Cevaplar.Org implant

BEDÎÜZZAMAN’IN VAAZ, TEBLİĞ VE İRŞADDA ORTAYA KOYDUĞU TECDİD-2

e-Tebliğ ve İrşadın Ruhu: İhlâs Bediüzzaman hizmetinin merkezine ihlâsı yerleştirir. Ayrıca o, Kur’an hizmetinde kardeş, arkadaş olarak gördüğü talebelerine, bu kutsi ve ihsan-ı ilahi olan iman hizmetinde; bağrında çok nurlar barındıran ihlâsı esas almalarını öğütler


Mehmet Göktaş(Yrd. Doç. Dr)

goktas_m@hotmail.com

2016-07-15 11:52:25

e-Tebliğ ve İrşadın Ruhu: İhlâs

Bediüzzaman hizmetinin merkezine ihlâsı yerleştirir. Ayrıca o, Kur'an hizmetinde kardeş, arkadaş olarak gördüğü talebelerine, bu kutsi ve ihsan-ı ilahi olan iman hizmetinde; bağrında çok nurlar barındıran ihlâsı esas almalarını öğütler: "Ey âhiret kardeşlerim ve ey hizmet-i Kur'aniyede arkadaşlarım! Bilirsiniz ve biliniz: Bu dünyada, hususan uhrevî hizmetlerde en mühim bir esas, en büyük bir kuvvet, en makbul bir şefaatçı, en metin bir nokta-i istinad, en kısa bir tarîk-ı hakikat, en makbul bir dua-yı manevî, en kerametli bir vesile-i makasıd, en yüksek bir haslet, en safi bir ubudiyet: İhlastır." (Nursî, Lem'alar; 159) İhlâs, sırf bir emr-i ilâhî, ve neticesi rıza-yı İlahîdir. (Nursî, Lemalar;133) Azami ihlâs ve enaniyeti terk etmek ona göre tebliğ ve irşat mesleğinin ruhudur. Bu ruhu öldürmemek için

"İnsanların maddî manevî hediyelerinden, hürmet ve teveccüh-ü âmmeden, şöhretten şiddetle" kaçar. Bedîüzzaman'ın cihanşümul Kur'an ve iman hizmetindeki müstesna muvaffakıyetin sırrı burada gizlidir. (Nursî: Tarihçe-i Hayat, 699)

"Çünki bu zamanda hiçbir şeye âlet ve tâbi' olmayan ve her gayenin fevkinde olan hakaik-i imaniyeyi fıtrî ubudiyetle, bilmeyenlere, bilmek ihtiyacında olanlara tesirli bir surette bildirmek; bu keşmekeş dünyasında, imanı kurtaracak ve muannidlere kat'î kanaat verecek bu tarzda; yani hiç bir şeye âlet olmayacak bir tarzda, bir Kur'an dersi vermek lâzımdır ki; küfr-ü mutlakı ve mütemerrid ve inadçı dalaleti kırsın, herkese kat'î kanaat verebilsin. Bu kanaat da bu zamanda, bu şerait dâhilinde, dinin hiçbir şahsî, uhrevî, dünyevî, maddî ve manevî bir şeye âlet edilmediğini bilmekle husule gelebilir." (Nursî: Tarihçe-i Hayat, 686 )

Bediüzzaman hazretlerinin muasırı ve Dârü'l-Hikmeti'l İslâmiyede beraber görev yaptığı Mehmet Akif, bir beytinde, sosyolojik bir tespit olarak dönemin din hizmeti veren hocalarla ilgili nesl-i hazırın kanaatlerini şöyle ifade eder:

"Nesl-i hâzır ki sarık gördü mü terzîl ediyor,

Defol ıskatçı diyor, cerci diyor, leşçi diyor..." (Akif: 2006. 369)

İşte Bediüzzaman Hazretleri, bütün bu olumsuz kanaatleri yıkmak ve din hizmetinin hiçbir şeye alet tabi olmadığını göstermek, mükâfatı yalnız Allah'tan beklemek için, insanlardan gelen maddî ve manevî ücret, hediye ve teveccühden istiğna etmiştir.

O, sahabelerin sena-i Kur'aniyeye mazhar olan "îsar" hasletini kendine rehber etmiş ve talebelerine de vasiyet etmiştir. "Bilirsiniz ki, kendim sadaka ve yardımları kabul etmediğim gibi, öyle yardımlara da vesile olamadığımdan, kendi elbisemi ve lüzumlu eşyamı satıp o para ile kendi kitaplarımı, yazan kardeşlerimden satın alıyordum. Tâ Risale-i Nur'un ihlâsına dünya menfaatleri girmesin, bir zarar vermesin ve başka kardeşler de ibret alıp hiçbir şeye âlet edilmesin."(Nursî, Tarihçe-i Hayat; 523 )

Bediüzzaman hayatında tavizsiz bir şekilde uyguladığı şu prensipleri "hizmet-i diniyeniyede" bulunanlara/bulunacaklara, ısrarla tavsiye eder: 

*Hizmet-i diniyeniye mukabilinde gelen menfaat-ı maddiyeyi istememek,

*Kalben bile taleb etmemek, beklenti içine girmemek,

*İnsanlardan minnet almamak, teveccühlerini dahi beklememek

*(Gelen maddi menfaati) sırf bir ihsan-ı İlahî bilmek,

Ona göre, "hizmet-i diniyenin mukabilinde dünyada bir şey istenilmemeli ki, ihlâs kaçmasın."  (Nursî, Lem'alar; 150)

Bu başlık altında mutlaka temas edilmesi gereken önemli bir noktada da Bediüzzaman'ın tebliğ ve irşad hizmetini siyaset üstü konumda icra etmiş olmasıdır. Siyaset cazip bir alandır. İnsanların çoğu bilerek ya da bilmeyerek bu alanın cazibesine kapılabilmekte ve vazife-i asliyelerini unutabilmektedirler. Yahut siyasetle hizmet etmek, siyaseti hizmete alet kılmak gibi kendince meşru bir mazeretle, bu cazip alana meyledebilmektedirler. İşte Bediüzzaman Hazretleri; Kur'an-ı Hakîm'in hizmetinin bütün siyasetlerin fevkinde bir ulviyeti (Nursi: Mektubat,48) olduğundan, Kur'anın elmas gibi hakikatlarını propaganda-i siyaset ittihamı altında cam parçalarının kıymetine indirmek (Nursî, Mektubat; 49 ) istememesinden, siyaset cereyanlarında hem muvafıkta, hem muhalifte o nurlara müştak çok insanlar bulunduğundan, çoğu yalancılıktan ibaret olan dünya siyasetinden (Nursî,Mektubat;48) ve siyasî manasını işmam eden maddî ve manevî mertebelerden ihlas sırrı ile bütün kuvvetiyle kaçmış ve tenezzül etmemiştir. (Nursî,Şualar;388) Günümüzde Kur'an hakikatlerine hizmet etmek isteyenlerin bu prensibi asla hatırdan çıkarmamaları tebliğ adına çok önemlidir.

f-En Etkili Tebliğ: Temsil

Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi Vesellem) tebliğ vazifesini eksiksiz yapmanın yanında tebliğ kadar belki daha önemli bir yanı vardı, o da temsildi. Kur'an Hz. Peygamber'in temsil yönüne şu ayetle işaret eder; "And olsun ki, Resûlullah'ta, sizin için,(… )en mükemmel bir örnek vardır." (el-Ahzap,33/21) Bediüzzaman Hazretleri, "Müddet-i hayatında ciddî harekâtıyla Hakk'ın kanunlarını Benî Âdem'e ders veren ve samimî ef'aliyle hakikatın düsturlarını beşere talim eden ve hâlis ve makul akvaliyle istikametin ve saadetin usûllerini gösteren ve tesis eden" (Nursî, Mektubat;313) şeklindeki ifadeleriyle Peygamberimizin temsildeki keyfiyetine ve temsil buudlu tebliğin önemine dikkatleri çekerken, bu önemli hususun her mü'minin temel vasfı olması gerektiğine de şu sözleriyle temas eder: "Lisanın, Kur'anın âyetlerini âleme duyururken, hal ve etvar ve ahlâkın da onun manasını neşretsin; lisan-ı halin ile de Kur'anı oku. O zaman sen, dünyanın efendisi, âlemin reisi ve insaniyetin vasıta-i saadeti olursun!"

(Nursî,Tarihçe-i Hayat;157)

"Eğer biz ahlâk-ı İslâmiyenin ve hakaik-i imaniyenin kemalâtını ef'alimizle izhar etsek, sair dinlerin tâbileri elbette cemaatlerle İslâmiyete girecekler; belki Küre-i Arz'ın bazı kıt'aları ve devletleri de İslâmiyet'e dehalet edecekler."(Nursî:Tarihçe-i Hayat,90 ) Bediüzzaman Hazretleri, geniş dairede temsil buudlu tebliğin ne kadar önemli ve tesirli olduğunu bu satırlarla dikkatlere sunar. Ayrıca o, lisan-ı hâlin lisan-ı kâlden daha tesirli oluşunu yaşanmış bir tecrüben hareketle şöyle ifade eder:

"Evet yirmi-otuzdan ancak bir-ikisi ta'dil-i erkân ile namazını kılan mahpuslar içinde birden Risale-i Nur şakirdlerinden kırk-ellisi umumen bilâ-istisna mükemmel namazlarını kılmaları, lisan-ı hal ve fiil diliyle öyle bir ders ve irşaddır ki, bu sıkıntı ve zahmeti hiçe indirir, belki sevdirir. Ve şakirdler ef'alleriyle bu dersi verdikleri gibi, kalblerindeki kuvvetli tahkikî imanlarıyla dahi buradaki ehl-i imanı ehl-i dalaletin evham ve şübehatından kurtarmalarına medar çelikten bir kal'a hükmüne geçeceğini rahmet ve inayet-i İlahiyeden ümid ediyoruz.

Buradaki ehl-i dünyanın bizi konuşmaktan ve temastan men'leri zarar vermiyor. Lisan-ı hal, lisan-ı kalden daha kuvvetli ve tesirli konuşuyor." (Nursî,Tarihçe-i Hayat;429 )

İşte tebliğini Kur'anî ve Nebevî esaslar üzerine bina eden Bediüzzaman, temsil buudlu tebliğde Hz. Peygamberi liyakatle temsil etmiş bir mürşid-i kâmildir. Tarihçe-i hayatı bunun en büyük şahididir.

g-Tebliğ ve İrşatta Üslûb-ı Hakîm

Hak dini tebliğ, temsil, ve insanları irşad gibi ağır manevi mesuliyeti olan vazifeler ifa edilirken muhataplara dengeli, ve hakîmane olan Kur'anî ve Nebevî üslupla muamelede bulunmak zaruridir. Aksi halde, amiyane tabirle, kaş yapayım derken göz çıkarmak gibi telafisi mümkün olmayan neticeler doğurabilir. Bediüzzaman hazretleri Lemaat isimli eserinde üslub için "ayine-i insani" tabirini kullanır. (Nursî: Sözler, 735) O, tebliğdeki üslubunu "...Onlarla en güzel şekilde mücadele et." (Nahl,16/125.) "Ona (Firavun'a) yu­muşak söz söyleyin, belki öğüt alır veya korkar." (Tâhâ,20/44) Ayet-i kerimeleri muvacehesinde "nezihane ve nazikane ve kavl-i leyyin"(Nursî: Lemalar,176) şeklinde formülleştirir. Zamanın ruhuna uygun bir üslupla tebliğ vazifesini yapmanın gereğine, bedi' üslübuna ayine olan şu satırlarla işaret eder:"Ulûm ve fünunun en parlağı olan belâgat ve cezalet bütün envaiyle âhir za­manda en mergub bir sûret alacaktır. Hattâ insanlar, kendi fikirlerini birbirlerine kabûl ettirmek ve hükümlerini birbirine icra ettirmek için, en keskin silâhını, ceza­let-i beyandan ve en mukavemet-sûz kuvvetini belâğat-ı edadan alacaktır."(Nursî, Sözler;264) "Mesail-i imaniyenin münakaşa suretinde bahsi caiz değildir. (Nursi: Mektubat,42 ) ve "Allah'ı tanıyan ve âhireti tasdik eden, hristiyan bile olsa, onlarla medar-ı niza' noktaları medar-ı münakaşa etmemeyi; hem bu acib zaman, hem mesleğimiz, hem kudsî hizmetimiz iktiza ediyor." (Nursî: Kastamonu Lahikası,247 ) diyerek tebliğde hakîm üslup gereği münakaşalardan uzak durmuş ve talebelerini de uzak tutmuştur. Bediüzzaman ayrıca "Bâtılı iyice tasvir etmenin, safî zihinleri idlâl." (Nursi: Tarihçe-i Hayat, 691 ) edeceğini ifade eder, "Senin üzerine haktır ki, her söylediğin hak olsun. Fakat her hakkı söylemeye senin hakkın yoktur. Her dediğin doğru olmalı; fakat her doğruyu demek doğru değildir." (Nursî, Mektubat;265) demek suretiyle tebliğ ve irşatta bulunanların tebliğ hakikatinin ruhuna uygun olmayan tarz ve tasviratlardan kaçınmaları gerektiğini özellikle vurgular.

Bediüzzaman'ın tebliğdeki müessiriyetinin bir sebebi de, Kur'an Hakikatlerini avamdan en havassa kadar her tabakanın istifade edebileceği bir üslupla izah ve ispat etmesindedir. (Nursî: Sözler,751) O, lafızdan ziyade manaya ehemmiyet vermiş, manayı lafza feda etmemiştir. Üslupta okuyucunun hevesini değil, hakikati ve manayı esas almıştır. Vücuda elbiseyi yaparken vücuttan kesmemiş, elbiseden kesmiştir. (Nursi: Tarihçe-i Hayat,697)

-devam edecek-

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

Ey insanlar! Allah'ın size olan nimetini hatırlayın; Allah'tan başka size gökten ve yerden rızık verecek bir yaratıcı var mı? O'ndan başka tanrı yoktur. Nasıl oluyor da (tevhidden küfre) çevriliyorsunuz!

Fatır, 3

GÜNÜN HADİSİ

Her ölenin amel defteri kapanır. Yalnız Allah rızası için yurt sınırında nöbet bekleyenler müstesnadır

Riyazü's Salihin, 2/1297

TARİHTE BU HAFTA

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI