Cevaplar.Org

“BEDÎÜZZAMAN’IN VAAZ, TEBLİĞ VE İRŞADDA ORTAYA KOYDUĞU TECDİD-1

GİRİŞ Rabbimizin,“Sizden, hayra davet eden iyiyi emr, kötüden men eden bir ümmet olsun, işte felaha erenler bunlardır” (Âl-i İmran 3/105) “Rabbinden sana indirileni tebliğ et…” (Maide 5/67)


Mehmet Göktaş(Yrd. Doç. Dr)

goktas_m@hotmail.com

2016-07-08 16:10:14

GİRİŞ

Rabbimizin,"Sizden, hayra davet eden iyiyi emr, kötüden men eden bir ümmet olsun, işte felaha erenler bunlardır" (Âl-i İmran 3/105) "Rabbinden sana indirileni tebliğ et…" (Maide 5/67) " "(Resûlüm!) Sen, Allah'ın yoluna hikmet ve güzel öğüt (vaaz) ile çağır!" (Nahl 16/125), "Bizim uğrumuzda gayret gösterip mücahede edenlere elbette muvaffakiyet yollarımızı gösteririz…" (Ankebût, 29/69) gibi ve emsali ayetlerinde; Peygamberimizin, "Din nasihattir. " Sahabiler; "Kimin için?" diye sordular. Peygamberimiz; "Allah için, Kitabı için, Peygamberi için, Müslümanların idarecileri ve bütün Müslümanlar için" buyurdular. (Nevevî 2011, 80), "Ya Ali! Allah'a yemin ederim ki, Cenab-ı Hakk'ın senin vasıtanla bir kişiyi hidayete erdirmesi, sana (paha biçilmez) kızıl devlerin bahşedilmesinden (senin de onları tasadduk etmenden) daha hayırlıdır." (Nevevî 2011, 412) şeklindeki Hadislerinde emir ve tavsiye edilen ve mukaddes bir vazife olan tebliğ; ulvî hakikatleri, dinin esaslarını, Allah Teâlâ'nın emir ve yasaklarını insanlara usulünce bildirmek olarak tanımlanmaktadır.

Enbiyâ-i İzam, gönderiliş gayeleri olan bu vazifeyi iradelerinin hakkını vererek en mükemmel bir şekilde kâl ve hâl dilleriyle eda etmişlerdir.

Peygamberimiz son resuldür. Ondan sonra da peygamber gelmeyecektir. İnsanları ve insaniyeti manen diriltme adına çok büyük önem arz eden bu vazifenin Kur'anî ve Nebevî düsturlar çerçevesinde ifa edilmesi, öncelikle peygamber varisleri olan âlimler ve umum Müslümanlar üzerine borçtur.

Bu tebliğde Bediüzzaman'ın Kur'anî ve Nebevî prensipler çerçevesinde asrın ilcaatına göre uygulama sahasına koyduğu ve muvaffak olduğunu düşündüğümüz tebliğ ve irşadının özelliklerini; ayrıca tebliğ ve irşat dendiğinde ilk akla gelen vaizler ve vaizlikle ilgili düşüncelerini tahlil edeceğiz.

A. BEDİÜZZMAN'I TEBLİĞDE MUVAFFAK KILAN ESASLAR

a-Asrın tahlili

Tedavide başarı hastalığın doğru teşhis edilmesine bağlıdır. Bediüzzaman yaşadığı asrın hastalığını çok iyi teşhis etmiş ve bütün mesaisini bu tedaviye hasretmiştir. Yaşadığı asır kendi tabiriyle "felaket ve helaket asrı"dır. (Nursî Lem'alar,391) "Milletin kalb hastalığı za'f-ı diyanettir. Bunu takviye ile sıhhat bulabilir." (Nursî: Tarihçe-i Hayat.58) " Bu zamanda ehl-i İslâm'ın en mühim tehlikesi, fen ve felsefeden gelen bir dalaletle kalplerin bozulması ve imanın zedelenmesidir." (Nursî: Lemalar.104) imanın zedelenmesi ebedi hayatı kaybetmeyi netice veriyor ve "Bu asırda, maddiyyunluk taunuyla çoklar o davasını kaybediyor." (Nursî: Şualar.203) Asrın genel durumu ile ilgili, Eşref Edip'e verdiği mülakatında şu önemli teşhisi yapar: "Dünya, büyük bir manevi buhran geçiriyor. Mânevi temelleri sarsılan garb cemiyeti içinde doğan bir hastalık, bir veba, bir taun felaketi gittikçe yeryüzüne dağılıyor. Bu müthiş sâri illete karşı İslâm cemiyeti ne gibi çarelerle karşı koyacak? diye sorar. İman kalesinin tehlikede olduğunu gördüğünden bütün mesaisini iman üzerine teksif eder. (Nursî, Tarihçe-i Hayat; 151)

Anadolu coğrafyasındaki durumla ilgili şu çarpıcı tespitlerde bulunur;

*İslamiyet ve Kur'an aleyhinde dehşetli tahavvüller ve tahripler yapılmaktadır.

*Cihad-ı diniye ile geçen parlak mâzi ve o mâzide medfun muhterem ecdad, yeni nesillere ve mektepli talebelere unutturulmaya çalışılmaktadır.

*Dinsiz felsefenin nursuz prensipleri, edepsiz edip ve feylesofların fikir ve ideolojileri, gizli komünistler, farmasonlar, dinsizler tarafından çok geniş bir çapta telkin, tedris ve talim edilmektedir.

Bediüzzaman'ın, Anadolu'daki hizmet-i imaniyesine başladığı bu seneler, pek dehşetli tahribatların başlangıç ve teessüs zamanı olduğundan onun tebliğ ve irşadı tahlil edileceği vakit, böyle dehşetli bir zamanı göz önünde bulundurmak icap eder. (Nursî, Tarihçe-i Hayat; 151)

Bediüzzaman, nesillerin ruhunda açılmak istenen yarayı basireti ile görmüş ve bu yarayı tedavi için Kur'an eczanesinden aldığı ilaçlarla tedavi yoluna gitmiştir. Bu açıklamalar doğrultusunda şunu net bir şekilde ifade edebiliriz; tebliğ ve irşatta bulunacaklar "her zamanın bir hükmü vardır" gerçeğinden hareketle zamanlarını çok iyi tahlil etmeliler ve tebliğlerini bu tahliller üzerine bina etmeliler. Bediüzzaman'ın tebliğde yaptığı da budur.

b-İnsanın Tahlili

Tebliğ ve irşada muhatap insandır. Tebliğde başarı genel olarak insanın, özelde de asrın insanının halet-i ruhiyesini çok iyi tanımakla mümkündür. Eserleri incelendiğinde Bediüzzaman'ın insanı zaaflarıyla, yetenekleriyle, psikolojik özellikleriyle çok iyi tanıdığı anlaşılmaktadır. Bu hususta şu ifadelerini örnek olarak zikredebiliriz; "İnsan fıtraten gayet zaîftir, âcizdir, fakirdir. Tembel ve iktidarsızdır. Hem insaniyet onu kâinatla alâkadar etmiştir. Hem akıl ona yüksek maksatlar ve bâki meyveler göstermektedir. (ama) Ömrü kısa, iktidarı kısa, sabrı kısadır." (Nursî: Sözler. 46)

İnsanın yaratılışında "şiddetli merak ve hararetli muhabbet ve dehşetli hırs ve inatlı talep" gibi güçlü duyguları vardır ve bu duygular ebedî saadeti kazanmak üzere verilmiştir. (Nursî, Mektubat;33) Ayrıca insan fıtratı gereği uzun bir ömür sürmek ve ebedî yaşamak istemektedir. (Nursî, Lem'alar;17)

Bediüzzaman'a göre insanın en tehlikeli ve zayıf damarı enaniyettir. Bu damarı okşamakla insana çok fena şeyler yaptırmak mümkündür. (Nursî: Mektubat.425)

Bediüzzaman, insanda beliren psikolojik zaaflardan birine "Akibeti düşünmez, bir dirhem hazır lezzeti, ileride bir batman lezzetlere tercih eder" demek suretiyle temas eder. İşte insanın akıl ve fikrini mağlup eden bu hissiyat-ı insaniye, insanı sefahete sürüklemekte, ahreti unutturmaktadır. Bediüzzaman'a göre insanları içine düştükleri bu girdaptan kurtarmak ancak lezzet zannettiği şeylerde "elemi gösterip akla ve fikre galip olan hissini mağlub etmek"le mümkündür. (Nursî: Şualar. 675)

Bir fikir vermesi açısından aldığımız ve izaha çalıştığımız bu satırlar bize Bediüzzaman'ın insanı çok iyi tahlil ettiğini göstermektedir. Tebliğ ve irşadını bu tahliller üzerine inşa eden Bediüzzaman'ın muvaffakiyet sırlarını burada aramak icap eder. Yukarıdaki satırlarda insanın tarifi, tahlili yapılmakla birlikte onun dünya ve ahiret saadetinin şifreleri de birlikte verilmiştir.

c-Tebliğ Bir Mükellefiyettir

Rabbimiz, "İçinizden hayra çağıran, iyiliği emredip kötülükten meneden bir topluluk olsun" (Âl-i İmrân, 3/104.) buyurmaktadır. Bu ilahî emir, sadece Hz. Peygamber (a.s.m.) ve ashabına has bir emir değildir. Zamanımızın icapları, imkânları içinde onların yaşadık­ları çağda yaptıkları vazifelere eş vazifeler îfâ etmek, Resûlüllah'ın ve ashâbının yolunda yürümek kıyamete kadar bâki bir dinin müntesiplerine düşen en mühim vazifedir. İslam âlimleri tebliğin tüm mü'minler için farz-ı kifaye, İslam âlimleri için farz-ı ayn olduğu yönünde görüş beyan etmişlerdir. (Uludağ, 1994, 22) Bediüzzaman Hazretleri tüm mü'minlerin mes'ul olduğu bu vazifeye; "Herbir mü'min i'lâ-i Kelimetullah ile mükelleftir." (Nursî: Tarihçe-i Hayat,59 ) ifadeleriyle temas ederken, bu vazifenin âlimler için şer'î bir mükellefiyet olduğuna da: "İlim itibariyle insanlara dahi bir menfaat dokundurmak için şer'an hizmete mükellef olduğumdan, hizmet etmek isterim."(Nursî: Mektubat,62 ) ifadeleriyle temas eder.

Bediüzzaman Hazretleri, "…Bu müdhiş zamanda, dehşetli düşmanlar mukabilinde, savletli bid'alar ve dalaletler içerisinde" (Nursî: Lem'alar,159) diyerek tavsif ettiği zaman ve zeminde imana ve Kur'an'a hizmetin, tebliğ gibi ulvi bir gayede istihdam edilmenin tamamen bir "ihsan-ı ilahi" olduğu şuuru içerisindedir. Ayrıca bu şuur Onun tebliğ vazifesini "ef'âl-i mükellefîn" gibi mutlaka yerine getirilmesi gereken bir vecibe-i diniye olarak algıladığının da açık ifadesidir. O, kendisini "Neşr-i hak için Enbiyaya ittiba' etmekle" (Nursî: Mektubat,13) mükellef bilmiş; "Güneşten daha parlak ve Cennet gibi güzel ve saadet-i ebediye gibi şirindir." (Nursî, Şualar,312) diyerek vasfettiği iman hizmetine hayatını vakfetmiştir. Bir memuriyet olarak değil mükellefiyet şuuru içinde bu kudsî vazifeyi sahiplenmesi, onu tebliğde muvaffak kılan sebeplerdendir.

d-Bütün Benliğiyle Tebliğ İnsanı Olmak

Resullerin vazifesi tebliğdir. Onlar bu vazifelerini tam bir teslimiyetle, tavizsiz, "bir elime güneşi bir elime ayı verseniz ben bu davadan vazgeçmem" kararlılığında ifa etmişler, bu vazifeyi yapacaklara da mükemmel örnek olmuşlardır. İşte risalet vazifesi olan Tebliğ, engin bir şefkat ve merhametle birlikte, azim, kararlılık ve fedakârlık ister. Bu da kendini bütün benliğiyle bu vazifeye vermekle mümkündür. Aşağıya aldığımız ifadeleri bize Bediüzzaman'ın bu vazifeye kendini tam anlamıyla verdiğini göstermektedir.

 "Beni nefsini kurtarmayı düşünen hodgâm bir adam mı zannediyorlar? Ben cemiyetin imanını kurtarmak yolunda dünyamı da feda ettim, âhiretimi de… Gözümde ne Cennet sevdası var, ne Cehennem korkusu. Cem'iyetin, imanı namına bir Said değil, bin Said feda olsun. Kur'anımız yeryüzünde cemaatsiz kalırsa Cennet'i de istemem; orası da bana zindan olur. Milletimizin imanını selâmette görürsem, Cehennem'in alevleri içinde yanmağa razıyım. Çünki vücudum yanarken, gönlüm gül-gülistan olur." (Nursî: Tarihçe-i Hayat, 629 ) Bu ifadeler üst düzey bir fedakârlığın ifadesidir.

 "Biz, imanı kurtarmak ve Kur'ana hizmet için, Mekke'de olsam da buraya gelmek lâzımdı. Çünki en ziyade burada ihtiyaç var. Binler ruhum olsa, binler hastalıklara mübtela olsam ve zahmetler çeksem, yine bu milletin imanına ve saadetine hizmet için burada kalmağa Kur'an'dan aldığım dersle karar verdim ve vermişiz." (Nursî: TH. 510) Birçok insanın orada olmayı ve hatta ölmeyi istediği kutsal topraklara bedel, sahabeler gibi tebliğ ve irşada ziyade ihtiyaç olan yerleri tercih etmek… İşte bu onun fedakârlık göstergesidir.

 "Eğer başımdaki saçlarım adedince başlarım bulunsa her gün biri kesilse, hakikat-ı Kur'aniyeye feda olan bu başı zındıkaya ve küfr-i mutlaka eğmem ve bu hizmet-i imaniye ve nuriyeden vazgeçmem ve geçemem." (Nursî: Şualar, 352 ) Bu satırlar onun tavizsiz azim ve kararlığının ifadesidir.

 "Ben kendi elemlerime tahammül ettim; fakat ehl-i İslâmın eleminden gelen teellümat beni ezdi. Âlem-i İslâma indirilen darbelerin, en evvel kalbime indiğini hissediyorum. Onun için bu kadar ezildim. (Nursî, TH. 137)

 "Oğlum yoktur ki yalnız oğlumu düşüneyim. Bendeki fıtrî olan bu ziyade acımaklık ve şefkat, binler Müslüman evlâdlarının, hattâ masum hayvanların teellümlerine karşı dahi bir rikkat, bir elem, o sırr-ı şefkat ile hissediyordum. Hususî bir hanem yoktur ki fikrimi yalnız ona hasredeyim; belki bu memleket ile ve belki âlem-i İslâmın kıt'asıyla hanem gibi, hamiyet-i İslâmiye noktasında alâkadarım." (Nursî: Lem'alar, 252 )

"Bir zaman, Eskişehir hapishanesinin penceresinde bir cumhuriyet bayramında oturmuştum. Karşısındaki lise mektebinin büyük kızları, onun avlusunda gülerek raks ediyorlardı. Birden manevî bir sinema ile elli sene sonraki vaziyetleri bana göründü. Ve gördüm ki: O elli-altmış kızlardan ve talebelerden kırk-ellisi kabirde toprak oluyorlar, azap çekiyorlar. Ve on tanesi, yetmiş-seksen yaşında çirkinleşmiş, gençliğinde iffetini muhafaza etmediğinden sevmek beklediği nazarlardan nefret görüyorlar. Katî müşahede ettim. Onların o acınacak hallerine ağladım." (Nursî: Şualar, 198) şefkat ve merhamet kahramanı bir dava adamının adeta gözyaşları hükmünde olan bu satırlar, iman hizmetine bütün benliğiyle ram olmanın ifadeleridir.

İman hizmetindeki fedakârlığı, azmi, kararlılığı, şefkat ve merhameti, ifadelere yansıyandan daha muazzam olduğunu düşündüğüm Bediüzzaman, bu yönüyle tebliğ edecekler için müstesna bir örnektir ve onun muvaffakiyetinin büyük sırlarından biri de bu özelliklerdir.

-devam edecek-

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

SİRETÜ İMAMU MÜCEDDİD-4

SİRETÜ İMAMU MÜCEDDİD-4

Üstadın ulaştığı netice gösteriyordu ki; gerçekten İslam fıtrat dinidir. Bundan sonra, bu

SİRETÜ İMAMU MÜCEDDİD-3

SİRETÜ İMAMU MÜCEDDİD-3

Müellif: M. Said Ramazan el Buti Mütercim: Fehmi Türkmen Hocaefendi Bizim için mümkün değil

RİSALE-İ NUR VE MİSYONU-5

RİSALE-İ NUR VE MİSYONU-5

Risale-i Nur, acz, fakr, şefkat ve tefekkür kavramlarından her birini Hakka ve hakikate ulaşma

RİSALE-İ NUR VE MİSYONU-4

RİSALE-İ NUR VE MİSYONU-4

Risale-i Nur kendisini tarikattan çok hakikat ve şeriat olarak tarif eder. Fakat, ister hakikat ol

SİRETÜ İMAMU MÜCEDDİD-1

SİRETÜ İMAMU MÜCEDDİD-1

Türkiye’de acip bir olay meydana geldi. En mühim ve en tehlikeli olan hadise ise, Türk milleti

SİRETÜ İMAMU MÜCEDDİD-2

SİRETÜ İMAMU MÜCEDDİD-2

Cenab-ı Hakkın kainata koyduğu kanunlardan(sünnetullah) birisi de, belirli zaman dilimlerinde M

RİSALE-İ NUR VE MİSYONU-3

RİSALE-İ NUR VE MİSYONU-3

Risale-i Nur, insanı Allah’a ulaştıran yolların sayısız olabileceğini söyler. Bununla birl

RİSALE-İ NUR VE MİSYONU-2

RİSALE-İ NUR VE MİSYONU-2

Bu konuda diğer bir ayrıntı da, Risale-i Nur’un diline, üslubuna yapılan itirazdır. Dilin a

RİSALE-İ NUR VE MİSYONU-1

RİSALE-İ NUR VE MİSYONU-1

“Risale-i Nur, bize, Rabbimizi tanıtan dört külli muallimden, dört umumi tarif ediciden bahsed

BEDİÜZZAMAN VE 'MÜSPET HAREKET-3

BEDİÜZZAMAN VE 'MÜSPET HAREKET-3

10. ‘Dindar Demokratlar’ Bir kere Nursi Demokratları nitelerken hemen tüm nitelemelerinde

BEDİÜZZAMAN VE 'MÜSPET HAREKET-2

BEDİÜZZAMAN VE 'MÜSPET HAREKET-2

6. Kur’an Hizmeti Hiçbir Şeye Alet Yapılmamalıdır Nursi, mevcut siyasi yapıya "isyan hakk

Allah kendisinden başka ilah olmayandır. En güzel isimler O'na mahsustur.

Tâ Hâ, 8

GÜNÜN HADİSİ

Allah her şeye güzel davranmayı emretmiştir. Öyle ise öldüreceğiniz zaman bile güzel öldürün. Hayvan keseceğiniz zaman güzel kesin. Sizden biri bıçağını bilesin ve kestiği hayvanı rahatlatsın.

Müslim

TARİHTE BU HAFTA

*Uyvar Kalesi Fethedildi.(24 Eylül 1663) *Niğbolu Savaşaı Kazanıldı.(25 Eylül 1396) *Birinci Viyana Kuşatması(27 Eylül 1529) *Preveze Deniz Zaferi(28 Eylül 1538) *Demokrat Parti Kapatıldı(29 Eylül 1960)

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI