Cevaplar.Org

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-116

Ders: 10. Söz, Yedinci, Sekizinci, Dokuzuncu Suretler İzah: Mehmed Kırkıncı Hocaefendi *Küçük birer kainat olan her bir insanın ruhunda bir hafıza kuvveti olması gibi, büyük insan olan kainatın da bir büyük hafızası var ki, işte o levh-i mahfuzdur..


Salih Okur

nedevideobendi@gmail.com

2016-05-15 18:10:57

Ders: 10. Söz, Yedinci, Sekizinci, Dokuzuncu Suretler

İzah: Mehmed Kırkıncı Hocaefendi

*Küçük birer kainat olan her bir insanın ruhunda bir hafıza kuvveti olması gibi, büyük insan olan kainatın da bir büyük hafızası var ki, işte o levh-i mahfuzdur..

* "O zât-ı muazzam bütün hâdisatı kaydettirir, suretini alır. İşte şu dikkatli hıfz ve muhafaza, elbette bir muhasebe içindir."(Sözler, s:54) Allah âdil ya, Muhakeme-i Kübrâ'da, "kulum sen bu günahı ettin' dediğinde kul 'etmedim ya Rabbi' deyince, hemen fotoğraflar ortaya gelecek.

Durmadan fotoğraf veriyoruz. Efendimizin bir hadis-i şerifi var ya; "Kaza-yı hacette üzerinizi hemen giyin, melaikeler sizi görüyorlar' diyor.

Not: Yaptıklarımız kaydeden ve Kiramen Kâtibin adı verilen bu melaike ile alakalı Kur'an'da şu ayetler var;

وَإِنَّ عَلَيْكُمْ لَحَافِظِينَ {*} كِرَاماً كَاتِبِينَ {*} يَعْلَمُونَ مَا تَفْعَلُونَ

 "Muhakkak sizin üzerinizde gözetici (hafız) çok şerefli yazıcılar vardır ki bunlar yaptığınız amel ve işlerin hepsini bilirler" (el-İnfitâr, 82/10-12);

 

إِذْ يَتَلَقَّى الْمُتَلَقِّيَانِ عَنِ الْيَمِينِ وَعَنِ الشِّمَالِ قَعِيدٌ{*} مَا يَلْفِظُ مِن قَوْلٍ إِلَّا لَدَيْهِ رَقِيبٌ عَتِيدٌ

"Hatırla ki insanın hem sağında hem solunda oturan ve onun amellerini tesbit etmekte olan iki de (melek) vardır. O bir söz atmaya dursun mutlaka onun yanında hazır olan gözcü(melek)vardır" (Kâf, 50/17-18).

أَمْ يَحْسَبُونَ أَنَّا لَا نَسْمَعُ سِرَّهُمْ وَنَجْوَاهُم بَلَى وَرُسُلُنَا لَدَيْهِمْ يَكْتُبُونَ

"Yoksa biz onların sırlarını ve fısıltılarını işitmeyiz mi sanıyorlar? Hayır, işitiriz hem de yanlarında elçilerimiz vardır, yazarlar"(Zuhruf: 43/80)

İnsan büyük bir mahlûk canım. Mesela bir hayvan bir suç işlese hâkim onu mahkum etmez ki, 'hayvandır, yapmış' denilir. İnsan öyle değil ki..Kendisi küçük ama isyanı büyük oluyor.

Not: Rahmetli hocamızın şu misali de ne güzeldir; "İnsan, halife-i arz olduğu için her hareketi zaptediliyor. Bilindiği gibi, bir başkanın seyahati esnasında basın mensupları onu adım adım tâkip ederek, müspet veya menfî bütün hareketlerinin, sözlerinin ve davranışlarının pozunu alıyorlar. Bu sebeple o da, her hareketine dikkat ettiği gibi, değil bir cümle, bir tek kelime dahi menfî veya lüzumsuz söz söylememeye ihtimam gösteriyor. Bununla beraber, aynı gün uçakla veya diğer vesaitle daha binlerce insan seyahat ettiği halde, onların hiçbirinin peşine gazeteciler takılmıyor.

Aynen bunun gibi, her bir insan da melekler tarafından devamlı murakabe altında tutuluyor ve bütün hareketleri ve sözleri zaptediliyor. Bu durum, hayvanat ve nebatat için söz konusu olmuyor.

İşte, mezkûr başkanın yolculuk esnasındaki hassasiyetini, bizim de bütün ömrümüz boyunca göstermemiz lâzım geliyor. Tâ ki, ahirette kendimize ait menfî tablolarla karşılaşmayalım ve onlardan hesaba çekilmeyelim."(Mehmed Kırkıncı, Hikmet Pırıltıları, s. 153, Cihan Yayınları, İst. 1983)

*Hakikatı bulmak için mücerred akıl kâfi değil. Bazen söylüyoruz, akıl hudutlu. Hudutlu olan akıl'ın doğruyu bulması için Peygamberler lazım, semavi kitaplar lazım. Cenab-ı Hak aklı bize niye verdi? Emir ve nehiylerini anlamamız için verdi. Yoksa esrar-ı Rabbaniyeyi anlamak için değil.

Not: Merhum Kırkıncı hocam, Ruh Nedir adlı eserinde bu mealde Üstad'ın bir sözünü naklediyor; "Akıl, ubûdiyyet vazifesini ifâ içindir, esrar-ı Rubûbiyet'i idrâk için değildir,"(Mehmed Kırkıncı, Ruh Nedir, s:24, Zafer Yayınları, İst. 1993) Bu sözün kaynağını Risalelerde bulamadım. Bunun üzerine risaleler üzerinde derin ihtisası olan muhterem Ragıb Öncel ağabeyimizi arayıp, sordum. Kendisi de hatırlayamadı ve Kırkıncı Hocam'ın Üstadın Kızıl İ'caz gibi Arapça eserlerini de okuduğunu, bu sözün oralarda geçmiş olabileceğini söylediler.(Salih Okur)

Felsefeciler işte burada kaybediyorlar. Yunan-ı Mütekaddimininden beri felsefeciler sırf aklıyla yollarını aydınlatmak istemişler. Semavi kitaplara bakmadan hakikatı bulacaklarını sanmışlar ama yollarını şaşırdıkları gibi, hep birbirlerini tekzip ederekten gelmişler. Ama İslam âlimleri ise akli ve nakli delilleri beraber götürmüşler.

Belki 20-30 sene oldu. Bir gece bir yerde bir ders okuduk. Ders de uzun sürdü. Orada bir misafir vardı. Dersten sonra o misafir yanıma geldi. Dedi ki; "ben burada yedek subayım. Hayret ettim, ders iki saate yakın sürdü de, kimse uyumadı. Bu nasıl bir ders idi, hayret ettim. Hâlbuki bir mesele kırk dakikadan fazla okunsa insan dinleyemez olur, dikkati dağılır, ama bu cemaati öyle görmedim " dedi.

Biz derste felsefeden de bahsetmiştik. O misafir dedi ki; "ben Ankara'da felsefeci öğretmeniyim. Üniversite'de hocamız bize felsefeyi okuttu. Nasıl okuttu? O onu tekzip etti, o onu, o da onu.. Kitabı bitirirken 'bu da doğru dememiş' dedi, kitabı kapattı. Kendisi ciddi bir adamdı, pek gülmezdi. O böyle söyleyince ben parmağımı kaldırdım; "yahu dedim, mademki sen bu kadar bunlara yalancı dedin, daha niye bunu bize okuttun?" dedim. Tebessüm etti, o kadar, bir cevap vermedi."

*Bir binanın her şeyi tamam olsa ama damı olmasa olur mu? Olmaz. Peygamberimizin gönderilmesi ile İslam binası tamam oldu.

Not: Kırkıncı Hocamız burada şu hadise işaret ediyor; "Câbir b. Abdullâh Nebî salla'llahu aleyhi ve sellem'in şöyle buyurduğu rivâyet olunmuştur: Benimle Peygamberler (zümresin)'in benzeri, şu bir kimsenin meseli ve benzeri gibidir ki, o kişi, bir ev yaptırmış ve binâyı tamamlayıp süslemiş de yalnız bir tuğlası eksik kalmış. Bu vaziyette halk binâya girip gezmeğe başlarlar. Ve (eksik yeri görüp) hayret ederek: Şu bir tuğlanın yeri boş (bırakılmış) olmasaydı! dediler. Ebû Hüreyre radiya'llahu anh'den gelen bir rivâyet tarîkında da: "Şu köşede bir kerpiç yeri boş bırakılmış olmasaydı!" ziyâdesi vardır. Bunun sonunda da Resûlullah buyuruyor: "Ben o (yeri boş bırakılan) kerpicim, ben Hâtemü'n-Nebiyyîn'im" (Buharî, Menâkıb 18; Müslim, Fedâil 21, (2286).]

*Üstad'dan öğrendik, Dünya güneşin etrafında çizdiği yörüngeyle haşir meydanını etrafını çiziyor. Bütün mahlûkat o gün dürülecek Hatta hadis-i şerifte bildirildiğine göre diriltilen sinekler cehenneme gidecekler, o sinekler cehennemde yanmayacak ve ölmeyecekler. Kâfirleri rahatsız edecek, ısıracaklar.

*Üstadımız Asa-yı Musa'da izah ediyor. Güneşin bir gün yanması, ışıl ve ısısını bize ulaştırması için; 'bir milyon Küre-i Arz kadar odun yığınları ve binler denizler kadar gazyağı gerektir.' Bu her gün senin için edilen masraf. Çünkü ha bir insan için ha milyarlar insan için olsun, bu masraf gerekiyor. O halde kâfir bu masrafın altından kalkamaz. İla nihaye cehennem tabi..

Bak düşün, Cenab-ı Hak yevmiye(günlük) olarak bize ne kadar masraf ediyor. Eh, bu neyle karşılanacak? Şükürle karşılanacak, secdeyle karşılanacak, Ubudiyyet ile karşılanacak.

*Mesnevi'de bir hikâye var da, Mesnevi'nin hikâyeleri enteresan. Hz. Mevlana diyor ki, Bâdiyede(çölde) yaşayan bir adam varmış. Not: Hikâyenin geri kalan kısmını Kırkıncı Hocamızın Hayatım Hatıralarım adlı eserinden yazdım.(Salih Okur); "Çölde oturan bir Arap, son derece fakir düşmüş. Refikası ile bir çare düşünmüşler. "Yoksulluktan ancak Bağdat'a gidip ihtiyacımızı Padişaha arz ederek kurtulabiliriz." demişler. Fakat Sultan'ın huzuruna eli boş gitmeyi de münasip görmemişler. Kendilerince kıymetli olan bir testi yağmur suyunu sultana hediye etmeye karar vermişler. Biçareler Bağdat'ta sudan daha kıymetli hiçbir şeyin olmadığını sanıyorlarmış. Arap bir testi yağmur suyunu alarak, Bağdat yollarını tutmuş, nihayet Sultanın sarayına varmış, hizmetçiler içeriye buyur ederek, kendisine iltifatlarda bulunmuşlar. Arap ise "Benim bu hediyemi Sultan'a götürünüz ve deyiniz ki, bu çok tatlı bir yağmur suyudur." demiş. Hizmetliler bu safdil adamın sözlerine gülüşmüşler. Hediyeyi alıp Sultan'a takdim etmişler. Sultan da bu hediyeyi kemal-i memnuniyetle kabul etmiş ve huzurundakilere emretmiş ki:

"Onun testisini altın ile doldurun, fakat onu geldiği yoldan göndermeyin, kendisini gemiyle Dicle Nehri'ni üzerinden gönderin."

O Arap gemiye bindiğinde, koca Dicle Nehri'ni görünce, çok utanmış.

"Böyle koca nehirlerin sahibi olan bir Sultan'a nasıl olur da bir testi yağmur suyu ile gelinir?" diye kendini suçlamış. Hem de kendisine bahşedilen lütuf ve ihsandan dolayı, hayret ve mahcubiyet içinde kalarak:

"Bu sultan ne kadar kerem sahibi imiş ki, bu kadar nihayetsiz sulara malik iken, benim gibi bir biçarenin, bir testi yağmur suyunu kabul etti." demiş.

İşte bizim ibadetlerimiz de bu hikâyedeki Arabî'nin hediyesi olan bir testi yağmur suyu mesabesindedir. Allahu Azimuşşan lütfundan, kereminden bu ibadetlerimizi kabul ediyor ve mukabilinde ebedi bir saadet ve sürur bahşediyor."

Not: Bu hikâye, Hz Mevlana'nın Mesnevisinde 1. Ciltte 2255. beyitten itibaren anlatıyor. Tabii, Hüdavendigar'ın mutadı üzerine, hikâye içinde hikâye açıldığından ve nasihatler verildiğinden 2774. Beyitte nihayete eriyor.(Salih Okur)

 *Secde büyük bir mesele arkadaşlar, anlayamıyoruz, şuurumuz taalluk etmiyor. Secde kadar güzel bir şey yok yani. Secde tam Allah'a karşı zilletimizin kemâlini ifade ediyor. Bizim izzetimiz Allah'a karşı zilletimizdedir. Bu zilletimizi de ifade eden bizim secdemizdir. Secdemiz zilletimizdir bizim. Bu kafayı O yarattı O.. Bu kafa O'na secde edecek yani. Bu aklı O yarattı, bu akıl O'nu düşünecek, bu akıl O'nu sevecek, bu akıl Onu sevdirecek. Bu akıl Ondan korkacak. Korktuğu kadar sevecek, sevdiği kadar korkacak. Peygamberimizin dediği gibi ikisi dengede olacak.

Not: Hz. Mevlana bu büyük fırsatı kaçıranlara şöyle sesleniyor; "Ey dünyada mevki sahipleri karşısında yere kapananlar! Siz, Subbuh ve Kuddüs olan Cenab-ı Hakk'ın secde-i pâkine layık değilsiniz. Pak olanlar şeker kamışı gibidirler. Siz ise boş bir kamışsınız." (Salih Okur)

*Bazen bir misal veriyorum, farz edelim ki bir adam yüz yaşına kadar yaşamış ve hiç ibadet etmemiş. Müslüman birisi bu ama hiç ibadet etmemiş. Şimdi bu Allah'ı ve ahireti bilen ama hiç ibadet etmemiş olan adam Allah'tan ne kadar korkacak? Çok korkması lazım. Ama hiç ibadet etmemiş bu adam o korkusu kadar da Allah'tan ümidi olacak. 'Kılmadım ama Allah'tan ümidim var. Tutmadım ama Ondan umudumu kesmiyorum."

Bir adam da düşünelim, yüz yaşına kadar hiç günah etmemiş, hep sevap, hep sevap. Şimdi bu adamın Allah'a karşı durumu nasıl olacak? O deminki adam kadar korkacak. Ve yine o adam kadar da umudu olacak. Beynel hafvı ver rica bu..

*İmam-ı Gazali hazretleri İhya'nın 2. Cildinde insanların birbirine karşı olması gereken muhabbet ve sevgiyi, kardeşlik hukukunu sayfalarca anlatıyor. Orada anlattığı bir misale göre, bir zatın çokça borcu varmış. Fakat borcunu kendisini çok seven arkadaşına söylemiyormuş ki, o arkadaşı üzülmesin. O arkadaşı da onun borcunu başkasından öğreniyor. Arkadaşının haberi olmadan onun borcunu ödüyor. Adam borcunu ödemeye gittiğinde alacaklılar borcunun ödenmiş olduğunu söylüyorlar.

Not: Bu rivayeti İhya'dan nakletmek istedim; Rivayet ediliyor ki, Mesruk b. Ecda ağır bir borcun altına girdi ve aynı zamanda kardeşi Hayseme'nin de borcu vardı. Ravi der ki: 'Mesruk gidip Hayseme'nin haberi olmadığı halde onun borcunu ödedi. Hayseme de Mesruk'un haberi olmadığı halde onun borcunu ödedi'.

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-145

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-145

Ders: 33. Söz, 20. Pencere İzah: Prof. Dr. Şener Dilek *Mantık ilmi itibarıyla mahlukatı ç

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-144

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-144

Ders: 4. Şua, İkinci Mertebe-i Nuriye-yi Hasbiye(3. Ders) İzah: Prof. Dr. Alaaddin Başar *Her

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-143

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-143

Ders: 16. Lem’a İzah: Mehmed Kırkıncı Hocaefendi *1940 senesinde Erzurum’a taşındık. Ba

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-142

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-142

Ders: 3.Lem’a, 3. Nükte İzah: Mehmed Kırkıncı Hocaefendi *“Şu dünyada zamanın, fena ve

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-141

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-141

Ders: Zeyl-ül Hubab İzah: Prof. Dr. Şener Dilek *Cenab-ı Hak haşrin numunelerini bahar sayfas

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-140

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-140

Ders: Dördüncü Şua, Birinci Mertebe-i Nuriye-i Hasbiye: İzah: Prof. Dr. Alaaddin Başar *Saad

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-139

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-139

Ders: 13. Şua(s: 305) İzah: Prof. Dr. Şener Dilek İzah edilen kısım… Ve buna karşı da he

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-138

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-138

Ders. Sözler,(s: 733) Lemaat’tan, 2. Unsur ve devamı İzah: Prof. Dr. Ahmet Akgündüz Üstad,

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-137

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-137

Ders: Şualar(s: 314) İzah: Prof. Dr. Şener Dilek İzah Edilen Kısım; “Kardeşlerim, Bunun g

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-136

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-136

Ders: 21. Lem’a, İhlâs Risalesi(1. Ders) İzah: Mehmed Kırkıncı Hocaefendi *“Bu Lem'a lâ

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-135

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-135

Ders: 12. Lem’a, Birinci Mesele-i Mühimme, Üçüncüsü İzah: Mehmed Kırkıncı Hocaefendi *

Onlar ne hayır işlerlerse karşılıksız bırakılmayacaklardır. Allah, kendisine karşı gelmekten sakınanları bilir.

Al-i İmran, 115

GÜNÜN HADİSİ

Îmân altmış kadar şu'bedir. Hayâ da îmânın bir şu'besidir.

BUHARİ,KİTÂBÜ'L-ÎMÂN, EBU HUREYRE(r.a.)'dan

TARİHTE BU HAFTA

*Misâk-ı Milli'nin Kabûlü(28 Ocak) *İlk Türkçe Ezan Okutturuldu(29 Ocak) *Yavuz Selim'in Kahire'yi Fethi(30 Ocak) *İbrahim Müteferrika Osmanlı'da İlk Matbaayı Kurdu(31 Ocak) *482 Senedir Camii Olan AYASOFYA Müzeye Çevrildi(1 Şubat)

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI