Cevaplar.Org

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-105

Ders: 26. Söz, Hatime İzah: Prof. Dr. Alaaddin Başar *"Eğer her şey birinin olmazsa, o vakit her bir şey, bütün eşya kadar müşkül ve ağır olur. Eğer her şey birinin olsa, o zaman bütün eşya, bir şey kadar âsân ve kolay olur.”


Salih Okur

nedevideobendi@gmail.com

2016-02-22 10:51:32

Ders: 26. Söz, Hatime

İzah: Prof. Dr. Alaaddin Başar

*"Eğer her şey birinin olmazsa, o vakit her bir şey, bütün eşya kadar müşkül ve ağır olur. Eğer her şey birinin olsa, o zaman bütün eşya, bir şey kadar âsân ve kolay olur." (Sözler, s: 473) Üstad başka bir yerde diyor ya; "bir baharı yaratmak bir çiçek kadar kolay olur." Her şey birinin çünkü.. Güneş onun, hava onun, su onun, mevsimler onun. Eh dünyayı döndürüp baharı getirdikten sonra, bir çiçeği de yaratır milyarlar çiçeği de yaratır.

Not: Bu meselede Mehmed Kırkıncı Hocaefendi şu misali vermektedir; "Bir çiçeğin meydana gelebilmesi için baharın gelmesi lâzımdır. Bahar geldikten sonra bir çiçeğin açmasıyla, milyarlarca çiçeğin açması arasında hiçbir zorluk ve fark yoktur. Mühim olan husus baharın gelmesidir. Aynı şekilde bir çiçeğin ışık alabilmesi için güneşin doğması icab eder. Güneş doğduğu zaman bir çiçekle beraber diğer bütün çiçekler, nebatat ve hayvanat da ışıklanırlar. Bu arada da mühim olan sabahın olmasıdır.

Bu misâller gibi, haşir sabahı veya baharında da bir insanın dirilmesiyle bütün insanların dirilmesi arasında bir fark olmayacaktır. Mühim olan o sabahın veya o baharın gelmesidir."(Mehmed Kırkıncı, Nükteler, s:112, Erzurum Kültür Eğitim Vakfı Yayınları, 1987)

*"Sen ey mağrur nefsim! Üzüm ağacına benzersin. Fahrlenme! Salkımları o ağaç kendi takmamış, başkası onları ona takmış."(Sözler, s: 473) Şurada salkımları ile bir üzüm ağacı olsa, diğer yanda da sadece yaprakları ile bir kavak ağacı. O üzüm ağacı kavak ağacına karşı "bak ben neler veriyorum, sen hiçbir şey veremiyorsun" diye kibirlenebilir mi? O zaman kavak da üzüm ağacına der ki; "Cenab-ı Hak seni öyle beni de böyle programlamış. Sen de odun, ben de odun. Senden üzüm çıkıyor, benden de kereste çıkıyor."

İşte bu misal gibi biz de, bizden sudur eden kemalatı böyle değerlendireceğiz. Beynimiz öyle planlanmış ki bu ilimler bizden çıkıyor. Arının beyni de öyle planlanmış ki ondan da sadece bal çıkıyor. Ötekinden sadece ipek çıkıyor, bir başkasından sadece süt çıkıyor vs. Planlama önemli burada. Böyle düşünüp, bizden sudur eden iyiliklerle kibirlenmememiz lazım.

Burada örneğimiz, rehberimiz ne? Üzüm ağacı..Tabii insan üzüm ağacından da ders alır. Ben bir yerde okumuştum, nerede okuduğu unuttum. Bir büyük zat ders aldığı hayvanları anlatıyor, "Şu hayvandan şu dersi aldım, bundan şunu ders aldım" gibi sayıyor. Bir tanesi aklımda kaldı, diyor ki, 'köpekten şu dersi aldım; Azıcık bir şey verdiği için sahibinin ayaklarına dolaşıyor, ona sevgi gösterileri yapıyor. Ben de bana bu kadar faidesi dokunan hocama saygı dersini ondan aldım."

Not: Bu sözü bulamadım, ama merhum Şeyh İsmail Hakkı Bursevi, Ruhu'l Beyan adlı tefsirinde köpekte 10 haslet, güzel huy olduğunu zikretmiştir. (Tefsir-i Ruh-ul Beyan 5/227) Ayrıca Hayatü'l Hayevan adlı kitabın yazarı Kemaleddin Demiri de kitabında bunları zikretmiştir. (Hayat-ül Hayevan; 2/205.) Üstad buna Mesnevisinde; "Görmez misin ki; kelb, on tane sıfat-ı hasene ile şöhret bulduğu ve hattâ onun sadakat ve vefadarlığı dillerde destan olup darb-ı mesellere medar olduğu halde" diyerek işaret ediyor.(Mesnevi, Badıllı tercemesi, s: 123)

Alaaddin Beyin belirttiği gibi, insan ders almak niyetiyle bakarsa, mahlûkattan birçok neviden dersler çıkarabilir. Mesela James B. Conant'ın şu sözünde olduğu gibi; "Kaplumbağaya dikkat et. Ancak kafasını çıkarıp risk aldığında ilerleyebiliyor ."(Salih Okur)

*"Ubudiyetini; geçen nimetlerin şükrü ve vazife-i fıtrat ve fariza-i hilkat ve netice-i san'at bil, ucb ve riyadan kurtul."(Sözler, s: 473) 24. Sözü hatırlayın, bütün 24 saatimiz ibadetle hizmetle geçse bile bu, yokluk sahasından varlık sahasına çıkmamızın şükrü bile olmaz. Üstad orada sayıyor; var olduk; cansız olmadık, canlı olduk, bunun şükrü değil..Canlı olduk; hayvan olmadık, insan olduk, bunun şükrü değil..İnsan olduk; ama küfür karanlıklarında kalmadık, Müslüman olduk, bunun şükrü değil. Tek tek saydığımız zaman, bunların hiçbirine yetmez o ibadetlerimiz.

Not: Mehmed Kırkıncı Hocaefendi bu meseleyi şöyle izah etmektedir; "Yaptığımız ibadetlerle Cenâb-ı Hakk'ın bize lütfettiği varlık, insaniyet, İslâmiyet gibi küllî nimetlerden ve akıl, hâfıza, göz, kulak gibi cihazattan kat-ı nazar, sadece elle yemek yemenin dahi şükrünü yerine getiremeyiz. Şöyle ki:

Farz-ı muhal olarak, insanlar bu dünyaya gelmeden önce kendilerine: "Eğer rızkınızı ağzınızla yerden toplarsanız, hiç ibadet etmeyeceksiniz. Yok, eğer rızkınızı elinizle yerseniz, her gün beş vakit namaz kılacaksınız" şek­linde bir teklifte bulunulsaydı, hiç tereddütsüz bütün insanlar ibadet etmeyi kabul edeceklerdi.

Bu hale göre bizler, yaptığımız ibadetlerle nazarımıza çarpmayacak ka­dar ehemmiyetsiz gördüğümüz bir nimetin dahi şükrünü eda edemiyoruz. Nerede kaldı bunlarla ebedî Cenneti bihakkın kazanabilmek!(Mehmed Kırkıncı, Hikmet Pırıltıları, s;114-Yeni Asya Yayınları, İst. 1976)

*İbadetlerini "vazife-i fıtrat ve fariza-i hilkat ve netice-i san'at bil"(Sözler, s: 473) Şimdi koyunun yaratılışın vazifesi et, süt, yün vermek. Ağacın ise meyve vermek. Bunlar bununla gururlanabilir mi? İşte insanın yaratılışın vazifesi de kulluk. Bunu böyle bilince amele güvenmekten ve riyadan kurtulursun.

*"Hakikat ilmini, hakikî hikmeti istersen; Cenab-ı Hakk'ın marifetini kazan(Sözler s: 473) Yani insan Rabbini tanımaya başlarsa hakikat ilmini kazanır. Böyle olunca dünyayı ve mevcudatı nasıl görür; "İsm-i Hakk'ın şuaatı ve esmasının tezahüratı ve sıfâtının tecelliyatı." (Sözler, s: 473) Öyle görürsün ki ne kadar hakikat varsa, Allahu Teala'nın Hak ismini şuaları..Hak, batılın zıddıdır. Batıl denilince, mahvolup sönen esassız şeyler, Hak ise değişmeyen..Hakkın kelime manası değişmekten münezzeh demek. Cenab-ı Hakkın bütün sıfatları haktır, hepsi değişmekten münezzehtir. Cenab-ı Hakkın kudreti sonsuzdur. Bu hak mıdır? Evet, çünkü Allah'ın kudreti daima sonsuzdur, hiç değişmez. Cenab-ı Hakkın zatı vaciptir. Hak mıdır, hakikat midir bu? Evet, çünkü Cenab-ı Hakkın vacip oluşu hiç değişmez, daima vaciptir. Diğer bütün isim ve sıfatları da böyledir. Bunlarda da hiç değişme düşünülmez. Allah daima Rezzak'tır, daima Gaffar'dır, daima Settar'dır ve hakeza. Zat da değişmekten münezzehtir.

Böyle baktık mı, kâinattaki yaratılmışlarda da bir hakikat var, nedir o? Cenab-ı Hakkın isimlerine ayna olmak. Böyle gördün mü ne yaparsın? Aynadaki tecellilerle değil, güneşe kalbini bağlarsın.

*"Madem böyledir, hayat-ı maddiye-i nefsiyeyi bırak."(Sözler, s: 474) Yani hayatın nefse hitap eden maddi cihetini bırak. Bir de aynı hayatın ahirete ve esma-i ilahiye bakan cihetleri var. Bırak dediği kısım, dünyanın, nefsin heva ve hevesine bakan fani yönleri. Esma-i ilahiye bakan, ahiret kazancına bakan yönleri ise nefse bakmıyor, kalbe, ruha bakıyor.

Not: Üstad, Sahabelerin dünyaya çalışmasını izah ederken diyor ki; "Dünyanın âhirete bakan yüzüyle, esma-i İlahiyeye mukabil olan yüzünü sevmek; sebeb-i noksaniyet değil, belki medar-ı kemaldir ve o iki yüzde ne kadar ileri gitse, daha ziyade ibadet ve marifetullahta ileri gider. Sahabelerin dünyası ise, işte o iki yüzdedir. Dünyayı âhiret mezraası görüp, ekip biçmişler. Mevcudatı, esma-i İlahiyenin âyinesi görüp, müştakane temaşa edip bakmışlar. Fena-i dünya ise, fâni yüzüdür ki, insanın hevesatına bakar.(Sözler, s: 495 )

*"Kalb ve ruh ve sırrın derece-i hayatlarına çık, bak; ne kadar geniş bir daire-i hayatları var." (Sözler, s: 474) Sır kalbin derinliklerine bakan bir cihet. Tam mahiyetini bilemiyoruz. Hani nefsin aşağıdan yukarı doğru mertebeleri var; nefs-i emmare, nefs-i levvame, nefs-i radiyye, nefs-i mardiyye ilaahir gidiyor. Kalbin de mertebeleri kalp, sır, hafi, ahfa vs. derinliklerine doğru gidiyor. Sır dediği o yani, kalpten bir sonraki derece..

Not: İmam-ı Rabbani(r.a) hazretleri diyor ki; "Âlem-i emrin birinci basamağı kalbdir. Bu yolda (tasavvuf yolunda) kalbi geçtikten sonra sırasıyla ruh, sır, hafî ve ahfâ mertebelerinde ilerlenir. Âlem-i emrin bu beş latîfesini anlamak ve bunlar üzerinde bilgi edinmek, ancak Muhammed aleyhisselâmın izinde gidenlerin büyüklerine nasîb olmuştur." (Salih Okur)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

Andolsun ki biz, öğüt alsınlar diye, bu Kur'an'da insanlara her türlü misali verdik.

Zümer, 27

GÜNÜN HADİSİ

Her kim bir namazı (kılmayı) unutursa (onu) hatırladığında kılsın. Onun bundan başka keffâreti yoktur.

KİTÂBU MEVÂKÎTİ'S-SALÂT-Buhari

TARİHTE BU HAFTA

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI