Cevaplar.Org

AĞLAMAK ZARARLI MI, FAYDALI MI?

The Washington November’den Çeviren Yunus ÇELİKÖRS Tıbbî araştırmalar, rahatça ağlayabilen kişilerin daha sağlıklı bir hayat sürdüğünü göstermektedir. Kişinin, keder ve elemden ağlayıp içini dökmekle, büyük ölçüde rahatlayacağı öteden beri bilinmektedir. Ağlamanın ayrıca kan dolaşımı ve solunum siste¬mine de iyi bir fizikî çalışma sağladığı, ilim adamları tarafından belirtilmektedir.


2016-06-16 14:19:01

The Washington November'den Çeviren Yunus ÇELİKÖRS

Tıbbî araştırmalar, rahatça ağlayabilen kişilerin daha sağlıklı bir hayat sürdüğünü göstermektedir. Kişinin, keder ve elemden ağlayıp içini dökmekle, büyük ölçüde rahatlayacağı öteden beri bilinmektedir. Ağlamanın ayrıca kan dolaşımı ve solunum siste­mine de iyi bir fizikî çalışma sağladığı, ilim adamları tarafından belirtilmektedir.

Gözyaşları kendi başına bir ilâç özelliği göstermektedir. Zira gözyaşlarının zararlı bakteri ve virüsleri öldüren bir enzimi ihtiva ettiği, uzun zamandır bilinmektedir. Minesota St. Paul Ramsey tıp merkezi psikiyatri araştırma laboratuarı müdürü Dr. William Frey tarafından yapılan bir araştırmada, in­sanın duygulanarak veya sinirlenerek döktüğü gözyaşları­nın kimyevî bakımdan farklı olduğu ispatlanmıştır. Duygu­lanma sonucu akıtılan gözyaşlarında daha yüksek konsantras­yonda protein bulunmaktadır. Dr. Frey, ayrıca bu tür gözyaşla­rının stress sonucunda meydana gelen ve vücuda zararlı olan kimyevî maddeleri bertaraf etmekte olduğuna inanmaktadır.

Kalb hastalıkları, pektik ülser, kolit, deri döküntüleri ve ge­rilimlerin yol açtığı pek çok hastalığın kaynağı, içe dökülmüş (bastırılmış) gözyaşları olabilir. Günümüzde, erkeklerin çalıştı­ğı pek çok işte çalışmak zorunda kalan hanımlar, onlarla aynı baskılar altında kalmakta ve bunları kontrol etmeye mecbur ol­maktadır.

Oysa ki ağlamak; gülmek gibi, duygunun bir çeşit dışa vurulma şeklidir. 1972'de Amerika'da yapılan bir araştırmaya göre artık erkeklerin ağlaması da, toplumun kabul ettiği bir olay olmaya başlamıştır. Başka birini ağlarken gördüğümüzde ilk tepkimiz "Ağlama!" demektir. Bunun başlıca sebebi, ona yar­dım edemediğimiz için kendimizi suçlu hissetmemizdir. Ağla­mak, ızdırap çekmekte olduğumuzu açıkça ortaya koymaktadır. Fakat toplumumuzda her türlü dert ve ızdırap gizlenmeye çalı­şılmakta ve insanlar, daima iyi durumda oldukları intibaını vermek istemektedir.

Wisconsin Marquette Üniversitesi psikiyatri bölümünden Prof. Margaret Crepau, ağlamakla sağlık arasında bir alâka olup olmadığını araştırmak üzere üç grup hasta üzerinde çalıştı. Bu üç gruptan birincisinde ülserli, ikincisinde kolitli (ki bu hasta­lıklar gerilim sonucunda ortaya çıkmıştı) ve üçüncüsünde sağ­lıklı kişiler bulunmaktaydı. Her gruba, hangi şartlarda ağladık­ları ve ağlarken neler hissettikleri soruldu. Sağlıklı grup en sık ağlamakta ve ağlamanın kendileri için faydalı olduğuna inan­maktaydı. Kolitli ve ülserli hastalar nadiren ağladıklarını, ayrıca kendilerini tutabilirlerse hiçbir zaman ağlamayacaklarını belirt­tiler. Pek çoğu ise ağladıklarında çocuk gibi azarladıklarını, ağ­lamanın kontrolü kaybetmek demek olduğunu ve kontrolü kay­betmiş görünmeyi hiç istemediklerini yazdılar. Crepau, bunla­rın dış kontrolü muhafaza ederken, iç kontrolü kaybettiklerini ve bundan da dokuların zarar gördüğünü söylemekte­dir. Yani artan sindirim salgıları, mide iç mukozasını delerek zarar vermektedir.

Günde ortalama onüç bin defa gözlerimizi kırparız. Su, müküs, yağ, protein, tuz ve lizozim isimli mikrop öldürücü enzim; kornea, burun ve boğazdaki mukoz membran üzerinde devamlı salgılanarak nemlendirme vazifesini görürken, bu organları ay­rıca zararlı bakteri ve virüslerden de temizlemektedir. Ağladığı­mız zaman gözyaşı bezlerinden gelen gözyaşları, her iki gözün dış köşesinden akarak göz üzerine dağıtılır ve gözün üstünü yı­kar. Ayrıca göz kapaklarından burun kanalına drene olarak bu­run ve boğazdan akar. Ağladığımız zaman burnumuzu çekme­mizin sebebi budur. Burun içine olan akış yeteri kadar hızlı ol­madığı zaman, gözyaşları taşıp akarak yanaklardan süzülür.

Ağlama; dolaşım, solunum, damar ve sinir sistemini uyarır. Nabız hızlanır, kan basıncı yükselir. Yutağın kasılması boğazda bir tıkanıklık hissi uyandırırken, diyaframın kasılmasıyla da hıçkırık başlar. Şiddetli bir öksürme ile akciğerden dışarıya sa­atte 70 mil süratle hava atılır. Kısa süreli ağlama, iyi bir egzer­sizdir. Bunun da ötesinde göz, burun ve yüzü yıkayan ılık tuzlu su, ana rahmindeki amnion sıvısına benzer. Ağlamak; gerilimi azaltarak kendimizi yenilemiş ve tazelenmiş hissetmemizi sağlar.

Ağlar gibi olduğunuzda ağlamamak için çabalarsanız, ense çene ve göğüs kasları kasılır. Dolayısı ile soluğunuzu tutarsınız. Bu durumda da, ağlarken olduğu gibi burun tıkanır ve burna kan toplanmaya başlar. Gözyaşları, burun kanalı ile burnun içi­ne drene edilerek basınç düşürülmedikçe, burun tıkalı kalacak­tır. Tıkanıklık halinin uzaması durumunda ise, burnun virüslere karşı olan direnci zayıflayacaktır. Bu sebeple bazı araştırmacı­lar, ağlamayan kişilerin daha fazla nezle olduğuna inanırlar. Ta­biidir ki bunların hiçbiri, sağlıklı olmak için her zaman ağlamak gerekir anlamına gelmez. Tek bir damla gözyaşı dökmeden sağ­lıklı olan kimseler de vardır. Bazı insanlar aynı rahatlığı dua ederek, bazıları ise sağa sola bağırarak duyabilirler. Fakat gül­mek dışında bu yolların hiç biri ağlamak kadar tedavi edici de­ğildir. İnsanı, diğer canlılardan ayıran önemli özelliklerden biri de, duygulanarak gözyaşı dökmektir. Ancak vücudun yüzyıllardır bilinen bu fonksiyonunda, hâlâ çözüme ulaşmayan pek çok nokta vardır.

Bebekler doğar doğmaz ağlamaya başlarlar. Bu gözyaşları hissî değildir. Ve altı hafta boyunca akıtılan gözyaşları da hissî olmayacaktır. Bu göz sulanmaları, merkezî sinir sistemi olgunlaşınca gerçek gözyaşına dönüşecektir. Antropolojist Ashlyen Montegu'ya göre, gözyaşı dökmeden hıçkırarak ağlandığı za­man fazla hava yutulacak, bu da mukoz membranı kurutacak, dolayısı ile bütün vücut enfeksiyona maruz kalabilecektir. (Mu­koz membranda virüs ve bakteri öldürücü enzimlerin bulundu­ğu nemli bir müküs vardır.) Mesaj oldukça açıktır, demek ki gözyaşı dökmeden ağlayanlar, büyük tehlikelere maruzdur.

Ağlama ilk lisanımızdır. Bebekteki değişik ağlamalar; acıktım, altımı değiştir, kucağına al gibi basit ihtiyaçlarımızı ha­ber veren değişik mesajlar taşır. Ağlama oldukça kompleks me­sajları haber verebilir. Yapılan araştırmalar, ağlamanın be­beklerin rahatsızlıkları ile alâkalı ipuçları taşıyabileceğini gösterdi. Bebek ağlamalarındaki şifreleri çözmek amacıyla, ar­tık bilgisayarlar kullanılıyor. Bu cihazlara hasta ve normal bebeklerin ağlamaları kaydedilmektedir. Bilgisayar, yeni kaydedi­len bir ağlamayı, daha önceden kaydedilmiş hastalıklı çocuk ağlamalarıyla kıyaslamakta ve ortak karakteristikleri teşhis etmek suretiyle analiz yapmaktadır. Bebeklerin ağlamalarındaki farklı­lık normal insan kulağı ile farkedilememekle birlikte, bilgisayar bu farklılığı teşhis etmekte ve bebeğin rahatsızlığına ait ipuçları vermektedir.

Kızını evlendiren bir anne gibi pek çok insan, mutlu olduk­ları zaman da ağlar. Eğer duygulandığınızda gözyaşı dökerek ağlamaz veya ağlamamak için çaba sarfederseniz kontrolünüzü kaybeder ve pek çok hastalığı davet etmiş olursunuz. Duygulandığınızda, ağlamak için fazla direnmeyiniz. Sizi kimse ayıplamayacaktır.

Kaynak

Merak Ettiklerimiz, Cihan Yayınları, İstanbul 1998: 361-364.

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

“OKUMADAN OLMAZ”

“OKUMADAN OLMAZ”

1961 yılında askere gittim. 57. Dönem Yedek Subay Okulumuz Ankara' daydı. Komşu bölüklerde ed

İBRETLİ BİR HATIRA

İBRETLİ BİR HATIRA

Merhum Mehmed Kırkıncı Hocaefendi anlatıyor; “1964 senesinde Hacı Musa Güngör Efendi ile be

NAZIM HİKMET “MUHTEŞEM ÜSTÜ MUHTEŞEM BİR ŞAİRDİ!”

NAZIM HİKMET “MUHTEŞEM ÜSTÜ MUHTEŞEM BİR ŞAİRDİ!”

Ahmet Hakan, 21 Mart 2017 tarihli Hürriyet gazetesindeki sütununda yazdı: “ Nazım, büyük, ç

NÂZIM HİKMET PUTU

NÂZIM HİKMET PUTU

Nâzım Hikmet üzerine birkaç yazı yazdım. Türkiyeli komünistler ve Nâzımperestler, âdeta k

NAZIM HİKMET’E SAYGI

NAZIM HİKMET’E SAYGI

Şimdi bir de "Nâzım Hikmet'e saygı" toplantıları yapılıyor. Ben Nâzım Hikmet'e hiçbir say

BEDİÜZZAMAN FOBİSİ

BEDİÜZZAMAN FOBİSİ

Fobi, bir nesne veya olaya, bir insana karşı mantıksızca geliştirilmiş korkudur. Bu korkuyu ya

BAZI ORYANTALİSTLERİN VE ONLARIN TAKİPÇİLERİNİN DÜŞTÜĞÜ FAHİŞ HATALAR

BAZI ORYANTALİSTLERİN VE ONLARIN TAKİPÇİLERİNİN DÜŞTÜĞÜ FAHİŞ HATALAR

Buraya kadar anlatılanlardan anlaşıldığı gibi bazı or¬yantalistlerin ve Reşîd Rıza gibi t

HER ŞEY KUR’AN’DA OLDUĞUNA GÖRE, ÂLİMLERE NE İHTİYAÇ VAR?

HER ŞEY KUR’AN’DA OLDUĞUNA GÖRE, ÂLİMLERE NE İHTİYAÇ VAR?

Her şey Kur’an’da olduğuna göre, mezheb imamlarına ve diğer İslâm ulemâsına ne ihtiyac

NOEL BABA

NOEL BABA

Yılbaşı neyimiz olur? Ramazan Bayramımız mı? Kandilimiz mi? Kurban Bayramımız mı? Biz, Muh

HARB MECLİSİ

HARB MECLİSİ

İstanbul’da Yusufpaşa’da Gülşen-i Maarif Rüşdiyesi’nde, galiba beşinci sınıftaydım.

HÜZÜNLÜ BİR SÜNNET HATIRASI

HÜZÜNLÜ BİR SÜNNET HATIRASI

Yavuz Bülent Bakiler beyefendi anlatıyor; (Arif Nihat Asya merhum ile) Müşterek dostumuz şair

Kim iyi bir iş yaparsa kendi lehinedir. Kim de kötülük yaparsa kendi aleyhinedir. Rabbin kullara (zerre kadar) zulmedici değildir.

Fussilet, 46

GÜNÜN HADİSİ

"iman bakımından müminlerin en mükemmeli, ahlâkça en güzel olanlar ve ailesine en güzel davrananlardır."

Tirmizi

TARİHTE BU HAFTA

*Nizamü'l-Mülk'ün Şehadeti(14 Ekim 1092) *II.Kosova Zaferi(17 Ekim 1448) *Gedik Ahmed Paşa'nın Vefatı(18 Ekim 1482)

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI