Cevaplar.Org

İNSANIN YARATILIŞ HİKMETİ

Acaba melekler gibi son derece muti olan kulları dururken yüce Allah şu fitne-fesat çıkaracak ve ona isyan edecek olan bu insanları niçin yarattı? Diğer bir ifadeyle: Şu insan nevinin hangi özelliği ve güzelliği var ki bütün o isyankâr tavırlarından daha üstün gelmiş ve hangi iyiliği var ki kötülüklerine karşı ağır basmış ki, Allah'ın onu var etmesine bir şart-ı âdî olarak bir vesile teşkil etmiş ve hikmetine uygun düşmüştür? İşte bu ve benzeri soruların cevabını, yukarıda kısaca arz edilen insanın yaratılış gayesini sergileyen onun -insan olarak- var olma özelliğinde bulmak mümkündür. Zira bu özellik Allah'ın bilinmesine, tanınmasına/marifetullah’a vesiledir. Bu özellikle insan bir manevi pencereden bin bir ism-i ilahînin tecellilerini müşahede eder.


Niyazi Beki(Doç. Dr.)

niyazibeki@gmail.com

2016-08-15 11:31:31

Acaba melekler gibi son derece muti olan kulları dururken yüce Allah şu fitne-fesat çıkaracak ve ona isyan edecek olan bu insanları niçin yarattı? Diğer bir ifadeyle: Şu insan nevinin hangi özelliği ve güzelliği var ki bütün o isyankâr tavırlarından daha üstün gelmiş ve hangi iyiliği var ki kötülüklerine karşı ağır basmış ki, Allah'ın onu var etmesine bir şart-ı âdî olarak bir vesile teşkil etmiş ve hikmetine uygun düşmüştür?

İşte bu ve benzeri soruların cevabını, yukarıda kısaca arz edilen insanın yaratılış gayesini sergileyen onun -insan olarak- var olma özelliğinde bulmak mümkündür. Zira bu özellik Allah'ın bilinmesine, tanınmasına/marifetullah'a vesiledir. Bu özellikle insan bir manevi pencereden bin bir ism-i ilahînin tecellilerini müşahede eder.

 İnsanın bu karakteristik yapısı içindir ki "kendini bilen Rabbini bilir" düsturu, ehl-i tahkikçe hak ve hakikatin yolcuları için formüle edilmiştir. Diğer bir rivayette Hz. Aişe validemiz: "İnsanlardan Rabbini en iyi bilen kimdir?" diye sormuş, Efendimiz (s.a.m.) de: "Nefsini en iyi bilendir"(1)diyerek cevap vermiştir.

Şimdi bu hususu Kur'an'ın ışığında tahlil etmeye çalışalım:

Yukarıda zikredilen insanın yaratılış hadisesi ve meleklerin bir çeşit itirazı ve bütün kötülüklerine rağmen Allah katında onların kötü yanlarını hiçe indiren ve yokluktan varlık sahnesine çıkmalarına vesile olan hasenatlarını/iyi taraflarını tahkik ve izah etmeye çalışacağız. Önce konu ile ilgili ayet-i celilerin meallerini kaydedelim:

"Ve Allah Âdem'e bütün isimleri öğretti. Sonra eşyayı meleklere gösterdi ve 'Eğer (insanların yaratılmasının gereksiz olduğuna dair) sözlerinizde doğru iseniz, haydi bunların isimlerini bana söyleyin' dedi. Melekler: 'Sen her türlü noksanlıktan münezzehsin, senin bize öğrettiğinden başka bizim bir bilgimiz yoktur. Şüphesiz sen hem Alîm hem Hakîmsin' diyerek cevap verdiler. Allah ise: 'Ey Âdem! Haydi, meleklere bunların isimlerini söyle' dedi. Âdem, onların isimlerini söyleyince, Allah: 'Ben size göklerde ve yerde görünmeyeni bilirim. Sizin açığa vurduklarınızı da, gizlemekte olduklarınızı da bilirim' diye söylememiş miydim?'diye buyurdu."(2)

Kur'an'ın bu açıklamasından anlaşılıyor ki, insanı insan yapan ve meleklerden bile üstün kılan, insanın - meleklerden farklı olarak- öğrendiği ayrıcalıklı ilimdir. Çünkü insanda manevî/ruhânî yönü yanında maddi/cismanî yönü de bulunduğundan yüce Allah'ın marifetine dair çok değişik yollardan deliller, bilgiler bulabilirler. İşte marifetullaha dair çok dallara ayrılan bu üstün ilimleri, bu değişik kaynaklı bilgileri, adeta her şeyden Allah'ı tanımaya bir pencere bulabilme kabiliyetleri, onların kötü taraflarına galip gelmiş ve var olmalarına bir vesile teşkil etmiştir. Bu sebepledir ki, ibadetlerde önce ilim, sonra amel gelir.

Kulluğun Kâinatta Cari Olan Kanunlarla İlişkisi:

İnsanların ve cinlerinvarlık kanunlarıyla münasebetini kuran gerçek, kulluk vazifesidir.

"Ben cinleri ve insanları sırf Beni tanıyıp, yalnız Bana ibadet etsinler diye yarattım"(3) mealindeki ayette geçen ibadetten maksat yalnız"namaz, oruç, zekât, hac" gibi ilk akla gelen ibadet görevleri değil, aynı zamanda bütün kulluk görevlerini içine alan, tüm emirleri ve yasakları ihtiva eden ubudiyet kavramı içinde,çok kapsamlı ve geniş bir manayı ifade etmektedir. İşte bu manada Allah'a kulluk yapma şuurunu ruhlara yerleştirmek gerekir. Yani insanın şuuruna, şunu kesin olarak oturtmalı ve zihnine şunu kesin olarak yerleştirmeli ki, varlığın bir tarafında yaratılmış kullar, bir tarafında da yaratan Rab vardır. Kul kulluk eder. Rabb'e ise ibadet edilir. Bütün kâinat çapında bir ubudiyet ve bir mabudiyet hakikati vardır. Bir tarafta kulluk yapan kullar, bir tafta kendisine kulluk yapılan ilah vardır. Bu konuda bunun ötesinde hiç bir şey yoktur.

Nitekim "yedi gök, yer ve bunlarda bulunanlar onu tesbih eder; O'nu hamd ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur; fakat siz onların tesbihlerini anlayamazsınız. Allah kullarına karşı çok yumuşak davranandır, çok bağışlayandır "(4)mealindeki ayet-i kerime bu hakikati açıkça ifade etmektedir. Yani varlıkta bir ibadet eden yaratıklar birde ibadet edilen yaratan vardır. Hatta akılsız olan hayvanlar bile yaratılış gayelerini bir sevk-i ilahiyle biliyorlar ve öyle hareket ediyorlar. Mesela koskoca bir deve bir -ıh- işaretiyle çöküp çömeliyorsa ve yük yüklenmesine yardım ediyorsa bu yaratılış gayesine uygun olduğu içindir. Keza bir at bir katır ve bir merkep birer canavar gibi insana saldırmıyor, dizginini insanın eline vermişlerse, bu onların insanlardan korktukları için değil, bilakis yüce Allah'ın rahmetinin eseri olarak insanlara hizmet etmekle yükümlü olduklarını -bir ilham-ı ilahi neticesi olarak- bildikleri içindir. Adeta lisan-ı halleri ile hayatları boyunca; "Allah, hem binmeniz, hem de ziynet olsun diye atlar, katırlar ve merkepler yarattı"(5) mealindeki ayet-i celileyi okuyup çevresine duyurmaktadırlar.

Acaba akılsız hayvanlar ve cansız varlıklar yaratıcılarını tanıyıp emerlerine uygun hareket etseler; akıllı ve canlı bir varlık olan insanoğlu bu konuyu kavramaz veya kavramaya çalışmazsa akılsız hayvanlardan daha şuursuz, ruhsuz varlıklardan daha cansız bir konuma düşmez mi?

"Biz, cehenneme varacak olan cinlerden ve insanlardan öyle kimseler yarattık ki, onların kalpleri vardır, ama onlarla idrak etmezler; gözleri vardır, fakat onlarla görmezler; kulakları vardır, fakat onlarla işitmezler. Onlar hayvanlar gibidir. Hatta daha da şaşkındırlar. İşte bunlar gafillerin ta kendisidir"(6) mealindeki ayette bu gerçeğe vurgu yapılmıştır.

Şairin dediği gibi,

"Behaim çıkmaz amma hilkatin sabit hududundan

Beşer hala habersiz böyle bir kaydın vücudundan."

Yani; şuursuz hayvanlar bile yaratıcı tarafından yaratılmalarının belli bir gayesi olduğunu bilirler ve ona göre hareket eder. Buna mukabil, birçok insan, yaratılışın asıl gayesi olan kulluk görevinin şuurunda değildir ve hayatını bu çerçevede düzenlemesinin gerekli olduğunu görmezlikten gelmektedir. Örneğin, bir at dizginini on yaşındaki bir çocuğun eline veriyorsa, bir deve insanların ona binmeleri ve yük yüklemeleri için dizleri üzerine çömeliyorsa, bu, onların yaratılış gayelerine uygun hareket ettiklerini göstermektedir.

Birçok hayvanı birçok yönden insanın hizmetine veren, onlara diz çöktüren, boyun eğdiren, bir gıda fabrikası halinde yaratan Allah'ın azametine karşı saygı duymayan, namaz ve kullukla ona boyun eğmeyen, huzurunda diz çökmeyen, emir ve yasaklarına uymayan bir insanın hayat felsefesi bakımından hayvanlardan daha aşağı düşmez mi?

Kendi yaratılış gayesine uymayan insanlar genellikle içlerinde bir ikilem yaşarlar. Bu huzursuzluğu gidermek için de genellikle eğlence ve sarhoşluğu tercih ederler.

Oysa insanoğlu şayet vicdan ve fıtratının sesine kulak verse, yaratılışındaki ilâhî prensibe bağlanarak gönül huzuruna kavuşur ve o noktada karar kılarsa, onun ruhu o yüce gayeyi gerçekleştirmek adına, bayağı, alçak çıkarlargibi temiz olmayan duyguların izlerini siler süpürür. "İşte onlar(o hidayete erenler) iman edip gönülleri Allah'ı zikretmekle, O'nu anmakla huzur bulan kimselerdir. İyi bilin ki gönüller ancak Allah'ı anmakla huzur bulur"(7) mealindeki ayette iman ve ibadetin verdiği gönül huzuruna vurgu yapılmıştır.

Dipnotlar

1-Aclûnî, İsmail b. Muhammed, Keşfu'l-Hafa ve muzilu'l-İlbas, el-Mektebetu'l-Asriye, 1420/2000, II/312.

2-Bakara, 2/31-32.

3-Zariyat, 51/56.

4-İsra, 17/44

5-Nahl, 16/8.

6-Araf, 7/179.

7-Rad, 13/27-28.

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

İRŞAD’DA MUHATABIN DURUMUNU NAZARA ALMAK

İRŞAD’DA MUHATABIN DURUMUNU NAZARA ALMAK

İrşat Edileceklerin Durumu Kur'an'ın irşat ve hidayetinde, muhatabın durumu, ihtiyacı önem a

USTALARIN REDDETTİĞİ KÖŞE TAŞI

USTALARIN REDDETTİĞİ KÖŞE TAŞI

Hazret-i İsa’dan menkul bir söz vardır. Talebelerine şöyle der: ‘Yapı ustalarının reddet

HİND ULEMA CEMİYETİ VE ÜLKENİN ÖZGÜRLEŞMESİNDEKİ ROLLERİ-1

HİND ULEMA CEMİYETİ VE ÜLKENİN ÖZGÜRLEŞMESİNDEKİ ROLLERİ-1

“Hindli ulemadan Mevlana Kifayetullah, Birinci Dünya Savaşı sonunda İngilizlerin zafer kutlama

VAAZIN ÜÇ TEMEL VASFI

VAAZIN ÜÇ TEMEL VASFI

İrşadın yaygın bir türü olan vaazlar, çok geniş kitlelere hitap ettiği için, üslup yön

SÖZÜN GÜCÜ VE DİLİN ÂFETLERİ-3

SÖZÜN GÜCÜ VE DİLİN ÂFETLERİ-3

14-Sözde ve yeminde yalan söylemek. Bu da dilin afetlerinden, aynı zamanda ayıp ve günahların

ÇAĞIMIZDAKİ İRŞAT METODU

ÇAĞIMIZDAKİ İRŞAT METODU

Bir mürşidin, çağının gereklerini ve kültürünü göz önünde bulundurmadan başarılı olm

IŞİD’İN FİKRİ KÖKENLERİ

IŞİD’İN FİKRİ KÖKENLERİ

IŞİD’in fikri dayanakları, kökenleri veya referansları meselesi birkaç boyutta ele alınabil

SÖZÜN GÜCÜ VE DİLİN ÂFETLERİ-2

SÖZÜN GÜCÜ VE DİLİN ÂFETLERİ-2

5-Husumet=Düşmanlık beslemek. Düşmanlık, münakaşa ve mücadeleden hemen sonra gelir. Husume

ÇAĞIMIZIN İNSANINI ETKİLEYEN OLUMSUZ ÂMİLLER

ÇAĞIMIZIN İNSANINI ETKİLEYEN OLUMSUZ ÂMİLLER

İrşat görevini yapan insanların asla unutmamaları gereken bu âmilleri şöyle sıralamak mümk

KUR’AN-I KERİM’İN İKTİDAR OLMA ŞARTI: ÇİLE ÇIKARMA!

KUR’AN-I KERİM’İN İKTİDAR OLMA ŞARTI: ÇİLE ÇIKARMA!

Hakkın iktidarı çileden geçer. Kur’an-ı Kerim salihlerin iktidarı için manevi olgunlaşmay

SÖZÜN GÜCÜ VE DİLİN ÂFETLERİ-1

SÖZÜN GÜCÜ VE DİLİN ÂFETLERİ-1

Bu yazıyı Allah rızası için mutlaka okuyun, okutun. Okuyun ve okutun da pozitif üslup dünyam

Artık kim doğru yolu seçerse kendi lehinedir; kim de saparsa ancak kendi aleyhine sapmış olur.

Zümre, 41

GÜNÜN HADİSİ

SABAH İLE YATSI NAMAZLARINI CEMÂATLE KILMANIN FAZÎLETİNE DÂİR EBÛ HÜREYRE HADÎSİ

Münâfıklara sabah ile yatsı (cemâat) namazlarından daha ağır hiç bir namaz yoktur. (Halbuki) bu iki namaz(ın cemâatin)de olan (ecir ve fazîlet)i bilseler emekliye, emekliye (sürtüne, sürtüne) de olsa onlara gel(ip hâzır ol)urlardı. (Ebû Hüreyre)

TARİHTE BU HAFTA

*Emir Sultan hazretlerinin vefatı- 2 Mart 1389 *Hilafetin ilgası-3 Mart-1924

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI