Cevaplar.Org implant

İHTİLAFDAKİ İHLÂS AHLAKI-1

Giriş: “Ahlak: İnsanın iyi veya kötü olarak vasıflandırılmasına yol açan, manevi nitelikleri, huyları ve bunların etkisiyle ortaya koyduğu iradeli davranışlar bütünü”(1) dür.


Nail Yılmaz

naimyilmaz740@gmail.com

2016-03-22 11:13:36

Giriş:

"Ahlak: İnsanın iyi veya kötü olarak vasıflandırılmasına yol açan, manevi nitelikleri, huyları ve bunların etkisiyle ortaya koyduğu iradeli davranışlar bütünü"(1) dür.

Lügatlerde genellikle insanın fiziki yapısı için halk, manevi yapısı için hulk kelimeleri kullanılır.(2) Ahlak, bilgiden ziyade bir hal, bir davranış ve fiildir. Teoriden çok, pratik hayatın kendisidir.

Kaynaklarda İhtilaf ise: "farklı bir görüşe sahip olma, farklı görüşlerden birini benimseme" anlamı taşımasına mukabil, Hilaf'ın diğer görüşlere karşı bir tavır alışı" ifade ettiği belirtilmiş. Buna göre ihtilaf maksat aynı olmakla birlikte usulün farklı olmasını, hilaf ise her ikisinin de ayrı olmasını ifade eder. Bir diğer tarife göre de delile dayanmayan aykırı görüşe hilaf, delile dayanana ise ihtilaf denmiştir.(3) Yani İhtilaf, herhangi bir konunun önce varlığını ve hakkaniyetini kabul ettikten sonra, muhteva ve mahiyeti üzerinden değişik sonuçlara ulaşmak şeklinde de tarif edilmiştir.

"İhtilaf (ve) hilaf' kavramları daha çok fıkıh ilminde kullanılırken, 'firak, iftirak, fırka' kavramları ise daha çok akaid ve kelam ilminde kullanılmaktadır. İftirak, ihtilaftan daha öte, daha kapsamlı ve daha şiddetli bir kavramdır. Dolayısıyla her iftirak ihtilafken, her ihtilaf iftirak değildir. İftirakın her türlüsü kötü iken, ihtilafın bazısı iyi, bazısı da kötüdür; Müçtehitlerin, âlimlerin ihtilafları gibi. İhtilafa yol açan kimse müçtehitse mazur sayılırken, hatta ecir sahibi olabilecekken, iftirak sahibi müçtehit dahi olsa mazur sayılmaz.

Dolayısıyla ihtilaf, yeri geldiğinde ümmete bir rahmet olabilirken, iftirak, ümmete zahmet ve meşakkati getirir. İftirak, daha çok akidevi konular gibi dinin sabiteleri ile ilgili iken, ihtilaf, dinde müteğeyyirat olarak kabul edilen, farklı düşüncelere açık konular hakkında olmaktadır."(4)

Akidevi konularda tevhid bir esas iken, yaratılışta kesret bir hakikat, bir vakıadır. Bir başka ifadeyle akaidde Ehadiyet, mahlûkatta Vahidiyet tecellileri görülür.

 Kevni İhtilaf Kesbi İhtilaf:

Kur'an ve hadislerde ihtilaf kelimesi mutlak olarak zikredildiğinden, daha çok tefrika ve iftirak manasında olan menfi ciheti ön plana çıkmış. İhtilaf ve tefrikadan sakındırılarak birlik vurgusu yapılmış. Hâlbuki hadislerde ihtilaf her zaman zararlı olmayıp rahmet cihetinin de olduğu hatırlatılmış.(5)

Kur'an'da Rum suresinin 41. Ayetinin ifadesiyle

ظَهَرَ الْفَسَادُ فِي الْبَرِّ وَالْبَحْرِ بِمَا كَسَبَتْ أَيْدِي النَّاسِ

"İnsanların yaptıklarından (elleriyle kazandıklarından) dolayı karada ve denizde fesat zahir oldu" ğunun bildirilmesiyle insanların isyanları ve tuğyanlarının sebebiyet verdiği "ahlâkî ihtilaf, şer ve kötülüklerin"(6) yanında, bir de "tabiî ihtilaf, şer ve kötülük" diye adlandırılan felâketler, musibetler, afetler, hastalıklar ve vefiyatlar var. Âlimler bu meseleyi açıklığa kavuşturmak için Kur'an ve hadislerde mutlak manada zikredilen ihtilafı genel olarak ikiye ayırmışlar.

1-Kevni ihtilaf (tabii ve fıtri yaratılış ile ilgili olan ihtilaf.)

2-Kesbi ihtilaf (huy, görüş ve davranış farklılığı anlamında ahlaki ihtilaf. )(7)

1- Kevni İhtilaf:

Bediüzzaman, Sözler'de kevni ihtilafla izah ederken, Cenab-ı Hakk'ın bu kâinat ile olan nispeti ve münasebetinin kanuni olduğunu, yani O, bu âlemi kanunlarla idare ettiğini,(8) nasıl ki kanun-u müsabaka, kanun-u teavün, kanun-u mübareze gibi, pek çok umumî kanunlar misillü,(9) ihtilafat kanunuyla da, meşietini, iradesini, fâil-i muhtar olduğunu, irade ve ihtiyarının hiçbir kayıt altında olmadığını izhar edip, ins ve cinnin nazarlarını esbabdan Müsebbib-ül Esbab'a çevirdiğini belirtir. (10)

Cenab-ı Hakk'ın kanunlarla idare ettiği "şu kâinata dikkat edilse görülür ki, içinde iki unsur var ki her tarafa uzanmış, kök atmış. Hayır-şer, güzel-çirkin, nef'-zarar, kemal-noksan, ziya-zulmet, hidayet-dalalet, nûr-nâr, imân-küfür, itaat-isyan, havf-muhabbet gibi asarlarıyla, meyveleriyle, şu kâinatta ezdad birbiriyle çarpışıyor, daima tagayyür ve tebeddülata mazhar oluyor, başka bir âlemin mahsulâtının tezgâhı hükmünde çarklar dönüyor. Elbette o iki unsurun birbirine zıt olan dallar ve neticeleri ebede gidecek, temerküz edip birbirinden ayrılacak, o vakit cennet-cehennem suretinde tezahür edecektir."(11)

Düşünüp ibret almamız için her şeyin çiftler halinde yaratıldığını anlatan Zariyat Suresinin 49. Ayetinde işaret edilen çiftlerin belki bir kısmı bunlardır.(12) Çünkü bu yaratılan çiftlerdeki farklılığın yani ihtilafatın ve zıdlığın Allah'ın ayetlerinden bir ayet olduğunu Rum Suresi şöyle ifade eder;

وَمِنْ آيَاتِهِ خَلْقُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَاخْتِلَافُ أَلْسِنَتِكُمْ وَأَلْوَانِكُمْ إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَاتٍ لِّلْعَالِمِينَ

"Onun varlığının ve kudretinin delillerinden biri de; gökleri ve yeri yaratması, lisanlarınızın ve renklerinizin farklı olmasıdır."(Rum: 30/22)

Üstad Bediüzzaman, Cenab-ı Hakk'ın birçok kaide ve kurallarla idare ettiği bu âlemde varlığın tek kutuplu olmayıp, ihtilaf ve ezdad kanunlarıyla ikili bir yapının mevcut olmasını Esmaların farklı farklı tecellilerine bağlar.(13)

 Fakat bu çeşitlilik ve çoğulculuk, yani zıtların cem'i ve içtimaı bir ihtişamı meydana getirmekle beraber, ihtilafat, şer, kötülük, musibetler, vefiyatlar ve yeryüzündeki birçok adaletsizlikler ile ilgili bir takım soruları da beraberinde getirmiştir. Tarih boyunca ilim adamlarından ve bilge kişilerden insanlar bu sorularına cevaplar aramış. Bu sorulardan bazıları şunlardır:

"Kötülük" nedir? Kötülük hakiki manada var mıdır? Var ise kaynağı nedir yahut kimdir? Eğer kötülük ile Allah arasında bir ilişki varsa, bu ilişkinin mahiyeti nedir?

Ünlü İngiliz filozofu David Hume [1776'da] son soruyu açarak şöyle dile getirir: Allah kötülüğü önlemek istiyor da, gücü mü yetmiyor?

Öyle ise O, güçsüzdür. ( hâşâ)

Yoksa gücü yetiyor da, kötülüğü önlemek mi istemiyor?

Öyle ise O, iyi niyetli (ve Rahim) değil midir?

Hem güçlü, hem iyi ise, âlemde bu kadar kötülük nasıl oldu da var oldu?"(14) diye sorar.

David Hume bu konuda yalnız değildir. İnsanlık tarihi boyunca filozoflar, felsefeciler ve ilahiyatçılar bu çetin soruya cevap aramışlar. Üstad Bediüzzaman da aynı hissiyatlarla benzer konuları merak etmiş. Varlığın esasıyla ilgili bu ve buna benzer birçok dehşetli sualler ve cevaplar, R.Nur külliyatında oldukça geniş bir yer alır. Mesela İkinci Şua'da; Bediüzzaman rikkatine ve şefkatine dokunan masnuat ve mahlûkatın uğradığı musibetler elemler ve vefiyatlarla ilgili olarak şöyle der:

"Bir zaman, bahar mevsiminde temaşa ederken gördüm ki:Kafile kafile arkasında gelen geçen mevcudatın ve bilhâssa zîhayat mahlukatın, hususan küçücük zîhayatların kısa bir zamanda görünüp der-akab kaybolmaları..bana çok hazîn görünüp, rikkatime şiddetle dokunarak beni ağlatıyordu. O güzel hayvancıkların vefatlarını gördükçe kalbim acıyordu. "Of, yazık! Ah, yazık!" diyerek, bu ahların, ofların altında derinden derine bir vaveylâ-i ruhî hissediyordum.

 Gayet güzel, sevimli ve çok kıymetdar san'atta olan zîhayatların bir dakikada gözünü açıp bu seyrangâh-ı kâinata bakar, dakikasıyla mahvolur, gider. Bu hali temaşa ettikçe, ciğerlerim sızlıyordu. Ağlamak ile şekva etmek istiyor; neden geliyorlar, hiç durmadan gidiyorlar?..diye feleğe karşı kalbim dehşetli sualler soruyor. (Gayet) kıymetdar bir surette icad edildikten sonra, gayet ehemmiyetsiz paçavralar gibi parçalanıp, hiçlik karanlıklarına atılmalarını gördükçe; latifelerim ve duygularım feryad edip bağırıyorlardı ki:"Neden bunlara merhamet edilmiyor? Yazık değiller mi? Diyerek kadere karşı müdhiş itirazlar başladığı hengâmda; birden nur-u Kur'an, sırr-ı iman, lütf-u Rahman ile tevhid imdadıma yetişti; o karanlıkları aydınlattı, benim bütün "Ah!" ve "Of!"larımı "Oh!"lara ve ağlamalarımı sürurlara ve "Yazık" demelerimi "Mâşâallah, bârekâllah"lara çevirdi. "Elhamdülillahi alâ nur-il iman" dedirtti."(15)

Akıldan ziyade hissiyatların galebe ettiği bu bahsin daha uzun ve ayrıntılı cevabını İkinci Şua'ya havale ederek, bu dehşetli suale akıl ilim ve mantık mizanlarıyla verilen cevaplara bakalım.

"Sual:  Kâinatı hüsün ve cemal ve güzellik ve adalet ihata etmiştir (diyorsun)Hâlbuki gözümüz önünde bu kadar çirkinliklere ve musibetlere ve hastalıklara ve beliyyelere ve ölümlere ne diyeceksin?

Elcevab: Çok güzellikleri intac veya izhar eden bir çirkinlik dahi, dolayısıyla bir güzelliktir. Onlar umumî rahmete ve ihatalı hüsne ve şümullü hayra münafî değiller, belki muktezalarıdırlar. Hattâ şeytanın dahi, manevî terakkiyat-ı beşeriyenin zenbereği olan müsabakaya ve mücahedeye sebeb olduğundan, o nev'in icadı dahi hayırdır, o cihette güzeldir."(16)

"Sual: Şeytanların halkı ve icadı ne içindir? Cenab-ı Hak, şeytanı ve şerleri halketmiş, hikmeti nedir? Şerrin halkı şerdir, kabihin halkı kabihtir?

Elcevab: Hâşâ!.. Halk-ı şer, şer değil, belki kesb-i şer şerdir. Çünki halk ve icad, bütün netaice bakar; kesb, hususî bir mübaşeret olduğu için, hususî netaice bakar."(17)

"Sual: Cenab-ı Hak musibetleri veriyor, belaları musallat ediyor. Hususan masumlara, hattâ hayvanlara bu zulüm değil mi? Elcevab: Hâşâ! Mülk Onundur. Mülkünde istediği gibi tasarruf eder."(18)

"Sual: Cenab-ı Hak, Ganiyy-i Mutlak'tır; âlemde bu kadar dalaletleri ve pek çirkin fena şeyleri yapan nev'-i beşerin yaratılışında ne hikmet vardır?

Kâinatta maksud-u bizzât ve küllî ve şümullü olarak yaratılan ancak kemaller, hayırlar, hüsünlerdir. Şerler, kubuhlar, noksanlar ise; hüsünlerin, hayırların, kemallerin arasında görülmeyecek kadar dağınık ve cüz'iyet kabîlinden tebeî olarak yaratılmışlardır ki; hayırların, hüsünlerin, kemallerin mertebelerini, nev'lerini, kısımlarını göstermeye vesile olsunlar ve hakaik-i nisbiyenin vücuduna veya zuhuruna bir mukaddeme ve bir vâhid-i kıyasî olsunlar"(19) diye.

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

Nâhl Suresi;128

Şüphesiz ki, Allah, takvaya sarılanlarla, iyilik yapan ve iyi kullukta bulunanlarla beraberdir.

GÜNÜN HADİSİ

Her ölenin amel defteri kapanır. Yalnız Allah rızası için yurt sınırında nöbet bekleyenler müstesnadır

Riyazü's Salihin, 2/1297

TARİHTE BU HAFTA

*Kanije müdafaası(18 Kasım 1601) *Hz.Fatıma'nın(r.anha) Vefatı(22 Kasım 632) *İstanbul'un Müttefikler Tarafından İşgali(23 Kasım 1918) *Alparslan'ın Şehadeti(24 Kasım 1072) *Öğretmenler Günü(24 Kasım)

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI