Cevaplar.Org

NAMAZ, HUZUR-U İLAHİYE ÇIKMAKTIR

Yüceler yücesi Allah’ın huzuruna varmanın birinci adresi namazdır. Namaza başlamadan önce, O Hazretin huzuruna yakışır şekilde, maddî-manevî hazırlık yapmak gerekir.


Niyazi Beki(Doç. Dr.)

niyazibeki@gmail.com

2016-02-08 11:17:14

Arapça kökenli olan "حضور"(Huzur) kelimesi, Türkçede yerine göre farklı anlamlarda kullanılmaktadır. "Huzur bulmak, huzurlu olmak", gönlün yatışması, nefsin tatmin olması anlamındadır. "Huzura varmak, huzura çıkmak" ise, kişilik-makam-mevki bakımından büyük bir zatın yanına gitmek anlamında kullanılmaktadır.

Biz burada huzur kavramını, asıl Arapçadaki manası olan "huzura varmak, huzura çıkmak" anlamıyla kullanacağız. Ancak ikinci derecede bu kavramın Türkçede karşılığı olan "huzur bulmak, huzurlu olmak" anlamına da dikkat çekeceğiz. Çünkü gönlün huzur bulması, gerçek anlamda huzura çıkmakla olur. Namaz müminin miracı olduğuna göre, insan ruhu bu miraç vasıtasıyla Hazret-i Allah'ın huzuruna çıkmakla huzur bulur, huzura erer. Bir hadis-i şerifte Peygamberimiz: "Namaz benim göz aydınlığımdır"(1) buyurmuştur.

Burada namazın huzur verici özelliğine işaret edilmiştir. Ancak gerçek huzura ermek için, namazda gerçek anlamda huzura varmak gerekir. Huzura varmak, üç basamaklı bir eylemin adıdır: Huzura çıkmadan, huzura çıkarken ve huzurda dururken yapılması gerekenler. Konuyu bu üç başlık altında özetlemeye çalışacağız:

Huzura Çıkmadan Önce Yapılanlar:

Yüceler yücesi Allah'ın huzuruna varmanın birinci adresi namazdır. Namaza başlamadan önce, O Hazretin huzuruna yakışır şekilde, maddî-manevî hazırlık yapmak gerekir.

Yani çift yönlü bir arınma sürecine girmek gerekir. Beden ve elbiselerimizi her türlü maddî kirlerden, ruh ve duygularımızı da her türlü manevî kirlerden temizlemek gerekir.

En güzel elbiseleri, en temiz çorapları giymek, abdestle uzuvları yıkayıp temizlemek, tevbe-istiğfar ederek ruhu arındırmak, kulun Rabbine karşı saygısının, huzurunda bulunduğu makamın büyüklüğünü algılayan iman şuurunun birer belgesidir.

"Her namaz vaktinde/her namaz mekânında yüzünüzü O'nun kıblesine yöneltin. İhlas ve samimiyetle, sırf O'nun rızasını kazanmak için Allah'a ibadet edin."(Araf, 7/29) mealindeki ayette manevî hazırlığın önemine işaret edildiği gibi,

"Ey Âdem'in evlatları! Her namaz vaktinde, mescide giderken, süsünüz olan elbisenizi giyinin"(2) mealindeki ayette de maddi hazırlığa; temizliğe, güzel elbiseler giymeye teşvik vardır.

Huzura Çıkarken Yapılanlar:

Bu safhada kul, huzura çıkmak için gereken hazırlığını tamamlamış, artık mescidin içine veya bir seccadenin başına gitmiş bulunmaktadır. İşte namaza başlamadan önce, kimin huzuruna varacağını düşünmek, kusurlarını hatırlamaya çalışmak, dünyanın bütün meşgalelerini bir çantaya koyup dışarıda bırakmak, biraz sonra ilâhî huzurda kabul edilecek olan kulun fikrî planda düşünmesi gereken hususlardır.

Bu hazırlık için Fatiha Suresinde geçen Allah'ın isimlerini düşünerek bir muhasebe yapmakta fayda vardır. Çünkü bütün sıfatları sonsuz olan Allah'ın Zat-ı Akdesini düşünerek "اياك نعبد" (iyyakena'budu=yalnız sana kulluk ederiz" diyerek hitapta bulunmak çoğumuz için hitabın hakkını vermekten uzaktır. En iyisi belli başlı isimleri mülahaza ederek yapacağımız hitap için bir ön hazırlıkta bulunmaktır. Fatiha Suresinde yer alan beş isim bunu temin edecek mahiyettedir. Buna göre, namaza başlamadan önce huzuruna varacağımız Rabbimizin şu isimlerini düşünmek ve bizimle olan ilişkilerini zihnimizde canlandırmak gerekir. Biraz sonra bizi kabul edecek Rabbimizin huzuruna çıkarken, kendisiyle münacatta bulunacağımız Fatiha Suresinde yer alan isimleri şunlardır:

الله/Allah:Bütün güzel ve mükemmel sıfatların sahibi, bütün kâinatın kendisine ibadet ettiği yegâne mabudumuz.

رب العالمين/Rabbu'l-âlemîn: Bütün kâinatı yaratan, yöneten, terbiye eden Rabbimiz.

الرحمن/er-Rahman: Dünyada dost- düşman farkını gözetmeden bütün insanlara, cinlere ve bütün varlıklara merhamet eden, bütün canlılara rahmet hazinesindentürlü türlü nimetler ikram eden, vahiylerle insanların manevî ihtiyaçlarını temin eden ilahımız.

الرحيم/er-Rahîm: Ahirette dostlarını sonsuz merhametiyle kucaklayan Rabbimiz.

مالك يوم الدين/Din gününün sahibi: Kıyamet günü iyi veya kötü her şeyden bizi hesaba çeken dünya ve ahiretin sultanı.

Biraz sonra huzurunda el pençe duracağımız ve sözkonusu güzel isimleriyle münacatta bulunacağımız yüce Yaratıcının azametini kalplerimize yerleştirdiğimiz nispette huzurda huzur bulacağız.

Huzurda Dururken Yapılanlar:

Namaz kılan kimse, namazla miraca vardığını, kendisini yaratan, büyütüp besleyen, bin bir çeşit nimetlerle donattığı yeryüzünü kendisine bir sofra olarak seren Yüce Allah'ın karşısında olduğunu idrak etmeli, sonsuz büyüklüğü karşısında sonsuz küçüklüğünü, sonsuz kudreti karşısında sonsuz acizliğini fark etmelidir. Namaza başlarken kul, Allah'ı yücelteme adına tekbir alır ve" الله اكبر"/Allahu Ekber (Allah en büyüktür) der ve o anda eşsiz bir büyüğün karşısında olduğunu fark eder.

Namaza başlar başlamaz Kur'an'dan ilk okunan Fatiha Suresinde iki tür üslup kullanılmış ve bununla huzur-u ilahide el pençe dururkenyapılan iki çeşit münacatın şekline işaret edilmiştir.

Birincisi: Besmeleden sonra "Bütün hamd, âlemlerin Rabbi, Rahman, Rahîm ve hesap gününün sahibi olan Allah'a mahsustur" mealindeki ayetlerle yapılan gaibane münacattır.

Bu dolaylı (Allah'ı üçüncü tekil şahıs olarak gören) münacatın hikmetlerinden ikisi şunlardır:

-Aciz ve kusurlu bir kul olarak, her türlü noksandan münezzeh olan Allah'ın huzuruna vardığında, doğrudan ona hitap etmekten hayâ eder. Boynu bükük bir vaziyette münacatını ona işittirmeye çalışır. Bu, kulluk makamına en uygun bir vaziyettir.

-Övgüler övülenin arkasında yapılırsa, övenin samimiyetini gösterir. Allah'tan hiçbir şey gizli olmamakla beraber, insanın bir kul olarak kendi çapında, Rabbinin gıyabında onu övmeye gayret etmesi, onun kulluktaki ciddiyet ve samimiyetini göstermesi bakımından önem arz etmektedir.

İkincisi: "Yalnız sana kulluk eder ve yalnız senden yardım isteriz" mealindeki cümleden başlayıp Surenin sonuna kadar devam eden hâzırâne(Allah'ı ikinci şahıs olarak muhatap edinip doğrudan ona hitap ederek) yapılan münacattır. Gaipten hitaba yapılan bu iltifat sanatında, huzurunda olduğumuz Zat-ı Akdes'in -bir kul için en önemli olan- unvanlarının/isim ve sıfatlarının mülahazası söz konusudur.

Buna göre, huzurdaki münacat şöyledir: "Ey âlemlerin Rabbi, ey Rahman, Rahîm ve hesap gününün sahibi olan Allah'ım! Biz aciz mahlûkların olarak yalnız sana kulluk eder ve yalnız senden yardım isteriz. Ne Olur, bizi dosdoğru yola ilet.

Tekil kalıbı yerine çoğul kalıbının kullanılması

İnsan tek başına da olsa, birinci tekil şahıs yerine birinci çoğul şahıs kalıbını kullanarak "Yalnız sana kulluk ederiz ve yalnız senden yardım isteriz" demesinin anlamı şudur:

Namaz kılan kimse, üç büyük cemaatle birlikte Rabbine karşı ibadet ettiğinin farkındadır/ veya farkında olması gerekir.

Bu cemaatler, namaz kılanın içinde bulunduğu bütün namaz kılanların meydana getirdiği cemaat; aynı namazı kendi lisanlarıyla kılan kâinat çapındaki varlıklardan oluşan cemaat ve namaz kılan kişinin kendi vücudunda yer alan maddi-manevi donanımları ve yüz trilyondan ziyade olan hücrelerinden meydana gelen cemaattir.

Buna göre, namaz kılan kimse Fatiha'yı okurken şöyle demek ister ki: Ben ve benim gibi namaz kılan insanların meydana getirdiği cemaat olarak; Ben ve Allah'ı tespih eden bütün kâinatın oluşturduğu cemaat olarak, ve nihayet ben ve benim vücudumda yer alan maddi-manevi duygu, hücre ve organlarımın meydana getirdiği cemaat olarak"Yalnız sana kulluk ederiz ve yalnız senden yardım isteriz."

Namaz Müminin Miracıdır:

Daha öncede belirtildiği üzere, hadis-i şerifte "Namaz müminin miracı" olarak vasıflandırılmıştır. Miracın bir zirvesi "Kab-ı Kavseyn"e açılan "Sidretü'l-münteha"dır. Namaz burada farz kılınmıştır. Namaz miracında da bu zirve sözkonusudur. Fiilî hareketlerdeki zirve secde makamıdır.

Kur'an'da "secde et ve yaklaş"(3) mealindeki ayette bu zirveye işaret edildiği gibi, "Kulun Rabbine en yakın olduğu yer secde halidir"(4) mealindeki hadis-i şerif de aynı gerçeğe parmak basmaktadır.

Namazın fiilî hareketlerindeki zirve, secde makamı olduğu gibi, kıraatteki zirve de Fatiha suresindeki "İyyake Nabudu"daki hitap makamıdır. Namazın mümin için bir miraç olduğu hususu, İslam âlimleri tarafından ittifakla kabul edilen bir hakikattir. Çünkü Namaz Miraçta farz kılınmıştır. Miraç, Hz. Peygamberin velayet-i kübrası itibariyle manen Allah'a en yakın olduğu bir makamdır. Her mümin de mertebesine göre, miraçta farz kılınan namazı kılarak o miracın yoluna girmiş olur.

Namaz, Manevî Bir İletişim Hattıdır:

Namaz, Allah ile kulları arasında kurulan, Arştan yeryüzüne uzatılan bir muhabere ve bir münacat hattıdır. Ferşi Arşa/yeri göğe, kalbi Yüceler Yücesine bağlayan nuranî bir bağdır. İlahî huzurun aydınlığına kavuşmak isteyenlerin bu bağa sımsıkı tutunmaları, akıl-ı selimin gereğidir.

Yüce Yaratıcı ile bire bir iletişim kurmayı sağlayan bu hattan mahrum olmak büyük bir talihsizliktir.

Yüce Allah, kâinatın kutsal zirvesi olan Sidre-i Münteha'da, Peygamberlerin en kutsalı olan Hz. Muhammed(a.s) vasıtasıyla, Kuddûs isminin kutsiyetini yansıtan bir ibadet olarak namazı kullarına hediye etmiştir. Böyle kutsal bir münacatı/bir sohbeti ve –deyim yerindeyse- Allah'ın bu iş için kullarına ayırdığı kutsal randevuyu, elinin tersiyle geri çevirmek kadar bir nankörlük, bir su-i edep olabilir mi?

Bütün kulluk görevlerinin özeti ve bir fihristi olan namaz, atomlardan galaksilere kadar her yerde yansımaları görünen Allah'ın celal ve cemal sıfatlarına karşı insan için bir şükran borcudur. Kulun " الله اكبر الحمد لله سبحان الله"(Subhanellah, elhamdulillah, Allahuekber) diyerek hayret içinde ayakta el-pençe durması, iki büklüm olarak rükûa varması, yüzünü yerlere sürerek secdeye kapanması, bu teşekkür adabının bir tezahürüdür.

-Namaz, bütün ibadetlerin fihristi durumunda olduğu için, kulluğun hem maddî, hem manevî yönünü temsil etmektedir. Bu açıdan bakıldığı zaman, namazda cesedin ruha, sözlerin fiillere eşlik etmesinin zorunlu olduğu görülecektir.

-Namaz Allah'ı zikretmektir. "Muhakkak ki Ben'im gerçek İlah. Benden başka yoktur ilah. O halde sen de yalnız Bana ibadet et! Beni zikretmek/anmak için namazı eda et"(5) mealindeki ayette namazın bir zikir olduğu açıkça ifade edilmiştir.

Zikir ise, Allah'ı anmaktır, Onu hatırlamaktır, Onun mükemmel isim, sıfat ve fiillerinin tecellilerini, celal ve cemallerini düşünüp yüceler yücesi Allah'a karşı hem sözlü, hem fiili olarak tekbir, tahmid ve tesbih ile saygı ve sevgisini seslendirmek, şükür ve minnettarlığını ilan etmektir. Namazda yer alması zorunlu olan bütün fiili hareketlerden meydana gelen şekiller, o pozisyonlar esnasında okunan Kur'an ve tesbih gibi zikirlerin manasına eşlik etmeye yönelik icraatlardır.

Namaz Bir İhsan Makamıdır

Namazın en önemli bir basamağı olan "اياك" (İyyake)deki hitap makamı, aynı zamanda ihsan makamıdır. Şuhud makamıdır. Yalnızlıktan kurtulup ilahî huzura çıkmak suretiyle huzur bulma makamıdır. Kesretten vahdete/çokluktan birliğe çıkma makamıdır. Hz. Peygamber(a.s.m)'in –mealen-ifadesiyle: "İhsan: Allah'ı görür gibi ona ibadet etmendir. Sen onu görmüyorsan da O, har an seni görüyor"(6)

Bu zaviyeden konuya bakıldığında; namaz kılan kimse, biraz sonra miraca çıkacağını, değişik basamaklardan sonra varacağı Sidretü'l-müntehada yapması gereken iki hususa yoğunlaşmalıdır.

Birincisi: Kalp ve dilin birlikteliğini sağlamaya yönelik bir fikrî çaba içerisine girmelidir.

Hz. Peygamber(a.s.m)'in miraç zirvesindeki hâlini tasvir eden "Gözün gördüğünü kalp yalanlamadı"(7) mealindeki ayetin verdiği ders çerçevesinde, başta doğrudan Allah'a hitap eden"Yalnız sana kulluk eder ve yalnız senden yardım isteriz" mealindeki münacat başta olmak üzere, namazdaki bütün kıraatleri ve tespihleri lisanımızla okurken kalbimiz de onların manasını takip edip tasdik etmelidir. Bu makamda kalbin masivayla/Allah'tan başkasıyla meşgul olması durumunda, lisanın sözgelimi"yalnız sana kulluk ederiz" şeklindeki yakarışı havada kalır. Kalbin, lisanın dediklerini takip etmemesi, onu tekzip anlamına gelir ve işin ciddiyetini bozar.

İkincisi: Gerek baş gözlerini, gerek kalp gözlerini kendi hedeflerine yöneltmeye gayret göstermelidir. Hz. Muhammed(a.s.m)'in "gözleri ne sağa -sola kaydı, ne de hedefini şaştı" (8)mealindeki ayetin ders verdiği gibi, baş gözlerini seccadesinden; kalp gözlerini de kendisine secde edeceği mabudundan başka tarafa çevirmemelidir. Böylece, biraz sonra hitap edeceği ve "Bizi dosdoğru yola ilet" diye kendisine yalvarıp yakaracağı Rahman ve Rahim olan "Rabbinin büyük ayetlerinden bazılarını müşahede etme"(9) imkânını elde etmeye gayret etmeli ve O'nun hususî feyiz ve iltifatlarına mazhar olmaya çalışmalıdır. Ne mutlu samimi olarak "Allah'ın kuluyum!" diyen kimselere!

Dipnotlar

1-Nesai, İşretu'n-Nisa,1.

2-Araf, 7/31.

3-Alak, 96/19.

4-Müslim, Salat, 215.

5-Ta Ha, 20/14.

6-Buhari, İman, 37.

7-Necm, 53/11.

8-Necm, 53/17.

9-Necm, 53/18.

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

SİTE HARİTASI