Cevaplar.Org implant

BEDİÜZZAMAN VE 'MÜSPET HAREKET'-1

Laik otoriter hükümetler genel olarak dini kültüre yıkıcı ve devrimci darbeler vurması ve özel olarak kendisi ve talebelerini sürekli baskı ve zulüm altında bulundurmasına rağmen Bediüzzaman Said Nursi hiçbir zaman şiddete başvurmamış ve müspet hareket etmekten vazgeçmemiştir. Yazdığı kitaplar ve yüz binleri bulan


Bünyamin Duran, (Prof. Dr.)

2016-11-14 09:51:44

Laik otoriter hükümetler genel olarak dini kültüre yıkıcı ve devrimci darbeler vurması ve özel olarak kendisi ve talebelerini sürekli baskı ve zulüm altında bulundurmasına rağmen Bediüzzaman Said Nursi hiçbir zaman şiddete başvurmamış ve müspet hareket etmekten vazgeçmemiştir. Yazdığı kitaplar ve yüz binleri bulan izleyenleriyle hep toplumsal huzur ve barışın güvencesi olmaya çalışmıştır. 'Dindar Demokratlar'ın kurduğu hükümetlere karşı ise bir taraftan müspet hareket etmeye devam ederken diğer taraftan onların iktidarda kalması için gayret göstermiştir. Öte yandan Nursi, 'Dindar Demokratlar'ın hükümetlerinden beklentisini de sınırlı düzeyde tutmuş, onların hayırlı işlere müsamaha göstermesini desteklenmeleri için yeterli görmüştür. Çünkü o gerçekçi biri olarak, neredeyse tüm sivil ve askeri bürokratik yapının saldırgan seküler kesimlerin tekelinde olduğunu hiç göz ardı etmemiştir.

Bu çalışmada ilk olarak Bediüzzaman Said Nursi'nin laik otoriter hükümetlere karşı siyasi tutumu ele alınacak ve daha sonra kendisinin 'Dindar Demokratlar' dediği kesimlerin kurduğu hükümetlere karşı tavrı incelenecektir. Çalışma esnasında siyasi literatürde önemli bir konu olan 'direnme hakkı' ve çeşitlerine kısaca değinilecek, Nursi'nin 'direnme hakkı' çerçevesinde aldığı pozisyon ve nihayetinde de Nursi'nin 'Dindar Demokratlar' dediği, siyasî dilimize 'Ahrarlar' olarak giren kesimin özellikleri, Nursi'nin onların kurduğu hükümetlerden beklediği politikaların neler olduğu gibi konular Nursi'nin eserlerine dayanılarak belirlenmeye çalışılacaktır.

Bu çerçevede Nursi izleyicilerinin Nursi sonrası dönemde siyasi tutum belirlerken hangi kriterleri esas aldıkları da ortaya konulmuş olacaktır.

1. Genel Olarak 'Direnme Hakkı' Tarihte çok sık görüldüğü gibi zalim, baskıcı ve dikta eğilimli bir iktidar insan hak ve hürriyetlerini ayaklar altına alıp, bunlarla ilgili müesseseleri sistemli bir şekilde işlemez hale getirebilir. Yasaların koyduğu yetki sınırlarını aşar ve kamu hürriyetlerini alabildiğine daraltarak bir baskı rejimi kurabilir. Aynı şekilde belli bir ideoloji ve doktrini toplumun fertlerine zorla dayatabilir. Hatta toplum fertlerini açık veya örtülü bir şekilde din değiştirmeye zorlayabilir. Bu takdirde fertlerin ilgili otoriter yönetime karşı tavrı ne olmalıdır? Fertler böyle bir baskı rejimine boyun mu eğmeli ya da şiddeti de kullanarak karşı mı koymalıdır? Bu iki tutum arasında başka bir orta yol yok mudur? Bu sorular bizi "baskıya karşı direnme" sorununa götürür.

Baskıya karşı direnme temel hak ve hürriyetleri korumak için fert ve gurupların bazı karşı-araçlar geliştirmelerini öngörür. Bu karşı- araçların derece ve şiddeti basit ve etkisiz muhalefetten zor ve kuvvet kullanmaya kadar farklılaşır. Çeşitli yazarlar direnmenin çeşitli şekilleri üzerinde durmuş ve belli bir tasnif yapmaya çalışmışlardır. Bu tasniflerin en klasik şekli "pasif direnme" ve "aktif direnme" şeklindeki tasniftir. Zalim ve baskı rejimine karşı şiddete başvurmadan karşı koymanın en kolay yolu olan "pasif direnme" en fazla başvurulan bir direnme yöntemidir. Yöneticinin emirlerini açık olarak tutmamak, açlık grevi yapmak, resmi makam ve mansıpları kabul etmemek, inzivaya çekilmek, resmi kıyafet ve ritüelleri boykot etmek gibi eylemler pasif direnme örneklerinden bazılarıdır. Aktif direnme ise; baskıcı ve dikta rejim ve yönetimlerini kuvvet ve gerekirse, şiddet yoluna başvurarak devirme hedefini güden bir direnme şeklidir. Genel olarak isyan ya da ihtilal hareketi olarak adlandırılan bu "saldırıcı ve yıkıcı direnme," pratik bakımdan bir "savaş" ve "kuvvet çatışması" niteliğini taşır. (Kapani, 1981, s. 313-314.)

Direnme problemine bağlı olarak cevaplandırılması hiç de kolay olmayan çok sayıda soru vardır: Baskı ve zulmün kriteri ve derecesi nedir? Bunu objektif olarak belirlemek mümkün müdür? Direnme gerçekten bir hak mıdır? Fertler bunu ne zaman meşru olarak kullanabilirler? Bu hak nereye kadar gider ve pratikte ne gibi şekiller alır? Bu soruların cevaplandırılması bu çalışmanın sınırlarını aşar. Biz burada direnme hakkının çok genel çerçevesini verip Nursi'nin baskıcı ve otoriter hükümetlere karşı politik tutumunu ele alacağız. Ancak ilk olarak İslamî doktrinde direnme ya da isyan hakkının boyut ve derecelerine kısaca göz atmakta fayda vardır. 2. İslamî Doktrinde Direnme Hakkı; İslâm siyasal doktrininde esas olan ilke ümmetin "kendilerinden olan" yönetime itaat etme ilkesidir. Bu sistemde direnme problemi esas değil talidir. Çünkü İslâmî anlayışa göre hem yönetenler, hem de yönetilenler şeriatın yüklediği belli mecburiyetlerle hem Allah'a hem de birbirlerine karşı sorumludurlar. Yönetilenlerin yönetenlere karşı birincil ve en önemli görevi itaat etmektir. İslâmi literatürün dini, hukukî ve siyasî yazılarında bu konu üzerindeki fikir birliği karşı çıkılamayacak kadar açıktır. Meşru otoriteye itaat etme gereği, sadece siyasî çıkar amacına yönelik değildir. Bu, aynı zamanda fıkhın tanımladığı vahye ve akıl ve tecrübeye dayalı dini bir yükümlülüktür de. Meşru otoriteye itaatsizlik bir suç olduğu kadar bir günahtır. Fakat ne yönetimin otoritesi ne de yönetilenlerin itaati sınırsız değildir. Her ikisi de bunları belirleyen, tanımlayan ve düzenleyen fıkıh ve kelâm ilkelerine bağlıdır.

Müslüman yönetici Şeriata uygun hareket etmek zorunda olduğundan kesinlikle bir despot olamaz. Genel olarak ümmetin uymakla yükümlü olduğu kanunlar düzenlendiği ve belirlendiği gibi yöneticilerin yönetim konusundaki tasarruf hakkı da kanunda saklanmış ve düzenlenmiştir. Başka bir otorite tarafından düzenlenen bu kanunlara o da en azından sıradan bir birey kadar uymak zorundadır.

Burjuva yasama sisteminden farklı olarak, İslâmi sistemde yönetici başka bir otorite tarafından yapılmış kanunu değiştiremez; hatta ilke olarak onu izah etmek ve yorumlamak da onun görevi değildir. Onun görevi kanunu muhafaza etmek, adalet ve şefkat gibi ilkeler istikametinde icra etmektir. Eğer bunları başaramazsa ve dahası bu kanunlara karsı gelirse o zaman bir yönetici olarak ümmetin itaat etmesini sağlayan Müslüman ve cemaatle anlaşmayı ve görevini ihlal ediyor demektir. Bu ise beraberinde belli sonuçlar doğurur. Diğerleri bir yana bu durum en başta tebaanın itaat görevini etkileyecektir.

İtaate lâyık olabilmek için devlet başkanının fakih ve kelamcılara göre iki şartı yerine getirmesi gerekir. Bunlardan biri meşru bir şekilde başa geçmeli ve ikincisi adaletle hükmetmelidir. Eğer hükümdarın idaresi gayri meşru ve icraatları adaletsiz ise karşılığında ümmetin kendisine itaat iddiasını kaybedecektir. (Ziyaüddin Rayyis, 141 vd; Münir Şefik, s.123; İbrahim Canan, s. 254 vd; Nevin A. Mustafa, s. 183; Bernard Lewis, s. 141 vd;)

Müslüman bir hükümdara Müslüman tebaanın tam ve doğrudan itaat borcu vardır. Eğer bu hükümdar meşruiyetten yoksunsa veya meşruluğunu kaybederse ve adalet dışı icraatlarda bulunursa tebaanın itaat görevi düşer, hatta bunun yerini itaat etmeme görevi alabilir. İşte "direnme hakkı" denilen hak burada onaya çıkar. İslâm siyasal doktrinler tarihinde zalim ve baskıcı rejim ve yönetime karşı "direnme hakkı" ile ilgili genel olarak iki yaklaşıma şahit olmaktayız. Bunlardan birincisine "devrimci yaklaşım", ikincisine de "ıslahçı yaklaşım" dememiz mümkündür. Burada genel olarak müracaat edilen ve genellikle pejoratif anlamda kullanılan 'Siyasal İslam' kavramının doğru bir kavram olmadığını vurgulamak gerekir. İslam'ın bu tarz eklerle olumsuzlayıcı kontekstler içinde geçirilmesi İslam'ın kendi asalet ve azametine aykırıdır diye düşünüyorum. 'Siyasal İslam' yerine 'Devrimci Yaklaşım' demenin daha uygun olduğu kanaatindeyim. "Devrimci yaklaşım" zalim ve baskıcı yönetime karşı "isyan hakkı"nın meşru olduğu ve bu hakkın kullanılarak savaşmanın gerekliliği üzerinde durur ve Mü'minleri zalim yönetimle savaşmaya çağırır.

"Islahçı Yaklaşım" ise fayda-zarar muhasebesi yaparak, savaşın sonucunda uğranılacak zararları dikkate alır ve zulme karşı "sabır" etmenin, fakat bunun yanında tüm ıslah mekanizmalarını kullanarak irşat ve tebliğ faaliyetine girişmenin gerekliliğini vurgular. İslamî gelenekte hem 'devrimci' hem de 'Islahçı' yaklaşım kendilerine İslâm'ın temel kaynakları olan Kur'an-ı Kerim ve hadis-i şerif'ten bol miktarda dayanak bulabilmektedir.

3. Laik Otoriter Hükümetlerine Karşı Nursi'nin Tutumu: Müspet hareket Nursi, siyasi literatürümüze 'istibdat' yılları olarak geçen dönemde gençlik yıllarını rejimle mücadele ederek geçirdi. Otuzlu yaşlarını 'meşru demokrasi'nin (meşrutiyet-i meşrua) kurulması ve kurumsallaştırılması mücadelesine adadı. Ancak onun arzuladığı demokratik yapı için zemin henüz müsait değildi. Özellikle İttihatçılar'ın otoriter ve militarist tavrı Osmanlı demokrasi tecrübesini zaman zaman sekteye uğrattı. Cumhuriyet sonrası kurulan rejim ise hem aşırı din ve kültür-karşıtı bir ideolojiyle yüklü ve devrimci, hem de siyasi olarak otoriter ve baskıcıydı. Rejimin önderlerinin kendisiyle yeni ilkeler çerçevesinde uzlaşma ve beraber çalışma önerisine karşı Nursi'nin seçimi böyle bir yapının bir parçası olmak değil, bu yapıya karşı direnme yönünde olacaktı. Ancak bu direnme isyan anlamında 'aktif direnme' değil, huzur ve güven ortamını bozmadan muhalefet etme anlamında 'pasif direnme' olacaktı.

4. 'Siyaset ve Şeytandan Allah'a Sığınırım'

Nursi, laik, otoriter cumhuriyet hükümetlerine karşı neden isyan yolunu seçmedi? Nursi, laik otoriter cumhuriyet hükümetleri döneminde 'siyaset'e girmeyi isyan etme anlamında kullanır ve bunu şeytan'la eş tutar ve Allah'a sığınılacak bir hareket olarak görür (Nursi, 2004, s.252, 258 vd). Siyasete girmenin şeytanla eş tutulması ilk nazarda paradoksal ve anlamsız gözükebilir, ancak işin mahiyetinin anlaşılmasıyla bu yaklaşımın son derece anlamlı, hikmetli, rasyonel bir iradi tercih olduğu görülür. Tek parti döneminde Cumhuriyet Halk Partisi içinde siyaset yapmayı reddettiğine, başka bir muhalefet partisi kurup siyaset yapma imkanının da olmadığına göre kalan tek seçenek silahlı isyan hareketinden başka bir şey olmayacaktı. Bu bağlamda Nursi mevcut düzene isyan etmekten ve bunun doğuracağı sonuçlardan Allah'a sığınırım demek istemektedir. Nitekim onun neden siyasete 'bulaşmadığını' ispat sadedinde ortaya koyduğu argümanlar bunu doğrular niteliktedir. Ona göre onun ve Nur Talebeleri'nin siyasete girmesini aşağıda inceleneceği gibi 'İhlas', 'Kur'an Hizmeti' ve 'Şefkat-i İmaniyye' engellemektedir.

5. Devrimci Değil Islahçı Yol

Nursi, "siyaset" konusunda genel strateji olarak "devrimci yaklaşımı"ı değil, "ıslahçı yaklaşımı benimser. O, gerçekten tüm himmet, gayret ve enerjisini "ıslah," "ikaz" ve "irşat" faaliyetine tahsis eder. Nursi'nin bu tip bir stratejiyi tercih etmesinin çeşitli nedenleri vardır. Bunlardan birincisi; içinde yaşadığı toplumun uzun savaşlar, dayatılan devrimler ve kültürel yabancılaştırma politikalarıyla kendi iradesi dışında cehalet ve gaflet içine itilmesidir. Bu nedenle toplum fertlerinin ahlaki önderliğe, "irşat" ve "ıslah"a ihtiyacı vardır. Aslında bu toplum bin yıldır İslâm'ın bayraktarlığını yapan ve yerkürenin önemli bir bölümünde İla-i Kelimetullah görevini ifa eden bir ecdadın torunlarıdır. "Cibilliyeten" de Müslüman'dır.

Nursi'ye göre bu toplum zamanı geldiğinde yine dedeleri gibi İslam ve Kur'an için hayatlarını feda edip şehit olmaya hazırdır. Bu nedenle çeşitli nedenlerden dolayı karşı cephede yer almak durumunda kalan bu insanlardan bazılarının olumsuz etkileneceği siyasi operasyonlara girişmek doğru değildir. Nursî ahlaki önderlik sürecine çok önem verir ve Kuranî hakikatlerin maddi ve manevi hiçbir şeye alet edilmeksizin bu topluma yaşanarak gösterilmesinin gerekliliğine inanır. Lüzumlu olan toplumla savaşmak değil, şefkatli bir dille iletişim kurmaktır.

-devam edecek-

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

SİRETÜ İMAMU MÜCEDDİD-4

SİRETÜ İMAMU MÜCEDDİD-4

Üstadın ulaştığı netice gösteriyordu ki; gerçekten İslam fıtrat dinidir. Bundan sonra, bu

SİRETÜ İMAMU MÜCEDDİD-3

SİRETÜ İMAMU MÜCEDDİD-3

Müellif: M. Said Ramazan el Buti Mütercim: Fehmi Türkmen Hocaefendi Bizim için mümkün değil

RİSALE-İ NUR VE MİSYONU-5

RİSALE-İ NUR VE MİSYONU-5

Risale-i Nur, acz, fakr, şefkat ve tefekkür kavramlarından her birini Hakka ve hakikate ulaşma

RİSALE-İ NUR VE MİSYONU-4

RİSALE-İ NUR VE MİSYONU-4

Risale-i Nur kendisini tarikattan çok hakikat ve şeriat olarak tarif eder. Fakat, ister hakikat ol

SİRETÜ İMAMU MÜCEDDİD-1

SİRETÜ İMAMU MÜCEDDİD-1

Türkiye’de acip bir olay meydana geldi. En mühim ve en tehlikeli olan hadise ise, Türk milleti

SİRETÜ İMAMU MÜCEDDİD-2

SİRETÜ İMAMU MÜCEDDİD-2

Cenab-ı Hakkın kainata koyduğu kanunlardan(sünnetullah) birisi de, belirli zaman dilimlerinde M

RİSALE-İ NUR VE MİSYONU-3

RİSALE-İ NUR VE MİSYONU-3

Risale-i Nur, insanı Allah’a ulaştıran yolların sayısız olabileceğini söyler. Bununla birl

RİSALE-İ NUR VE MİSYONU-2

RİSALE-İ NUR VE MİSYONU-2

Bu konuda diğer bir ayrıntı da, Risale-i Nur’un diline, üslubuna yapılan itirazdır. Dilin a

RİSALE-İ NUR VE MİSYONU-1

RİSALE-İ NUR VE MİSYONU-1

“Risale-i Nur, bize, Rabbimizi tanıtan dört külli muallimden, dört umumi tarif ediciden bahsed

BEDİÜZZAMAN VE 'MÜSPET HAREKET-3

BEDİÜZZAMAN VE 'MÜSPET HAREKET-3

10. ‘Dindar Demokratlar’ Bir kere Nursi Demokratları nitelerken hemen tüm nitelemelerinde

BEDİÜZZAMAN VE 'MÜSPET HAREKET-2

BEDİÜZZAMAN VE 'MÜSPET HAREKET-2

6. Kur’an Hizmeti Hiçbir Şeye Alet Yapılmamalıdır Nursi, mevcut siyasi yapıya "isyan hakk

İnkâr edenler, Allah'ın yolundan ve -yerli, taşralı- bütün insanlara eşit (kıble veya mâbed) kıldığımız Mescid-i Harâm'dan (insanları) alıkoymaya kalkanlar (şunu bilmeliler ki) kim orada (böyle) zulüm ile haktan sapmak isterse ona acı azaptan tattırırız.

Hac,25

GÜNÜN HADİSİ

Emin ve doğruluktan ayrılmayan ticaret ehli (ayette sırat-ı müstakim ashabı olarak zikredilen) peygamberler, sıddikler, şehidler ve salihlerle beraberdir.

Tirmizi, Büyu 4, (1209); İbnu Mace, Ticarat 1, (2139)

TARİHTE BU HAFTA

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI