Cevaplar.Org implant

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-134

Ders: 29. Söz, Birinci Maksad, Birinci Esas İzah: Prof. Dr. Şener Dilek *Cenab-ı Hakkın yarattığı bir kısım âlemler kesiftir. Cenab-ı Hak toprağı yarattı, taşı yarattı, maddi mahlûkat’ı halk etti. Bunlar kesif âlemlerdir, yani cismani ve maddi âlemlerdir.


Salih Okur

nedevideobendi@gmail.com

2016-10-03 11:20:10

Ders: 29. Söz, Birinci Maksad, Birinci Esas

İzah: Prof. Dr. Şener Dilek

*Cenab-ı Hakkın yarattığı bir kısım âlemler kesiftir. Cenab-ı Hak toprağı yarattı, taşı yarattı, maddi mahlûkat'ı halk etti. Bunlar kesif âlemlerdir, yani cismani ve maddi âlemlerdir.

Bir de Cenab-ı Hakkın yarattığı latif âlemler vardır, mesela su latiftir, hava latiftir, esir maddesi latiftir. 

Bir avuç toprağı ele alıyorsun, içinde binlerce mikro organizma var. Cenab-ı Hak bir soğanın zarının içinde binlerce mikro organizma yaratmış. Kesif âlemlerde milyarlarca canlıyı yaratan Cenab-ı Hak, hikmet ve hakikat gerektirir ki, latif âlemlerde de o âlemlere mutabık ve muvafık mahlûkatı yaratsın. 

*Ruhani ve melaikelerin vücuduna dair bütün deliller aynı zamanda ruhun varlığının delilleridir.

*Rüya-yı sadıka var. Öyle rüyalar var ki görüldüğü gibi çıkmış. Bizim Horasanlı İbrahim beyin kardeşi vardı; Mehmet Emin. Çok efendi bir kardeşimizdi. Eskiden Van'da mevlitler oluyordu. O kardeşimiz mevlide giderken trafik kazasında şehid oldu. Aradan bir ay geçmiş, annesi ablası rikkatlerinden Mehmed Emin'in elbiselerine ellerini vurmuyorlar.

Bir gün sabahleyin elbisesini yıkayacaklar, Gece bacısının rüyasına giriyor, diyor ki; "bacım, gömleğimin iç cebinde yüz dolar var. Yıkarken zayi olmasın, onu al."

Bacısı diyor ki; "Anne böyle bir rüya gördüm." Geliyorlar, gömleği açıyorlar, bakıyorlar, gömleğin cebinden yüz dolar çıkıyor." 

Not: İslam tarihinde bu rüyaya benzer bir hadiseyi hatırlatmak istedim; M. Yusuf Kandehlevi merhum, Hayatü's Sahabe adlı eserinde naklediyor; "Sabit bin Kays(Yemame Harbinde) şehit edildiğinde yanında çok değerli bir kalkanı vardı. Oradan geçen bir Müslüman onu aldı. Başka bir Müslüman uyumaktayken, Hz. Sabit onun rüyasına girdi ve "Ben sana bir vasiyet yapacağım, sakın bu bir rüyadır diye yabana atma. Ben dün öldürüldüğüm vakit, Müslümanlardan biri yanıma uğradı ve kalkanımı aldı. Onun kaldığı yer insanların en sonundadır. Çadırının yanında bağlı olan bir at, neşesinden dolayı oynamaktadır. Kalkanın üzerine bir taş çömlek tersine çevrilerek konulmuş, onun üzerinde de deve palanı vardır. Hz. Halid'e git ve o kalkanı alıp getirmesi için birini göndermesini söyle. Medine-i Münevvere'ye gittiğin zaman Ebubekir Sıddık'a benim şu kadar borcum olduğunu, onun ödenmesini, falan falan kölelerimi azat ettiğimi söyle" dedi. Rüyayı getiren zat, durumu Halid bin Velid hazretlerine anlattı, kalkan aynen rüyada söylenen yerde bulunup getirildi. Bilahare Medine'ye dönülünce, Hz. Sıddık(r.a) vasiyeti aynen yerine getirdi."

 *Merhum Hacı Kemal Boynukalın anlatıyordu. "Babam benim Kur'an hocamdı. Vefat ettiğinde ben daha çocuktum. Vefatından sonra bir buçuk-iki ay kadar her gece babam rüyamda geldi, Kur'an'ı bana talim ettirdi." Çok salih, kâmil bir insanmış babası, Allahu Teâlâ her ikisine de rahmet eylesin.

*Erzurum'da Allah rahmet eylesin, Hacı Süleyman Arı ağabey vardı. Çok sahi(cömert) bir insandı. O zamanlar Erzurum'da nerde bir medrese-i nuriye varsa, onun orada muhakkak bir taşı, bir tuğlası vardı. O, vefat ettikten sonra Hacı Kemal Boynukalın ağabeyin rüyasına girmiş ve demiş ki; "Ne yapacaksan dünyada yap, öyle gel. Ben az yaptım." Önceleri Erzurum'da hizmetin maddi yükünü Hacı Süleyman ağabey çekiyordu. O gidince Cenab-ı Hak Hacı Kemal ağabeyi ihsan etti, ikram etti. 

Süleyman ağabey vefat etikten sonra onu rüyamda gördüm. Siması öyle nuraniydi ki, sanki siması nur..En dar zamanında Allah'ın dinine sahip çıkmış..

Mesela Üstad hayattayken Sözler basılacak. 1000 lira paraya ihtiyaç var. O zaman basacak olanlar bunun basım masrafını o zaman hizmetin oldu illere taksim etmişler, Erzurum'a da 50 lira düşmüş. Erzurum'dakiler bu parayı nasıl toplayacaklarını düşünürken Hacı Süleyman ağabey çıkarmış, 500 lira vermiş.

Not: Zannederim Şener Bey rakamlarda yanılmış. Onun için o zamana dair hatırayı, o günün şahidi merhum Mehmed Kırkıncı Hocaefendi'nin hatıralarından nakledelim; "O zaman da Üstad Hazretleri Ankara'da Sözler'i basıma hazırlığı yapan Said Özdemir, Atıf Vural ve Mustafa Türkmenoğlu'na vilayetlerden borç para almalarını ve mukabilinde basılan Sözlerden paraları miktarınca göndermelerini söylemiş. Ve Üstadın kendisi de teberrüken Sözler'in basımı için 1000 küsur lira hibede bulunmuş.

Ben o dönemde Gümrük Camisinde Ramazanda vaaz veriyordum. Bayram günü mahalle muhtarıyla caminin imamı evimize geldiler. Ayrılırken imam cebime bir zarf koydu. Zarfa baktım, içinde iki yüz kırk lira vardı. Bazı kardeşlerden de on beşer liradan kitap parası toplayıp Ankara'ya gönderdik. Sözler'in ilk baskısı Türkiye'den toplanan bu paralarla gerçekleştirildi. Her vilayete gönderdikleri paraya göre "Sözler" gönderdiler.

Beş-altı ay sonra İstanbul'dan Ahmet Aytimur ağabey :"Hocam, Mektubat'ı bastıracağız, beş bin lira lazım. Bize beş bin lira borç gönderebilir misin?" diye haber yolladı. Ben de Süleyman Efendiye gidip durumu anlattım. O da beş bin lira verdi. Parayı alıp Ahmet Aytimur ağabeye gönderdim. Mektubat basıldı. Ve Ahmet Aytimur basımdan sonra borcumuzu gönderdi. Biz de Süleyman Efendi'ye bu parayı verdik.

Bir müddet sonra yine Ahmet ağabey bana: "Hocam, Lem'aları bastıracağız. Beş bin liraya ihtiyacımız var. Bize borç olarak gönderirseniz hem makbule geçer, hem de Üstadın duasını almış olursunuz." dedi. Bunun üzerine Süleyman Efendiye bir daha borç almak için gittim. Süleyman Efendi:

"Hocam, maalesef veremeyeceğim." dedi.

"Pekâlâ" dedim ve yanından ayrıldım.

Bir zaman sonra Süleyman Efendi, "Hocam, bundan sonra kasamız size açıktır. Ne zaman isterseniz, ihtiyacınız olduğunda gelip alabilirsiniz. Çünkü geçen beş bin lira istemiştiniz, ben de vermedim. Ondan bir hafta sonra yolda beş bin liralık malımız çalındı" dedi.

Hakikaten de Süleyman Efendi ömrünün sonuna kadar bize her hususta yardım etti; her ihtiyacımızı karşıladı. Hatta Kümbet Medresesinin parasını da o verdi. Allah kabrini pür nur etsin. Abâ ve ecdadına da rahmet eylesin. Âmin."(Mehmed Kırkıncı, Hayatım Hatıralarım, s: 145-146, Zafer Yayınları, İst. 2013)

*Mecazi manasıyla ele alırsak her şeyin bir manası vardır ki, o mana onun ruhudur. İki harf yan yana gelir, manalı bir kelime olur, o mana onun ruhu olur. Şu apartmanın da plan, proje manasında bir ruhu vardır ve hakeza..

*Allah'ın cemali mutlaktır. Saltanatı daimidir. Allah ezelidir, ebedi ve bakidir. O güzelliği seyredecek, o güzelliği temaşa edecek, bir mahiyet lazım ki, o mahiyet, o güzelliklerle beraber ebede aksın, ebediyyen devam etsin. Bakın buradan ne çıkıyor? Ruhun bekası çıkıyor. Allah bakidir, insanın ruhu da bakidir. 

Allah'ın sanatı var. Sanat-ı ilahiyeyi takdir edecek, tahsin edecek bir müteşekkir dellala ihtiyaç var. O dellal da ruh-u insanidir.

Cenab- Hakkın sonsuz nimetlerine hamd edecek, Allah'ı tesbih edecek, mukabele sırrıyla Allah'a dönecek mahiyet insana verilmiş, o da nedir? İnsanın ruhudur.

*Ruh ölmez, ölen ceseddir. Ruhun mahiyeti ile ilgili bir sırdır bu. Varlıklar ya kesiftir, ya latiftir. Ya mürekkeptir, ya basittir. Buradaki basitten mana bildiğimiz basit değil, terkip olmamasıdır.

Mesela sıcak bir havada bir et güneşin altına koy, iki-üç saat içinde bozulur. Sütü dışarıda bırak, hakeza. Kesif bir şey varlığını devam ettiremez. Bozulur, yıpranır, kırılır, dökülür. Dünyanın en güzel apartmanını yaparsın, 40-50 sene sonra bakarsın, dökülüyor. Kesif olan bir şey varlığını devam ettiremez, rüzgâr onu incitir, yağmur onu incitir, hava farklılıkları ona tesir eder. Rutubet onu incitir ve sonunda zamanla dağılır, gider.

Ama harici unsurlar latif mahiyetler üzerinde etki yapamaz. Mesela yer çekimi kanunu gibi. Yerçekimi kanunu ne ölür, ne dağılır, ne parçalanır, ne de kesif şeyler ona tesir edebilir. İşte üstad ruhun da sair kanunlar gibi bir kanun olduğunu ama şuurlu bir kanun olduğunu söylüyor. Latif olan bu ruh da ölmez, yok olmaz, harici tesirler ona etki etmez. ,

Onun için Yunus;

"Ölen hayvan imiş, Âşıklar ölmez" diyor.

Not: Merhum Mehmed Kırkıncı Hocaefendi bu son hususu "Ruh Nedir" adlı eserinde şöyle izah ediyor; " Ruh; vahit ve basittir. Terkip değildir. Terkip olmadığı için de, zaman, mekân ve haricî hâdiseler onu çözüp dağıtamaz, eskitip yıpratamaz. Birçok kanunlar vardır ki, kâinatın yaratılışından beri vahidiyet ve besatetlerini muhafaza etmektedirler. Hâdiseler bunlara te'sir edememiştir. Buna misâl olarak, "Yerçekimi Kanunu" verilebilir. Bu ve benzeri kanunlar gibi, ruh da varlığını muhafaza edip, ebede gidecektir. Zira ruh bu kanunlardan daha kuvvetlidir; çünkü hayat sahibidir. Daha itibarlıdır; çünkü, irâde sahibidir. Daha mükemmeldir; çünkü idrâk sahibidir. Daha nezihtir; çünkü letafeti vardır. Kabiliyetçe daha cami ve daha zengindir; çünkü kâinatın fihristesi, özü ve özetidir. Ebede daha lâyık ve daha müştaktır; çünkü Samediyet'in aynasıdır.( Mehmed Kırkıncı, Ruh Nedir, s:40, Zafer Yayınları, İst. 1993)

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

İman edip salih ameller işleyen kimseler için mağfiret ve bol rızık vardır.

Hac, 50

GÜNÜN HADİSİ

"Kişinin yapacağı en üstün iyiliklerden biri, ölümünden sonra babasının dostlarına sıla-i rahimde bulunmasıdır"

Müslim, Birr, 11-13 (2552);

TARİHTE BU HAFTA

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI