Cevaplar.Org

BEDÎÜZZAMAN’IN VAAZ, TEBLİĞ VE İRŞADDA ORTAYA KOYDUĞU TECDİD-3

h-Her Zaman ve Mekânda Meşru Vasıtalarla Tebliğ Tebliğ ve irşatta üslup kadar önemli özelliklerden biri de tebliğ ve irşatta kullanılan vesileler ve vasıtalardır. Bu sebeple davetçinin, davetine kolaylık sağlayacak ve neticeye te’sir edecek meşru her vâsıtaya mürâcaat gereklidir


Mehmet Göktaş(Yrd. Doç. Dr)

goktas_m@hotmail.com

2016-07-22 15:28:44

h-Her Zaman ve Mekânda Meşru Vasıtalarla Tebliğ

Tebliğ ve irşatta üslup kadar önemli özelliklerden biri de tebliğ ve irşatta kullanılan vesileler ve vasıtalardır. Bu sebeple davetçinin, davetine kolaylık sağlayacak ve neticeye te'sir edecek meşru her vâsıtaya mürâcaat gereklidir. Bediüzzaman hazretleri hayatında irşat ve tebliğ adına her türlü vâsıtadan istifade etmiştir. "Ey kardeşlerim! Dikkat ediniz: Vazifeniz kudsiyedir, hizmetiniz ulvîdir. Herbir saatiniz, bir gün ibadet hükmüne geçebilecek bir kıymettedir. Biliniz ki, elinizden kaçmasın!..." (Nursî:Mektubat,427 ) ifadeleriyle adeta zamanın nabzını tutmuş ve her mekânı hizmet alnına dönüştürmesini bilmiştir. Bu bakımdan onun irşat ve tebliğinin yeri ve zamanı yoktur. O, at sırtında avcı hattında, Şam Ümeyye Camii'in minberinde, doğuda aşiretlerle sohbetlerinde, Rusya'da esarette, i'lâ-i Kelimetullahı hedef-i maksad eden umum dinî gazetelerde, hakaik-i imaniyenin naşir-i efkârı olan kütüb-i İslâmiyede, cami, mescid, medrese ve zikir hanelerde (Nursî:Tarihçe-i Hayat,66 ), fikrimi beyan etmek için müsait bir zemin oldu dediği mahkeme salonlarında, Doğuda açmayı düşündüğü Medresetü'z-Zehrâ'nın mübarek bir dershanesi dediği ve pek çok manevi faideleri temin eden bir kongre olarak ifade ettiği Medrse-i Yusufiyede; yani hapihanede, medrese-i seyyare olarak nitelediği şimendiferde, meclis kürsüsünde, dağda, bayırda, kırda… hülasa hayatın her an ve mekanında tebliğ ve irşad düşünceli olarak yaşamıştır. Bütün bunlara ilaveten, tebliğ ve irşada hasredilmiş bir ömrün meyvesi olarak tezahür eden Nur Risalelerini, en zor şartlar altında telife muvaffak olmuş, tarihte eşine az rastlanır bir şekilde tüm Anadolu'da neşr ve intişarını sağlamıştır.

Şartların olgunlaşması, mekânların müsaitleşmesi, tebliğ ve irşadda muhatapların bu işe hazır olmaları tebliğ ve irşadın etkili olması açısından elbette mühimdir. Ancak Bediüzzaman en olumsuz şartları, namüsait mekânları müsait hale getirmesini bilmiş "netice-i hayatım ve sebeb-i saadetim ve vazife-i fıtratım" (Nursî:Şualar,63) dediği tebliğini yapmış ve bu yönüyle de müstesna bir örnek olmuştur.

ı-Kendinden başlamak

Bediüzzaman'ın irşad faaliyeti, merkezden muhite, enfüsten afaka, fertten cemiyete, Türkiye dairesinden alem-i İslam dairesine ve oradan da dünya genişliğinde bir daireyi içine alan, içten dışa doğru genişleyen bir vetireyi esas alır. (Canan: 2009. S43)

Bediüzzaman, Hz. Peygamber'in ortaya koyduğu: "Kendinden başla!" (Müslim, Zekat, 41) düsturunu irşat hayatında en mükemmel şekilde uygulamıştır. İfadelerinde öncelikle, irşada olan ihtiyacını dile getirir, hitaplarını önce kendi nefsine yapar. Konuya açıklık getirmesi açısından telif ettiği Nur Külliyatından bazı bölümleri burada zikretmek yerinde olacaktır. Sözler isimli eserinin birinci sözünde ilk cümleleri şu şekilde başlar; "Ey kardeş! Benden birkaç nasihat istedin. Sen bir asker olduğun için, askerlik temsilâtıyla, sekiz hikâyeciklerle birkaç hakikati nefsimle beraber dinle. Çünkü ben nefsimi herkesten ziyade nasihate muhtaç görüyorum. Vaktiyle sekiz âyetten istifade ettiğim Sekiz Sözü biraz uzunca nefsime demiştim. Şimdi kısaca ve avam lisanıyla nefsime diyeceğim. Kim isterse beraber dinlesin." (Nursî:Sözler,5)

Besmele'nin tefsirinin yapıldığı ve Risale-i nur'un besmelesi hükmünde olan birinci söz'ün hemen başında "Bismillah, her hayrın başıdır. Biz dahi başta ona başlarız. Bil, ey nefsim, şu mübarek kelime, İslâm nişanı olduğu gibi, bütün mevcudâtın lisan-ı hâl ile vird-i zebânıdır." (Nursî: Sözler, 5) İfadesinde de açıkça görüldüğü gibi ilk muhatap yine nefisidir.

Bediüzzaman irşad faaliyetinde bulunanlara nebevî düstur gereği önce kendilerini muhatap almalarını ve nefislerini ıslaha çalışmalarını eserlerinde ısrarla ifade eder ve hayatında da en mükemmel şekilde uygular. Nitekim bu husus namazın ehemmiyetine dair te'lif ettiği Yirmi birinci Söz adlı risalesinde şöyle ifade edilir: "Bir zaman sinnen, cismen, rütbeten büyük bir adam, bana dedi: "Namaz iyidir. Fakat, hergün hergün beşer def'a kılmak çoktur. Bitmediğinden usanç veriyor."O zâtın o sözünden hayli zaman geçtikten sonra, nefsimi dinledim. İşittim ki, aynı sözleri söylüyor ve ona baktım gördüm ki; tenbellik kulağıyla, şeytandan aynı dersi alıyor. O vakit anladım: O zât, o sözü, bütün nüfus-u emmârenin nâmına söylemiş gibidir veya söylettirilmiştir. O zaman ben dahi dedim: "Mâdem nefsim emmâredir. Nefsini ıslah etmeyen, başkasını ıslah edemez. Öyle ise, nefsimden başlarım." (Nursî:Sözler,269) "Hem Risale-i Nûr, en evvel tercümanının nefsini iknaa çalışır, sonra başkalara bakar. Elbette nefs-i emmaresini tam ikna eden ve vesvesesini tamamen izale eden bir ders, gayet kuvvetli ve hâlisdir ki, bu zamanda cemaat şekline girmiş dehşetli bir şahs-ı manevi-i dalâlet karşısında tek başıyla galibane mukabele eder" (Nursî: Kastamonu lahikası,11) bu ve benzeri ifadeleri Nur Külliyatının tamamında bir rûh-ı sârî gibi görmek mümkündür. Bu durum Kur'an'da "Niçin yapmayacağınız şeyleri söylüyor­sunuz?" (Saf: 61/2.) ve "Siz Kitâbı okuduğunuz halde, insanlara iyiliği emredip kendinizi unu­tuyor musunuz?" (Bakara: 2/44.) şeklinde ifade edilen ayetlere tam anlamıyla mâsadak olma keyfiyetidir. Bediüzzman'ın eserlerinin, okuyanlarda bıraktığı tesirin en önemli sebeplerinden biri hiç şüphesiz budur. İrşad vazifesiyle mükellef olanların, anlattıkları hakikatlerin muhataplarda tesir icra etmesini arzulayanların bu metodu hayat düsturu haline getirmeleri hayati önem arz etmektedir.

i-Enfüsten Âfâka, Mekezden Muhite Doğru Tebliğ

İrşad ve ıslahta ilk muhatap olarak nefsini alan Bediüzzaman, "Nefs-i emmarenin istibdad-ı rezilesinden selâmetimiz, İslâmiyete istinad iledir. O hablülmetine temessük iledir. Herkes kendi âleminde bir kumandan olduğundan âlem-i asgarında cihad-ı ekber ile mükelleftir. Ve ahlâk-ı Ahmediye (Aleyhissalâtü Vesselâm) ile tahalluk ve Sünnet-i Nebeviyeyi ihya ile muvazzaftır." (Nursî:Tarihçe-i Hayat,58) demek suretiyle en küçük dairede en büyük vazifenin bulunduğunu veciz bir şekilde ifade ederken, nefis dairesinden başlayıp mütedahil daireler gibi dünya dairesine uzanan çizgideki hizmet alanlarını önem sırasına göre şu şekilde sıralar; "Bir zaman bana hizmet eden kardeşlerim tarafından suâl edildi ki: "Küre-i arzı herc ü merce getiren ve İslâm mukadderatıyla alâkadar olan bu dehşetli harb-i umûmîden elli gündür (şimdi yedi seneden geçti aynı hâl) hiç sormuyorsun ve merak etmiyorsun. Hâlbuki bir kısım mütedeyyin ve âlim insanlar, cemâati ve câmii bırakıp radyo dinlemeğe koşuyorlar. Acaba bundan daha büyük bir hâdise mi var? Veya onunla meşgul olmanın zararı mı var?" dediler.

 Cevaben dedim ki: Ömür sermâyesi pek azdır. Lüzumlu işler pek çoktur. Birbiri içinde mütedâhil dâireler gibi, her insanın kalb ve mide dâiresinden ve cesed ve hâne dâiresinden, mahalle ve şehir dâiresinden ve vatan ve memleket dâiresinden ve Küre-i Arz ve nev-i beşer dâiresinden tut, tâ zîhayat ve dünya dâiresine kadar, birbiri içinde dâireler var. Herbir dâirede herbir insanın bir nevi vazifesi bulunabilir. Fakat en küçük dâirede, en büyük ve ehemmiyetli ve dâimî vazife var. Ve en büyük dâirede en küçük ve muvakkat, arasıra vazife bulunabilir. Bu kıyâs ile -küçüklük ve büyüklük mâkûsen mütenasib- vazifeler bulunabilir. Fakat büyük dâirenin cazibedarlığı cihetiyle küçük dâiredeki lüzumlu ve ehemmiyetli hizmeti bıraktırıp lüzumsuz, malayâni ve âfâkî işlerle meşgul eder. Sermaye-i hayatını boş yerde imhâ eder. O kıymetdar ömrünü kıymetsiz şeylerde öldürür."(Nursî:Şualar,202)

Yukarıdaki ifadeler çerçevesinde kendimizi bir iç muhasebeye tabi tuttuğumuzda çoğu zaman bu hataya düştüğümüzü üzülerek itiraf etmek durumundayız. İrşadla mükellef olanların asla hatırdan çıkarmamaları gereken bu hususla alakalı Bediüzzman Mektubat isimli eserinde şu önemli uyarıyı yapar: "Dünya mâdem fânidir. Hem mâdem ömür kısadır. Hem mâdem gâyet lüzumlu vazifeler çoktur. Hem mâdem hayatı ebediye burada kazanılacaktır. Elbette en bahtiyar odur ki: Dünya için âhireti unutmasın, âhiretini dünyaya fedâ etmesin; hayatı ebediyesini hayatı dünyeviye için bozmasın, mâlâyânî şeylerle ömrünü telef etmesin!" (Nursî: Mektubat,71)

-devam edecek-

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

SİRETÜ İMAMU MÜCEDDİD-4

SİRETÜ İMAMU MÜCEDDİD-4

Üstadın ulaştığı netice gösteriyordu ki; gerçekten İslam fıtrat dinidir. Bundan sonra, bu

SİRETÜ İMAMU MÜCEDDİD-3

SİRETÜ İMAMU MÜCEDDİD-3

Müellif: M. Said Ramazan el Buti Mütercim: Fehmi Türkmen Hocaefendi Bizim için mümkün değil

RİSALE-İ NUR VE MİSYONU-5

RİSALE-İ NUR VE MİSYONU-5

Risale-i Nur, acz, fakr, şefkat ve tefekkür kavramlarından her birini Hakka ve hakikate ulaşma

RİSALE-İ NUR VE MİSYONU-4

RİSALE-İ NUR VE MİSYONU-4

Risale-i Nur kendisini tarikattan çok hakikat ve şeriat olarak tarif eder. Fakat, ister hakikat ol

SİRETÜ İMAMU MÜCEDDİD-1

SİRETÜ İMAMU MÜCEDDİD-1

Türkiye’de acip bir olay meydana geldi. En mühim ve en tehlikeli olan hadise ise, Türk milleti

SİRETÜ İMAMU MÜCEDDİD-2

SİRETÜ İMAMU MÜCEDDİD-2

Cenab-ı Hakkın kainata koyduğu kanunlardan(sünnetullah) birisi de, belirli zaman dilimlerinde M

RİSALE-İ NUR VE MİSYONU-3

RİSALE-İ NUR VE MİSYONU-3

Risale-i Nur, insanı Allah’a ulaştıran yolların sayısız olabileceğini söyler. Bununla birl

RİSALE-İ NUR VE MİSYONU-2

RİSALE-İ NUR VE MİSYONU-2

Bu konuda diğer bir ayrıntı da, Risale-i Nur’un diline, üslubuna yapılan itirazdır. Dilin a

RİSALE-İ NUR VE MİSYONU-1

RİSALE-İ NUR VE MİSYONU-1

“Risale-i Nur, bize, Rabbimizi tanıtan dört külli muallimden, dört umumi tarif ediciden bahsed

BEDİÜZZAMAN VE 'MÜSPET HAREKET-3

BEDİÜZZAMAN VE 'MÜSPET HAREKET-3

10. ‘Dindar Demokratlar’ Bir kere Nursi Demokratları nitelerken hemen tüm nitelemelerinde

BEDİÜZZAMAN VE 'MÜSPET HAREKET-2

BEDİÜZZAMAN VE 'MÜSPET HAREKET-2

6. Kur’an Hizmeti Hiçbir Şeye Alet Yapılmamalıdır Nursi, mevcut siyasi yapıya "isyan hakk

İnsanlardan öylesi var ki, herhangi bir ilmî delile dayanmadan Allah yolundan saptırmak ve sonra da onunla alay etmek için boş lafı satın alır. İşte onlara rüsvay edici bir azap vardır.

Lokman,6

GÜNÜN HADİSİ

"Her şeyin bir alameti vardır. İmanın alameti de namazdır."

Münavi

TARİHTE BU HAFTA

*Uyvar Kalesi Fethedildi.(24 Eylül 1663) *Niğbolu Savaşaı Kazanıldı.(25 Eylül 1396) *Birinci Viyana Kuşatması(27 Eylül 1529) *Preveze Deniz Zaferi(28 Eylül 1538) *Demokrat Parti Kapatıldı(29 Eylül 1960)

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI