Cevaplar.Org

İHTİLAFDAKİ İHLÂS AHLAKI-2

2-Kesbi İhtilaf: Kesbi ihtilaf; fertler ve gruplar arasındaki görüş ayrılıkları olarak tarif edilmiş. Kesbi ihtilaf ile kevni ihtilaf arasındaki genel farklar için:


Nail Yılmaz

naimyilmaz740@gmail.com

2016-03-31 12:09:57

2-Kesbi İhtilaf:

Kesbi ihtilaf; fertler ve gruplar arasındaki görüş ayrılıkları olarak tarif edilmiş. Kesbi ihtilaf ile kevni ihtilaf arasındaki genel farklar için:

1.Kevni ihtilaf: Cinslerin ihtilafı. (bu ihtilafta iki şeyin birbirinin yerinin tutmasının imkânsız oluşu)

2. Kesbi ihtilaf: Görüşlerin ihtilafı. (Muhalif görüşlerden her birbirinin diğerine zıt olması. (20)

"Meşhur İslam müelliflerinden Hattabi, dini itikadi ve muamelatla ilgili kesbi ihtilafları genel olarak üç kademede ele alır.

1-Dinin esasatı ile ilgili olan ihtilaflar. (Allah'ın birliği, Kur'an ve peygamberin hak olup olmadığına dair olanlardır ki, bunlar küfürdür.

2- Allah'ın sıfatları, meşieti. (yani dileme ve irade etmesi) Bunları inkâr etmek bidattır, sapıklıktır.

3-Farklı yönlere muhtemel olan fürû meselelerinde ( ahkâm-ı feriyyede) ihtilaf. İşte bu son kısma giren ihtilafı Cenab-ı Hak âlimlere bir şeref vesilesi yapmıştır."(21)

R.Nur külliyatında da benzer tasnifler olmakla beraber, Üstad Hz. buna bir de dini cemaatler, tarikatlar, tasavvufi meslek ve meşreplerle ilgili olan ihtilafları ilave etmiştir.

R. Nur'da bunlardan ilk ikisi menfi ihtilaf, diğer ikisi de müsbet ihtilaf olarak değerlendirilmiş. İslam âlimleri اِخْتِلاَفُ اُمَّتِى رَحْمَةٌ

"Ümmetimin ihtilafı rahmettir" (el-Münâvî, Feyzü'l-Kadîr, 1:210-212.)hadisini müsbet ihtilaf kısmına hasretmişler. Büyük İslam âlimlerinden İmam-ı Münavi ise "hadiste geçen ümmetten murad bütün ümmet olmayıp, ümmetin âlimleridir, müçtehitleridir" demiş. Bu hadis, İslam âleminde müçtehidleri birbirlerine karşı müsamahalı olmaya, kendilerininkine zıd düşen görüşlere hürmet etmeye sevk etmiştir." (22) Çünkü Kur'an'da Maide suresi 48. ve Hud Suresi 119. Ayetlerinde, Allah dileseydi bütün insanları aynı inanç ve düşünceye sahip kılabileceği, fakat onların yaratılış gayeleri ve içinde bulundukları şartlar gereği farklı istikametlere yöneltilecekleri belirtilir.

Bediüzzaman, müsbet ihtilafın rahmet olarak kabul edilmesine dair olan hadis-i şerifler ve ayeti kerimeler ışığında hakkı ve hakikati aramak niyetiyle farklı görüş ve kanaat sahibi olmayı ümmet-i Muhammed'e bir genişlik, bir suhulet görür. Fakat bu ihtilafın rahmet olarak görülmesiyle birlikte, tatbikatta bir kısım ahlaki zaafların ortaya çıkması ve ihlâsın tehlikeye girmesine karşın bazı ikazlarda bulunur. Ahlakın korunması ve ihlâsın muhafazası için yapmış olduğu tavsiyelerin bir kısmı şunlardır. 

1- "Müsbet ihtilaf Hak namına, hakikat hesabına olmalı."(23)

2-"Her biri kendi mesleğinin tamir ve revacına sa'yeder. Başkasının tahrib ve ibtaline değil, belki tekmil ve ıslahına çalışır."(24)

3. "Maksadda ve esasta ittifak ile beraber, vesailde(vesilelerde) ihtilaf eder. Hakikatın her köşesini izhar edip, hakka ve hakikata hizmet eder." (25)

4. "Eğer bir mes'elenin münazarasında kendi sözünün haklı çıktığına tarafdar olup ve kendi haklı çıktığına sevinse ve hasmının haksız ve yanlış olduğuna memnun olsa, insafsızdır." (26)

5. "Mesail-i imaniyenin münakaşa suretinde bahsi caiz değildir." (27)(çünkü) "Mesail-i imaniyeyi, mizansız mücadele suretinde cemaat içinde bahsetmek caiz değildir. Mizansız mücadele olduğundan, tiryak iken zehir olur. Diyenlere, dinleyenlere zarardır. Belki böyle mesail-i imaniyenin itidal-i demle, insafla, bir müdavele-i efkâr suretinde bahsi caizdir."(28)

Başımızdaki Kuş

" İmam-ı Azam, oğlu Hammad'ın kelâm ilminde birisiyle münazarada bulunduğunu görünce, "Bu ilimde kimseyle münazaraya girişme" diyerek menetti. Hammad babasına "sen kelâm ilminde münazara ediyorsun, bize gelince yapmayın diye men' ediyorsun" dedi. Bunun üzerine İmam-ı Azam şu cevabı verdi:

 "Biz münazara ederken arkadaşımızın inancının sarsılması korkusuyla, başımıza kuş konmuş gibi, onu kaçırmamak için dikkatli davranırdık. Hâlbuki siz münakaşa ederken arkadaşınızın inançlarının sarsılmasını ve ayaklarının kaymasını istiyorsunuz. Bir kimse arkadaşının ayağının kaymasını isterse küfre düşmesini de istemiş olur. Bunu isteyenin de küfre düşmesi söz konusudur. İşte size bundan dolayı imani konularda münakaşa etmekten men ediyorum." (29)

İhtilafta Hak Ve Batıl Denklemi

Bediüzzaman farklı düşüncelere saygılı olunmasıyla ilgili olarak "Herkesin bir fikri var. Başkası (nın düşüncelerine) haşerat nazarıyla bakmakla ihtilaf çıkarma"(30) diyor. Bu gün İslam dünyasındaki radikal görüşlerin ortaya çıkmasının belki en büyük sebeplerinden birisi bu cümle ile ilgilidir. Yani kendi mezhebinin grubunun cemaatinin görüşünü, içtihadını 'hak', muhalifinin görüşünü, fetvasını 'batıl' kabul etmesidir.

Hatta bazı radikal gruplar muhaliflerini sadece batıl kabul etmekle kalmayıp, ayet ve hadislere verdikleri ifrat ve tefrit manalarla karşı görüş sahiplerini tekfirle suçlayıp, hayatlarını infaza kadar ileri gidebiliyorlar. İslam tarihinde birçok dâhili kargaşalara ve kardeş kanının akmasına sebep olan bu görüş, bu günde İslam dünyasının kanayan bir yarasıdır. Bu sebepten dolayı Bediüzzaman eserlerinde ehl-i kıbleyi tekfir etmekten şiddetle sakındırmış ve talebelerini Ehl-i Sünnet dışı bu zararlı akımlara karşı ikaz etmiş. (Vehhabilik gibi) Bir mümini tekfir etmenin dehşeti ile ilgili de şunları söylemiş;

1-"Said'i bilenler bilirler ki, mümkün olduğu kadar tekfirden çekinir. Hattâ sarih küfrü bir adamdan görse de, yine tevile çalışır. Onu tekfir etmez. Her vakit hüsn-ü zan ile hareket eder.(31)

2. "Hatta benim otuz seneden beri siyaseti terk ettiğime sebep, mübarek bir âlim takip ettiği cereyanın tarafgirlik damarı ile salih ve büyük bir âlimi onun fikrine muhalif olmasından tekfir derecesinde tahkir edip, kendi fikrine muvafık meşhur ve mütecaviz bir münafığı gayet medh ü sena etti. Ben de bütün ruhumla ürktüm." (32)

3. "Madem zemmetmemek ve tekfir etmemekte bir emr-i şer'î yok, fakat zemde ve tekfirde hükm-ü şer'î var. Zemm ve tekfir, eğer haksız olsa, büyük zararı var; eğer haklı ise, hiç hayır ve sevab yok. Çünkü tekfire ve zemme müstahak hadsizdirler. Fakat zemmetmemek, tekfir etmemekte hiçbir hükm-ü şer'î yok, hiç zararı da yok." (33)

4. "Tekfire çabuk cür'et edenler düşünsünler!." (34)

Tekfirle ilgili Peygamber Efendimizin (a.s.m) ve ashab-ı kiram devrinde yaşanmış birçok örnekler var. Konumuzla çok yakından ilgili olanlardan iki tanesi şöyledir:

1."Resûlullah'ın Mekke'nin fethi için yaptığı hazırlıkları öğrenip bir mektupla aynı yerdeki yakınlarına gizlice haber vermeye kalkışan, ancak bu girişimi hemen öğrenilen Hâtıb b. Ebû Beltea hakkındaki uygulamasıdır. Hz. Ömer onun münafıklığına hükmederek boynunu vurmak için izin talep edince, Resûl-i Ekrem Hâtıb'dan açıklama istemiş, o da bu işi Mekke'de bulunan akrabalarını korumak amacıyla yaptığını belirtmiş, Hz. Peygamber, Bedir Savaşı'na katılan Hâtıb'ın bu davranışını hata diye nitelendirip onu affetmiştir (Ebû Dâvûd, "Cihâd", 98)

2. Hz. Ali'nin, Cemel ve Sıffîn savaşlarına katılan muhaliflerine kâfir diyen taraftarlarına onların kâfir değil isyan eden kardeşleri olduğunu söylemesi de bu konuda bir delil teşkil etmektedir" (Ebû Hanîfe, er-Risâle, s. 69; Kādî Abdülcebbâr, Fażlü'l-itizâl, s. 160)"(35)

İslam âlimleri hem bu örnek vakalardan hem de bazı ayet-i kerime ve hadis-i şeriflerden tekfirin şartlarıyla ilgili birçok esaslar belirlemişler bunlardan birkaç tanesi şunlardır;

"1-Ehl-i kıble tekfir edilemez. Zira ehl-i kıblenin dinden sayıldığı kesinlikle bilinen bütün esaslara inandığı kabul edilir.(İbn Asâkir, s. 408-409; Ali el-Kārî, s. 162; Keşmîrî, s. 16-17)

2-Bilmeden bazı yanlış inançları benimseyen kimse tekfir edilemez, zira bilgisizlik mazeret kabul edilmiştir. Bundan dolayı müslümanın öncelikle insanı küfre düşüren inanç ve davranışları öğrenmesi dinî bir görev sayılmıştır (İbn Kayyim el-Cevziyye, I, 367).

3-Tekfir şartlarını belirlemekle yetinip insanları tekfir etmekten kaçınmak gerekir. Çünkü kişiyi tekfir edebilmek için onun kalbindeki inancı bilme zarureti vardır. (Gazzâlî, el-İķtiśâd, s. 251)

4-Âlimler bir kâfiri müslüman kabul etme hususundaki yanılmayı bir müslümanı kâfir kabul etmekteki yanılgıdan daha hafif bulmuştur. (Gazzâlî, el-İķtiśâd, s. 251)

5-Yüz ihtimalden 99'u kişinin kâfirliğine, biri de Müslümanlığına imkân tanıyorsa onun müslüman olduğuna hükmedilmelidir (İbn Nüceym, V, 210; Ali el-Kārî, s.162)"

6-Tekfir şartlarının oluşması: ister inanca ister davranışa ilişkin olsun zarûrât-ı dîniyye içinde yer alan bir esası inkâr eden kişi dinden çıkar ve kâfir muamelesi görür; bütün İslâm âlimleri bu hususta ittifak etmiştir (Bağdâdî, s. 9; İbn Hazm, III, 246, 266-267; Gazzâlî, Fayśalü't-tefriķa, s. 63, 86-87; İbnü'l-Vezîr, s. 375-377)" (36)

Risâle-i Nur'un mesleğinin prensipleri ise; "tekfircilik" olmadığından, elbette muhataplarına kavl-i leyyinle, şefkatle, ilimle, hikmetle ve Kur'an hakikatlarıyla ikaz etmekten başka bir vazifesi olamaz. Tekfirle ilgili buraya kadar olan izahatlardan Müslümanlar arasındaki hak ve batılın tespitinde çıkan ihtilaflar daha çok dinin zaruriyatı ile fürûatın muvazenesiyle ilgili olduğu anlaşılıyor.

 Yani şeriatın bir muhkemat ve zaruriyat denilen 'sabite' kısmı var, bir de 'fürûat' denilen içtihada açık olan kısmı var. Bediüzzaman Lemaat'ta, "şeriatın yüzde doksanı zaruriyat-ı dinîye ancak yüzde onu fürûat denilen mesele-i içtihadîye kısmını teşkil eder" diyor.(37) Bunlara göre, bütün mesele ihtilafın sınırlarını belirlemek ile ilgili olduğu görülüyor. Yani dinin ve şeriatın nereye kadarı sabite, nereye kadarı mesele-i İçtihadîyedir?

-devam edecek-

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

serkan çakır, 2016-04-02 14:39:37

Çağımızın en sıkıntılı meselelerinden biri ama bununla beraber fıtratın ve tenevvüü esmanın tecellisininde mühim bir neticesi olan farklılıklar hissi şevki tarzı telakki ve diğer açıları çok hakimane ve telif alt yapısının esası olan sağlam ve güzel bir tasnife tabi tutup ve daha da güzeli herşeye lazım olduğu gibi buna da çok lazım olan ahlak mefhumunu musib bir ifadeyle yani ihtilaftaki ihlas ahlakı ile bize takdim eden nail beye teşekkür eder yeni ve aynı zamanda düşünce ve sentez şeklindeki bu tasniflerinin devamını taleb ederiz

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

DİĞER YAZILAR

"Her ümmet için Allah'ın kendilerine rızık olarak verdiği kurbanlık hayvanların üzerine O'nun adını ansınlar diye bir kurban kesme ibadeti koymuşuzdur. Hepinizin ilâhı bir tek ilâhtır. Onun için yalnız O'na teslim olan müslümanlar olun. Allah'a itaat e

Hacc:34

GÜNÜN HADİSİ

"iman bakımından müminlerin en mükemmeli, ahlâkça en güzel olanlar ve ailesine en güzel davrananlardır."

Tirmizi

TARİHTE BU HAFTA

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI