Cevaplar.Org

CUMHUR-2

Cumhuru Zehirleyen Güç: Siyasi Otoriterlik (istibdat) Nursi demokratik ve hürriyetçi olmayan siyasi rejimlerde cumhurun fonksiyonunu kaybedeceği ve büzülerek içine kapanacağı düşüncesindedir. Bu nedenle ona göre demokrasi öncesi dönemler cumhurun en etkisiz ve en belirsiz olduğu dönemlerdir.


Bünyamin Duran, (Prof. Dr.)

2016-10-30 12:24:53

Cumhuru Zehirleyen Güç: Siyasi Otoriterlik (istibdat)

Nursi demokratik ve hürriyetçi olmayan siyasi rejimlerde cumhurun fonksiyonunu kaybedeceği ve büzülerek içine kapanacağı düşüncesindedir. Bu nedenle ona göre demokrasi öncesi dönemler cumhurun en etkisiz ve en belirsiz olduğu dönemlerdir.

Nursi, demokrasi ve demokrasi öncesi dönemi kesin çizgileriyle birbirinden ayırır. Ona göre demokrasi öncesi dönemler gücün, hissiyatın, kişisel baskı ve otoritenin, şeyhliğin, ağalığın hâkim olduğu dönemlerdi. Bireyin toplum içindeki yeri yok gibiydi; bireyler ağalarının, şeyhlerinin, hocalarının etrafında anlamsız birer araç düzeyine indirgenmişti. Bilim sektörü otoriter bir üsluba sahipti; sıradan gerçeklikler mutlak evrensel, tartışılamaz gerçekmiş gibi sunuluyor; herkesin onlara eleştirisiz teslim olması isteniyordu; teslim olmayıp eleştirmeye kalkanlar toplum dışına itiliyordu. Şeyhler kendi makam ve faziletlerini etrafındaki insanları tahakküm altına alma vasıtası olarak kullanıyordu; adeta insanların hürriyet alanları ortadan kaldırılıyordu. Politik hükümetler cumhura dayanmadığından liderlerin keyfine, heva ve heveslerine bırakılıyor ve toplumun enerjisi boşa harcanıyordu.

 Nursi'ye göre istibdat, insanlığın tabiatında olan köklü bir eğilimdi, tarihin derinliklerinden çıkıp geliyordu; vahiy yoluyla biraz dizginlenmişse de fırsat bulur bulmaz yeniden her tarafı kuşatmış ve uzun müddet etkisini sürdürmüştü. Müstebitlik insanlığın hayvani tabiatının bir özelliği idi.

İşin ilginç tarafı, Nursi'ye göre İslam tarihi de kendisini bu hastalıktan kurtaramamıştı. İslam yeryüzüne inerek despotik eğilimleri baskı altına almış, zayıf ve güçsüzlerin nefes almasını sağlamıştı; ama yönetim şeklinin zaman ve mekânın etkisiyle hilafetten saltanata dönüşmesiyle istibdat yeniden varlığını hissettirmeye başlamıştı. Özellikle Yezid'in zamanında baskı iyice çekilmez hale gelmiş, Hz Hüseyin bunu 'hürriyet kılıcı'yla dizginlemeye çalışmış, ama sonuçta kaybeden hürriyet tarafı olmuştu. Nursi'ye göre otoriterlik eğilimi saltanattan güç alarak varlığını günümüze kadar (20. Yüzyılın başı) sürdürmüştü. Şimdilerde ise başta hükümet olmak üzere toplumun tüm kesimlerinde egemen ve belirleyici, hatta herkesin damarlarına sirayet eden zehirleyen bir bela şeklinde duruyordu.

Nursi'ye göre istibdat sadece siyasi iktidarda olan bir şey değildi, hayatın her alanında çok farklı kisveler altında varlığını sürdürmekteydi: âlim ilmini kullanarak, şeyh asalet ya da makamını kullanarak, ağa ağalığını kullanarak insanları tahakküm altına alıyordu. Ona göre Osmanlı insanının asıl hastalığı çok farklı şekil ve adlar altında hüküm süren istibdatlardı. Ama doğal olarak bütün bunlar hükümetlerin istibdadından kaynaklanıyordu.

Nursi'ye göre otoriter ve müstebit liderler etrafındaki insanları aşağılama, ezme ve onları köleleştirmeden haz duyarlardı. Bu tip toplumlarda sadece lider kabiliyet ve kapasite sahibi, akıllı ve bilgiliydi, geri kalanlar ise tamamen işe yaramazdı. İnsanlar lider tarafından araçsallaştırılmış, makine haline getirilmiş birer robottular. Onların tek fonksiyonları reislerinin yükselmesi için basamak olmak, semirmesi için et ve kanlarını sunmaktı. Onun orijinal ifadesiyle: "ağaları ve büyükleri, omuzlarına biner, ta yalnız (onlar) görünsün, onların etlerinden yer, ta (onlar) büyüsün(ler). O milletin gonca-misal istidâdâtı üzerine o reis perde olup ziyayı göstermiyor. Belki, yalnız o neşv-ü nemâ bulur, inkişaf eder, açılır." (Age, s.35-36)

Nursi böyle dönemlerde tüm olumlu başarılar liderden çıktığı, buna karşılık olumsuzluklar liderin etrafındaki insanların ihmali, akılsızlığı, yetersizliği ve cahilliğinden çıktığı görüşünün yaygın olduğunu söyler. Ona göre böyle bir lider hakikaten büyük olamazdı, o küçüktü; etrafını ve milletini de küçük düşürüyordu. Tüm enerjisini etrafındaki insanların şevk ve gayretlerini kırmaya harcadıklarından bu tip ortamlarda zoraki bir işbirliği ve çalışma söz konusu olabilirdi.

Böyle bir liderin etrafında olan insanlar da doğal olarak kendilerine verilen işleri sadece yapıyormuş gibi davranıyorlardı. Bu tip insanların etrafında sadece dalkavuk ve riyakâr insanlar kalabilirdi, asil ve kişilikli insanlar ya kendilerini kenara çekip ortalıkta görünmemeye çalışır, ya da uzaklaşıp giderdi. Tek kelimeyle bu tip liderler etrafındaki insanları ahlaksızlığa sürükleyen ve zorlayan ahlaksız tiplerdi.

Nursi'ye göre aynı ilkeler hükümet ya da devlet organizasyon şekli için de geçerlidir. Devlet ne kadar otoriter olursa toplumun gelişmesi de o ölçüde geri kalmış olur. Çünkü ona göre hürriyetle bireylerin ruhsal gelişmesi arasında doğrusal bir orantı vardır. Bir toplumda politik hürriyet ne ölçüde fazla ise bireylerin kabiliyet ve istidatlarının gelişme trendi de o ölçüde olumlu olur. İstibdadın egemen olduğu durumlarda ise her şey çürümeye ve kokuşmaya başlar.

Ona göre gerçekten istibdat tahakkümdür, keyfi muameledir, güce dayanan cebirdir, bir kişinin görüşüdür, su-i istimale gayet müsait bir zemindir. Zulmün temelidir, insanlığı mahvedicidir. İnsanı sefalet derelerinin en derinine yuvarlayan, İslam âlemini zillet ve sefalete atan, düşmanlık duygularını uyandıran ve İslam'ı zehirleyen; hatta zehrini her şeye saçan, Müslümanlar arasında ihtilaflara neden olan bir felakettir.

Sonuç olarak ülkemiz şartları altında cumhurla demokratik değerlerin derinleşmesi ve yaygınlaşması arasında doğrusal bir ilişki görülmektedir. Siyasi, ahlaki ve ilmi önderliğin otoriterleşmesi durumunda cumhur etkinliğini kaybetmekte ve zayıflamakta; demokratik değerlere sahip olması durumunda da güçlenmektedir. Cumhuriyet sonrası otoriter ve seküler tek parti döneminde cumhur nerdeyse buharlaşma noktasına gelmiş; demokratik düzene geçilmesinden sonra ise güçlenerek varlığını hissettirmeye başlamıştır. Şimdi demokratik değerlerin kısmen de olsa yaygınlaştığı ve kökleştiği 1950'den günümüze şekillenen cumhurun genel niteliklerini inceleyelim.

Cumhurun Özellikleri

Yukarıda ifade edildiği gibi siyasal, ahlaki ve ilmi önderliğin demokratik ya da otoriter olması niteliği ile cumhurun etkin ve fonksiyonel olması ya da anlamsızlaşması arasında yakın bir ilişki vardır. Boyut ve şiddeti yukarıda zikredilen şartlara göre değişmekle beraber cumhurun bazı temel niteliklerini tespit etmemiz mümkündür. Bu özellikleri güçlü dinî ve millî aidiyet, yönetimden ortalama adalet ve fazilet talebi ve her türlü otoriterliğe karşı olma olarak sayabiliriz.

Cumhur ve Dinî Aidiyet

Cumhur olgusunun teolojik-sosyo-psikolojik geri planını Nursi, İlahî ve sosyo-politik unsurların bir karışımı olarak görür: İlahi nurlar, İslamî hamiyet ve gayret ve İslamî duyarlılıklarla şekillenen imanlı şefkatin oluşturduğu bir efkarı-ı amme. (Age, s.44)

Doğal olarak cumhur olgusunun en belirgin niteliği dindar olmasıdır. Onun dindarlığının odağında Kur'an, Hz Peygamberin Sünneti, ulema ve meşayihin vaaz ve nasihatleri yer alır.

Bu kutsi kaynakların hep birden mümin bireyin psikolojik dünyasını nasıl belirlediği ve inşa ettiğini Nursi etkili bir şekilde izah eder. O, Kur'anın bireyin günlük hayatına pek dokunmayan soyut ilkelerden ibaret dini bir kaynak olmadığını, tersine müminin günlük hayatının tüm an ve safhalarında etkili ve belirleyici bir faktör olduğunu vurgular. Ona göre Kur'an insanların kulaklarına, gözlerine, akıllarına ve tüm duygularına hitap eden 'İlahi bir musiki'dir. O musiki hiç durmaksızın kubbe-i asumanda çınlamakta ve âlimler, şeyhler ve hatiplerin ağızlarında beşeri tonlar ve renklere dönüşerek her tarafa yayılmaktadır. Bu musikide enstrüman olarak çalınan tambur ve kanun İslami kitaplardır.

Bu nedenle Nursi'ye göre cumhura ait fertlerin ilgi ve gündemleri sadece dünya ya da siyasetle ilgilenen seküler bireylerin ilgi ve gündemlerinden farklıdır. Seküler bireyleri derinden etkileyen siyasi gelişmeler ve propagandalar cumhura ait fertleri fazla etkilemez. Nursi'ye göre günlük siyasi gelişmeler bunların nazarında 'sivrisinek vızıltısı' gibi etkisizdir. (Age, s. 46) Bu nedenle cumhura ait fertler muhalif siyasi partiler ve iktidardaki parti tarafından yapılan propaganda ve vaatler konusunda soğukkanlı, kararlı ve kendilerinden emindirler. Bunlar, iktidarların endişeye ve paniğe neden olacak icraatlar yapamayacakları inancı içerisindedirler. Nursi'ye göre bu konuda telaş ve paniğe kapılanlar sadece özgüvenini yitirmiş, kendi mutluluğunu hükümetin icraatlarına endekslemiş, kalp ve aklının da hükümetin bir bağışı olduğunu düşünen korkak ve cahillerdir. (Age, s.46)

Nursi, çok farklı vesilelerle gerçekleşen müzakere ve iletişim sonucu oluşan konsensüslerin cumhurun görüşlerini çelik sütun gibi eğilip bükülmez derecede güçlü düşünceler yapacağını söyler. Konsensüsle oluşan bu çelik irade nedeniyle cumhurda sadece bir kişi değil herkes 'padişah' gibidir. (Age, s. 24)

Nursi'nin teolojik-sosyo-psikolojik olarak çözümlediği cumhurun bu niteliğini Hz Peygamber nübüvvet gözüyle görmüş ve 'Ümmetim hatada birleşmez' diyerek cumhurun eğilim ve kararlarına büyük bir meşruiyet ve masumiyet atfetmiştir. Aynı şekilde 'Müminlerin güzel gördüklerini Allah (cc) da güzel görür' diyerek cumhurun konsensüsünü çok önemsemiştir. Büyük Hanefi usülcüler Hz. Peygamberin bu sözlerinden birincisiyle 'icma', ikincisiyle de 'istihsan' kurumlarını temellendirmişlerdir. Bu nedenle İcmâ-ı ümmet, şeriatta kesin delil niteliğinde sayılmıştır. Cumhurun onayını almayan kararlar en güçlü devlet başkanı tarafından da alınsa muteber ve meşru olarak görülmemiştir. Çünkü bu tür kararların cumhura dayanmadığı için dâhili ve harici baskılar karşısında direnemeyeceği, sonunda haktan taviz vermeye mecbur kalacağı ileri sürülmüştür.

-devam edecek-

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

Maide-7

"Allah'ın, üzerinizdeki nimetini ve "İşittik, itaat ettik" dediğinizde sizden aldığı ve kendisiyle sizi bağladığı ahdini hatırlayın. Allah'tan korkun, çünkü Allah göğüslerin özünü çok iyi bilir."

GÜNÜN HADİSİ

Îmân altmış kadar şu'bedir. Hayâ da îmânın bir şu'besidir.

BUHARİ,KİTÂBÜ'L-ÎMÂN, EBU HUREYRE(r.a.)'dan

TARİHTE BU HAFTA

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI