Cevaplar.Org implant

KIRKINCI HOCAM’I BÖYLE TANIDIM

Kıymetli ziyaretçilerimiz, Şubat ayında Rahmet-i Rahmana uğurladığımız Mehmed Kırkıncı Hocamız hakkında Dost TV’de bir program yayınlanmıştı. Hocamızın yanında bulunan bazı değerli zevatın hatıralarını paylaştıkları bu programda Yard. Doç. Dr. Mehmed Göktaş hocamızın içten ve samimi anlatımı beni çok etkiledi. Anlattıklarını yazıya döküp kendilerine gönderdim. Mehmed bey de lütfedip gerekli


Mehmet Göktaş(Yrd. Doç. Dr)

goktas_m@hotmail.com

2016-03-31 13:02:06

Takdim

Kıymetli ziyaretçilerimiz, Şubat ayında Rahmet-i Rahmana uğurladığımız Mehmed Kırkıncı Hocamız hakkında Dost TV'de bir program yayınlanmıştı. Hocamızın yanında bulunan bazı değerli zevatın hatıralarını paylaştıkları bu programda Yard. Doç. Dr. Mehmed Göktaş hocamızın içten ve samimi anlatımı beni çok etkiledi. Anlattıklarını yazıya döküp kendilerine gönderdim. Mehmed bey de lütfedip gerekli tashihleri yaptı ve Hocamız hakkında bir şiiriyle birlikte gönderdi. Kendilerine çok teşekkür ediyoruz. Mehmed Hocamız ayrıca yeni yazılarıyla sitemize katkılarda bulunacaklar inşallah. İstifadeye medar olması dileklerimle. Salih Okur/cevaplar.org

Sözlerime hayırlı akşamlar, iyi yayınlar dileyerek başlamak istiyorum. Üstadın talebelerinden, aynı zamanda hemşehrisi Said Özdemir ağabeyin de rahatsız olduğunu öğrendik. Cenab-ı Hak'tan ona da şifalar diliyoruz. Ali Sert hocamın güzel bir ifadesi var; "bu güzel insanlar bizim belalarımızın manevi şemsiyesi gibidir. Yani başımıza gelecek belalara karşı manevi şemsiye hükmündedirler." Cenab-ı Hak onların ömürlerini müzdad eylesin.

Tabii insan doğar, büyür, yaşar ve ölür. Bu mukadderdir. Çok az insan vardır ki, ölümünden sonra yaşar. Öyle zannediyorum ki, Merhum Mehmed Kırkıncı Hocamız da yetiştirdiği talebeleri ile, neşrettiği eserleri ile, çok çetin şartlarda ifa ettiği o mükemmel hizmeti ile, ölümünden sonra da yaşayacak nadir insanlardan biri olacaktır. Cenab-ı Allah gani gani rahmet eylesin.

Ben âcizane memleketim Kırıkhan'dan 1984 yılında Erzurum İlahiyat Fakültesini kazandığımda Kırıkhan'daki büyüklerim bana, Erzurum'da çok değerli bir hocamızın olduğunu, ikinci bir fakülteyi de onun rahle-i tedrisinde bitirmem gerektiğini talim etmişlerdi.

-Hocam, siz Ali Sert Hocam'da da okudunuz mu?

-Ali Sert hocamın sohbetlerinde bulunduk. Kur'an Kursunda kalmadım, okumadım ama İmam Hatip lisesinin son yıllarında tam bir abide-i ihlas olan Ali Sert Hocamı tanıma bahtiyarlığına erdim. Hâlâ da irtibatımız devam ediyor. O da bizim hizmetimizin rükünlerinden, çok kıymetli hocalarımızdan bir tanesidir, Allah ondan ebediyyen razı olsun.

Evet, 1984 yılından beri Kırkıncı Hocamızı tanıyorum. Onun yanında bulundum, muhterem Hocamla değişik seyahatlere gittim. Derslerde yanında kitapları okudum.

Beraber birçok seyahatler yaptık. Öyle zannediyorum, seyahat arkadaşı olarak Kırkıncı Hocam gibi uyumlu bir insanı bulmak çok zordur. Hani dağdan kaynayan bir ırmak nasıl yatağını bulur, onun gibi yanında çok rahat ederdiniz. O kadar uyumlu idi. "Hocam şurada duralım mı?" "Duralım" "Şu taraftan gidelim mi" "Gidelim" Seyahat esnasında ekibe uyardı. Gayet güzel bir yolculuk durumu vardı. Tabii biz kendisiyle çok değişik yerlere seyahatlerde bulunduk; Karadeniz'e, Güneydoğu'ya, Doğuya, Ege Bölgesine… Tüm bu seyahatler esnasında hizmetinde bulunduk.

-Bir kişiyi tanımak için en güzel bir şey de yolculuk değil mi hocam?

-Evet..Evet..Hani bazen yolculuk yaparsınız, yanınızda çok hürmet ettiğiniz ehl-i ilim bir zat vardır, yolda bir kusur işlememek için tedirgin olursunuz. Hocam ise yolculuk esnasında bizi çok rahatlatırdı. "Rahat olun" derdi. Rahatlardık. Bizimle beraber yer, bizimle beraber içer, bizi bir külfete sokmama noktasında çok dikkatli davranırdı. Allah kendisinden ebediyyen razı olsun.

Şu noktaya özellikle dikkat çekmek istiyorum, Üstadımızın 'varislerim' dediği ağabeylere karşı çok aşırı derecede hürmeti vardı. Zübeyir ağabeye, Sungur ağabeye, Bayram ağabeye, Bekir Berk ağabeye hülasa tüm saff-ı evvel ağabeylere çok fazla hürmeti vardı. Zübeyir Ağabey'den çok fazla nakillerde bulunurdu. Onları hürmetle yâd ederdi. Bayram ağabeyin Erzurum'u ziyareti esnasında; "ben yedi yaşında medreseye girdim. (ağarmış sakalını tutarak) Bu yaşıma kadar medresede ilim tahsil ettim, sakalımı burada ağarttım. Bu zamana kadar yaptığım tüm hizmetimin mükâfatını, Bayram ağabeyin Sidre'den Üstadımıza bir kere su getirmesinin sevabına değişirim" demişti. Sonra Bayram ağabeye dönerek "var mısın ağabey" diye sordu. Bayram ağabey de sükûtla cevap verdi.(1)

Tabii sadece ağabeylere değil, ehl-i ilme ve meşayihe karşı da çok fazla hürmeti vardı. Biz onun ehl-i ilme hürmetini bizzat yanında gördük.

 Hayatın nabzını tutarak yaşayan bir insandı.

فَإِذَافَرَغْتَفَانصَبْ"Öyleyse, bir işi bitirince diğerine giriş."(İnşirah: 94/7) ayet-i kerimesine tam masadaktı. Biz Merhum Hocamızı hep şöyle görürdük; ya yazardı, ya okurdu, ya ders yapardı, ya gelen misafirleriyle sohbet ederdi veyahut da ibadet ederdi. Ömrü böyle geçmiş bir insandı. Hayatın ve zamanın nabzını tutarak yaşadı, tabi o güzel eserler böylece vücuda geldi.

Dini ilimler dışında-özellikle benim kendi alanım, onu söylemek istiyorum- edebiyata, tarihe ve felsefeye çok fazla merakı vardı. Yanında dizi dizi kitaplar bulunurdu, onları okurdu. Özellikle tarihi malumatı çok fazlaydı. Abbasi tarihi olsun, Selçuklu tarihi olsun, yakın tarihimiz olsun çok fazla tarih okumalarında bulunurdu. Osmanlıya zaten hayrandı. Yaptığı sohbetlerde tarihi malumatlara fazlaca atıfta yapardı.

Kümbetin o küçük, minik avlusunda bir tarafta Osman Demirci hocam(Allah gani gani rahmet etsin), bir tarafta da Kırkıncı Hocam.. Ben onlara kitap okurdum. Kimleri okudum? Cemil Meriç'i baştan sona kadar okudum. Çok iyi bir dinleyici idiler. Nureddin Topçu'yu okudum. Hatta "Nasıl Bir Eğitim?" kitabını yazarken, eğitimle ilgili birçok kitap bulmuştuk. Onları okuyorduk. O sırada N. Topçu'nun 'Türkiye'nin Maarif Davası'nı okuyorum Kırkıncı Hocama. Orada bir ibare geçti; "Yavuz Sultan Selim, Hz. Ömer(r.a)'in Osmanlıda dirilen gençliğidir." "Allah Allah, bir daha oku" dedi. Öyle zannediyorum, bu ifadeden hareketle hocamda ukde gibi kalmış ki, kendisi tarihçi olmamakla beraber Yavuz Sultan Selim'e muhabbetinden dolayı, Yavuz Sultan Selim kitabını telif etti..(2)

Dediğim gibi, edebiyata çok fazla ilgisi vardı. Ben kendisine şiirler okurdum. Necip Fazıl'dan ezberinde şiirler vardı, zaman zaman okurdu. Bazen kıymetli bir din âliminin vefatı esnasında Necip Fazıl'dan "O Erler ki" şiirini okurdum;

O erler ki, gönül fezasındalar,

Toprakta sürünme ezasındalar,

Yıldızları tesbih tesbih çeker de,

Namazda arka saf hizasındalar.

İçine nefs sızan ibadetlerin,

Bir biri ardınca kazasındalar.

Günü her dem dolup her dem başlayan,

Ezel senedin imzasındalar.

Bir ân yabancıya kaysa gözleri,

Bir ömür gözyaşı cezasındalar.

Her rengi silici aşk ötesi renk;

O rengin kavuran beyzasındalar.

Ne cennet tasası ve ne cehennem;

Sadece Allah 'ın rızasındalar.

"Maşallah maşallah" der, takdir ederdi. Tabii bunlar sohbet esnasında okunduktan sonra, biz ayrılacakken "yok, böyle ayrılmak yok. Hemen Necip Fazıl'ın ruhuna üç ihlâs bir Fatiha okuyacaksınız" derdi.

Mesela Cemil Meriç'i okurdum kendisine..Mesela orada "Kâmus namustur. Kâmus'a uzanan el nâmusa uzamıştır. Risale-i Nur bu zamanda bu milletin nâmusunu muhafaza ediyor" tarzındaki ifadelerini okurken "Maşallah, maşallah ayn-ı hak, ayn-ı hakikat" derdi. Samiha Ayverdi hanımefendinin üslubunu çok severdi.

Çok iyi bir dinleyici idi. Hatta bazen ben yorulur gibi olurdum, ama o, sürekli ilim açlığı çektiğinden yorulmazdı. Zaman zaman kendisine eski yeni fark etmez şairlerimizden naatlar de okurdum.

Kütüphanesi çok zengindi. Mesela 14. Yüzyıl şairlerimizden Seyyid Nesimi-i Maktul denilen şairin kitabını kütüphanesinde görünce şaşırdım. "Biz bunları zamanında okuduk" dedi. Ayrıca Mehmed Akif'ten okurdum, yeni yeni şiirlerden de okurdum kendisine. Mesela bir gün "hocam, çok seveceğiniz bir şiir var" dedim. "Oku Mehmed Efendi" dedi. "Hocam" dedim, "Medine-i Münevvere müdafii Fahreddin Paşamızın yüzbaşılarından İdris Sabîh Bey'in Hz. Peygamberin kurb-ı şahanesinde, Peygamber Efendimize hitaben yazmış olduğu bir şiir." "Nedir" dedi, Okumaya başladım;

Bir Ulü'l-emr idin, emrine girdik.

Ezelden bey'atli hakanımızsın.

Az idik sayende murada erdik.

Dünya ve ahiret sultanımızsın.

 

Unuttuk İlhan'ı, Kara Oğuz'u.

İşledik seni göz bebeğimize.

Bağışla ey Şefi' kusurumuzu,

Bin küsur senelik emeğimize

 

Suçumuz çoksa da sun'umuz yoktur.

Şımardık müjde-i sahabetinle,

Gönlümüz ganidir, gözümüz toktur.

Doyarız bir lokma şefaatinle.

 

Nedense kimseler dinlemez eyvah.

O kadar saf olan dileğimizi,

Bir ümmi isen de ya Rasulallah

Ancak sen okursun yüreğimizi.

 

Gelmemiş Türkçede Lebid, Hassan'ın.

Yok bizde ne Bürde, ne Muallaka,

Yoluna baş koyan âl-i Osman'ın

Kan ile yazdığı tarihten başka.

 

Suları tükendi gülaptanların,

Dinmedi gözümüz yaşı merhamet.

Külleri soğudu buhurdanların,

Aşkınla bağrını yakmada millet.

 

Ne kanlar akıttık hep senin için.

O Ulu Kitab'ın hakkıçün aziz.

Gücümüz erişsin ve erişmesin,

Uğrunda her zaman döğüşeceğiz.

 

Yapamaz Ertuğrul evladı sensiz,

Can verir canânı veremez Türkler, 

Ebedi hadimü'l-Harameyniniz.

Ölsek de ravzanı ruhumuz bekler.

Ben şiiri okuyunca hocam; "Allah, Allah! Bu necip milletin hâlet-i ruhiyesinin ifadesi olmuş, maşallah" dedi ve tekrar tekrar okutup dinledi ve yeni gelen misafirlerine de "bakın, bizim milletimizin hizmetinin ve halet-i ruhiyesinin bir hülasası olan şu manzume ne kadar güzel" der, tekrar tekrar okuttururdu.

Osmanlı alfabesiyle notlar alırdı. Bu notları okur, hizmetinde bulunan kardeşler Latin alfabesine aktarırdı. Yazı şekillendikten sonra yazdıklarını mutlaka gelenlere okuturdu. Küçük büyük demez, onların düşüncelerini alırdı. "Hocam, şurası şöyle olsa nasıl olur?" derdiniz, oraya bir not düşerdi. Daha sonra, "Allah razı olsun, bak böyle daha güzel oldu" der, hiçbir zaman 'ben böyle yazdım. Siz nasıl böyle dersiniz" demezdi. Kendisine yapılan bu tür –tenkit demeyeyim de- düşünce ve kanaatleri de aler'resi vel ayn(baş göz üstüne) kabul ederdi. Hatta dua da ederdi.

Hads denilecek düzeyde çok mantıklı ve anında cevaplar verirdi. Böyle bir ilhama mazhardı diyebilirim. Mesela tefekkürle ilgili muhtelif rivayetler var."Bir saat tefekkür bir sene nafile ibadetten daha hayırlıdır" (bk. Aliyyu'l-Kārî, Esrâru'l-Merfû'a, 175; Aclûnî, 1/310) "Bir saat tefekkür altmış sene nafile ibadetten daha hayırlıdır" (İbnHibban, Deylemî, Zeyneddin Iraki) gibi. (Şimdi bir bakıyorsunuz, bazıları ceffe'l kalem "ya böyle şey olur mu" diye itirazda bulunup hadislerin sıhhati hakkında ileri geri konuşmaya başlıyorlar.) Kırkıncı Hocamıza bu mesele sorduğunda şöyle nadide, şöyle çok güzel bir cevap vermişti; "Bakın efendiler, bu hadislerin hepsi sahihtir ve sağlamdır. Ama bu hadislerin muhatabı kimdir? Mesela bir un fabrikası düşünün. Bir tanesi günde yüz torba un çıkarıyor. Onun tefekkürü o kadar. Bir başka fabrika günde 10 bin çuval un çıkarıyor, onun tefekkürü o kadar. İşte buyurun bakın, "kâinattan Halıkını soran bir seyyahın müşehedatı" deyip "Ayetü'l-Kübra" risalesini yazan Bediüzzaman'ın tefekkürü ile bizim tefekkürümüz bir mi? Kesinlikle bir değil. İşte böyle bir saat tefekkür altmış senelik ibadete denk gelebilir."(3)

Yine bir gün, "Allah Allah" dedi, hayretini ifade etti. "Hayırdır hocam" filan dedik. Dedi ki; "Altmış ihtilalinde bizi uçağa bindirdiler. Bir taraflara doğru gidiyoruz. Ama nereye gittiğimizi bilmiyoruz bir türlü. O zaman birden beynimde şimşekler çakmaya başladı. "Allah Allah' bu Allah'a inanmayanlar öldükten sonra nereye gideceklerini bilmeden nasıl yaşıyorlar?"

Orada uçakta, nereye gideceğimizi soruyorum, cevap vermiyorlar. Beni hafakanlar basmıştı. Orada birden bire bu nükte aklıma geldi. Dedim ki; "bu inanmayanlar nereye gittiklerini bilmiyorlar. Bunlar nasıl yaşıyorlar, bu hayattan nasıl lezzet ve zevk alıyorlar?" diye hayretini ifade etmişti.(4)

Bir de hocamız çok nüktedandı. Bazen çok güzel nükteler yapardı. Bir zat gelmiş, dua istemiş "Hocam dua ediniz" demiş. Hocamız da; "Efendi, Allah razı olsun" diye dua etmiş. Adam Erzurum tabiriyle "hocam şöyle töreli bir dua et" deyince "Efendi, Allah razı olsun" duasından daha töreli bir dua mı olur? Başka ne istiyorsun" demiş.

Başka bir nükte ile bu hususu da bitireyim, dudaklarda tatlı bir tebessüm olsun. Güneydoğudan bir molla geliyor, hocama akşam veya yatsı namazını kıldırıyor. Herhalde kıraati biraz zayıf bir hocaymış ki, namazın sonunda hocamız diyor ki; "bu efendinin okuduğu Fatiha Kur'an'da yok."

Demin Şadi Hocam temas etti, ben de ona kısa bir ilavede bulunayım. Devlet adamlarına ikazları ve tavsiyeleri olurdu. Yapılan hayırlı işlerde devlet adamlarını tebrik eder, milletimizin tarihine, kültürüne, inancına ters düzenlemeler olacağı zaman ikazlarını değişik vesilelerle ifade etmekten geri durmazdı.

Allah ebediyyen razı olsun. Makamı âli, mekânı Cennet olsun. Bizlere de onların yolundan gitmeyi, onların hizmetini, bıraktıkları yerden devam ettirmeyi cümlemize nasip etsin. Allah gani gani rahmet eylesin. Geride kalanlara da sabr-ı cemil ihsan eylesin.

Dipnotlar

1-Hocamızın bu konudaki izahı için bkz; Mehmed Kırkıncı, Hayatım Hatıralarım, s: 264- Zafer Yayınları, İst. 2013

2- Merhum Kırkıncı Hocamızın hocalarından merhum Faruk Tivnikli Efendi'nin beyanına göre Üstad Bediüzzaman da "Osmanlıları çok severdi. Sultan Selim'den çokça bahseder ve sahasının müceddidi olduğunu söylerdi." Refet Kavukçu, Bediüzzaman Albümü, s.64-Şahsi Basım, İst.2000

3-Hocamızın bu konudaki izahları için ayrıca bakınız; Mehmed Kırkıncı, İnsan, Devlet ve Millet adlı eserindeki "Tefekkür" başlıklı yazı ve yine Rahman'ın Misafiri İnsan adlı eserindeki "Tefekkür'de Derinlik" başlıklı yazı.

4- Bu hatıra için bakınız; Mehmed Kırkıncı, Hayatım Hatıralarım, s. 182, Zafer Yayınları, İst. 2013)

Hocamız bir yerde de şöyle der; "Ehl-i dalâletin çektiği ızdırapların sebebi ise, yolu kaybetmiş olmalarıdır. Yolunu kaybeden kimseyi ne yeme, ne içme ve ne de bir başka zevk tatmin edebilir. Oyunlar sadece birer oyundur, onlarla kendilerini avutmaya çalışıyorlar."(Mehmed Kırkıncı, Hikmet Pırıltıları, s: 91, Yeni Asya Yayınları, İst. 1976)

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

fatma, 2017-09-16 07:40:32

“Bir ulu’l-emr idin emrine girdik Ezelden biatlı hakanımızsın. İdris Sabih Gezmen'İN MEZAR TAŞI YENİLENDİ. https://kolayarapca1.wordpress.com/mulazim-idris-sabih-bey

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

Nail Yılmaz, 2016-04-04 10:20:25

Bir asra yakın bereketli bir ömrü çok güzel özetleyen,sadelikle beraber, derinliği ve enginliği sentezleyen bu şirin ifadeler gerçekten duygu ve vefa yüklü. Hocamıza Allah rahmet eylesin. Kalbinde Onun için yer ayıranlara da şefaatını nasip etsin. Amin.

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

serkan çakır, 2016-04-01 11:51:43

Bu güzel yazı için salih okur beye çok teşekkür ederim böyle hakikatları bize aktarmada çok güzel güldanlık oluyor güldanlık ehline malum.Kalemine gayterine ve şevkine binler teşekkür ediyorum sayın Mehmet göktaş hocamızada hassaten teşekkür eder kırk ambarındaki kırkıncı hocam bölümünü daha ziyade derhatır edip bizlere bu güzel kalem ve gayret ehli vasıtasıyla sunmalarını hassaten rica eder bu nesile kamil arif insan örneklerini ve risale i nur talebe ünvanını bihakkın yaşayan ve yaşanması ve yaştılması için yaşayan bu marifet kandilini ziyadesiyle anlatmasını arz ederim

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

DİĞER YAZILAR

Hak (ancak) Rabbindendir. Artık, sakın şüpheye düşenlerden olma.

Bakara, 147

GÜNÜN HADİSİ

Ramazan ayı girdiği zaman cennetin kapıları açılır, cehennemin kapıları kapanır ve şeytanlar da zincire vurulur.

Tirmizi, Savm 82, (807); İbnu Mace, Sıyam 45, (1746)

TARİHTE BU HAFTA

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI