Cevaplar.Org

BİR KALP HASTALIĞI; KİBİR

Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Yeryüzünde haksız yere büyüklenenleri, âyetlerimden uzaklaştıracağım, (onları anlamayacaklar)....” (A’raf, 146) “....Şüphesiz o, (Allah) büyüklük taslayanları asla sevmez.” (Nahl, 23)


Muhammed Salih Ekinci

.

2016-11-08 10:53:15

Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "Yeryüzünde haksız yere büyüklenenleri, âyetlerimden uzaklaştıracağım, (onları anlamayacaklar)...." (A'raf, 146) "....Şüphesiz o, (Allah) büyüklük taslayanları asla sevmez." (Nahl, 23)

Peygamber (SAV) de. "Kalbinde zerre kadar kibir bulunan cennete giremez." Buyurur. (Müslim)

Buhari ve Müslim'de rivayet edildiğine göre, peygamber (SAV) şöyle buyuruyor: "Cennet ile cehennem tartıştılar da cehennem şöyle dedi: "Ben büyüklük taslayan, zorbalık yapan kimseler(in bana konulması ) ile tercih edildim..."

Başka bir hadiste de Peygamber (SAV): "Kıyamet gününde, zorbalar ile büyüklük taslayanlar, küçük karıncalar şeklinde haşr olunup, Yüce Allah katındaki değersizliklerinden dolayı insanlar, onları çiğneyip geçerler" buyuruyor. (Bezzar, hasen bir senedle)

Süfyan b. Uyeyne de şöyle der: "Şehvetine (nefsin arzularına) uyup günah işleyen kimsenin tevbe etmesi [ve bağışlanması] umulur. Nitekim nefsine uyup hatalar işleyen Adem (as) (tevbe etti) ve bağışlandı. Kibrinden dolayı günah işleyen kimsenin ise, lanete uğramasından korkulur. Nitekim iblis (şeytan) büyüklenip isyan ettiği için lanete uğradı."

Kibir, insanı helak eden büyük afetlerdendir. Nitekim, havas'ın (Allah dostlarının) helakı, kibirden olduğu gibi, abidlerden, zahidlerden ve âlimlerden de çok azı kibirden uzak kalabilmektedir.

Kibir nasıl korkunç bir tehlike olmasın ki? Hâlbuki Peygamber (SAV): "Kalbinde zerre kadar kibir bulunan cennete giremez" buyuruyor. (Müslim)

Kibrin cennetin önünde bir engel olmasının sebebi, kul ile mü'minlerde bulunması gereken güzel ahlâk arasında engel teşkil etmesidir. [Ki bunlar cennetin anahtarıdır.] zira kibirli insan ne kendisi için istediğini (diğer) mü'minler için istemeye, ne tevazu sahibi olmaya, ne kin, haset ve öfkeyi terk etmeye ne öfkesini yenmeye ve ne de nasihatleri kabullenmeye muktedirdir. İnsanlarla alay etmekten, gıybetlerini yapmaktan da kendini alıkoyamamaktadır. Kısaca; cehennemin anahtarı sayılan kötü ahlâklara, kibir, itmektedir.

Kibrin en kötüsü, ilim öğrenmeye, hakkı kabul edip ona boyun eğmeye mani olanıdır.

Gerçekten, bazan insan, gerçeği bildiği halde sırf kibrinden dolayı boyun eğmemektedir. Nitekim, yüce Allah (daha önceki ümmetlerden) şöyle haber verir: "Vicdanları da bunlar (ın doğruluğun)a tam bir kanaat getirdiği halde zulüm ve kibirlerinden ötürü onları bile bile inkar ettiler..." (Neml, 14)

 "Sonra âyetlerimiz ile apaçık bir ferman ile Musa ve Kardeşi Harun'u fir'avn'a ve ileri gelenlerine gönderdik. Bunun üzerine onlar kibre kapıldılar ve ululuk taslayan zorba bir kavim oldular. Bu yüzden dediler ki: Kavimleri bize kölelik ederken, bizim gibi olan bu iki adama mı inanalım? Böylece onları yalanladılar, bu yüzden de helak edilenlerden oldular." (Mü'minun, 45-48).

"Peygamberleri dedi ki: Gökleri ve yeri yaratan Allah hakkında şüphe mi var? Halbuki O, sizin günahlarınızdan bir kısmını bağışlamak ve sizi muayyen bir vakte kadar yaşatmak için sizi (hak dine) çağırıyor. Onlar dediler ki: Siz de bizim gibi bir beşerden başka bir şey değilsiniz..." (İbrahim, 10.)

Ve bunlara benzer daha birçok âyet bulunmaktadır. Ki bu âyetlerde, gerçeği bildikleri halde sırf kibirlerinden dolayı Allah'a ve onun Resullerine baş kaldırmış kimseler anlatılmaktadır.

İnsanlara karşı kibirlenme, onları küçümseyip, kendini onlardan büyük görmek demektir ki, bu aynı zamanda yüce Allah'ın emirlerine karşı da büyüklenmenin sebebidir. Tıpkı, İblis'in Âdem (as)'e karşı kibirlenmesinin, Rabbi'nin: "Âdem'e secde et" emrine itaat etmemesine sebep olması gibi.

Resûlullah (SAV) de kibri şöyle izah etmiştir: "Kibir, hakkı inkâr edip, insanları hor görmektir." (Müslim.)

KİBRİN BELİRTİLERİ

Kişinin kibirli olması, bazan insanlardan yüz çevirmesi, onları göz ucu ile süzmesi, başını önüne eğip susması ve bağdaş kurup kurularak oturması gibi fizik yapısından, bazan konuşma esnasındaki sesinden, nağmelerden ve kullandığı ifadelerden, bazan da yürüyüşünden oturup, kalkmasından ve diğer hareket ve davranışlarından belli olmaktadır.

Kibirli insanın özelliklerinden biri de insanların kendisi için ayakta durmalarını (dışarıdan gelirken ayağa kalkmalarını veya otururken önünde divan durmalarını) istemesidir.

Ayakta durmak, iki türlü olur.

Birincisi, oturan bir insanın önünde divan durmak (el bağlayarak saygı ile durmak)dır. Ki, bu haramdır. Nitekim Peygamber (SAV): "Her kim, önünde insanların ayakta durmalarını isterse (, bundan hoşlanırsa), cehennemdeki yerine hazırlansın" buyurmaktadır. Çünkü bu, acemlerin ve kibirli insanların âdetidir.

İkincisi, dışarıdan gelen insan için ayağa kalkmaktır. Ki selef bunu da pek yapmazdı. Nitekim Enes (ra): "Resûlullah (SAV)'den daha fazla sevdiğimiz bir kimse olmadığı halde, Sahabiler, O'nu gördüklerinde, hoşlanmadığını bildikleri için ayağa kalkmazlardı." demektedir.

Ancak, bununla beraber âlimler: Anne-baba, adil imam (devlet başkanı) ve faziletli insanlar için [saygı maksadıyla] ayağa kalkmanın müstehap olduğunu söylemiş ve bu yöndeki uygulama faziletli kimseler arasında bir şiar haline gelmiştir. Onun için onlara göre, kendisi için ayağa kalkmanın uygun olduğu kimsenin önünde kalkmamak b ir nevi onu küçümsemek ve değer vermemek anlamına gelmekte, bu ise kin (ve nefrete) sebep olmaktadır.

[Fakat] bahsedilen kimseler için ayağa kalkmanın müstehap olması, onların, bunu istemelerini gerektirmediği gibi, böyle bir saygıya layık olmadıklarını düşünmelerine de mani değildir.

Yanında, arkasında yürüyecek biri (leri) olmadan (yalnız) başına yürümemek, kimseyi ziyaret etmemek, başkasının yanında oturmasından veya kendisi ile yan yana yürümesinden imtina etmek de kibirli insanın özelliklerindendir.

Enes (r.a)'ın rivayetine göre, Medineli köleler, kendisine ihtiyaçları(nı gördürmek) için Peygamber (SAV)'ın elinden tutarak diledikleri yere götürürler [O da onurlanmadan gider]di.

İbn Vehb de şöyle der: "Abdülaziz b. Ebi Revvad'ın yanında oturdum, uyluğum onun uyluğuna değiyordu. Bunun üzerine uzaklaştım. (Fakat) O, elbisemden tutarak beni yanına çekti ve: "Niçin bana zorbalara yaptıklarınızı yapıyorsunuz? Halbuki, ben, içinizde kendimden daha kötü birisini bilmiyorum," dedi.

Kibir insanın özelliklerinden biri de, kendi evinde eline herhangi bir işi almaması (ev işlerini görmemesi)dir. Halbuki bu, Resûlullah (SAV)'ın uygulamasıyla uyuşmaktadır.

Çarşıdan (satın aldığı) eşyayı evine taşımamak da kibirli insanın özelliklerindendir. Oysa, Resûlullah (SAV) (çarşıdan) satın aldığı eşyayı bizzat kendisi taşımıştır. Hz. Ebubekir (ra) ticaretini yaptığı elbiseleri bizzat alıp çarşıya (pazara) götürürdü. Hz. Ömer (ra) satın aldığı eti eline alıp evine kadar kendini taşımış. Hz. Ali (ra) satın aldığı hurmayı bir battaniyenin içine koyup kendisi taşımış ve önüne geçip "ben taşıyayım" diyen adama: "Hayır, (bunu yiyecek olan) çocukların babası taşımaya daha layıktır," demişti.

Bir gün Ebu Hureyre (ra) sırtına bir miktar odun yüklenip pazardan gelirken –ki, o zaman [Medine valiliğini yapan] Mervan'ın vekili idi- (yolunun içindeki) bir adama: "Emire yol açın," demişti.

Kendisinden kibri uzaklaştırarak, tevazu sahibi olmayı arzulayan kimsenin, Resûlullah (SAV)'ın siretine (ahlâkına, hâl ve hareketlerine) göre hareket etmesi gerekir. Ki buna dair bazı işaretler, "davranış tarzları ve Hz. Peygamber'in ahlâkî kişiliği" konusunda geçmiştir.

KİBRİN İLACI VE TEVAZU'NUN KAZANILMASI

Şüphesiz, kibir, insanı helak eden ve tedavisi farz-ı ayn olan (kötü) bir huydur. Ki, bunu tedavi etmenin en faydalı yolu, [kalpten] kökünden söküp, atmaktır. Bu ise, insanın nefsini ve Rabbini tanımasıyla olur. zira, insan, gerçek anlamda nefsini tanıdığında tüm değersiz varlıklardan daha değersiz (önemsiz) olduğunu bilecek. Bunun için de aslına: (önc) topraktan, sonra sidiğin çıkış yerinden çıkan erlik suyun (nutfe)dan, sonra pıhtılaşmış kanından, sonra bir çiğnemlik etten yaratıldığına; işitmeyen, görmeyen, hissetmeyen, hareketsiz, cansız [ve insan adıyla anılan bir şey değil iken] sonra insan diye anılan bir varlık haline geldiğine bakması yeterli olacaktır. Çünkü, insan hayattan önce ölü,kuvvet verilmeden önce zaaf sahibi, gınadan önce de fakr sahibiydi.

Yüce Allah buna işaretle şöyle buyurmaktadır. "Kahrolası insan, ne kadar da nankördür. (Allah) onu hangi şeyden yarattı? Bir damla sudan yarattı da onu bir ölçüyle biçime soktu. Sonra ona yolunu kolaylaştırdı." (Abese, 17-20), "...Onu işiten ve gören yaptık." (İnsan, 2), Yani, yok iken var etti, güzel şekil verdi, (anne karnından) dünyaya çıkardı, yedirdi, içirdi, giydirdi, doğru ve eğri yolu gösterdi, kuvvet verdi.

O halde, başlangıcı bu olan bir varlığın kibirlenip böbürlenmesine sebep nedir?

Rabbini tanımasına gelince, bunun için O'nun kudretine ve akılları hayrete düşüren (eşsiz) sanat eserlerine bakması yeterlidir. Çünkü, böylece kendisine hem O'nun büyüklüğü hem de marifeti tam manasıyla görünür hale gelecektir. Ki, kibrin kökünü temelinden söküp atacak olan ilaç da budur.

Kibrin pratik (ve kolay) ilaçlarından biri de bilfiil yüce Allah'a ve O'nun kullarına tevazu göstermektir. Bu da mütevazi insanların ahlâkıyla ahlâklanmaya devam etmekle, [Resûlullah (SAV)'ın tevazuuna ve güzel ahlâkına bakmakla] olur. (ki) bu konuyla ilgili bazı bilgiler ve örnekler daha önce geçti.

Bunlara ilaveten, insanları hor görmenin (kibrin) ilaçlarından biri de Yüce Allah'ın bizden ahlâklanmamıza istediği ahlâkla ahlâklanmaktadır. Yüce Allah şöyle buyuruyor:

"...Bunun için kendinizi temize çıkarmayın. Çünkü O, (Allah) kötülükten sakınanı daha iyi bilir." (Necm, 32),

"...Muhakkak ki Allah yanında en değerli ve en üstün olanınız, O'ndan en çok korkanınızdır..." (Hucurat, 13). 

Çoğu kez insanın kendinden aşağı gördüğü kimse Yüce Allah'tan daha çok korkmakta, kalbi daha temiz, niyeti daha halis, ameli daha iyi (olmakta)dır. Kaldı ki hiç kimse sonunun ne olacağını da bilmemektedir. Yüce Allah'tan bizleri bütün (manevî) hastalıklardan uzak tutmasını dileriz.

Kibrin ve tüm kalp (manevî) hastalıklarının en etkili yollarından biri de, tesbip, tehlil ve bunlara benzer zikir ve dualara devam edip, diğer şer'i adaplara riayet etmektir. Ki, bu konuda yazılan en faydalı eser İmam Nevevi (rh.a)'in yazdığı "el-Ezkar" isimli kitabıdır. Onun için (çok haklı olarak) "evini satıver, el-Ezkar'ı satın al" demişlerdir. Gerçekten bu kitap temiz kimselerin ziyneti, iyilerin şiarı olmuştur. Bu sebeple, Kitabı, sen de satın alıp okumalısın. Çünkü onun tamamı bir hidayet ve nur (kaynağı)dır.

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

BAKARA SURESİNDEKİ ÜÇ ZÜMRENİN ÖZELLİKLERİ

BAKARA SURESİNDEKİ ÜÇ ZÜMRENİN ÖZELLİKLERİ

A-MÜ’MİNLERİN ÖZELLİKLERİ 1-Müttekîdir 0nlar. Yani Allah’ın yasaklarından uzak dururl

HİND ULEMA CEMİYETİ VE ÜLKENİN ÖZGÜRLEŞMESİNDEKİ ROLLERİ-2

HİND ULEMA CEMİYETİ VE ÜLKENİN ÖZGÜRLEŞMESİNDEKİ ROLLERİ-2

Velakin bahsedilen bu alimler İngilizlerin bütün emellerini boşa çıkardılar ve kurdukları g

İRŞATTA ÇAĞIN GEREKLERİ

İRŞATTA ÇAĞIN GEREKLERİ

İrşat, hak ve hakikate bir yönlendirme olduğuna göre, irşat görevini üstlenen kimseler, zama

HADİSLERİN DİLİYLE IŞİD

HADİSLERİN DİLİYLE IŞİD

Bir çekim kaydında Cübbeli Ahmet Hoca umre kıyafetiyle uçakta umre yolcularının arasında gö

İLİMLERE TEK GÖZLE BAKMAK

İLİMLERE TEK GÖZLE BAKMAK

Son dönemlerde hizmet içi eğitim diye bir kavram gelişti. Esasında Hazreti Peygamber Efendimiz

İRŞAD’DA MUHATABIN DURUMUNU NAZARA ALMAK

İRŞAD’DA MUHATABIN DURUMUNU NAZARA ALMAK

İrşat Edileceklerin Durumu Kur'an'ın irşat ve hidayetinde, muhatabın durumu, ihtiyacı önem a

USTALARIN REDDETTİĞİ KÖŞE TAŞI

USTALARIN REDDETTİĞİ KÖŞE TAŞI

Hazret-i İsa’dan menkul bir söz vardır. Talebelerine şöyle der: ‘Yapı ustalarının reddet

HİND ULEMA CEMİYETİ VE ÜLKENİN ÖZGÜRLEŞMESİNDEKİ ROLLERİ-1

HİND ULEMA CEMİYETİ VE ÜLKENİN ÖZGÜRLEŞMESİNDEKİ ROLLERİ-1

“Hindli ulemadan Mevlana Kifayetullah, Birinci Dünya Savaşı sonunda İngilizlerin zafer kutlama

VAAZIN ÜÇ TEMEL VASFI

VAAZIN ÜÇ TEMEL VASFI

İrşadın yaygın bir türü olan vaazlar, çok geniş kitlelere hitap ettiği için, üslup yön

SÖZÜN GÜCÜ VE DİLİN ÂFETLERİ-3

SÖZÜN GÜCÜ VE DİLİN ÂFETLERİ-3

14-Sözde ve yeminde yalan söylemek. Bu da dilin afetlerinden, aynı zamanda ayıp ve günahların

ÇAĞIMIZDAKİ İRŞAT METODU

ÇAĞIMIZDAKİ İRŞAT METODU

Bir mürşidin, çağının gereklerini ve kültürünü göz önünde bulundurmadan başarılı olm

İman edip iyi yararlı işler yapanları, muhakkak salihler (zümresi) içine katarız.

Ankebût, 9

GÜNÜN HADİSİ

İman ve İslam'ın Fazileti

"Mü'min kişinin durumu ne kadar şaşırtıcıdır! Zira her işi onun için bir hayırdır. Bu durum, sadece mü'mine hastır, başkasına değil: Ona memnun olacağı birşey gelse şükreder, bu ise hayırdır; bir zarar gelse sabreder, bu da hayırdır" (Müslim, Zühd 64, (2

TARİHTE BU HAFTA

*Evliya Çelebi'nin Doğumu(25 Mart 1611) *Edirne'nin İşgali(26 Mart 1913) *Ahmed Cevdet Paşa'nın Doğumu(27 Mart 1822) *Fatih Sultan Mehmed'in Doğumu (30 Mart 1432) *Lâleli Camii'nin Temeli Atıldı (31 Mart 1760)

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI