Cevaplar.Org

RİSALE-İ NUR’DA GELECEK TASAVVURU-2

Üstad Bediüzzaman’ın ihbarat-ı gaybiyeye dair görüş ve kanaatleri statik, belirli bir zaman dilimiyle sınırlı değildir. Bilakis aktif ve dinamik olup geniş bir zaman dilimine yayılmıştır. Bahsin müzakere edilmesinin kolaylığı ve daha anlaşılır hale gelebilmesi için, ihbarat-ı gaybiyeye dair tesbitleri beş ayrı başlık altında mütalaa etmeye devam edeceğiz. Bunlar:


Nail Yılmaz

naimyilmaz740@gmail.com

2016-10-08 10:54:29

GELECEK TASAVVURUNDA TAKİB EDİLEN YOL HARİTASI

Üstad Bediüzzaman'ın ihbarat-ı gaybiyeye dair görüş ve kanaatleri statik, belirli bir zaman dilimiyle sınırlı değildir. Bilakis aktif ve dinamik olup geniş bir zaman dilimine yayılmıştır. Bahsin müzakere edilmesinin kolaylığı ve daha anlaşılır hale gelebilmesi için, ihbarat-ı gaybiyeye dair tesbitleri beş ayrı başlık altında mütalaa etmeye devam edeceğiz. Bunlar:

1-Vuku bulanlar

2- Vuku bulma sürecinde olanlar

3- Vuku bulacak olanlar

4- Farklı Mukadderat ve Kaza İlişkisi

5-Dilek, Temenni ve Arzu niteliğinde olanlar

Şimdi bu beş hususu ayrı ayrı ele alalım;

1-Vuku bulanlar

 Risale-i Nur'da istikbale dair verilen haberlerin bir kısmı ortaya çıkmıştır. Bunların sadece bir kısmına çok kısa olarak temas edeceğiz.

1-ARARAT DAĞI RÜYA-YI SADIKASI

Eski Harb-i Umumîden evvel ve evâilinde, bir vakıa-i sadıkada görüyorum ki, Ararat Dağı denilen meşhur Ağrı Dağının altındayım. Birden o dağ müthiş infilâk etti. Dağlar gibi parçaları dünyanın her tarafına dağıttı. O dehşet içinde baktım ki, merhum validem yanımdadır. Dedim: "Ana, korkma. Cenâb-ı Hakkın emridir; O Rahîmdir ve Hakîmdir."

Birden, o halette iken, baktım ki, mühim bir zat bana âmirâne diyor ki: "İ'câz-ı Kur'ân'ı beyan et."

Uyandım, anladım ki, bir büyük infilâk olacak. O infilâk ve inkılâptan sonra, Kur'ân etrafındaki surlar kırılacak. Doğrudan doğruya Kur'ân kendi kendini müdafaa edecek. Ve Kur'ân'a hücum edilecek; i'câzı onun çelik bir zırhı olacak. Ve şu i'câzın bir nev'ini şu zamanda izharına, haddimin fevkinde olarak, benim gibi bir adam namzet olacak. Ve namzet olduğumu anladım(1) diyerek verdiği haber, Osmanlı devletinin yıkılmasıyla, 10 yıl içinde vuku bulmuş.

2- RUSYA'DAKİ DEĞİŞİKLİKLER

1910' lu yıllarda Tiflis'te Rus polisiyle konuşan Bediüzzaman; (Rusya'da) "birbiri üstünde üç zulmet inkişafa başlayacaktır. Şu perde-i müstebidane yırtılacak, takallüs edecek, ben de gelip burada medresemi yapacağım "(2) demiş. 1917 yılında Çarlık Rusya'sının yıkılmış, Sovyet ülkeleri karanlık bir demir perdeye dönüşmüş, bu demir perde(perde-i müstebidane)nin parçalanmasıyla 1991'de Şeyh Sanan tepesinde medresesini Nur talebeleri ona vekâleten açmışlardır.

3-DİYANET'İN NUR RİSALELERİNE SAHİP ÇIKMASI

 Üstad, Diyanet İşleri Başkanlığından 1950'lili yıllarda Risale-i Nurlara sahip çıkmasını, neşretmesini ve Arapçaya tercümesini istemiştir, (3)bu talepleri 2010'lu yıllarda kısmen de olsa hayata geçmiştir.

4-R. NUR'A DEVLETİN SAHİP ÇIKMASI

1950'lili yıllarda neşrettiği bir mektubunda "İnşâallah maarif dairesi, Nur şakirdlerine (ve Risale-i Nurlara sahip çıkacak) himaye edecek "(4) demiş. 2014 yılında meclis kararıyla Risale-i Nurlar Kültür Bakanlığının himayesine verilerek, tahrifatı önlenmiştir.

5- ESERLERİN RADYO DİLİYLE NEŞRİ

Tarihçe-i Hayat isimli eserinde "İnşâallah bir zaman gelecek, Risale-i Nur Külliyatı radyo diliyle muhtelif lisanlarda okunacak ve zemin yüzünü geniş bir dershane-i Nuriyeye çevirecektir"(5) denmektedir.

Mektubat'ta ise şu ifadelerle bu hizmetlere işaret edilmektedir; "O cemaat; telsiz âletlerin âhizeleri hükmünde, bütün dünyaya ders işittirmek istemek işareti ve hakikatı ise inşâallah tamamıyla sonra çıkacak. Şimdi efradı birer küçük çekirdek iseler de, ileride tevfik-i İlahî ile birer şecere-i âliye hükmüne geçerler ve birer telsiz telgrafın merkezi olurlar. (6) 1990'lı yıllardan itibaren artan bir tempo ile Risale-i Nurlar, Radyo, TV ve internet gibi iletişim vasıtalarıyla birçok dillerde okunup yazılıp ve neşredilmektedir.

6-RUSYA TÜRKİYE'YE GİREMEZ: Merhum Bayram Yüksel Ağabey anlatıyor: "Üstadımızdan işittim. 'Sizden soruyorum, koca Çin'i ve Balkanlar'ı yutan bir ejderha Türkiye'ye neden bir şey yapamıyor?' "Bizler sükût ettik. Tekrar sordu, yine sükût ettik. Üstadımız, 'Kur'an-ı Kerim'in bu zamandaki hakiki tefsiri olan Risale-i Nur'un sayesinde' dedi."Benim içimden bir sual geldi. Acaba Risale-i Nur koca Rusya'yı nasıl durduracak? O zaman Üstadımız şöyle buyurdu: Sizler korkmayın, bu memlekette Risale-i Nur olduğu müddetçe Rusya bu memlekete giremez.'(7)

7- MEZARININ YIKILACAĞI

 Üstad vefatından seneler önce, 1920'lerde yazdığı Eddai isimli şiirde "Yıkılmış bir mezarım ki, yığılmıştır içinde Said'den yetmiş dokuz emvat.(8)" diyor. Mezarının yıkılışı ile ilgili bu gaybi haber de vefatından altı ay sonra tahakkuk etmiştir. 1960 darbecileri Urfa'daki mezarını bir gece baskınıyla kırmışlar ve mübarek naaşını kaçırmışlardır.

2.Vuku bulma sürecinde olanlar:

1-İSLAM'IN FÜTUHAT TARİHİ: İnna Ateyna'nın sırrı ile ilgili lahika mektuplarında: "Şeair-i İslâmiyeye ve siyaset-i İslâmiyeye darbe vuranlar oniki, onüç, ondört, onaltı sene zarfında büyük darbeler yiyecekler"(9) (ve)."Başlarında öyle müthiş bir patlayış olacak ki, kıyamete kadar unutulmayacak"(10) diye bana ihtar edildi." Bu mektuplarla ilgili olarak merhum Ali ihsan Tola, 2016'yı İslam'ın fütuhat tarihi olarak yorumlamıştır."(11)

2-KAHRAMAN ORDUNUN ASLİ VAZİFESİNE DÖNMESİ: Bediüzzaman'ın ifadesiyle; "Şarkın en cesur ve kuvvetli ve kesretli kavmi ve İslamiyet'in en kahraman ordusu Türk milleti(dir)…(inşallah) Kahraman ordu, dizginini onun elinden kurtarıyor."(12) Çünkü: "Rahmet-i İlahiyeden ümid kesilmez. Cenab-ı Hak bin seneden beri Kur'an'ın hizmetinde istihdam ettiği ve ona bayraktar tayin ettiği bu vatandaşların muhteşem ordusunu ve muazzam cemaatini, muvakkat ârızalarla inşâallah perişan etmez. Yine o nuru ışıklandırır ve vazifesini idame ettirir."(13) 15.07.2016 tarihindeki darbe girişimi askeriyede milat sayılabilecek yeni bazı adımlar atılmasına vesile olmuştur. 19.07.2016 tarihinde ilk defa askeriyenin peygamber ocağı olduğunu, resmi bir yazıyla kamuoyuna deklere etmiştir.(14)

3-ARAP BAHARI VE İTTİHAD-I İSLAM: 1910'lu yıllarda Tiflis'te Rus polisiyle konuşan Bediüzzaman:"Asya'da âlem-i İslâm'da üç nur birbiri arkasında inkişafa başlıyor. Sizde birbiri üstünde üç zulmet inkişafa başlayacaktır. Şu perde-i müstebidane yırtılacak, takallüs edecek, ben de gelip burada medresemi yapacağım"(15) demiştir. Tarihçi Ahmet Akgündüz, 'Arap baharı ve İttihad-ı İslam! başlıklı makalesinde üç nur üç zulmet ile ilgili çok önemli tespitler yapmış. Özetle şu ifadelere yer vermiştir. "Bizim tespitlerimize göre bu üç nuru İslam âlemi açısından şöyle değerlendirmek gerekmektedir.

Birincisi: Birinci nur ile iki mana kastedilmektedir. Eski Said döneminde bu nur Osmanlı Devleti'nin ve hilafetin yeniden ihyası olarak takdim edilmektedir. Ancak sonradan bakış açısının siyasi olduğunu ve dar bir vizyona sahip olduğunu ifade eden Bediüzzaman, bunun gerçek manasının bir nevi Medreset'üz-Zehra'yı da temsil eden ve sadece İslam âlemini değil bütün insanlığı kuşatan Risale-i Nur olduğunu açıklamıştır.

İkincisi ikinci nur, 'İslam uyandı ve uyanıyor. Fenalığı fena, iyiliği iyi olarak gördüler'' ifadesini kullanan Eski Said'in hiss-i kablelvuku' ile 1371'de başta Arab Devletleri, Âlem-i İslam'ın ecnebi esaretinden ve istibdadından kurtulup İslami Devletler teşkil edeceklerini, kırk beş sene evvel haber vermesidir. Bediüzzaman 1910'lu yıllarda ve bugün İslam Konferansı Teşkilatı'na bağlı 56 Müslüman devlet yokken bunların doğacağını ve bu doğuşun asıl İslam'ın bayramı olacak Birleşik İslam Devletlerine mukaddime teşkil edeceğini söylemesi de çok manidardır.

Üçüncüsü: üçüncü nur elli yıldır bağımsızlıklarını kazanmakla birlikte, kendi içinden diktatörlerin elinde mazlum durumuna düşen Müslüman Arap kardeşlerimizin gelecekte, yani bana göre Arap Baharı ile Cemahir-i Müttefika-i İslamiye'yi kuracaklarını müjdelemesidir.

Bediüzzaman bir başka eserinde Arap Baharı'nı da kapsayacak şu müjdelerini (de) veriyor:

"Eğer siz sahife-i efkârı okusanız, tarik-i siyaseti görseniz, huteba-i umumi olan -doğru konuşan- cera'idi dinleseniz anlayacaksınız ki: Arabistan, Hindistan, Cava, Mısır, Kafkas, Afrika ve emsallerinde o derece fikr-i Hürriyet'in galeyanıyla, âlem-i İslam'ın efkarında öyle bir tahavvül-ü azim ve inkilab-i acib ve terakki-i fikri ve teyakkuz-u tam intac etmiştir ki, bahasına yüz sene verse idik yine ucuzdu."

Bu arada "Sizde birbiri üstünde üç zulmet inkışa'a başlayacaktır. Şu perde-i müstebidane yırtılacak, takallüs edecek, ben de gelip burada medresemi yapacağım" sözünü de bir iki cümle ile açmak zaruridir.
Burada birinci zulmet, Çarlık Rusya'sının 1917 yılında Bolşevik İhtilali ile yıkılışı olsa gerektir.

İkinci zulmet, 1990 yıllarında komünizmim çatır çatır yıkılması ve Sovyetlerin dağılmasıdır. Üçüncü zulmet de, inşallah Rusya'nın dağılarak oradaki mazlum Müslümanların hürriyetlerine kavuşup Cemahir-i Müttefika-i İslamiye'nin bir parçası haline gelmeleridir.(16)

Üstadın Rus polisiyle yaptığı konuşmada, hem çarlık Rusya'sının hem komünistin Rusya'nın hem de şu andaki federasyon halindeki Rusya'nın çökeceğini, Tiflis ve Bitlis'in kardeş şehir olduklarını, şeyh Sanan tepesinde medresenin açılacağını haber vermiş, bu medreseyi, Sungur abinin açacağını da haber vermiş. Haber verdiği gibi, 1991 yılında da bu açılış merhum Sungur abiye nasip olmuş.

4-MİLLİ BİRLİK PROJESİ veya İTTİHAD-I MİLLİ; TÜRKLERE GÖRE KÜRT, KÜRTLERE GÖRE TÜRK AÇILIMI VEYA DEMOKRATİK AÇILIM:

 Hutbe-i Şamiye de: "Biz müslümanlar indimizde ve yanımızda din ve milliyet bizzât müttehiddir. İtibarî, zahirî, ârızî bir ayrılık var. Belki din, milliyetin hayatı ve ruhudur. Öyle ise, hukuk-u umumiye içinde hamiyet-i diniye esas olmalı. Hamiyet-i milliye ona hâdim ve kuvvet ve kal'ası olmalı. Hususan biz şarklılar, garblılar gibi değiliz. İçimizde kalblere hâkim, hiss-i dinîdir.

Kader-i Ezelî ekser enbiyayı şarkta göndermesi işaret ediyor ki; yalnız hiss-i dinî şarkı uyandırır, terakkiye sevk eder"(17) diyen, Üstad Bediüzzaman, ittihad-ı İslam'ın temel taşı olarak gördüğü milli birliğe çok önem verir. Bu birliğe zarar verecek gelişmelere karşı ilgilileri uyarır. Mesela, Osmanlı devleti içinde en büyük iki unsur olan Türkler ve Kürtlerle ilgili olarak Mektubat da uyarı ve ikaz niteliğindeki bir cümlesinde:

" Türk unsurunda ebedî kabil-i iltiyam olmamak suretinde bir inşikak çıkacak. O vakit milletin kuvveti, bir şık, bir şıkkın kuvvetini kırdığı için, hiçe inecek. İki dağ birbirine karşı bir mizanın iki gözünde bulunsa; bir batman kuvvet, o iki kuvvet ile oynayabilir; yukarı kaldırır, aşağı indirir"(18) diyen Bediüzzaman'ın bu tespiti sadece kuru bir nasihatle sınırlı kalmaz. 

Büyük bir tehlikeyle karşı karşıya olan devletin ve milletin önüne birçok projeler koyarak, bu gelen büyük tehlikeyi önlemeye çalışır. Son yıllarda aktüel olan demokratik açılımı (Kürt veya Türk açılımını) o bir asır önce başlatmış, halen daha süreç devam ediyor.

Divan-ı Harb-i Örfi de, "Bizim düşmanımız cehalet, zaruret, ihtilaftır. Bu üç düşmana karşı; san'at, marifet, ittifak silâhıyla cihad edeceğiz "(19) tespitini yapan Bediüzzaman, bu hastalıkla nasıl mücadele yapılacağını ilişkin, Türklere ve Kürtlere bir kısım tekliflerde bulunur.

Önce devleti idarecilerinden ve Türklerden, cehalet ve ihtilaf hastalığıyla mücadele için şu taleplerde bulunur.

1) Van'da bir üniversitesi kurulmalı.(20)

2) Eğitim ve öğretimin masrafları için kaynak temin edilmeli.(21)

3) İhtilafa karşı, Unsuriyet ve ırkçılık fikrine karşı din birliği esas alınmalı(221)

Şimdi bu üçhususu biraz daha açalım;

1-Van'da bir üniversitesi kurulmalı: Nasıl ki, "Câmi-ül Ezher Afrika'da bir medrese-i umumiye olduğu gibi; Asya, Afrika'dan ne kadar büyük ise, daha büyük bir dârülfünun, bir İslâm üniversitesi Asya'da lâzımdır. Tâ ki İslâm kavimlerini, meselâ Arabistan, Hindistan, İran, Kafkas, Türkistan, Kürdistan'daki milletleri, menfî ırkçılık ifsad etmesin.

Hakikî, müsbet ve kudsî ve umumî milliyet-i hakikiye olan İslâmiyet milliyeti ileاِنَّمَاالْمُؤْمِنُونَاِخْوَةٌKur'anın bir kanun-u esasîsinin tam inkişafına mazhar olsun ve felsefe fünunu ile ulûm-u diniye birbiriyle barışsın ve Avrupa medeniyeti, İslâmiyet hakaikıyla tam musalaha etsin.

Ve Anadolu'daki ehl-i mekteb ve ehl-i medrese birbirine yardımcı olarak ittifak etsin diye vilayat-ı şarkıyenin merkezinde hem Hindistan, hem Arabistan, hem İran, hem Kafkas, hem Türkistan'ın ortasında Medreset-üz Zehra manasında, Câmi-ül Ezher üslûbunda bir dârülfünun; hem mekteb, hem medrese olarak bir üniversite için, tam ellibeş senedir Risale-i Nur'un hakaikına çalıştığım gibi, ona da çalışmışım."(23)

"Bediüzzaman'ın 1910'da Kürt aşiretleri içinde gezerek onlara hürriyet ve meşrutiyet dersini verdiği, /Zehra Üniversitesi projesini münazara ve müzakere ettiği ve "siyaset tabiplerine teşhis-i illete dair hizmetle muvazzaf"(24) dediği Münazarat isimli eserinde "Eğer siz tembel kalıp da onun (hürriyet ve Zehra üniversitesinin) yolunu yapmasanız, tembellik etseniz, yüz sene sonra tamamen cemalini göreceksiniz"(25) der.

Evet, tam 100 sene sonra, hükümet eliyle, 2010'da Medreset'üz-Zehra projesinin bir numunesi tarzında Muş Alparslan, Bingöl ve Artuklu Üniversitelerinde Kürt Dili ve Edebiyatı Bölümleri açıldı. Haziran 2016 tarihinde ise Zehra Üniversitesi ismi ile Kürtçe de eğitim verecek ve tüm Ortadoğu'ya hitap edecek olan dev bir Üniversitenin Van'da kurulma kararı Bakanlar kurulunda onaylandı.(26)

Abdülhamid, sultan Reşat ve cumhuriyet hükümetlerince tahakkuk ettirilemeyen bu 100 yıllık eğitim projesi inşallah bugünlerde yeniden hayata geçme sürecine girdi.

2.Eğitim ve öğretimin masrafları için kaynak temini

Eğitim öğretim ve ilmi faaliyetlerde, devlet desteğinin sağlanması, din ve ilim adamlarını geçimleri ilmin izzetiyle bağdaşmayan halkın eline bakmaktan kurtarılmalı. Çünkü bu, ilmi faaliyetleri engeller. Resmi bir düzenlemeyle zekât, sadaka ve vakıf gelirleri bir çatı altında toplanarak, her türlü maarif hizmetlerine tahsis edilmeli. Âlimlerin mali yönden devlet himayesine alınmasını talebeden Bediüzzaman 31 Mart müdafaasında padişah 2. Abdülhamid'e şu teklifte bulunuyordu: (Sefa Mürsel D. Felsefesi: 390)

 "Münhasif Yıldız'ı Darü'i-fünûn et; ta, Süreyya kadar alî olsun. Ve oraya seyyahlar, zebaniler yerine ehl-i hakîkat melaike-i rahmeti yerleştir; ta Cennet gibi olsun. Ve Yıldız'daki milletin sana hediye ettiği servetini milletin baş hastalığı olan cehaletini tedavi için büyük dînî darü'l-fünunlara sarf ile millete iade et. Ve milletin mürüvvet ve muhabbetine îtimat et.. Şimdi muvazene edelim:

Yıldız, eğlence yeri (mi) olmalı veya dârülfünun olmalı? Ve içinde seyyahlar (mı) gezmeli veya ulema tedris etmeli? Ve gasbedilmiş olmalı veyahut hediye edilmiş olmalı? Hangisi daha iyidir? İnsaf sahibleri hükmetsin."(27) "2. Abdülhamid'in 30 yıl hilâfet merkezi olarak kullandığı Yıldız Sarayı, 1926'da yıllığı 30 bin liradan 30 seneliğine bir İtalyan kumarhane ve gazino işletmecisine kiralandı."(28)

3. İhtilafa karşı, unsuriyet ve ırkçılık fikrine karşı din birliği esas alınmalı:

"Türk milleti anasır-ı İslâmiye içinde en kesretli olduğu halde, dünyanın her tarafında olan Türkler ise Müslümandır. Sair unsurlar gibi, müslim ve gayr-ı müslim olarak iki kısma inkısam etmemiştir. Nerede Türk taifesi varsa, Müslümandır. Müslümanlıktan çıkan veya Müslüman olmayan Türkler, Türklükten dahi çıkmışlardır (Macarlar gibi). Hâlbuki küçük unsurlarda dahi, hem müslim ve hem de gayr-ı müslim var.

EyTürkkardeş! Bilhâssa sen dikkat et! Senin milliyetin İslâmiyetle imtizaç etmiş. Ondan kabil-i tefrik değil. Tefrik etsen, mahvsın! Bütün senin mazideki mefahirin, İslâmiyet defterine geçmiş. Bu mefahir, zemin yüzünde hiçbir kuvvetle silinmediği halde, sen şeytanların vesveseleriyle, desiseleriyle o mefahiri kalbinden silme!"(29)

Sonrada milli birliği tehlikede gördüğü için, şark vilayetlerine özellikle de Kürtlere şu teklif ve tavsiyelerde bulunur:

"Altı yüz seneden beri tevhid bayrağını umum âleme karşı yücelten ve millî âdetlerini terk ederek ihtiyarlanan bizim şanlı Türk pederlerimize, kuvvet ve cesaretimizi hediye edelim. Ona bedel, onların akıl ve ma'rifetinden istifade edeceğiz ve asaletimizi de göstereceğiz. Elhâsıl, Türkler bizim aklımız, biz onların kuvveti; hep beraber bir iyi insan oluruz. Dik başlılık etmeyeceğiz ve kendi başına hareket yapmayacağız. Bu azmimizle başka milletlere ibret dersi vereceğiz. İyi evlâd böyle olur... İttifakta kuvvet var, ittihadda hayat var, uhuvvette saadet var, hükümete itaate selâmet var. İttihadın sağlam ipine ve muhabbet şeridine sarılmak zaruridir."(30)

Divan-ı Harbi Örfi adlı eserinde de şöyle der: "Sultan Selim'e biat etmişim. Onun ittihad-ı İslâmdaki fikrini kabul ettim. Zira o vilayat-ı şarkıyeyi ikaz etti. Onlar da ona biat ettiler. Şimdiki şarklılar, o zamanki şarklılardır."(31)

Araştırmacı yazar Metin Karabaşoğlu bahisle ilgili bir makalesinde:" Kürdler açısından aslolan, İdris-i Bitlisî ile onun önerisini dinleyen o zamanki Kürdlerin dört yüz sene önce sergilediği duruşu şimdi de korumaktır: "Yavuz Selim'e biat etmişim. Onun ittihad-ı İslâm'daki fikrini kabul ettim. Zira o, Kürdleri ikaz etti. Onlar da ona biat etti. Şimdiki Kürdler, o zamandaki Kürdlerdir" derken Bediüzzaman'ın Kürdleri davet ettiği şey, tam da budur.

Bediüzzaman'ın tarihsel bir perspektif içinde dile getirdiği ve 'tazelediği' bu biat, elbette bir 'Kürd'ün bir 'Türk'e biatı değildir. Bu, 'ittihad-ı İslâm merkezli' bir dün-bugün-yarın idraki içerisinde bir 'Müslüman'ın bir 'Müslüman'a biatını ifade eder.

Dörtyüz sene önce İdris-i Bitlisî'nin Yavuz Sultan Selim'e ettiği biatı "Şimdiki Kürdler, o zamandaki Kürdlerdir" diyerek 'güncellemek' sûretiyle Bediüzzaman'ın yaptığı, Müslüman-Müslüman ilişkisini Türk-Kürt ilişkisine 'indirgeyerek,' Müslüman (ile)Müslüman(nın) beraberliğini Türk-Kürt ayrışmasına dönüştüren milliyetçiliklere bir red ve cevap sunmaktır.

(Dört yüz sene önceki o biatın bütün Müslüman coğrafyayı nasıl biçimlendirdiği, 'ittihad-ı İslâm'ın yeniden temininde nasıl bir anahtar işlevi gördüğü ve Osmanlı öncülüğünde İslâm medeniyetinin yeniden tahkim ve inşasında nasıl bir rol oynadığı ise,) tarihçilerce malumdur."(32)

"Bir kısım araştırmacılar (da) Bedîüzzaman'ın Cumhuriyetten önceki yıllarda Said-i Kürdî ünvanını kullandığını da ileri sürerek, onun Doğu'da bir Kürt devleti kurmak gayesiyle 1918'de tesis edilen Kürt Te'âli Cemiyetinin üyesi olduğunu ve bölücü faaliyetlerde bulunduğunu iddia ediyorlar. Hâlbuki Kürt Teâli Cemiyeti'nin reisi olan Seyyid Abdülkadir'den gelen teklife Bediüzzaman'ın verdiği şu cevap, meseleyi kökünden halletmekte ve günümüz için de bir ibret dersi olmaktadır:

"Allah u Zülcelâl Hazretleri Kur'an-ı Kerim'de "Öyle bir kavim getireceğim ki, onlar Allah'ı severler, Allah da onları sever buyurmuştur. Ben de bu beyan-ı ilahî karşısında düşündüm. Bu kavmin, bin yıldan beri âlem-i İslamın bayraktarlığını yapan Türk Milleti olduğunu anladım. Bu kahraman millete hizmet yerine ve 450 milyon (o zamanki İslam âleminin nüfusu) kardeş bedeline, birkaç akılsız kavmiyetçi (bir kısım Kürtçü) kimsenin peşinden gitmem"(33)

Dipnotlar 

1-Mektubat, s. 368

2-Tarihçe-i Hayat, s. 79

3- Emirdağ Lahikası, 2-773

4-Emirdağ Lahikası, 1, 287

5-Tarihçe-i Hayat, s. 163

6-Mektubat, s. 350

7-Son Şahitler, 3. Cilt, s. 112

8-Sözler, s: 694

9- Emirdağ Lahikası -1, 208

10-S.Tasdik-i Gaybi, s. 73

11-İhsan Atasoy, a.g.e

12-Şualar, s. 596

13-Mektubat, s. 327

14-http://www.habername.com/haber-tsk-burasi-peygamber-ocagidir-116704.htm

15-Tarihçe-i Hayat. s.79

16-http://www.risaleajans.com/gundem/bediuzzaman-arap-bahari-ve-misir

17-Hutbe-i Şamiye, s. 65

18-Mektubat, s. 439

19-Divan-ı Harb-i Örfi, s. 15

20-Emirdağ Lahikası, 2. 224

21.Eski Said Dönemi Eserleri, s.66

22.Mektubat. s. 324

23.Emirdağ Lahikası-2. 224

24.Divan-ı Harb-i Örfî, s. 52- 54

25. Münâzarat, s. 92

26- Nevzat Eminoğlu (Muş Alparslan Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Öğretim Görevlisi)bilgi@risalehaber.com 11.07.2016 08.50

27-Tarihçe-i Hayat, s. 71

28-Ali Ferşadoğlu@yeniasya.com.tr, 17 Eylül 2014, Çarşamba

29.Mektubat, s. 324

30-Bediüzzaman, Nutuk (Osm.), sh. 20.

31.D.H. Örfi, s. 21

32-http://www.haber111.com/said_nursinin_turkler_akil_kurtler_kuvvet_sozunu_nasil_anliyoruz_haber68222.html

33- Necmeddin Şahiner, 228-229; Mülâkât, sh.38" Prof. Dr. Ahmet Akgündüz Risale Haber-Haber Merkezi

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

"Rabbimiz Allah'tır" deyip sonra da dosdoğru yaşayanlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.

Ahkaf,13

GÜNÜN HADİSİ

Sadakaların en efdali, iki kişi arasını düzeltmektir.

Seçme Hadisler, s.237

TARİHTE BU HAFTA

*Uyvar Kalesi Fethedildi.(24 Eylül 1663) *Niğbolu Savaşaı Kazanıldı.(25 Eylül 1396) *Birinci Viyana Kuşatması(27 Eylül 1529) *Preveze Deniz Zaferi(28 Eylül 1538) *Demokrat Parti Kapatıldı(29 Eylül 1960)

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI