Cevaplar.Org

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-132

Ders: 25. Söz.(1. Ders) İzah: Prof. Dr. Ahmet Akgündüz *Bediüzzaman’ın ifadesiyle Kur’an kırk vecihle mucizedir. Kırk yönü itibarıyla


Salih Okur

nedevideobendi@gmail.com

2016-09-16 11:41:21

Ders: 25. Söz.(1. Ders)

İzah: Prof. Dr. Ahmet Akgündüz

*Bediüzzaman'ın ifadesiyle Kur'an kırk vecihle mucizedir. Kırk yönü itibarıyla insanlar onun bir benzerini getirmekten acizdir. O kırk yönden bir tanesi olan "Nazımdaki İ'caz" -ki, biz ona nazım nazariyesi diyoruz- kelimelerin, cümlelerin dizilişindeki mucizelik yönüdür, Bediüzzaman İşaratül İ'caz adlı tefsirinde 33 ayet-i kerime ile bu yönü izah etmiştir. Şuaat ve Lemaat adlı eserlerinde bu kırk vechin temerküz ettiği yedi vecihle i'caz yönünü izah etmiştir.

* "Bu Mu'cizat-ı Kur'aniye Risalesindeki ekser âyetlerin herbiri, ya mülhidler tarafından medar-ı tenkid olmuş veya ehl-i fen tarafından itiraza uğramış veya cinnî ve insî şeytanların vesvese ve şübhelerine maruz olmuş âyetlerdir."(Sözler, s: 365) Kadiyanilerin meşhur Kur'an meali yazarı Mevlana Muhammed Ali'nin mealini inceleyin. Üstadın 25. Sözde zikrettiği ayetlerin hepsinde hep topallamış, yani sıkıntıya düşmüş. Üstad ise oralarda tıpkı deniz üstünde en modern araçla seyahat eden bir seyyah gibi çok rahat.. 

Not: Yukarıda bahsedilen Mevlana Muhammed Ali Lahori, Kadiyanilerin Lahor koluna mensup olup, Mirza Gulam Ahmed Kadiyani'nin Peygamber olduğuna inanan birisidir. Merhum Ebul Hasan en Nedvi bu mealle alakalı şunları yazmaktadır; "Dini henüz derinlemesine anlayamamış ve o dönemde İngilizce olarak bu konudaki ihtiyaçlarını giderecek ve okumaya olan arzusunu tatmin edecek İslami eserleri bulamamış bazı kimseler tarafından büyük bir hayranlık ve düşkünlükle karşılanmıştır. Ne var ki yazarın bu mealine koyduğu söz konusu açıklama ve değerlendirmelerde, Peygamber mucizelerini ve gaybi olayları tabiî olaylar ve kevni hadiselerle açıklama eğilimi galip bulunmaktadır. Arap dili ve ifadenin açık manasını reddetse bile bu tür açıklama ve yorumları sıklıkla ve aşırı derecede yapmaktadır. Ayrıca, yazara henüz değişim ve gelişim dönemini yaşayan Pozitif ilimlerin verilerine fazlaca teslimiyet galip bulunmaktadır."

Bu kitabı İngilizceden tercüme ederek kendi ismiyle "Tanrı Buyruğu" adıyla yayınlayan Ömer Rıza Doğrul, Sebilü'r-Reşâd'da yayınlanan bir makalesinde, 'Ekâbir-i Ulema-i İslâmiyyeden biri' diye nitelediği Muhammed Ali'yi 'İngilizceye Kur'ân'ı tercüme ve tefsir eden ilk Müslüman âlim' diyerek kutlar ve ondan sitayişle bahseder. Onun sekiz senede tamamladığı bu çalışmasında çok büyük bir muvaffakiyet gösterdiğini söyler. Gerek Muhammed Ali Lahori'nin gerekse Ömer Rıza'nın bu mealde devirdikleri çamları merak edenlere Ali Akpınar beyin tez çalışması olan "Ömer Rıza Doğrul ve Tefsire Katkısı"nı okumalarını tavsiye ederim.(Salih Okur) 

*Kur'an-ı Kerim'de;

وَمِن كُلِّ الثَّمَرَاتِ جَعَلَ فِيهَا زَوْجَيْنِ اثْنَيْنِ

"meyvelerin hepsinden onda(Arz'da) iki çift yarattı"(Rad: 13/3) buyruluyor. Müsteşrikler(Oryantalistler) bu ayete itiraz etmişler. "Zevceyn derken zaten iki denmiş oluyor, bir de yine niçin isneyn(çift) kelimesi kullanılıyor, Kur'an'ın belagatinde eksiklik var" filan demişler. Elmalılı Hamdi Yazır bunlara güzel cevaplar veriyor.

Not; Bu meselede Akgündüz hoca merhum Elmalılı Hamdi Efendi'nin söylediklerini muhtasaran beyan etmiş. Biz burada o allamenin beyanatını aynen nakletmek istedik, ruhu şâd olsun;

"وَمِن كُلِّ الثَّمَرَاتِ جَعَلَ فِيهَا زَوْجَيْنِ اثْنَيْنِ

Meyvelerin hepsinden onda (O Arzda) iki, çift eş de yaptı - zevceyn; ya'ni zevc, erkek ve dişi gibi zevc ve zevceden mürekkeb bir çift eş demektir. Bunun bir de «isneyn» diye iki ile tevsif olunması, te'kid veya ikişer manasına tevzi' için olduğu söyleniyorsa da, bunun bir taksim olması daha zâhirdir.

Şöyle ki her meyvenin çiçeğinde hayvanatın erkek ve dişisi mesabesinde bir çift eş vardır ki o meyve bunların izdivac ve telkıhinden hâsıl olur. Netekim;

وَأَرْسَلْنَا الرِّيَاحَ لَوَاقِحَ

"Biz, rüzgârları aşılayıcı olarak gönderdik"(Hicr: 15/22) buyrulmuştur.

Sonra bu zevceyn de iki kısımdır. Bir kısmı ayrı ayrı menşe'lerde meselâ incirin erkeği başka ağaçta, dişisi başka ağaçta çıkar. Bir kısmı da hem uzvi tezkir hem de uzvi te'nisi haiz olan hunsâ halinde ayni menşe'de çıkar ki ekser çiçekler böyledir. İşte zevceyn ta'birile her meyvede çiftleşen alel'ıtlak erkek ile dişi, isneyn, tavsıfile de bunların hunsası ve gayri hunsası anlatılmıştır. Hurma ve incir gibi ba'zı meyvelerin erkeği dişisi bulunduğu ve meyve hâsıl olmak için bunların telkıhi lâzım geldiği eskiden beri ma'lûm idise de her meyvenin, her çiçeğin de zevceyni olduğu yakın zamanlara kadar bilinmiyordu. Bu ahîren hurdebînlerin ı'mali ile nebatatın vezâifül'a'zâsı «fiziyoloji» ilminde hâsıl olan terakkiden sonra anlaşıldı. Onun için müfessirînin bu âyetteki «zevceyn isneyn» e dâir olan izahları ibhamdan hâlî değildir. Bunu iki sınıf veya iki zıdd mefhumuna irca' ederek hassı âmm ile tefsir edercesine izaha çalışmışlar, hurma ve incir gibi bütün meyvelerde de baba ve ana mesabesinde bir zevc ve zevce izdivacı bulunduğuna umumiyyetle hükmedememişlerdir. Maamafih Keşşaf ve Fahruddini Razî'nin ifadelerinde buna bir takarrüb vardır. Bâhusus Râzî bunu insanın mebdeindeki Âdem ve Havvâ ile tanzır ederek cemi'i eşcar ve zürua ta'mim eylemiştir ki mahzâ mazmunı âyetin sevkıle bir beyandır. Binaenaleyh biz bu günkü nebatat ilminin şehadetiyle anlıyoruz ki bu âyetin bu cümlesinde başlı başına bir mu'cize-i ilmiyye vardır. Bu hakikatin bin bu kadar sene evvel Kur'an'da haber verilmiş olması Kur'anın kitabullah ve bunu getirenin hak Peygamber olduğuna re'sen bir delili bâhir teşkil eder. Sûrenin başında geçtiği üzere hakikaten

 تِلْكَ آيَاتُ الْكِتَابِ وَالَّذِيَ أُنزِلَ إِلَيْكَ مِن رَّبِّكَ الْحَقُّ

("İşte bunlar sana o kitabın âyetleri ve sana rabbından indirilen haktır") dır.

 (Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur'an Dili, cilt: 4, s: 2956-2957, Diyanet İşleri Reisliği Neşriyatından, Matbaai Ebuzziya, İst. 1936)

…Doğru, Kur'an-ı Kerim bitkiler için iki çift diyor. Çünkü bitkiler iki gurup. Bir kısmı eşeyli diğeri eşeysiz üreyen bitkiler. Birisinin hem erkeği hem dişisi aynı ağaçta. Birisinin ise erkeği, ayrı, dişisi ayrı ağaç. Adamın birisi bir yerde ekmek için 500 tane Antep fıstığı ağacı götürmüş. Ama erkek Antep fıstığı ağacı götürmemiş. On sene beklemiş, meyve yok. Bir Antepliyi getirmiş, durumu anlatmış. Antepli de durumu anlamış, erkek Antep ağacı getirmesini öğütlemiş. Bunun üzerine adam ektiği yere iki tane de erkek ağaç getirmiş ki, erkek fıstık ağacı meyve vermez. Tabii o iki ağacı dikince, dişi ağaçlar meyve vermeye başlamış.

Şimdi, ilmin son asırda bulduğu bu gizli işarete Kur'an işaret etmişse, sen de anlamıyorsan, Kur'an'ın kabahati ne?

* 25. Sözü anlayabilmek için fesahat ve belagat'ın ne olduğunu bilmemiz gerekiyor. Fesahat; söylenen sözün dilbilgisi kaidelerine uygun olması aynı zamanda takidden, yani düğümlü sözlerden uzak olması, açık, akıcı, anlaşılır olmasıdır. Mesela buna Barla Lahikasından örnekler verebiliriz. Orada bakıyorsunuz Üstadın yazdığı mektuplar nehir gibi akıyor. Orada bazı ağabeyler var, bunlar âlim ağabeyler. İsim zikretmeyeyim, Üstadı medhetmek, senâ etmek için, güya ilmini de kullanarak, belagatli mektuplar yazmışlar. Okurken telaffuzda bile problem yaşıyoruz. Çünkü fesahat zayıf. Üstadınki gibi fasih değil.

Belagat ise, sözün fasih olmakla birlikte muktezayı hale mutabakatı demektir. Yani muhatabın durumuna uygun konuşmak. Mesela ben sorsam "Metin kardeşimiz nerede" birisi dese ki; "vallahi de billahi de buradadır." Bu fasih olsa da beliğ değildir. Zira biz inkâr etmedik ki yemin ediyorsun. Dolayısıyla; "Metin burada" demesi kâfi. Demek ki muhatabın durumuna uygun konuşmaya da biz belagat diyoruz. Onu Bediüzzaman hazretleri "mukteza-yı hale mutabakat" olarak tarif ediyor.

Not: Üstadın ifadeleri şöyle; "Belâgat, mukteza-yı hale mutabakattan ibarettir"(İşarat-ül İ'caz, s:47) "tam tamına hakikat-ı belâgat olan mutabık-ı mukteza-yı hale mutabakat."(Lem'alar, s: 191)

*Bazı İslami eserler vardır-özellikle bazı eski Kelam kitapları- bir buçuk sayfa şüpheli, iddialı görüşe yer verir, bir cümleyle cevap verir. Okuyanların çoğu o yanlış görüşü okurken kapılır ve onun etki altında kalır. Bediüzzaman hazretleri öyle yapmıyor. Diğer eserlerinde olduğu gibi bu risalesinde de "Bulantı vermemek için onların şübheleri zikredilmeden cevab-ı kat'î verilmiş."(Sözler, s: 365)

*İlm-i Belagat denilince üç tane ilim akla gelmeli;

1-İlm-i Maani; Kelimelerin ve cümlelerin ibarede yer alışına göre, manaların değişimini, nüktelerini, işaretlerini anlatan ilim. Mesela; "Abudu ke ya Allah" "Ey Allahım sana ibadet ederim" denebilir. Normali budur. Ama onun yerine Kur'an'da "iyya ke na'budu" denilmiş. İşte bu mesele İlm-i Maani'ye aittir. O iyya ke zamiri sonradan gelmesi gerekirken başa gelmiş. Niye? Çünkü başa geldi mi ihtisas ve tahsis ifade eder. "Sadece ve sadece sana ibadet ederiz" demektir. O mana o takdimle geliyor.

İlm-i Maani'nin meselelerinden bir misal, " اُولئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ da bir sükût var, bir ıtlak var. Neye zafer bulacaklarını tayin etmemiş. Tâ herkes istediğini içinde bulabilsin. Sözü az söyler, tâ uzun olsun. Çünki bir kısım muhatabın maksadı ateşten kurtulmaktır. Bir kısmı yalnız Cennet'i düşünür. Bir kısım, saadet-i ebediyeyi arzu eder. Bir kısım, yalnız rıza-yı İlahîyi rica eder. Bir kısım, rü'yet-i İlahiyeyi gaye-i emel bilir ve hâkeza.. Bunun gibi pek çok yerlerde Kur'an, sözü mutlak bırakır, tâ âmm olsun. Hazfeder, tâ çok manaları ifade etsin. Kısa keser, tâ herkesin hissesi bulunsun. İşte اَلْمُفْلِحُونَ der. Neye felah bulacaklarını tayin etmiyor. Güya o sükûtla der: "Ey müslümanlar! Müjde size. Ey müttaki! Sen Cehennem'den felah bulursun. Ey sâlih! Sen Cennet'e felah bulursun. Ey ârif! Sen rıza-yı İlahîye nail olursun. Ey âşık! Sen rü'yete mazhar olursun." ve hâkeza (Sözler, s: 394)

2-İlm-i Beyan; Mana ile kelimeler arasındaki münasebetleri inceleyen ilim dalı. Biliyoruz ki kelimenin hakikatı var, mecazı var, kinayesi var, istiaresi var vesaire vesaire.

3-İlm-i Bedi; Estetik ilmi diye ifade edebiliriz ama değil. Ona biz Edebiyatta "güzel sanatlar ilmi" diyoruz. Tevriye sanatı, telmih sanatı. Mesela Üstad 25. Söz'de telmihi çok kullanıyor. Öyle kelimeler kullanıyor ki, Kur'andaki bazı ayetlere işaret ediyor.

Bu üç ilmin tamına biz belagat ilimleri diyoruz.

Bir de Üstad burada "ulûm-u Arabiye noktasında" (Sözler, s: 365) demiş. Ulum-u Arabiyye derken, öncelikle iki ilim geçer.

1-Sarf İlmi; Yani bütün dillerde bulunan türeme ilmi, tasrif; çekim ilmi.

2-Nahiv İlmi; Bu ilmin konusu bir kelime cümlenin birinci sırasında olursa ayrı mana ifade eder, üçüncü sırasında olursa ayrı bir mana ifade eder, bunları ele alır. Kısmen bu da her dilde olmakla birlikte Arapça bu hususta bir numara. Fransızcanın da bu konuda Arapçaya yakın bir dil olduğunu duyuyorum. Fransızca bilmediğim için bu konuda daha fazla bir şey bilmiyorum.

Not: Üstad; "Hem elsine-i âlem içinde lisan-ı nahvî Arabî'den başka bir tek lisan var; o da hiçbir vakit Arab lisanının câmiiyetine yetişemez"(Mektubat, s:393) derken buna işaret etmiş olabilir.(Salih Okur)

3-İlm-i Va'd: Üstad hazretleri buna Nahvin felsefesi diyor.

Not: Üstadın ibaresi şöyle; "Felsefe-i beyaniyeye müşabih, Nahv'in dahi bir felsefesi vardır. O felsefe ise, vâzıın hikmetini beyan eder. Kütüb-ü Nahiv'de mezkûr olan, münasebat-ı meşhure üzerine müessestir."(Muhakemat, s: 102) Yani bir kelime niye bu mana için konulmuş, bunun felsefesini araştıran bir bilim.

Bunlardan başka ilimler de var. Bu ilimlerde ilk eser yazanlardan biri Sekkaki'dir. Onun "Miftahu'l Ulûm" diye meşhur bir kitabı var. Bütün bu ilimleri teker teker anlatıyor. Üstad bu eseri medih ederek, sena ederek bahsediyor.

Not: Akgündüz hocamız kendisiyle yaptığımız bir söyleşide şöyle demişti; "Yine Kırkıncı Hocamla biz Sekkaki'nin meşhur Miftah'ul Ulûm adlı kitabının Mucizat-ı Kur'aniyye ile alakalı son kısmını okuduk. Biliyorsunuz orası çok ağır bir metindir."(Salih Okur)

* Akgündüz hoca bundan sonra Lemaat'taki "Îcaz ile Beyan İ'caz-ı Kur'an" (Sözler, s:733) kısmı okuyor ve "burası metindir, 25. Söz bunun şerhidir" diyor.

*Üstad burada Kur'an'ın yedi külli i'caz yönüne değiniyor. Kısaca açıklayalım;

1-Lafzının fesahati; Kur'anın lisanı öyle fasih ki, dil bilgisi kurallarına uygun olduğu gibi, aynı zamanda çok akıcı. Üstad bunu başka yerde izah ederken en büyük delil olarak o körpe yavruların Kur'an'ı ezberlemesini gösteriyor. Altı yaşında Kur'an'ı ezberleyenler var.

Not: Akgündüz hocamız da 2 ay 28 günde ezberlemiş, maşallah. (Salih Okur)

Daha enteresanı olarak da az bir sözden rahatsız olan hasta ve yaşlıların Kur'an'dan aldığı lezzettir diyor.

Not: Üstadın orijinal ifadesi şöyle; "her zaman milyonlar hafızların kalplerinde zevkle yazılması ve çok tekrarla ve kesretli tekraratıyla usandırmaması ve çok iltibas yerleri ve cümleleriyle beraber çocukların nazik ve basit kafalarında mükemmel yerleşmesi ve hastaların ve az sözden müteessir olan ve sekeratta olanların kulağında mâ-i zemzem misillü hoş gelmesi." (Şualar, s: 244-245)

2-Nazmın cezaleti; Kur'anın kelime ve cümlelerin dizilişinin mükemmelliği ve akıcılığı. Nehir gibi akıyor.

3-Mana belâgatı; burada özellikle İlm-i Meani'yi kastediyor. İbarelerin kastedilen manaya mutabakatından..

4-Mefhumların bedaatı; Burası da çok önemli..Kur'an'ın kullandığı bütün üsluplar fevkalade eşsiz ve benzeri yok. Bir tane zikredelim;

أَفَلَا يَنظُرُونَ إِلَى الْإِبِلِ كَيْفَ خُلِقَتْ

 "Bakmıyorlar mı o deveye; nasıl yaratıldı?" (el-Ğaşiye; 88/17) Bu ifadeler Araplar için öyle garip ki.. Hâlbuki her gün deveye bakıyor.

وَإِلَى السَّمَاء كَيْفَ رُفِعَتْ {*} وَإِلَى الْجِبَالِ كَيْفَ نُصِبَتْ

Göğe bakmıyorlar mı nasıl yükseltilmiş? Dağların nasıl dikildiğine, bakmazlar mı?"

Öyle hitaplar ki daha önce duyulmamış. Ben burada bir hadise anlatacağım, yoksa olmaz.

Not: Akgündüz Hocanın anlattığı hadiseyi merhum M. Asım Köksal Hocanın İslam Tarihinden nakletmek istedim; "Bir gece; Ebu Süfyan Sahr b. Harb, Ebu Cehil Amr b. Hişam ve Ahnes b. Şerik, birbirlerine duyurmadan, Peygamberimiz (a.s.)ın geceleyin evinde namaz kılarken okuduğu Kur'ân-ı Kerîm'i dinlemek için gidip, her biri bir yere sindi.

Hiçbirisi, arkadaşlarının orada sindikleri yerleri bilmiyordu. Bunlar, Peygamberimiz (a.s.)ın okuduğunu dinleyerek gecelediler. Tan yeri ağarırken, yerlerinden ayrılıp dağıldılar. Yolda birleştiler, birbirlerini kınadılar. "Bir daha buraya dönüş yapmayınız! Eğer sizi hafif akıllılarınızdan herhangi birisi görmüş olsa, muhakkak onun kalbine şüphe düşürmüş olursunuz!" dediler ve oradan ayrıldılar.

İkinci gece olunca, onlardan her biri, yine aynı yere, birbirlerinden habersiz olarak tekrar gidip sindiler. Peygamberimiz (a.s.)ın okuduğunu dinleyerek gecelediler. Tan yeri ağarınca, yerlerinden ayrılıp dağıldılar ve yine, yolda birleştiler. Önceki gece birbirlerine söyledikleri sözleri tekrarladıktan sonra oradan ayrıldılar.

Üçüncü gece olunca, yine, onlardan her biri eski yerlerini aldılar. Peygamberimiz (a.s.)ın okuduğunu dinleyerek gecelediler. Tan yeri ağarınca dağıldılar. Yine, yolda birleştiler. Birbirlerine: "Bir daha buraya dönmeyeceğimize and içmedikçe buradan ayrılmayalım!" dediler. Andlaştıktan sonra, dağıldılar." (M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 1/302-303)

5- Mazmunların beraatı; Yani Manaların eşsiz güzelliği.. Buna en güzel bir misal;

عَمَّ يَتَسَاءلُونَ ayetidir(Nebe; 78/1) Önemli bir ilm-i meani kaidesidir; Arapça'da bazen manaya uygun olarak kelimeler ve harfler yutulur. O mananın dehşeti ve büyüklüğü böylece hissettirilir. Kur'an-ı Kerim Kıyametten bahseden bu ayetin başında عَمَّ يَتَسَاءلُونَ

"Neyi sorup soruşturuyorlar" عَنِ النَّبَإِ الْعَظِيمِ "çok büyük bir olayı." Orada aslı amma'dır, elif düşmüş.

Bir diğer misal;

فَاصْدَعْ بِمَا تُؤْمَرُ

Artık sen emr olunduğun şeyi ortaya koy(Hicr: 15/94) Merhum Sadeddin Taftezani Muhtasar-ül Meani adlı eserinde 10 sayfa bu ayetin nasıl belagat özellikleri olduğunu anlatıyor. 

6-Üslupların garabeti; Kur'an'a has üsluplar. En güzel örneklerden birisi Rahman suresi..

7-Ve bunların hepsinden birlikte doğan şimşek gibi bir beyan.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-151

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-151

Ders: Münazarat(s: 95) (3. Ders) İzah: Prof. Dr. Şener Dilek *Hased, ekabirlik, ‘ben yaparı

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-150

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-150

*İzah edilen metin, Münazarat’ta geçen “Zindan-ı atalete düştüğümüzün sebebi nedir?

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-149

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-149

Ders: 26. Söz, Zeyl İzah: Prof. Dr. Alaaddin Başar Not: Bu dersle alakalı ayrıca Alaaddin bey

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-148

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-148

Ders: 29. Mektup, Dokuzuncu Kısım, Telvihat-ı Tis'a İzah: Mehmed Kırkıncı Hocaefendi *Efe

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-147

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-147

Ders: 29. Mektup, Altıncı Kısım, Beşinci ve Altıncı Desise-i Şeytaniyye İzah: Mehmed Kır

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-146

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-146

Ders: Sual Cevap İzah: Prof. Dr. Şener Dilek Not: Şener Dilek beyin 30.12. 2011 tarihinde Düss

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-145

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-145

Ders: 33. Söz, 20. Pencere İzah: Prof. Dr. Şener Dilek *Mantık ilmi itibarıyla mahlukatı ç

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-144

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-144

Ders: 4. Şua, İkinci Mertebe-i Nuriye-yi Hasbiye(3. Ders) İzah: Prof. Dr. Alaaddin Başar *Her

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-143

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-143

Ders: 16. Lem’a İzah: Mehmed Kırkıncı Hocaefendi *1940 senesinde Erzurum’a taşındık. Ba

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-142

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-142

Ders: 3.Lem’a, 3. Nükte İzah: Mehmed Kırkıncı Hocaefendi *“Şu dünyada zamanın, fena ve

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-141

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-141

Ders: Zeyl-ül Hubab İzah: Prof. Dr. Şener Dilek *Cenab-ı Hak haşrin numunelerini bahar sayfas

et-Teğabün: 3

Gökleri ve yeri yerli yerince yarattı. Sizi şekillendirdi ve şekillerinizi de güzel yaptı. Dönüş ancak O'nadır. (Mürşid 3.1 adlı yazılım-Turan Yazılım-(www.turan.com.tr) )

GÜNÜN HADİSİ

Allah'a ve ahiret gününe iman edenler, hayır söylesin veya sükut etsin.

Riyazü's Salihin, 1/307

TARİHTE BU HAFTA

*Çanakkale'de Kirte Zaferi(28.04.1915) *Gazneli Mahmud'un vefatı(30.04.1090) *Cezzar Ahmet Paşa Akka'da Napolyon'u püskürttü.(2.05.1799) *Fatih Sultan Mehmed'in vefatı(3.05.1481) *Hâlid bin Zeyd Ebû Eyyûb Ensari'nin vefatı (4.05.677)(İ.hatip takvimi)

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI