Cevaplar.Org

TEORİK ZEMİNDE İSLAM SİYASET İLİŞKİSİ-2

Üç tarzı siyaset Varsayalım ki, Batı’da hilafeti kendi lehlerine kullanmak isteyen zümreler, çevreler bulunsun. Bununla binlikte yine de fikriyatı bile onlara ürkütücü geliyor ve kurusıkının da ateş alabileceği evhamında olan kimseler gibi hilafetin isminden bile ürküyorlar. Burgiba gibi İslami kavramların içini boşaltıp kendi siyasi gündemleri için kullanmak isteyenler çıkmıştır.


Mustafa Özcan

mustafaahmetozcan@gmail.com

2016-11-30 01:49:32

Üç tarzı siyaset

Varsayalım ki, Batı'da hilafeti kendi lehlerine kullanmak isteyen zümreler, çevreler bulunsun. Bununla binlikte yine de fikriyatı bile onlara ürkütücü geliyor ve kurusıkının da ateş alabileceği evhamında olan kimseler gibi hilafetin isminden bile ürküyorlar. Burgiba gibi İslami kavramların içini boşaltıp kendi siyasi gündemleri için kullanmak isteyenler çıkmıştır.

 Mısırlı İslami sol akımının mucidi Hasan Hanefi de modernizmi Batı'dan alacağımıza kendi araçlarımızla, kalıplarımızla içeride üretmemiz gerektiğini savunanlardandır. Bununla birlikte Burgiba'nın kullanma amaçlı bile olsa İslam'a atıfta bulunmayı savunması Coşkun Kırca gibilerini işkillendirmiştir. Mısırlı siyasetçi Mustafa Nahas Paşa'ya Arap Birliği fikriyatını dikte ettiren, aşılayan Antony Eden adı İngiliz siyasetçi olmuştur. Bunların atası olan Cemaleddin Afgani, Muhammed Abduh ve Arabi Paşa'nın ahbabı İngiliz casusu Wilfrid Blunt de Osmanlı hilafeti yerine Arap hilafetini ihdas etmek istemiştir. Dostlarında Arap hilafeti rüyası uyandırmıştır. Derdi, İslam dünyasını oltasına taktığı bazı ahmaklarla parçalamaktır.

Bugün yine birçok ulusalcı isim hatta bazı İslami kesime mal edilen yazarlar Batı'nın hilafeti kullanmak istediğini ileri sürmektedir. Mademki Batı hilafeti kullanmak istiyor öyleyse hilafet geri planda kalmalı yaklaşımı benimseniyor. Tuzağına düşmektense aslını ertelemek daha yeğdir havasında hareket ediyorlar. Bunlar basit düşünceler. Ne zaman Batı samimi hilafet taraftarlığına kol kanat gerdi?

 Hilafetin baş ve amansız düşmanlarından olan David Samuel Margoliouth, büyük bir iştiyakla Osmanlı'nın yıkılmasını arzu etmektedir. Bilmeyenleri için Margoliouth o dönemin Bernard Lewis'idir. Elbette sonrasında Margoliouth Müslümanların birlik ve beraberliğini temsil eden hilafetin geri gelmesinin de önünü kesmek istiyor. Müslümanları manen öldürmek azminderdir. Nitekim, İbrahim Arvas Bey Tiran adlı kitapta da dile getirdiği gibi Lord George Curzon, ' Türklere niye bağımsızlık verdiniz diye yerli yersiz takaza eden lordlara şu ibretamiz cevabı vermiştir: "Onlara bağımsızlık verdik ama karşılığında şahsiyetlerini ellerinden aldık, öldürdük! (5)

 Ziyaüddin Reyyis İttihatçıların Masonların uşakları olduğu kanaatindedir. İkinci Abdülhamit Han'ın hilafına Filistin'i Yahudi iskânına peşkeş çektiklerini ve uluslararası Siyonizmin araçları olduklarını kaydediyor.

 David Samuel Margoliouth Oxford Üniversitesinde Arap dili hocasıdır. Ali Abdurrazık malum kitabını yazmadan evvel iki yılını İngiltere'de geçirmiştir. Reyyis'e göre muhtemel olarak David Samuel Margoliouth ile temas etmiş bunun neticesinde ondan etkilenmiş ve misyon devşirmiştir. Reyyis keza Osmanlı ve hilafetle alakalı kitapları bulunan Thomas Arnold ile görüşmüş olabileceğini de uzak bir ihtimal olarak görmemektedir.

 Hintli Müslümanların Osmanlı ile manevi bağlarını sarsmak isteyen İngilizler bu kitabı ısmarlamış ve ardından Hilafeti Hint Müslümanların nazarında itibarsızlaştırmak için bilhassa dalgalanmalara maruz sömürgeleri Hint Alt Kıtasında terviç etmişlerdir. Keza merhum Mehmet Akif Ersoy'un damadı Ömer Rıza Doğrul da bu kitabı Kasım Emin'in kadınla ilgili bazı kitaplarıyla birlikte Türkçeye çevirmiştir. Bu çeviriler de muayyen bir amaç ve sistematik güdülmüştür. Şeyhülislam Mustafa Sabri'nin deyimiyle ' Ankara mezhebinin' inkılaplarına manevi katkı amacı amaçlanmıştır. 

Mason olduğu ifade edilen ve Kur'an Buyruğu adı altında meal hazırlayan Ömer Rıza Doğrul da bir intihalcidir. Kanlı Gömlek misali Corci Zeydan gibi romancı ve yazarların eserlerini çevirerek kendi imzasıyla yayınlamıştır. Yayınladığı Selamet dergisinde İslam inancıyla Cumhuriyet ideolojisinin esas ve umdelerini barıştırmak istemiştir. Bu yönüyle kayınpederiyle fikren uzaktan yakından alakası yoktur. Zira Akif, Abdulaziz Çaviş, Mustafa Kamil ve yaveri Muhammed Ferid'in dostları arasındadır. Üstelik Akif için böyle bir damat mirasına manevi bir darbedir. Lakin Allah diriden ölüyü ölüden diriyi çıkartır. 

Prof Dr. Lütfi Ülkümen isimli akademisyen de Mustafa Kemal'in Osmanlı devletine son vererek aslında raşit halifelerin düzenine geri döndüğünü; cumhuriyet iradesinin, rejiminin Müslümanların ve İslam'ın iradesini yansıttığını ileri sürmüştür. Ülkümen de Ömer Rıza Doğrul'un köprü kurma misyonunu sürdürmüştür. Saltanat idaresinin İslami anlayışa uymadığını dolayısıyla onu yıkarak asla rücu edildiğini ileri sürmektedirler. 

Maalesef Cezayir'de Müslüman Âlimler Cemiyetinin Kurucusu Abdulhamid Bin Badis'in görüşü de bu vadide ve doğrultudadır. Macar oryantalist Vambery'den nakille raşit halifeler düzeninin cumhuriyet olduğunu ifade etmektedir (6). Bu hem Ebu'l Kelam Azad hem de Bediüzzaman'ın bakış açısına uygundur. Lakin sadece şeklen. Raşit halifeler düzenini Mustafa Kemal'in inkılaplarıyla eşitlemek siyasi cephede yakıştırma kabul edilse bile ideolojik cephede düpedüz saçmalamadır. Bu benzetmeler gerçeklere tamamen ters düşmektedir. Yeni rejimin zorlamasıyla başvurulan zırva kabilinden tevillerdir.

Nitekim Seyyid Bey de aynı şekilde Mustafa Kemal'in suri hilafeti yani saltanatı kaldırdığını yoksa idealine dokunmadığını söylemiştir. Halbuki, taşları yerine oturtmak gerekirse durum şöyledir: Göstermelik (suri) de olsa hilafeti kaldırma tasarrufuyla birlikte İslam tarihi ve dünyası üçüncü dönemden dördüncü döneme geçiş yapmıştır. Raşit halifeler rejimine değil aksine totaliter nitelikli bir rejime geçmiştir. Melik-i adlık veya ısırıcı saltanat veya otoriterlik döneminden melik-i cebriye veya totaliterlik dönemine geçmiştir. Teorik anlamda bu kapıyı açanlar da Ali Abdurrazık, Seyyid Bey gibiler olmuştur. Amaçlarının tersiyle tokat yemiş, muamele görmüşler ve yeni rejimlerin ve dönemlerin hışmına uğramaktan kendilerini kurtaramamışlardır. Kader adalet etmiş, tarih olan biteni ibretler hanesine kaydetmiştir. 

Kaderin garip bir cilvesidir: Ömer Rıza Doğrul yine de İstiklal Mahkemeleri'nin hışmına uğramaktan kurtulamamıştır. Bu, adliye yanılgılarına benzer.

Mısır'da Sisi döneminde Gize'de bazı okullarda İhvan yanlısı kitaplarda toplatılıp ateşe verilirken kazara kütüphanede bulunan Ali Abdurrazık'ın hilafeti reddeden kitabı da yanlışlıkla ateşe verilen kitaplar zümresi arasında yerini almıştır. Bu Ömer Rıza Doğrul gibilerinin İstiklal Mahkemelerinde kazaen yargılanmalarını hatırlatır. Bu mantık ayrım gözetmez; kuru veya yaş önüne ne gelirse katar ve yakar. Kahire'de Gize bölgesinde Fadl isimli İslami kolejde Sisi sonrasında kitap yakma merasimi düzenlenmiş burada yeni kolektif hilafet teorisi vaz eden hukukçu Abdurazzak Senhuri Paşa'nın kitaplarıyla hilafeti reddeden Ali Abdurrazık'ın kitabı sarmalanarak yan yana yakılmıştır (7). Bu da kaderin cilvesi ibretlik bir durumdur. Sisi döneminde Mısır'da Moğolların veya Komünistlerin kitap imha etme çığırı bir kez daha tekrarlanmıştır.

Tarih ibretlerle doludur. Seyyid Bey, ' göstermelik, özde değil sözde hilafet' diye tutturduğu ve yıkılmasına taraftar olduğu Osmanlı devletinin enkazı altında kalmıştır. Hilafetin kaldırılmasından sonra incir kabuğunu doldurmayan eften püften, kışır kabilinden meseleler yüzünden Mustafa Kemal'in hışmına uğramış ve sair ömrünü gölgede geçirmiştir. Aktif hayatın dışına itilmiştir. Ali Abdurrazık'ın durumu da böyledir. 1964 yılında Marksistler İslam'da Yönetim Biçimi adlı çalışmasını yeniden yayınlamak için izin istediklerinde Ali Abdurrazık pişmanlık göstergesi olarak bu kitabın bir daha basılmasına ve yeni baskısının yapılmasına izin vermemiştir. Ezher'de kibar-ı ulema ( büyük alimler) zümresinden atılmış ve alimlik payesi de elinden alınmıştır.

İslam ve Yönetim Biçimi adlı eserin yazımının arkasında David Samuel Margoliouth olduğu söylendiği gibi kimileri de kitabı inkâr cereyanının önemli simalarından olan Taha Hüseyin'e mal etmektedir. Fi'ş Şi'ri'l Cahili (Cahiliyet Şiiri) adlı eserinde Hazreti İbrahim ve İsmail kıssasının tarihi gerçeklik içermediği ve hurafe olduğunu ileri sürmüştür. Aynı anlayışın, zihniyetin hilafet için de benzeri bir kanaate varması şaşırtıcı olmayacaktır. Bununla birlikte Taha Hüseyin daha sonra bazı keskin fikirlerinden çark etmiştir. 

Emin Rafii ise İslam ve Yönetim Biçimi adlı eseri Ali Abdurrazık'ın yazdığı kanaatindedir. Belki de gerçeğe en yakın tez budur. Asrın havasından etkilenmiş ve bu doğrultuda kalem oynatmıştır. Emin Rafii'ye göre o dönemde bu kitabı yazacak karakterden uzak biri değildir. Dönemin şöhretleri dine karşı laubali bir vaziyet takınıyorlardı. Akkad bile bunlar arasındaydı. Taha Hüseyin, Ali Abdurrazık, Akkad gibilerin ağızlarının ve kalemlerinin ölçüsü bulunmuyordu. Dönem inkar cereyanıyla meşbu idi. Emin Rafii'ye göre Ali Abdurrazık şöhret avcısıdır ve kolay şöhreti bu meseleyi kurcalayarak elde edeceğini, yakalayacağını ummuş olmalıdır. Eskilerin ifadesiyle şöhreti yakalamanın en kolay, kestirme yolu şu paroladır: Halif tu'ref! Muhalefet et, inkar et, meşhur ol! Bununla birlikte sonraki hallerinde yaptıklarından dolayı pişmanlık duymuş olabilir. Ateşli devrelerinde felsefeci ve ateist kimliğine bürünerek kolay bir şöhret yakalayacağını ummuştur (8). O dönemde inkâr çığırının genel bir akım olduğunu söyleyebiliriz. Zamanın ruhu ve o ruhla meşbu olan şahsiyetler hilafetin kaldırılmasından yanadır. Bunun için zaman olgunlaşmış ve hilafet de kaldırılmıştır.

 Hilafetin kaldırılması totaliter çağın alamet ve hususiyetlerindendir.

Dipnotlar

1-http://www.saaid.net/ahdath/100.htm

2-http://al-suna.blogspot.com.tr/2013/03/blog-post_1126.html

3- El Merkez es Sakafi el Arabi, s: 67

4- فقد روى مسلم في صحيحه عن أبي هريرة رضي الله عنه أن رسول الله صلى الله عليه وسلم قال: لا تقوم الساعة حتى يَحِسر الفرات عن جبل من ذهب يقتتل الناس عليه، فيُقتل من كل مائة تسعة وتسعون، ويقول كل رجل منهم: لعلي أكون أنا الذي أنجو.

5- Tiran, Toynbee'nin Kayıp Kitabı, Dr. Yalçın Küçük, Wizart, s: 82.

 6-Atatürk İlkeleri ve İslam, Prof. Dr. Lütfi Ülkümen, İkinci Baskı, s: 6, Erzurum 1974

7-http://albedaiah.com/news/2015/04/13/87026

8- https://www.facebook.com/World.End/posts/364599220411415:0

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

Size yasak edilen büyük günahlardan kaçınırsanız, kusurlarınızı örteriz ve sizi ağırlancağınız şerefli bir yere yerleştiririz.

Nisâ, 31

GÜNÜN HADİSİ

Her kim bir namazı (kılmayı) unutursa (onu) hatırladığında kılsın. Onun bundan başka keffâreti yoktur.

BUHARİ, KİTÂBU MEVÂKÎTİ'S-SALÂT

TARİHTE BU HAFTA

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI