Cevaplar.Org

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-141

Ders: Zeyl-ül Hubab İzah: Prof. Dr. Şener Dilek *Cenab-ı Hak haşrin numunelerini bahar sayfasında gösteriyor. Üstad bahardaki haşrin insanın haşrinden yüz derece daha muciz olduğunu söylüyor. Baharda, kışın ölmüş yeryüzü tekrar diriliyor.


Salih Okur

nedevideobendi@gmail.com

2016-11-21 11:11:42

Ders: Zeyl-ül Hubab

İzah: Prof. Dr. Şener Dilek

*Cenab-ı Hak haşrin numunelerini bahar sayfasında gösteriyor. Üstad bahardaki haşrin insanın haşrinden yüz derece daha muciz olduğunu söylüyor. Baharda, kışın ölmüş yeryüzü tekrar diriliyor.

Bahardaki haşrin iki cephesi var; Ayn ve gayr. Kışın beyaz kefeni ile ölen tabiat üç ay sonra bakıyorsun ki kefenini yırtmış. Kışın ölen ağaçları Cenab-ı Hak baharda kısmen aynen kısmen mislen diriltiyor. Yani ağacın kök ve gövdesi aynen diriliyor. Kısmen de gayren; yani meyveleri de geçen senenin benzerleri olarak verdi, kudret mucizesini gösterdi. O ağaç çamur yiyor, su içiyor, tad, kıvam, koku olarak kudret mucizelerini önümüze seriyor. O ağacın geçen seneki meyveleri ile bu senenin meyveleri aynı değil ama gayrı da değil. Birbirinin eşi ve benzeri.

İşte ağaçların;

1-Çiçekleri

2-Yaprakları

3-Meyveleri

 Geçen senekilerin aynı değil ama gayrı da değil. Neyi? Bir benzeri. Böylece bir ağaca dikkat ve tefekkürle baktığımız zaman hem aynı dirilme, hem de misli dirilmeyi görebiliyoruz.

*Çok sevdiğimiz, hürmet ettiğimiz bir büyüğümüz bizden bir bardak su istese, suyu alırken bardağı düşürse, kırsa "üzülme, sana feda olsun, bir bardağın ne önem, var" deriz. Bu, sevginin tezahürüdür. Ya o büyük Hz. Ali gibi bir şahsiyet olsa? Artık kırılan bardak değil bütün mal varlığın olsa hesaba katmazsın. İşte insan imanının ve Allah'a karşı olan sevgisinin artması nispetinde Ondan gelen her şeye de rıza gösterir.

Not: Tahirü'l Mevlevi'nin Şerh-i Mesnevi'de kaydettiğine göre, Râbiatül Adeviye'ye(k.s); "Kul ne vakit Rabbinden razı olur? diye sormuşlar. "Nimet gibi musibet de onu sevindirdiği zaman" cevabını vermiş. Merhum Yaman Dede de diyor ki; "Doktorun ustalığına güvenirsek, verdiği ilacı acı da olsa, tatlı da olsa alırız. Allah'ın nimetlerini seviyor, belalarına kızıyorsak, O'na güvenmiyoruz demektir."

İsmail Lütfi Çakan hocamızın da aynı minvalde şöyle bir tespiti var; "İnanç esaslarına karşı "rıza" seviyesinde bir güven duygusuna sahip olmayan kişi imanından ve ibadetlerinden zevk alamaz. Bu zevksizliğinin sebeplerini de dışta arar ve hayali bir takım suçlular icad eder. Oysa asıl sebep içindeki rızasızlık, güvensizlik, bir başka deyimle kalitesizliktir"(Salih Okur)

*Hastalıklar, kederler muamele-i ilahiyedir. Allah(C.C) sevdiği kuluyla alışveriş ediyor.

*İmanın kuvveti motor gücü gibi. İman kuvvet kazandıkça insanın hadiselere karşı mukavemet katsayısı da artıyor.

Not: Bu mealde Tolstoy'un da şöyle bir sözü var; "İnanç, hayatın kuvvetidir."

Not: Şener Bey, 2002 senesinde yaptığı bir derste şöyle diyor; "Metanet, hadisata karşı mukavemet katsayısı. 5'lik tuğla duvara normal bir insan vursa kırar, yıkar. 30'luk tuğla duvarı bir karateci yıkar. 60 cm.'lik çelik duvarı kimse yıkamaz. İman inkişaf edince mukavemet katsayısı artıyor. Ubudiyet inkişaf edince mukavemet katsayısı artıyor. Marifet inkişaf edince mukavemet katsayısı artıyor. Hamiyet-i diniye inkişaf edince, mukavemet katsayısı artıyor." (Salih Okur)

*İmanda rusuhiyet, İsm-i Metin'e, İsm-i Kavi'ye mazhariyet. Böyle rasih imana sahip olanda hadiseler göğsünde gedik açamıyor. Kalelerden daha metin. Demirlerden, çeliklerden daha kuvvetli. Bakın Bediüzzaman hazretlerinin hayatına.. Bir yerde dediği gibi; "Elleri bağlı, zaîf ve hasta bir tek adama ordular taarruz ediyor." (Lem'alar, s: 254) Tek başına..Nasıl bir iman? Nasıl bir mukavemet?

*Biz çayı kırklama usulü ile içeriz. Kırtlama değil, kırklama. Yani bir çay tiryakisi bir şeker ile kırk bardak çay içer manasına kırklama denmiş. Şimdi sıcak bir çay bardağının içine o kırklama şekeri getir, koy, şeker bir mukavemet gösterir, hemen erimez. Ama bir süre sonra eriri, gider. Aynı şeker büyüklüğünde bir mermer parçası getir, o sıcak suyun içine koy, o erir mi? Erimez. Biter mi bitmez, tükenir mi, tükenmez.

İman var, iman var..İman var; o şeker gibi..Sokaktaki manzaralar karşısında erir. Ama bir iman da var ki, mermer gibi, hadi erit.

Öyle tahta var, biraz suyu görse şişiyor. Öyle tahtalar da var, gemi imalatında kullanılıyor, çok pahalı. Üç yüz sene suda kalsa, şişmiyor.

İpte de aynı şey, Bir ip var, pamuk ipliği, çektin mi kopuyor, ip var misine, kopar koparabilirsen. Çelikten bir halatı hadi kopar.

Şu kitapları, şu risaleleri neden okuyoruz? Risale-i Nur imanımızı çelikleştiriyor; kopmayan bir iman, dağılmayan bir iman, çözülmeyen bir iman. Üstadın ifadesiyle iman taklitten tahkikle çıktığı zaman, bütün dünya dine ve İslamiyet'e muhalif ve muarız olsalar, o insanın zerre kadar kalbinde, imanında, iz'anında, i'kanında bir gedik açamazlar. Mümin imanla ism-i Kavi'ye, ism-i Metin'e mazhar oluyor.

*Kamil mümin demir leblebi gibidir.

*İman dünyada hiçbir şeyle kıyasa girmiyor, ne ibadetle, ne ahlakla, ne faziletle, ne muamelatla.. Dünyada en kudsi, en kıymetli üzerinde hassasiyetle en fazla durulması gereken hakikat nedir? İmandır.

*Demir pas tutar mı, tutar, oksitlenir mi, oksitlenir. Bulunduğun yerin nem durumuna göre demirin paslanması da o nispete artar, bir gün gelir, demiri yer, bitirir. Demirin ömrünü uzatmanın yolu onu çelik yapmaktır. Demir, çelik oldu mu pas tutmaz.

Fıtrat-ı insaniye demir gibi. Ne kadar kendini kollarsan kolla, büyük şehirlerde rutubet çoktur. Ne kadar kendini kollarsan kolla, pas seni vurur. Pasa günah diyelim, pasa gaflet diyelim, pasa tembellik ve rehavet diyelim, çare demiri çelikleştirmektir. İşte Risale-i Nur'un tedrisi, marifet ve hakikat sofrası okuyanları ne yapıyor? Çelikleştiriyor. Çelikleştin mi dünyadaki hangi musibet gelirse gelsin.

*Seksen tane ipten bir araya gelmiş bir halat düşünelim. Bu halat yüksek bir yerden sarkıtılmış olsun. Bir genç de o halata tutunarak yukarıya çıkıyor farz edelim. Şimdi bir kılıç darbesi gelse, o halatın 75 ipini kesse, geriye beş ip kalır. İp gıcırdamaya başlar, ha koptu ha kopacak duruma gelir. İşte hayat o iptir. Seksen sene ömrü olup da 75 yaşına gelen bir insanın durumu koptu kopacak o ip gibidir. Hastalıklar da ölümün gıcırtılarıdır.

Şimdi böyle bir insan iman etmemiş, hayatını iman dairesinde ibadetle taatla geçirmemişse, daha cehenneme gitmeden cehennemi bir halet onda başlar.

Not: Hz. Mevlana da aynı şeyi ifade etmektedir; "Isırıcı ölümün yüz tane kapısı ve penceresi açılmakta ve gıcırdamaktadır."

 

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

İnsan, bizim kendisini kerih bir nutfeden yarattığımızı görmez mi ki, şimdi o apaçık bir hasım kesilmektedir.

Yasin, 77

GÜNÜN HADİSİ

Her kim bir namazı (kılmayı) unutursa (onu) hatırladığında kılsın. Onun bundan başka keffâreti yoktur.

KİTÂBU MEVÂKÎTİ'S-SALÂT-Buhari

TARİHTE BU HAFTA

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI