Cevaplar.Org

İRŞADI ETKİLEYEN ÂMİLLER-1

1. İşe Nefsinden Başlamak Hz. Muhammed (a.s.)’in çocukluğundan beri kendisinde var olan fıtrî güzel ahlâkı, ilâhî vahye mazhariyetten sonra daha da parlamış ve Allah’ın terbiyesi ve himayesi altında öyle bir güzellik göstermiş ki eşsiz bir cevherin timsali haline gelmiştir. Aşağıdaki âyetler,


Niyazi Beki(Doç. Dr.)

niyazibeki@gmail.com

2016-11-30 01:55:27

1. İşe Nefsinden Başlamak

Hz. Muhammed (a.s.)'in çocukluğundan beri kendisinde var olan fıtrî güzel ahlâkı, ilâhî vahye mazhariyetten sonra daha da parlamış ve Allah'ın terbiyesi ve himayesi altında öyle bir güzellik göstermiş ki eşsiz bir cevherin timsali haline gelmiştir. Aşağıdaki âyetler, onun bu güzel ahlakını, insanlara karşı gösterdiği şefkat ve merhametini gözler önüne sermektedir:

"Biz seni ancak âlemlere bir rahmet olarak gönderdik"(1)

"Allah'ın rahmeti sebebiyledir ki, sen onlara yumuşak davrandın. Eğer sen kaba, katı yürekli olsaydın muhakkak ki (insanlar) çevrenden dağılıp giderlerdi. Öyle ise onları affet ve bağışlanmaları için Allah'tan mağfiret dile. (Yapacağın) İşler hususunda onlarla iştişâre et. Artık kararını verdiğin zaman da Allah'a güven ve ona tevekkül et! Şüphesiz ki Allah, kendisine dayanıp güvenenleri sever"(2)

"Onlar iman etmiyor diye üzüntüden nerdeyse kendini helâk edeceksin."(3)

 "Resulüm! Eğer onlar bu söze/Kur'ân'a inanmazlarsa, herhalde sen onların arkasından üzüntüyle kendini helak edeceksin!"(4)

Hz. Aişe'den gelen bir rivâyet bu âyetleri daha iyi anlamamıza yardımcı olacaktır. Aişe vâlidemize "Allah'ın Resûlü'nün ahlâkı nasıldı?" diye sorulunca o, "Sen Kur'an'ı okumaz mısın? Onun ahlâkı Kur'an'dı" diye cevap vermiştir.(5)

Bu ayetlerin ışığında konuya baktığımızda, her mürşidin insanlara karşı samimi, şefkatli, mütevazı, sevinçlerini ve üzüntülerini paylaşan, onların doğru yolu bulmaları için kendini sorumlu kabul edip ona göre gayret sarf eden bir kişiliğe sahip olmasının gerekli olduğunu görürüz.

Bir rivâyette yüce Allah, Hz. İsa (a.s.)'ya hitaben şöyle buyurmuştur: "Önce kendi nefsine öğüt ver!. Eğer nefsin onu tutarsa, artık başkasına da nasihat edebilirsin. Aksi takdirde benden hayâ etmelisin!."(6)

Bediüzzaman Said Nursî de, irşat vazifesine nefsinden başlamış ve yazdığı eserlerin ilk muhatabının kendisi olduğunu belirterek: "Ben nefsimi herkesten ziyade nasihate muhtaç görüyorum."(7) "Nefsini ıslah etmeyen başkasını ıslah edemez."(8) "Yazdığım hakaik-i imâniyeyi doğrudan doğruya nefsime hitap etmişim. Herkesi davet etmiyorum. Belki ruhları muhtaç ve kalpleri yaralı olanlar, o edviye-i Kur'aniyeyi / Kur'andan alınan o manevî ilaçları arayıp buluyorlar."(9) sözleriyle, irşadın temel felsefesini ortaya koymuştur.

2. Tebliğde Yakın akrabalara Öncelik Vermek

"(Önce) En yakın akrabanı uyar!. Sana uyan müminlere merhamet kanadını ger!. Şâyet sana karşı gelirlerse, onlara de ki: Ben sizin yaptıklarınızdan muhakkak ki uzağım"(10) âyeti, mürşitlerin mürşidi Hz. Muhammed (a.s.)'in, irşat vazifesine yakın çevresinden başlamasını emretmektedir.

İrşada bu şekilde başlanması, mürşit için bir çok faydalar sağlar: 

Birincisi: Mürşidin yakınları, onu herkesten daha iyi tanır, samimiyetini ve dürüstlüğünü yakından bildiklerinden, onun sözlerine değer vererek, daha çabuk ıslah olabilirler. Üstelik insanoğlu, yaratılışı gereğince, yakınlarına karşı karşılıksız bir taraftarlık duyar. Bu da mürşit için büyük bir avantajdır. İman etmediği halde Hz. Peygamber (a.s.)'e hayatı boyunca yardım elini uzatan amcası Ebû Tâlib'in durumu, bu duruma çok güzel bir örnektir. Nitekim İlk müslümanlar da, Allah Resulünün hemen yakın çevresinden çıkmıştır. Eşi Hz. Hatice, hizmetçisi/evlatlığı Hz. Zeyd, yakın arkadaşı Hz. Ebû Bekir ve bir manevî evlâdı hükmünde olan amcasının oğlu Hz. Ali gibi bahtiyarlar, bu altın neslin ilk halkasını teşkil etmişlerdir.

İkincisi: Peygamberimizin, cahiliye dönemi insanlarının iliklerine kadar işlemiş olan eski adetlerini terk etmeleri için yaptığı irşatlara ilk olarak kendi yakınlarından başlaması, (zorluklara ilk önce onları davet etmesi), kendisinin samimiyetini ve işin ciddiyetini ortaya koymuştur. Efendimizin (a.s.) Allah'ın emriyle takip ettiği ve başarılı olduğu bu irşat tarzı, bütün mürşitlerin rehberi olmalıdır.

Üçüncüsü: Peygamberimiz (a.s.)'in, yakınları arasından dâvâsına karşı çıkanlar için de hiçbir taviz vermemesi ve Ebû Leheb olayında olduğu gibi, amcasına karşı bile pervasız tavır sergilemesi, O'nun vazgeçilmesi imkânsız bir gerçeğin peşinde olduğunun göstergesidir.

Dördüncüsü: Câhiliye döneminde, ırkçılık son derece kuvvetliydi. Ve insanlar, haklı-haksız demeden, kendi yakınlarını koruyorlardı. Allah Resulü, sırtına yüklendiği ilahî davete icabet etmeyen yakınlarını bırakıp, dâvete icabet eden yabancıları dost edinmekle, ırkçılık âdetini çok büyük ölçüde bertaraf etti. Ayrıca, zenginlikleriyle göz kamaştıran ve Mekke'nin idarecileri durumunda olan bir çok kişiye (şirkte ısrar etmeleri üzerine) sırt çevirip, Allah'a boyun eğen bazı fakir Müslümanlara kucak açmakla, hem kendisinin, hem de mukaddes davasının maddîlikten uzak olduğunu (ve samimiyetini), dost ve düşman herkese ispatladı. 

Bediüzzaman, ömür sermayesi pek az olan insanoğlunun, en lüzumlu işleri bırakıp da lüzumsuz işlerle vakit geçirmesinin, telafisi imkânsız zararlar doğurduğunu anlatır. Daha sonra da, bu işlerin lüzum sırasını belirtir. Ona göre en önemli işler, en küçük dairede, (kişinin kendisinde, nefis, kalp, akıl ve mide dairesinde) bulunmaktadır ki, bu da insanın hayatta kalması ve kendini ıslah etmesi anlamındadır. İnsanın daha sonraki en önemli görevi, (biraz daha geniş bir daire sayılan) beden ve aile dairesindedir. Daha sonraki işleri, önem sırasına göre hafiflemesine rağmen, mahalle ve şehir dairesine; vatan ve memleket dairesine; yerküresi ve insan nevi dairesine; hatta tüm canlılar ve dünya dairesine kadar devam eder. Bu sıralamadan da anlaşılacağı gibi, en küçük dairede (insan nefsinde) en büyük görev vardır. Üstelik de bu görev sık sık yapılmalıdır. En büyük dairede ise, ara sıra yapılması gereken (diğerlerine göre) küçük görevler bulunmaktadır.(11)

Dipnotlar

1-Enbiya, 21/107.

2-Al-i İmran, 3/159.

3-Şuara, 26/3.

4-Kehf, 18/6.

5-Müslim, Müsâfirin, 139; Tirmizi, Birr, 69.

6-Gazalî, İhya, II/ 309.

7-Nursî, Sözler, 5.

8-Nursî, Sözler, 269.

9-Nursî, Mektûbat, 70.

10-Şuarâ, 26/214-215.

11-bk. Kastamonu L, s: 20.

 

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

(Resulüm!) Sana bu mübarek Kitab'ı, ayetlerini düşünsünler ve aklı olanlar öğüt alsınlar diye indirdik.

Sa'd, 29

GÜNÜN HADİSİ

"Üç defa kapıyı çalın. İzin verilirse girin; aksi halde dönün."

Riyazü's Salihin, 2/874

TARİHTE BU HAFTA

*Uyvar Kalesi Fethedildi.(24 Eylül 1663) *Niğbolu Savaşaı Kazanıldı.(25 Eylül 1396) *Birinci Viyana Kuşatması(27 Eylül 1529) *Preveze Deniz Zaferi(28 Eylül 1538) *Demokrat Parti Kapatıldı(29 Eylül 1960)

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI