Cevaplar.Org implant

DERS: 19 ONSEKİZİNCİ SÖZ İKİNCİ NOKTA

O (Allah) her şeyi en güzel şekilde yarattı.’’Secde,7’’ âyetinin bir sırrını izah eder. Şöyle ki:


M. Ragıp Öncel

İsminur1940@gmail.com

2016-02-22 10:11:35

اَحْسَنَ كُلَّ شَيْءٍ خَلَقَهُ O (Allah) her şeyi en güzel şekilde yarattı.''Secde,7'' âyetinin bir sırrını izah eder. Şöyle ki:

Herşeyde, hattâ en çirkin görünen şeylerde, hakikî bir hüsün ciheti vardır. Evet kâinattaki herşey, her hâdise ya bizzât güzeldir, ona hüsn-ü bizzât denilir. Veya neticeleri cihetiyle güzeldir ki, ona hüsn-ü bilgayr denilir. Bir kısım hâdiseler var ki, zahirî çirkin, müşevveştir. Fakat o zahirî perde altında gayet parlak güzellikler ve intizamlar var. Ezcümle:

Bahar mevsiminde fırtınalı yağmur, çamurlu toprak perdesi altında nihayetsiz güzel çiçek ve muntazam nebatatın tebessümleri saklanmış ve güz mevsiminin haşin tahribatı, hazîn firak perdeleri arkasında tecelliyat-ı celaliye-i Sübhaniyenin mazharı olan kış hâdiselerinin tazyikinden ve tazibinden muhafaza etmek için nazdar çiçeklerin dostları olan nazenin hayvancıkları vazife-i hayattan terhis etmekle beraber, o kış perdesi altında nazenin taze güzel bir bahara yer ihzar etmektir. Fırtına, zelzele, veba gibi hâdiselerin perdeleri altında gizlenen pek çok manevî çiçeklerin inkişafı vardır. Tohumlar gibi neşv ü nemasız kalan birçok istidad çekirdekleri, zahirî çirkin görünen hâdiseler yüzünden sünbüllenip güzelleşir. Güya umum inkılablar ve küllî tahavvüller, birer manevî yağmurdur.

Fakat insan, hem zahirperest, hem hodgâm olduğundan zahire bakıp çirkinlikle hükmeder. Hodgâmlık cihetiyle yalnız kendine bakan netice ile muhakeme ederek şer olduğuna hükmeder. Halbuki eşyanın insana aid gayesi bir ise, Sâni'inin esmasına aid binlerdir.

Meselâ: Kudret-i Fâtıranın büyük mu'cizelerinden olan dikenli otları ve ağaçları muzır, manasız telakki eder. Halbuki onlar, otların ve ağaçların mücehhez kahramanlarıdırlar.

Meselâ: Atmaca kuşu serçelere tasliti, zahiren rahmete uygun gelmez. Halbuki serçe kuşunun istidadı, o taslit ile inkişaf eder.

Meselâ: Kar'ı, pek bâridane ve tatsız telakki ederler. Halbuki o bârid, tatsız perdesi altında o kadar hararetli gayeler ve öyle şeker gibi tatlı neticeler vardır ki, tarif edilmez. Hem insan hodgâmlık ve zahirperestliğiyle beraber, herşeyi kendine bakan yüzüyle muhakeme ettiğinden, pek çok mahz-ı edebî olan şeyleri, hilaf-ı edeb zanneder.

Meselâ âlet-i tenasül-i insan, insan nazarında bahsi hacalet-âverdir. Fakat şu perde-i hacalet, insana bakan yüzdedir. Yoksa hilkate, san'ata ve gayat-ı fıtrata bakan yüzler öyle perdelerdir ki, hikmet nazarıyla bakılsa ayn-ı edebdir, hacalet ona hiç temas etmez.

İşte menba-ı edeb olan Kur'an-ı Hakîm'in bazı tabiratı bu yüzler ve perdelere göredir. Nasılki bize görünen çirkin mahlukların ve hâdiselerin zahirî yüzleri altında gayet güzel ve hikmetli san'at ve hilkatine bakan güzel yüzler var ki, Sâni'ine bakar ve çok güzel perdeler var ki, hikmetleri saklar ve pek çok zahirî intizamsızlıklar ve karışıklıklar var ki, pek muntazam bir kitabet-i kudsiyedir."

Allah ne yaratmışsa yarattığı her şeyde güzellik var. Yaratılan her şey güzeldir. Bize çirkin görünen şeylerde bile bir güzellik var.

"Her şeyde, hattâ en çirkin görünen şeylerde, hakiki bir hüsün ciheti vardır."

Her şey deyince, insanlar neyi anlar? Güzellik deyince güzel şeyleri anlar güzeller zaten güzeldir. Bir de insanların tıkandığı anlayamadığı, acziyet gösterdiği ve güzelliğini anlayamadığı iklimler, manzaralar, zeminler zamanlar vardır.

Zira, kainatı hüsün, cemal, güzellik ve adalet ihata etmiştir. Sizin çirkin şeyler ise, neticeleri itibariyle güzeldir. Bizim netice görmememiz, o şeyin bizatihi güzelliğini etkilemez. Bu hususun Küliyat'ta genişçe izahları vardır. 

"Evet kâinattaki herşey, her hâdise ya bizzât güzeldir, ona hüsn-ü bizzât denilir. Veya neticeleri cihetiyle güzeldir ki, ona hüsn-ü bilgayr denilir."

Eşyanın bir zatı vardır, bir de vasfı vardır. Bu vasıf ve sıfat, bazen zattan daha fazla işler görebilir. Mesela, Cenab-ı Hak gübreyi yaratmış, gübre hiss-i zahir noktasında çirkindir, eline dokunduğu zaman eline necaset geliyor, ama toprağa atıyorsun Cenab-ı Hak gülleri açıyor, ağaçlar, bağ ve bahçeler daha mükemmel olarak ortaya çıkıyor. Hadisat ta öyle. Ayet-i Kerimede "Sizin kerih, çirkin gördüğünüz şeylerin arkasında çok güzellikler vardır. Allah bilir, siz bilmezsiniz" buyruluyor. Hastalıklara, ölümlere… vs. bu nazarla bakmalıyız.

Sağlık bizzat güzeldir, ameliyat ise sonuçları itibariyle güzeldir. Bir hastaya soruyoruz, ''nereye" Diyor ki; "Ameliyata gidiyoruım." "Ne işin var, gidip bıçak altına yatıyorsun? diyoruz.'' "Olsun abi" diyor "neticede sağlık var" deyip, zahiren bıçağın kötü yüzünü görmüyor. Şimdi bahar güzeldir, yaz güzeldir, bizzat güzeldir, ama onu kış mevsimi hazırlıyor, kış ise, dolayısıyla güzeldir. "Ama abi ben kışı sevmem!" vallahi sen sevme, zaten Cenab-ı Hak bizim aklımızı aleme mühendis yapsaydı yağmuru yağdırmaz, karı serpiştirmez, kışı getirmezdi. O zaman bahardan bahsedebilir miydik, yazdan istifade edebilir miydik, bostanı, gülistanı kimler yetiştirecekti.(!)

''Ey müteşekki! Sen nesin? Neye binaen itiraz ediyorsun? Cüz'î hevesini külliyat-ı kâinata mühendis mi yapıyorsun? Kokmuş olan zevkini nimetlerin derecelerine mikyas ve mizan mı yapıyorsun? Ne biliyorsun ki, zannettiğin nimet nıkmet olmasın. Senin ne kıymetin var ki, sineğin kanadına müvazi olmayan hevesini tatmin ve teskin için, felek çarklarıyla hareketten teskin edilsin!..'' (Mesnevi Şemme, 186 )

"Bir kısım hâdiseler var ki, zahirî çirkin, müşevveştir. Fakat o zahirî perde altında gayet parlak güzellikler ve intizamlar var. Ezcümle:"

Olaylar hakkındaki bu hüküm, eşya hakkında da geçerlidir. Biz bazı şeyleri kaba ve çirkin görürüz, halbuki onlar gerçekte güzeldirler. Hz. Musa aleyhisselam ile Hz. Hızır'ın seyahatlerinde, Hz. Musa, Hz. Hızır'ın yaptıklarına bir mâna verememişti. Arkadaşlıkları son bulduğunda Hz. Hızır yaptığı işlerdeki gizli sırları ve İlahî hikmetleri ona açıklamıştı. Zahirde, yani görünürde hikmeti anlaşılmayan bazı olayların arkasında nice faydalar ve güzellikler saklandığı gibi, insanın kaba ve çirkin gördüğü nice varlıkların da nice gizli güzellikleri vardır. İnsanoğlu, sonsuz ilim ve hikmetle icra edilen bu işleri ve yapılan bu eserleri sınırlı aklına sığıştıramaz ve bazen haddini tecavüz ederek yapılanların kaba ve hikmetsiz olduklarına hükmeder.

Meselâ: İnsanın simasının güzelliği tartışma götürmez. Ama bağırsaklarının güzelliği aynı netlikle görülmez. Onları değil görmeyi, mecbur kalmadıkça sözünü etmeyi bile istemeyiz. Halbuki onların faaliyetleri çok harikadır, faydaları saymakla bitmez. Bunlar, sanat yönüyle ancak Allah'a mahsus mucize eserlerdir.

Ölen bir hayvanın kokuşmuş cesedinin yanından geçerken yüzümüzü çevirir, burnumu tutarız. O çürüme, dağılma ve yeniden elementlere dönüşme faaliyeti çok hikmetli ve sanatlı olduğu halde, bizim duyu organlarımızı rahatsız ettiği için ondaki ince hikmeti ve gerçek güzelliği göremeyiz.

Bir başka örnek:

Tükürmek dendi mi, içimizde bir tiksinti uyanır. Yere tüküren bir kişiyi ayıplarız. Ancak, anatomi kitaplarında tükürük hakkında verilen bilgiler, onun insan için çok faydalı ve yapılması ancak Allah'a mahsus harika birer sanat eseri olduğunu göstermektedir. Hiç anatomi bilgimiz olmasa ve tükürüğün sindirimde oynadığı önemli rolü bilmesek de, en azından, onun konuşmamıza yaptığı yardımı çok iyi biliyoruz. Bu bezler çalışmasalar boğazımız kuruyacak, aşırı salgıda bulunsalar bu defa ağzımızın içi tükürükle dolacak ve sürekli yutkunma mecburiyetinde kalacağız. Demek oluyor ki, tükürüğün yaratılması gibi dengeli salgılanması da çok hikmetli ve sanatlıdır.

"Bahar mevsiminde fırtınalı yağmur, çamurlu toprak perdesi altında nihayetsiz güzel çiçek ve muntazam nebatatın tebessümleri saklanmış ve güz mevsiminin haşin tahribatı, hazîn firak perdeleri arkasında tecelliyat-ı celaliye-i Sübhaniyenin mazharı olan kış hâdiselerinin tazyikinden ve tazibinden muhafaza etmek için nazdar çiçeklerin dostları olan nazenin hayvancıkları vazife-i hayattan terhis etmekle beraber, o kış perdesi altında nazenin taze güzel bir bahara yer ihzar etmektir.

Fırtına, zelzele, veba gibi hâdiselerin perdeleri altında gizlenen pek çok manevî çiçeklerin inkişafı vardır. Tohumlar gibi neşv ü nemasız kalan birçok istidad çekirdekleri, zahirî çirkin görünen hâdiseler yüzünden sünbüllenip güzelleşir. Güya umum inkılablar ve küllî tahavvüller, birer manevî yağmurdur."

Mevsimlerin farklılığı, meyvelerin ayrı ayrı tatları, tıpkı karanlığın farklı tonlarda kendileri göstermeleri gibi hikmet ve rahmet yüklüdür.

Bahar mevsiminde yağan yağmurun o çamurlu toplara ne gibi güzellilere sebep olduklarını görmek lazım. Zelzele ve fırtınalar olmasaydı tohum ve çekirdeklerin istidatları kadük kalacak sümbülleşmeyecekti.

"Fakat insan, hem zahirperest, hem hodgâm olduğundan zahire bakıp çirkinlikle hükmeder. Hodgâmlık cihetiyle yalnız kendine bakan netice ile muhakeme ederek şer olduğuna hükmeder. Halbuki eşyanın insana aid gayesi bir ise, Sâni'inin esmasına aid binlerdir."

İnsan bencil olduğundan hep gördüğü şekilde düşünür. Karar verir. Halbuki eşyanın insana ait gayesi bir ise, Sanii'nin Esmasına ait binlerdir.

Evet, her şeyin vücudunun müteaddid gayeleri ve hayatının müteaddid neticeleri vardır. Ehl-i dalaletin tevehhüm ettikleri gibi dünyaya, nefislerine bakan gayelere münhasır değildir. Tâ, abesiyet ve hikmetsizlik içine girebilsin. Belki her şeyin gayat-ı vücudu ve netaic-i hayatı üç kısımdır:

Birincisi ve en ulvîsi, Sâni'ine bakar ki; o şeye taktığı hârika-i san'at murassaatını, Şahid-i Ezelî'nin nazarına resm-i geçit tarzında arzetmektir ki, o nazara bir ân-ı seyyale yaşamak kâfi gelir...

İkinci kısım, gaye-i vücud ve netice-i hayat, zîşuura bakar...

Üçüncü kısım, gaye-i vücud ve netice-i hayat, o şeyin nefsine bakar ki; telezzüz ve tenezzüh ve beka ve rahatla yaşamak gibi cüz'î neticelerdir.''Sözler,10.Söz,6.Hakikat ''Haşiye''83 )

Evet, eşyayı ve olayları doğru değerlendirme konusunda insanın karşısına çıkan en büyük engel, "kendini ölçü alması, her şeyi kendi anlayışına, bilgisine ve görgüsüne göre değerlendirmesidir."

Çirkin ve kaba şeylerden söz ettiğimizde de kendimizi ölçü almakta, kendi ruh dünyamıza, his âlemimize göre hüküm vermekteyiz. Üstad Hazretleri, bu gibi kimseleri ikaz ve irşad etmek üzere, zahirde çirkin görünen bir çok şeyin hakikatte güzel ve mükemmel olduğuna dair konu içinde örnekler vermiştir.Daha önce belirtmiştik; Ayette deniliyor ki, "Siz bir şeyi kerih (çirkin) görürsünüz, halbuki o sizin hakkınızda hayırlıdır." Bakara Sûresi, 216

"Meselâ: Kudret-i Fâtıranın büyük mu'cizelerinden olan dikenli otları ve ağaçları muzır, manasız telakki eder. Halbuki onlar, otların ve ağaçların mücehhez kahramanlarıdırlar.

Meselâ: Atmaca kuşu serçelere tasliti, zahiren rahmete uygun gelmez. Halbuki serçe kuşunun istidadı, o taslit ile inkişaf eder.

Meselâ: Kar'ı, pek bâridane ve tatsız telakki ederler. Halbuki o bârid, tatsız perdesi altında o kadar hararetli gayeler ve öyle şeker gibi tatlı neticeler vardır ki, tarif edilmez."

İnsan zahirperesttir, yani her şeyin dış yüzüne, görünüşüne önem verir. Bazı belgeselleri seyrettiğin de hayvanların birbirine karşı acımasız hallerine mana veremez. Mevsimlerin değişmesindeki harika olayları göremez.

Atmaca kuşunun serçeyi yakalama olayının perde arkasını düşünse veya kar tabakasının buz gibi soğuğu altında kalan nebatatın ne gibi neşv ü nemalara sebep olduğunu düşünse zahire, yani görünen şeylere takılıp kalmayacaktır.

 

"Hem insan hodgâmlık ve zahirperestliğiyle beraber, herşeyi kendine bakan yüzüyle muhakeme ettiğinden, pek çok mahz-ı edebî olan şeyleri, hilaf-ı edeb zanneder.

Meselâ âlet-i tenasül-i insan, insan nazarında bahsi hacalet-âverdir. Fakat şu perde-i hacalet,insana bakan yüzdedir. Yoksa hilkate, san'ata ve gayat-ı fıtrata bakan yüzler öyle perdelerdir ki, hikmet nazarıyla bakılsa ayn-ı edebdir, hacalet ona hiç temas etmez.

 

İşte menba-ı edeb olan Kur'an-ı Hakîm'in bazı tabiratı bu yüzler ve perdelere göredir. Nasılki bize görünen çirkin mahlukların ve hâdiselerin zahirî yüzleri altında gayet güzel ve hikmetli san'at ve hilkatine bakan güzel yüzler var ki, Sâni'ine bakar ve çok güzel perdeler var ki, hikmetleri saklar ve pek çok zahirî intizamsızlıklar ve karışıklıklar var ki, pek muntazam bir kitabet-i kudsiyedir."

 

Aklımızın hoş görmediği, kalbimizin zevk duymadığı ve his dünyamızla çelişen nice haller ve olaylar vardır ki, bunlar mânâ yüklüdürler ve intizamsız olmaktan çok uzaktırlar. 'Kitabet-i kudsiye' ifadesi bize bu dersi verir. Zaten yazıyı çizgiden ayıran da ondaki farklılıklar değil midir? Okuma bilmeyen bir çocuk için, karışık birtakım siyah lekeler gibi görünen yazılar, ilim ehli için çok daha başka türlü değerlendirilir.
Yirmi dokuz harfin birbirinden farklı şekilleri bir karışıklık gibi görünürse de yazının meydana gelmesi için bu farklılıklar, bu başkalıklar şarttır. Mevsimlerin farklılığı ovaların düzlüğüne son veren dağlar ve tepelerin farklılığı hep hikmetli yazılardır.

Hatta organlarımızın şekil ve vazifece gösterdiklere başkalıklar ve sizin bahsetmenizde utandığındınız şeylerde bile hep hikmetler vardır.

Kendimizi ve etrafımızdaki varlıkları böylece değerlendirdiğimizde, hayat yolculuğumuzun da düz bir çizgi olmasını artık beklemeyiz. Çok iyi biliriz ki, hayatımıza da mânâ veren o farklı tecellilerdir. Merak, endişe, hastalık, keder, sıkıntı, ferah, gülme, ağlama, ümit gibi birbirine zıt nice hisler, ömrümüzde sırayla hükmederler. Hayatımız, farklılıklar ve karışıklıklarla değer kazanır. Düz bir çizgiden mânâ çıkmaması gibi, monoton bir hayat da çoğu zaman çekilmez olur.

"Hayat musibetlerle, hastalıklarla tasaffi eder, kemâl bulur, kuvvet bulur, terakki eder, netice verir, tekemmül eder; vazife-i hayatiyeyi yapar. Yeknesak istirahat döşeğindeki hayat, hayr-ı mahz olan vücuddan ziyade, şerr-i mahz olan ademe yakındır ve ona gider." (Lem'alar,2. Lema 2.Nükte 11)
Evet zahirde hastalık, sıhhatin bozulması yönüyle, görünüşte bir düzensizliktir, bir karışıklıktır. Ama bu karışıklık içinde, yukarıdaki vecizede ifade edilen 'tasaffi', 'kemâl', 'terakki', 'tekemmül' gibi faydalı sonuçlar vardır. Ve bunlar o karışık sanılan olayları "bir kitabet-i kudsiye" haline getirirler. Kudsiyet; noksanlıktan, hatadan, eksiklikten pak ve temiz olma; kitabet ise ömür sayfalarına olayların yazılmasıdır. Geceyi de gündüzü de güzel görebilen bir göz, kendi ömür sayfasında yazılan hastalık ve musibetleri de, sıhhat ve afiyet kadar faydalı görebilir.

Ve unutma ki, ''rivayetlerde vardır ki insanın ömür dakikaları insana avdet ederler. Ya gafletle muzlim olarak gelirler veya hasenat-ı muzie ile avdet ederler.'' (Mesnevi, 10. Risale, 209)

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

"Ey inananlar! Rabbinizden korkun.Çünkü kıyametin saatinin depremi cidden korkunç bir şeydir.”

Hac:1

GÜNÜN HADİSİ

Gerçek Müslüman

Müslüman, dilinden, elinden müslümanlar selâmette kalan kimsedir. (Buhari, Kitabü'l İman -Abdullâh b. Amr b. Âs)

TARİHTE BU HAFTA

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI