bu değerli alimi rabbani yi tanıttığı için teşekkür ederiz ahmed şerbasinin dostum nedvi sözü bediüzzaman said nursi hz.lerinin şu sözünü hatırlattı bence en dünyada en mühim şey sadık bir dosttur. merhum nedvi de Allah a sadık olmuş en güzel dost . ahmed şerbasi nin hissiyatlarına katılmamak ve böyle dostlara sahib olmak arzusu kalbi ve vicadani olanın insanın fıtri bir ihtiyacı olsa gerek

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

DİĞER YAZILAR

EBU’L-HASEN ALİ EL-HASENÎ EN-NEDVÎ (1333-1420/1914-1999)

EBU’L-HASEN ALİ EL-HASENÎ EN-NEDVÎ (1333-1420/1914-1999)

Hint altkıtasının önde gelen âlimlerinden olan Ebü’l-Hasen Ali (Miyân) b. Abdülhay b. Fahr

DOSTUM NEDVİ

DOSTUM NEDVİ

Dostum Nedvi ilk defa 1951 yılı kışında “Salı Konferanslarından” birinin sonunda Kahire

BEDİÜZZAMAN'IN HAYATI VE ESERLERİ-2

BEDİÜZZAMAN'IN HAYATI VE ESERLERİ-2

Eserleri Bediüzzaman’ın eserleri, kendi hayatındaki dönüm noktalarını ifade eden "Eski Sai

BEDİÜZZAMAN'IN HAYATI VE ESERLERİ-1

BEDİÜZZAMAN'IN HAYATI VE ESERLERİ-1

Bediüzzaman Said Nursi, 1293-94/1876-77 tarihinde Bitlis'in Hizan kazasının İsparit Nahiyesine b

M. AKİF'İN GÖZÜYLE BATICILIK-2

M. AKİF'İN GÖZÜYLE BATICILIK-2

M.Akif, tefrikanın husumete ve kardeş kavgasına yol açtığını, bunun sonunun da düşmana tes

M. AKİF'İN GÖZÜYLE BATICILIK-1

M. AKİF'İN GÖZÜYLE BATICILIK-1

Mehmet Akif 1873 yılında İstanbul’un Fatih semtinde doğdu. Sezai Karakoç, M. Akif'in ailesi

AHMET NECİP FAZIL KISAKÜREK-3

AHMET NECİP FAZIL KISAKÜREK-3

VASİYETİNDEN: Bu yazımı; Necip Fazıl Kısakürek’in Vasiyetinden bazı satırlar, sonrası d

AHMET NECİP FAZIL KISAKÜREK-2

AHMET NECİP FAZIL KISAKÜREK-2

Necip Fazıl denilince akla ilk gelen BÜYÜK DOĞU Mecmuasıdır. BÜYÜK DOĞU, 40 yıl içinde ba

AHMET NECİP FAZIL KISAKÜREK-1

AHMET NECİP FAZIL KISAKÜREK-1

Necip Fazıl’ın davasının, inancının mücadelesinde yaptığı çalışmalar biliniyor. Yaş

ŞEYH MUHAMMED DİYAUDDİN/HAZRET (K.S.)

ŞEYH MUHAMMED DİYAUDDİN/HAZRET (K.S.)

Hazret lakabıyla bilinen Muhammed Diyâuddin (k.s.)Hazretleri, 7 Cemâzîyelâhir 1272 Hicri (Milâ

ŞEYHU'L-HİND MAHMUD HASAN DİYOBENDÎ (1851-1920)-2. BÖLÜM

ŞEYHU'L-HİND MAHMUD HASAN DİYOBENDÎ (1851-1920)-2. BÖLÜM

Yukarıda da bahsettiğimiz gibi Şeyhu'l-Hind'in direktifi üzerine Afganistan'a gidip diplomati

Kim sabreder ve affederse şüphesiz bu hareketi, yapılmaya değer işlerdendir.

Şûra, 43

GÜNÜN HADİSİ

Hastayı ziyaret edin, açı doyurun, esiri kurtarın.

Risayü'z-Salihin

TARİHTE BU HAFTA

*2.Balkan Savaşı Başladı(24 Haziran 1913) *Kore Savaşı Başladı(25 Haziran 1950) *Sokullu Mehmed Paşa Sadrazam Oldu(27 Haziran 1565) *Silistre Zaferi(29 Haziran 1773)

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI