Cevaplar.Org

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-124

Ders: 4. Şua, Altıncı Mertebe-i Nuriye-i Hasbiye, İkinci Bürhan İzah: Şahin Yılmaz Hocaefendi *Esma-i Hüsna’nın tecellilerine bakalım. Mesela insanın simasının simetriği, yüzünün sağının solunun aynı ölçüde, aynı de


Salih Okur

nedevideobendi@gmail.com

2016-07-15 11:57:44

Ders: 4. Şua, Altıncı Mertebe-i Nuriye-i Hasbiye, İkinci Bürhan

İzah: Şahin Yılmaz Hocaefendi

*Esma-i Hüsna'nın tecellilerine bakalım. Mesela insanın simasının simetriği, yüzünün sağının solunun aynı ölçüde, aynı dengede, aynı büyüklükte, aynı akımlarda, aynı renkte olması Adl isminin tecellisidir. Güzelliğin en önemli yönü tenasüptür. Üstad hazretlerinin deyimiyle, altından bir burun tek başına olsa güzel görülebilir. Ama onu getirip yüzünüze koyduğunuz zaman, yüzünüzle münasebeti olmadığı için, hiçbir güzelliği olmaz. (Not: Üstadın bu izahı Muhakemat'ta, s: 100, İkinci Makale, Altıncı Meselede ve yine Muhakemat, s. 75, Birinci Makale, Sekizinci Meselededir. Salih Okur)

Öyleyse güzelliğin en önemli veçhesi tenasüp yani uygunluktur. Mesele bir kuşun kanadı, gagası, bacakları birbirine uygun. Bütün mahlukat ta böyle..

*Kâinattaki bütün hakikatlar Esma-i İlahiyeye dayanır, ondan can alır. Kâinattaki bütün hakikatlar, Esma-i İlahiye'nin hakikatlarıdır. Adl isminin, Hakim isminin, Rahim isminin, Mukaddir isminin, Cemil isminin, Kerim isminin ve hakeza.. Kâinattaki bütün güzellikler o isimlere dayanıyor. Yani çiçeğin, kelebeğin, meyvenin malı mülkü değil. Perde-i Gayb'taki bir Cemal-i Baki'nin aynalarıdır bunlar.

Suyun kabarcıklarında Güneşin yansımaları kaybolup gidiyor, yeni kabarcıklarda aynı parıltının devam etmesi gösteriyor ki, bu parıltılar bu kabarcıkların malı değil. Bunlar, gökteki güneşe parlaklarıyla ayinedarlık ediyorlar.

 Bir baharda ortaya çıkan güzellikler diğer baharda da aynı olması ve Hz. Âdem devrinden bu zamana kadar ki bütün baharlarda aynı güzelliklerin görülmesi daimi bir Kemal ve Cemal sahibi bir zatın varlığına işaret ediyor.

*"Bu kâinattaki görünen bütün güzellikler"(Şualar, s: 76) Güzellik deyince bizim ilk aklımıza gelen şey göze güzel görünen şeyler. Gülün güzelliği, kelebeğin güzelliği, tavusun güzelliği, kekliğin güzelliği gibi. Fakat güzellik çok mütenevvidir. O tenevvüden bir kaçını Üstad burada anlatıyor ve güzelliğin hafızamızda muayyen bazı şeylere inhisarından bizi kurtarıyor, ufkumuzu genişletiyor, kâinattaki güzellikleri bize seyrettiriyor ve bu seyir ve temaşa ile de bizi huzur-u daimi denilen yüksek bir seviyeye yükseltiyor.

*Cenab-ı Hakkı zatıyla tanımak mümkün değil. Çünkü Cenab-ı Hak ezeli ve ebedidir ve mevcudattan hiçbir şeye benzemiyor. İnsan bir şeyi tasavvur etmek istediği zaman, gördüğü şeyler ile tasavvur eder. Oysa insan hayalinde Cenab-ı Hakkı bir şeye benzeterek tasavvur etse, o, Allah değildir. Onun için İmam-ı Azam hazretleri; "Külli ma hatara bi balik, Vallahu siva zalik; "Hatırına ne geliyorsa, Allah ondan başkadır" demiştir.

*"Fakat nasıl ki Vâcib-ül Vücud'un Zât-ı Akdesi, başkalara hiç bir cihette benzemez ve sıfatları mümkinatın sıfatlarından hadsiz derece yüksektir."(Şualar, s:76) Mesela Cenab-ı Hak bizlere görme kabiliyeti ihsan etmiş. Biz de görüyoruz ama biz göz aleti ile görüyoruz. Cenab-ı Hak, sıfatıyla görüyor. Bizim görmemizin bazı şartları var. Belli küçüklükteki şeyleri göremeyiz, karanlıkta göremeyiz, belli uzaklıktaki şeyleri göremeyiz v.s Hakeza işitmemiz de öyle. Biz işitmek için kulağa muhtacız. Cenab-ı Hak sıfatıyla işitir. Bizim görmemiz işitmemiz gibi değil. Mutlak görürü, mutlak işitir, sınır ve hududu yoktur.

*"Evet, koca Cennet bütün hüsn ü cemaliyle bir cilvesi bulunan ve bir saat müşahedesi ehl-i Cennet'e, Cennet'i unutturan bir cemal-i sermedî, elbette nihayeti ve şebihi ve naziri ve misli olamaz."(Şualar, s: 77) İnsan bin sene dünyada mesudane yaşasa Cennete bir an yaşamasına denk gelemez. Hadis-i Şerifte beyan edildiği üzere Cenab-ı Hak Adn Cennetinde öyle nimetler hazırlamış ki kimsenin hayaline ve hatırına gelmemiş. Böyleyken bütün Cennet bütün güzellikleri ile Cenab-ı Hakkın Cemalinin ancak bir cilvesi..

*Bütün bu güzellikler Cenab-ı Hakkın cemalinin çok perdelerden geçmiş bir yansıması. Perde ifadesi Risale-i Nurda çok kullanılır. Mesela ayın ışığı güneşten geliyor. Semada biraz bulut olduğunu düşünelim. Yerde de bulanık bir suya ay ışığı vurmuş. Şimdi bu ışık güneşten geliyor ama çok perdelerden geçen bir yansıma. İşte kâinatta buluna binlerce eşsiz benzersiz güzellikler Cenab-ı Hakkın güzelliğinin bin bir perdelerden geçmiş birer gölgesi.

*İnsan fıtraten Cemal-i İlahiye âşık olarak yaratılmıştır. İnsan kâinatı seyretmekten, çiçekleri seyretmekten, baharı seyretmekten, yeşillikleri seyretmekten fıtri bir lezzet alır. Bu fıtri lezzet, Cemal-i İlahiye âşık olduğunun delilidir. Onun için, bu aşkı suiistimal etmeyerek âsâr-ı ilahiyeyi, Cemal-i İlahinin tecellillerini burada müşahede ederek Cenab-ı Hakkın verdiği bu çok kıymetli, aklın penceresi olan gözü yerinde kullanırsak inşallah Cenab-ı Hak ahirette âsârını müşahede ettiğimiz Cemalin kendisini gösterecek, Cemal ziyafeti ihsan edecek.

* Cenab-ı Hak Gafur'dur, Rahim'dir, kusurlarımızı, günahlarımızı inşallah bağışlar. Mühim olan, huzur-u İlahiyeye şirk koşmadan gitmek. Bayezid-i Bistami(k.s) vefatından sonra rüyada görülmüş. Demişler; "Cenab-ı Hak sana ne muamele etti?" Demiş ki; 'Cenab-ı Hak bana "ne getirdin" dedi. "Dedim; hiçbir şey getirmedim. Ama defterimde şirk yok." Cenab-ı Hak buyurdu; "Hani bir gün 'süt midemi ağırttı' dedin ya.." Yani ağırtmayı, dolayısıyla hasta etmeyi süte isnad, hakiki tevhide münafi. Yani o mertebedeki tevhide münafi. Bir mümin böyle söyler, buna 'isnatta mecaz' denilir. Mesela "bahar yerin yüzünü güldürdü" ifadesini bir mümin söylese çok fazla zarar etmez. Buna isnadda mecaz denilir. Ama tevhidde derinleşen bir mümin böyle diyemez. Bir nur talebesi bütün icraat-ı Rububiyeti Allah'a isnat ederek söylemelidir. "Cenab-ı Hak süt ile veya filan ilaçla şifa isnat etti" gibi. Her şeyi de böyle..Meziyetini, kemalatını, muvaffakiyetini, başına gelenleri.. Her şeyi Allah'a isnad etmek tevhidin azami mertebesidir. Üstad 19. Sözde; "Bizim nefis ve şeytanımıza ne oluyor ki; böyle bir zâtın bütün davalarının esası olan "Lâ ilahe illallah"ı, bütün meratibiyle beraber kabul etmesin?"(Sözler, s: 237) diyor. Bütün meratibiyle ne demektir? Üstad hazretleri Mesnevi-yi Nuriye'de ve değişik yerlerde bahsediyor; Allah, ism-i Celil. Zat-ı Ecell-i Âlâ'nın unvan-ı âlisi. Ulûhiyetin bütün sıfatlarına Lafza-i Celal olan Allah ismi delalet-i iltizamîye ile delalet ediyor. Güneşin gündüze delaleti gibi. 'Güneş doğdu.' Ne demektir? 'Gündüz var.' İşte Allah dediğimizde şu manaları da kastetmiş oluruz; Allah her şeyi bilir. Her şeye gücü yeter. Her dilediğini dilediğine verir. Günahı affetmek ancak Allah'a aittir. Allah'ı dilediği olur, dilemediği olmaz. Bütün insanlar bir insana bir ikram da bulunmak isteseler, Allah murad etmek istemese katiyyen en küçük bir yardımda bulunamayacakları gibi, Allah bir insanı himaye edip korusa, bütün dünya onun düşmanı olsa, kılına dokunamaz. İşte bu inanç, hem tevhidi ilan, hem de hadisatın tazyikinden, tahribinden eminlik içinde yaşamaktır.

* "Akıl ile fehmedilen bir hüsn-ü aklî, ağız ile zevk edilen bir hüsn-ü taam bir olmadığı gibi"(Şualar, s: 77) Fahreddin-i Razi medresede ilmi bir meseleyi halledip çözdüğünde yerinden fırlamış; "nerde şehzadelerde bu lezzet? Tadını bile tatmaları mümkün olmaz" demiş. 

Ben de Risaleleri ilk okuduğum zamanlar yerimden fırladığımı çok hatırlıyorum. Ben 1950'de hafızlığımı bitirdikten sonra iki sene Erzurum'da medrese de okudum. Daha sonra İstanbul'a geldim. Medrese eğitimime orada devam ettim. 1959'da askere gittim. Daha sonra Akhisar'a geldim. Üstadı çok seviyordum ama Türkçe Risaleleri bilmiyordum. O zaman prensip olarak ben Türkçe dini eser okumazdım, "hocalığa yakışmaz" derdim. Gazete, mecmua hariç Türkçe ilmi eser okumazdım. Risale-i Nur'u tanıdıktan sonra bir yıl başka kitap okuyamadım. 10. Söz, 11. Söz, 16. Söz, 30. Söz, 24. Mektup gibi harika risaleler beni çok etkilemişti.

*İnsan bulunduğu çevrenin tesiri altında kalır. İnsan çok hassastır. İmam-ı Şafii hazretleri; "tenbel bir adamın yanında oturduğum zaman, kalkınca o tarafımın(tembellik) ağırlığını hissediyorum" diyor. Onun için Rasulullah( aleyhissalatu vesselam)

اَلرَّجُلُ عَلَى دِينِ خَلِيلِهِ، فَلْيَنْظُرْ اَحَدُكُمْ مَنْ يُخَالِلُ.

"Kişi dostunun dini yani hayat tarzı ve yaşantısı üzeredir. O halde kişi dost edineceği kimseye dikkat etsin." (Ebu Davud, Edeb 16, Tirmizi, Zühd 45) buyuruyor.

*Günahlara alışmamak için, devamlı günaha karşı tepki içinde, devamlı günaha karşı alerji içinde olmalıyız. Ta ki günah ruhumuza hoş gelmesin, onu normal görür hale düşmeyelim. Günahı normal bir şey gibi görür hale düşmek Allah muhafaza bir mahrumiyettir.

Not: Bu meselede merhum Mevlana Eşref Ali Tehanevi diyor ki; "Birkaç gün devamlı bir günahı işlemekle onun çirkinliği kalpten çıkar."(Mevlana Eşref Ali Tehanevi, Cezaul A'mâl, Urduca'dan Türkçeye çev. Amellerin Karşılığı, s: 14, terc. Hayri Demirci, Gülistan Neşriyat, İst.) 

*Adl isminin tecellisi ile kâinatta ölçüsüz hiçbir şey yoktur. Her şey hassas mizanlarla ölçülüdür. Bu ölçülerde ne büyük bir lütuf, ne büyük bir ihsan, ne büyük bir ikram olduğuna şöyle bir misal verelim. Mesela bir çocuk büyüyor. Sağ ayağı ince kalıp büyümese, sol ayağı büyüse. Veya bir kulağı büyüyüp diğeri büyümese..Veya belli bir boya ulaştıktan sonra durmayıp boyu uzamaya devam etse. Anne babanın, akrabalarının telaşının nasıl olacağına dikkat ediniz. Dolayısıyla ölçülü, nizamlı, intizamlı bir şekilde büyümesi, belirli bir noktaya gelince durması dolayısıyla Adl isminin çizdiği hudutta kalması Adl, isminin o tecellisinin ne kadar mükemmel, ne kadar güzel, ne kadar lütuf olduğunu gösterir.

Yediğimiz bütün şeylerin ölçülü olması, ona göre damağımızın zevkinin olması ona göre hücrelerimizin beslenmesi, üzerinde bulunduğumuz kürenin bir ölçü içinde mevsimleri dolaşması hep Adl isminin tecellilerindendir.

*İbadet sadece namaz, hac, zekât vs. değildir. Müminin her anı ibadet olmalıdır. Müminin sofrası zikirhanedir. Müminin sofrası bir okuldur, bir eğitim alanıdır. Yavrusunu, torununu o sofrada eğitir.

*Ben Risale-i Nur'u tanımazdan önce, adalet deyince, her hak sahibine hakkını vermek manası hatırıma gelirdi. Ben mevcudattaki ölçünün, yani mesele İnsan vücudunda simetrik ölçünün, kuşun kanatlarının, semavat kandillerinin, bir ağacın dallarının her birindeki yapraklarının ayrı ayrı sıralanışının ve onlardaki ölçülerin Adl ismiyle münasebetini bilmiyordum. Risale-i Nur'dan çok şey öğrendik. Çok şey öğrendik. Allah ebeden razı olsun. Cenab-ı Hak, Üstadın bize miras bıraktığı bu hizmette ihlâs-ı etemm ile daim ve kâim eylesin. Bütün insanlığa bu saadeti sunmayı nasip ve müyesser eylesin.

*Malum Risale-i Nur'un binler vazifesi var, biri de ülfet yani alışkanlık perdesini kaldırıyor. Mesela bir adam Merih'ten ilk de dünyaya gelse diye düşünelim. Bir İncir ağacının altında ona İncir ziyafeti versek. Sonra desek ki bu İncir ağacı işte bu çekirdekten meydana geldi. Adam önce bunu anlayamadığından inkâr edecek daha sonra da böyle olduğunu gözleriyle görünce hayretinden dilini ısıracak. Bizler de çevremizde olup biten bu mucizeleri çocukluğumuzdan itibaren gördüğümüz için kanıksamış, ülfet etmişiz. İşte –ruhu şâd olsun- Üstad hazretleri o ülfet perdesini kaldırarak oradaki harikalığı bize gösteriyor. Yani devamlı artık incire o nazarla, bir Kudret mucizesi, bir Rahmet hediyesi olarak bakmaya alıştırıyor. Böylece şuur altına girer bu.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-149

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-149

Ders: 26. Söz, Zeyl İzah: Prof. Dr. Alaaddin Başar Not: Bu dersle alakalı ayrıca Alaaddin bey

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-148

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-148

Ders: 29. Mektup, Dokuzuncu Kısım, Telvihat-ı Tis'a İzah: Mehmed Kırkıncı Hocaefendi *Efe

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-147

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-147

Ders: 29. Mektup, Altıncı Kısım, Beşinci ve Altıncı Desise-i Şeytaniyye İzah: Mehmed Kır

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-146

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-146

Ders: Sual Cevap İzah: Prof. Dr. Şener Dilek Not: Şener Dilek beyin 30.12. 2011 tarihinde Düss

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-145

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-145

Ders: 33. Söz, 20. Pencere İzah: Prof. Dr. Şener Dilek *Mantık ilmi itibarıyla mahlukatı ç

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-144

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-144

Ders: 4. Şua, İkinci Mertebe-i Nuriye-yi Hasbiye(3. Ders) İzah: Prof. Dr. Alaaddin Başar *Her

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-143

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-143

Ders: 16. Lem’a İzah: Mehmed Kırkıncı Hocaefendi *1940 senesinde Erzurum’a taşındık. Ba

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-142

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-142

Ders: 3.Lem’a, 3. Nükte İzah: Mehmed Kırkıncı Hocaefendi *“Şu dünyada zamanın, fena ve

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-141

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-141

Ders: Zeyl-ül Hubab İzah: Prof. Dr. Şener Dilek *Cenab-ı Hak haşrin numunelerini bahar sayfas

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-140

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-140

Ders: Dördüncü Şua, Birinci Mertebe-i Nuriye-i Hasbiye: İzah: Prof. Dr. Alaaddin Başar *Saad

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-139

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-139

Ders: 13. Şua(s: 305) İzah: Prof. Dr. Şener Dilek İzah edilen kısım… Ve buna karşı da he

Ramazan ayı, insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olarak Kur'an'ın indirildiği aydır.

Bakara, 185

GÜNÜN HADİSİ

"Size iki şey bırakıyorum. Bunlara uyduğunuz müddetçe asla sapıtmayacaksınız: Allah'ın Kitab'ı ve Resulünün Sünneti."

Muvatta, Kader 3, (2, 899)

TARİHTE BU HAFTA

Fatih Sultan Mehmed Han’ın Doğumu(30 Mart 1432)***Eyfel Kulesi’nin Yapılışı(31 Mart 1889)***Topkapı Sarayı müzeye dönüştürüldü.(2 Nisan 1924) *NATO'nun kuruluşu(4 Nisan 1949) *Gazi Osman Paşa Vefat Etti(5 Nisan 1900)

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI