Cevaplar.Org

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-103

Ders: 10. Söz, Zeylin Birinci parçası, Dördüncü Delil İzah: Prof. Dr. Ahmet Akgündüz *Kırkıncı Hocam öyle derdi; “İnsanoğlunun hafızları azalmış” derdi.


Salih Okur

nedevideobendi@gmail.com

2016-02-08 14:27:18

Ders: 10. Söz, Zeylin Birinci parçası, Dördüncü Delil

İzah: Prof. Dr. Ahmet Akgündüz

*Kırkıncı Hocam öyle derdi; "İnsanoğlunun hafızları azalmış" derdi.

* "Nev'-i beşerin hayat-ı dünyeviyesinde en cem'iyetli merkez ve en esaslı zenberek ve dünyevî saadet için bir Cennet, bir melce, bir tahassüngâh ise; aile hayatıdır."(Sözler, s: 97) Zenberek, eskiden saatlerde olan ve saati hareket ettirmeye yarayan yay demekti. Zenberek bozulunca saat atılırdı. Demek ki aile hayatı da cemiyet hayatının zenbereği. Bu zemberek Batı ülkelerinde veya bizim İstanbul'un belli semtlerinde bozulmuş.

Aile hayatı aynı zamanda "dünyevî saadet için bir Cennet." Bu da çok güzel. Başka bir yerde de şöyle diyor; "Hem her insanın küçük bir dünyası, belki küçük bir cenneti dahi kendi hanesidir."(Asa-yı Musa, s: 44)

Not: Mehmed Akif merhum da bu hususa işaretle Safahat'ta şöyle der;

"Hayât-ı âile" isminde bir ma'îşet var;

Sa'âdet ancak odur... Dense hangimiz anlar?

Hayât-ı âile dünyâda en safâlı hayat,

Fakat o âlemi bizler tanır mıyız? Heyhat!

Sabahleyin dolaşıp bir kazanca hizmetle;

Evinde akşam otursan kemâl-i izzetle;

Karın, çocukların, annen, baban, kimin varsa,

Dolaşsalar; seni kat kat bu hâleler sarsa,

Sarây-ı cenneti yurdunda görsen olmaz mı?

İçinde his taşıyan kalb için bu zevk az mı?

Karın nedîme-i rûhun; çocukların rûhun

Anan, baban birer âgûş-i ilticâ-yı masûn.

Sıkıldın öyle mi! Lâkin, biraz alışsan eğer

Fezâ kadar sana vâsi' gelir bu dar çember."(Safahat, s: 119-120, Mahalle Kahvesi şiirinden, İnkilap Kitabevi, İst. 1985)

Bir başka şiirinde ise merhum Akif şöyle der;

"Çocukluğumda evet, bahtiyâr idim cidden,

Harîm-i âilenin farkı yoktu cennetten."(Safahat, s: 514)

*"Bir melce, bir tahassüngâh ise; aile hayatıdır."(Sözler, s: 97) Bu da çok güzel. Melce; sığınak yeri demek. İster maddi, ister manevi sıkıntılara karşı aile hayatı bir sığınak yeri.

* "Ve herkesin hanesi, küçük bir dünyasıdır."(Sözler, s:97) Gerçekten de aile hayatında mesud olan insan, dünyadaki hadiselere de mesudane bakar. Orada işler bozuksa, her şeye kötü bakarsınız. Onun için siyasi hayatta bakın, maddi ve manevi hayatından taviz verenler, aile hayatında perişan olanlardır. Çok manidardır yani.

*Bu vasıflara sahip olan aile hayatının yaşamasının ve mutluluğun şartı ise, aile fertleri arasında "samimî ve ciddî ve vefadarane hürmet ve hakikî ve şefkatli ve fedakârane merhamet ile olabilir" (Sözler, s: 97) Bu ise; "ebedî bir arkadaşlık ve daimî bir refakat ve sermedî bir beraberlik ve hadsiz bir zamanda ve hududsuz bir hayatta birbiriyle pederane, ferzendane, kardeşane, arkadaşane münasebetlerin bulunmak fikriyle, akidesiyle olabilir.(Sözler, s: 97)

Bunu Bediüzzaman hazretleri Şualar'da biraz daha geniş izah ederken; ahirete imanı olmayan bir insanın geçmiş zamanı ölü, gelecek zamanı da madum yani yok olmasıyla bütün sevgi, muhabbet, hamiyetinin daracık olan hazır zamanın sıkışık ölçüleri içerisinde gerçekleşebileceğini söylüyor ve diyor ki; "Buna kıyasen, bu dağdağalı kararsız hayat-ı dünyeviyede o mes'ud zannedilen aile hayatı çok cihetlerle saadetini kaybeder ve kısacık bir hayattaki münasebet ve karabet dahi, hakikî sadakatı ve samimî ihlâsı ve garazsız bir hizmeti ve muhabbeti vermez. Ahlâk o nisbette küçülür, belki sukut eder."(Şualar ,s: 227)

Hani Nizipli amcayla alakalı bir misal vermiştim. Oğlu gözünü çıkarmıştı da, sebebini sordum. "Fındıklığın tapusunu onun üzerine yapmadım da ondan" dedi. "amca bey diğerini de ben çıkarayım" dedim. "Niye" dedi. Dedim ki; "ona din, iman, ahiret duygusunu öğretmemişsin. Niye yapmasın ki!" Çok mühim bir nokta burası. Yani ebedi hayatta babalık münasebetini düşünmeden, dünyada-istisnalar hariç-gerçek manada babaya hürmet ve muhabbetin ortaya çıkması mümkün değil.

*Şimdi aile yuvasının yara almasıyla gençler arasında öyle evlilikler cereyan ediyor ki, Osman Demirci Hocamın ifadesiyle "Kadıköy'de evleniyor, Karaköy'e geldiklerinde boşanıyor." Bu kadar ciddiyetsiz..

*İnsan vücuduna bakın, ahiretin varlığını isbat ediyor. Nasıl? Bediüzzaman hazretlerinin bir yerde ifade ettiği gibi Cenab-ı Hak insanı bu kâinatın bir fihristsi gibi, bir santrali gibi, bir takvimi gibi yaratmış. Fihristteki bir konu kitabın 2. Cildinde var, sen konuyu birinci ciltte bulamadın diye inkâr mı edeceksin? "aradım ben bulamadım." İkinci cildi bekle bakalım. Cenab-ı Hak insan fihristinde ne olacaksa onu yazmış. Ama illa dünya cildinde olacak değil, bir kısmı ahiret cildinde gerçekleşecek.

Midemizin istediği ne gibi yiyecekler varsa Cenab-ı Hak onları yaratmış? "Vermek istemeseydi, istemek vermezdi" hakikatınca midemizin ihtiyacı ne varsa istifademize sunulmuş. Gözümüze ait ne istek varsa Cenab-ı Hak yaratmış. Kulağımıza ait ne istek varsa hakeza..

Bunların hepsinin istekleri yaratılmış ama bir de akıl beka istiyor, ruh beka istiyor, kalp beka istiyor. "Ama bu dünyada yok" "Yahu öteki ciltte mübarek." Üstad, Kur'an için 'uhrevi âlemlerin haritası' diyor. Eğer gideceğimiz ahiret âlemlerini merak ediyorsanız, Kur'an haritasından gideceğimiz yerlere bakabilirsiniz.

*Üstadın izah ettiği gibi, geçmişteki yüz yirmi dört bin peygambere "peygamber" dedirten haller ve hadiseler en külli ve geniş manasıyla Peygamber Efendimizde(aleyhissalatu vesselam) da mevcut. 

*İman esaslarını birbirini gerektiriyor. Mesela Kur'an'a iman eden, ahirete de iman etmesi gerekiyor. O zaman Kur'an'ın hak ve hakikat olduğunu isbat eden bütün deliller aynı zamanda ahirete iman etmeyi gerektirir. Çünkü "Kur'anın hemen üçten birisi haşirdir ve ekser kısa surelerinin başlarında gayet kuvvetli âyât-ı haşriyedir." (Sözler, s: 98) Kısa sürelerin yüzde yetmişi kıyamet gününü anlatıyor.

*"Acaba birtek âyetin birtek işareti, gözümüz önünde ulûm-u İslâmiyede müteaddid ilmî, kevnî hakikatları meyve veren bir kitabın böyle şehadetleriyle ve davaları ile, Güneş gibi zuhur eden iman-ı haşrî; hakikatsız olması Güneşin inkârı belki kâinatın ademi gibi hiçbir cihet-i imkânı var mı ve yüz derece muhal ve bâtıl olmaz mı?" (Sözler, s: 99) Bu delil de çok önemli. Bir tek ayetin işaretiyle koskoca ilimlerin zuhur ettiği Kur'an'ın bin küsur ayetinin sarahatle izah ettiği Haşir meselesinde hiç şüphe edilir mi?

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

"Allah gözlerin hain bakışını ve kalplerin gizlediğini bilir."

Mü'min, 19

GÜNÜN HADİSİ

Diğer bir kişi katılmaksızın, iki kişi aralarında fısıldaşmasın.

Buhari

TARİHTE BU HAFTA

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI