Cevaplar.Org

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-131

Ders: 11. Lem’a, 1 ve 3. Nükteler İzah: Mehmed Kırkıncı Hocaefendi لَقَدْ جَاءَكُمْ رَسُولٌ مِنْ اَنْفُسِكُمْ عَزِيزٌ عَلَيْهِ مَا عَنِتُّمْ حَرِيصٌ عَلَيْكُمْ بِالْمُؤْمِنِينَ رَؤُفٌ رَحِيمٌ “Size kendi içinizden öyle bir peygamber geldi ki, sizin sıkıntıya uğramanız ona pek ağır gelir. O size çok düşkün, mü'minlere çok şefkatli, çok merhametlidir." (Tevbe Sûresi, 9:128.) Ayetin başındaki lam kasem(yemin) ifade ediyor. Buradaki قَدْ


Salih Okur

nedevideobendi@gmail.com

2016-09-08 11:33:54

Ders: 11. Lem'a, 1 ve 3. Nükteler

İzah: Mehmed Kırkıncı Hocaefendi

لَقَدْ جَاءَكُمْ رَسُولٌ مِنْ اَنْفُسِكُمْ عَزِيزٌ عَلَيْهِ مَا عَنِتُّمْ حَرِيصٌ عَلَيْكُمْ بِالْمُؤْمِنِينَ رَؤُفٌ رَحِيمٌ

"Size kendi içinizden öyle bir peygamber geldi ki, sizin sıkıntıya uğramanız ona pek ağır gelir. O size çok düşkün, mü'minlere çok şefkatli, çok merhametlidir." (Tevbe Sûresi, 9:128.) Ayetin başındaki lam kasem(yemin) ifade ediyor. Buradaki قَدْ

da muhakkak manasındadır.

 Arap lisanının meziyetlerinden birisi de, bir harften bir cümlelik mana çıkabiliyor. Onun için Kur'an'ın hakiki tercümesi yapılamıyor.

Not: Bu ayet-i kerime ile alakalı derli toplu bir mana vermesi açısından merhum allame Elmalılı Hamdi Efendi'nin tefsirinden nakilde bulunmak istedim; "Yemin olsun ki, size hakikaten bir resul geldi öyle bir resul ki sizden biri, kendi içinizden, kendi cinsinizden, melek değil, beşer cinsinden, aslı ve nesebi belli, Arabî ve Kureyşî, Harem ehlinden, sizin sıkılmanız ona ağır gelir, gücüne gider. Yani, azap görmeniz şöyle dursun, bir takım zahmete, sıkıntıya uğramanız bile onu üzer, son derece rahatsız eder. Yahut sizi sıkan, zorunuza giden şeyler beşeriyet icabı onu da üzer, onun dayanma gücü ve metin görünüşü, sıkıntılara göğüs germesi, üzülmediğinden değil, peygamber oluşundandır.

Bu tefsirlere göre, cümlenin tamamı bir sıfat cümlesidir. Fakat İbn-i Kuşeyrî'nin tercihine göre, "azîz" bir sıfat, "aleyhi mâ anittum" da ayrı bir sıfattır. Buna işaret olmak üzere bazı mushaflarda "azîz" kelimesinin üzerine bir "cîm" secavendi konmuştur ki, bunda daha başka bir anlam vardır. Yani, bir resuldür ki, azîzdir; büyük izzeti vardır. Sizi sıkıntıya sokan şeyler onun aleyhine olur, ona ağır gelir. O yüksek izzet sahibi peygamber, kendi cinsinin evlatlarının zor durumda kalmasına razı olmaz. Sizin cinsinizden olması ve izzet sahibi bulunması sebebiyle bütün dertlerinizi ve kederlerinizi yüreğinde duyar, acınızı hisseder. Üzerinize düşkündür, size karşı pek hırslıdır. "(Ey Muhammed) sen onların yola gelmelerini ne kadar iste sen de" (Nahl 16/37) âyetinde de işaret buyrulduğu üzere, hidayet ve iyiliğinize, faydanıza, hayrınıza hırslıdır. Üzerinize toz kondurmak istemediği gibi, sizi mutluluğun zirvesine eriştirmek, selamete çıkarmak, cennete ve rıdvana kavuşturmak için bütün hırsıyla ve var gücüyle uğraşır.

Üstelik onun merhameti yalnızca Kureyş'e, Arab'a, şu veya bu kavme değil, hangi kavimden olursa olsun bütün müminleredir ki, o raûftur. Re'feti çok fazladır, yani gayet ince bir şefkati ve derin bir merhameti vardır. Rahîmdir. Fıtraten, doğuştan, yaratılıştan, Allah tarafından pek ziyade merhametlidir. Günahkârlara bile acır. İşte bütün bunlardan dolayı ey insanlar, Kur'ân'da söz konusu olan mükellefiyetler, özellikle bu Berâetün Sûresi'nde yer almış olan tevbe, cihad vesaire hakkındaki emirler, yasaklar, ikazlar ve itaplar, ağırınıza gitmemeli, gönlünüzü incitmemelidir. Bütün bunlar küfür ve nifakın zararlarına ve uğursuzluklarına karşı genellikle müminlere gayet büyük bir sevgi ve şefkatin tecellileridir. Onun için hiç vakit geçirmeden bunlara iman edip, gereğince amel etmelisiniz.

Görülüyor ki, burada Resulullah'a Allah'ın güzel isimlerinden raif ve rauf ve rahîm isimleri verilmiştir. Hasen ibn'l-Fadl demiştir ki Allah Teâlâ, hiçbir peygambere, güzel isimlerinden iki isim birden vermedi, ancak bizim peygamberimiz hakkında "raûf ve rahîm" buyurdu. Kendi zat-ı sübhanisi hakkında da "Muhakkak ki, Allah insanlara raûf ve rahîmdir." (Bakara, 2/143; Hac, 22/65) buyurdu. Gerçekten de Resulü'ne bu isimleri vermesi ve o nu böyle vasıflandırması, onun hakkında büyük ikram ve tekrîm demektir. Bundan da anlaşılır ki, Allah'ın güzel isimlerinin hepsi "Allah, Rahmân ve Rab" gibi sırf Allah'a mahsus olan isimlerden değildir. Resulullah'ın kendisi, ilâhî ahlâk ile mütahallik olduğundan dolayı müminlere raûf ve rahîmdir. Getirdiği din de bütün yönleriyle, müminler için ayniyle nimet ve rahmettir."(Hak Dini Kur'an Dili, ilgili ayetin tefsiri, )

*Üstadımız Mektubat'ta diyor ki; "bütün akıllar toplansa bir akıl olsa yine de Peygamberimizin(aleyhissalatu vesselam) Allahu Teâlâ'nın yanındaki derecesini anlayamazlar."

Not: Merhum Hocamızın belirttiği yerin orijinali şöyledir; "Elbette o Zât-ı Muhammed-i Arabî Aleyhissalâtü Vesselâm, dua neticesi olarak öyle bir makam ve mertebededir ki, bütün ukûl toplansa bir akıl olsalar, o makamın hakikatını tamamıyla ihata edemezler."(Mektubat, s: 301)

*O Peygamberimizin hatırası için biz Peygamberimizin de, dinimizin de değerini bilelim. Elimizden geldiği kadar hayatımızda tatbik edelim. Evimizde çoluk çocuğumuza öğretelim. Çoluk çocuğumuzun hocası olalım. Evimizde televizyona, şuna buna bakana kadar elimize bir kitap alalım. Çok kitaplar yazıldı, tercüme edildi; fıkha ait, tefsire ait, hadise ait vs. Alın bir kitabı, toplayın çocuklarınızı, onlara hoca olun, anlatın, onların kalbindeki sevgiyi Allah'a, Peygambere bağlayın. Ki, sonra rahat ölürsünüz.

*Benim bir hocam vardı, son hocam oydu; Erzurum müftüsü Solakzâde Muhammed Sadık Efendi.. Allah kabrini pür nur etsin. Derdi ki; "bir insan eğer hayırlı evlat babası olursa, kendisi günahkâr da olsa, günahkârlarla ölür, evliyalarla dirilir." Sadık Efendi bunu aşağı yukarı her derste söylerdi.

Ondan sonra ben bir kitapta okudum. Diyor ki; Hz. Ali(k.v) bir gün bir yolda giderken bakmış ki, kabristanda bir adam çok azap çekiyor. Bir müddet geçtikten sonra yine oradan geçerken adamın kabristandaki durumuna bakmış ki; o yer gül gülistan.

Oradakilere o kabristanda yatan zatın dünyadaki durumunu soruyor. Kendisinin sefahatte yaşayan bir zat olduğunu söylüyorlar ve diyorlar ki; "ama onun bir oğlu oldu, dini ilimleri öğrendi, köye imam oldu." O zaman Hz. Ali(r.a) adamın durumunun değişme sebebini anlıyor.

 *İyi evlat yetiştirirseniz rahat ölürsünüz. Kusurumuz çok ama inşallah onların sayesinde affediliriz. Sizin ibadetlerinizle, hayır hasenatınızla Hz. Âdem'e kadar giden inanmış anne babalarınız hissedar oluyor.

 

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

Rabbinin yoluna hikmet ve güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel şekilde mücadele et!

Nahl, 125

GÜNÜN HADİSİ

"iman bakımından müminlerin en mükemmeli, ahlâkça en güzel olanlar ve ailesine en güzel davrananlardır."

Tirmizi

TARİHTE BU HAFTA

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI