Cevaplar.Org implant

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-101

Ders: 10. Söz, 10. Hakikat İzah: Mehmed Kırkıncı Hocaefendi Not: Bu sohbet, 2009 yılında, İstanbul’da, Haseki Dershanesinde yapılmış.


Salih Okur

nedevideobendi@gmail.com

2016-01-22 11:27:22

Ders: 10. Söz, 10. Hakikat

İzah: Mehmed Kırkıncı Hocaefendi

Not: Bu sohbet, 2009 yılında, İstanbul'da, Haseki Dershanesinde yapılmış.

*Üstadımız Risale-i Nur'da yüz yerden fazla yerde insanı tarif ediyor, anlatıyor. Ama bunların içerisinde en câmi tarif, bu 10. hakikattaki tarif. Bir şeyi tarif etmek çok zordur. Çünkü tarifin kaidesi 'efradını cami, ağyarını mani' olmasıdır.

İnsanı ilk tarif eden Eflatun olmuş; 'insan yürüyen tüysüz bir canlıdır' demiş. O fıçıda yatan Diyojen de bunu duyar duymaz, hemen orada bulduğu bir horozu yoluyor, 'işte insan budur' diyor. Yani Eflatun'un tarifi ağyarını mani olamadı.

Sonra ikinci tarifi Aristo yapıyor. Diyor ki; "insan hayvan-ı nâtıktır." Bu tarif efradını cami, ağyarını mani. 

Tariflerde iki kelime vardır, ilim lisanıyla birinciye cins derler, ikinciye fasıl. Meşhur bir kaide-i külliyedir ki, "Evvela cins lazım cami ola, envaını ve efradını, saniyen fasıl lazım, mani ola ağyarını, cami ola efradını." Bu mantık kaidesine göre "hayvan-ı natık" tarifinin birinci kelimesi bütün canlıları içine aldığı için ona cins, ikinci kelimesi de insanı diğer canlılardan ayırdığı için ona da fasıl denir.

Demek ki, yukarıda zikredilen Aristo'nun tarifi efradını cami, ağyarını mani bir tariftir. Bununla beraber, bu tarif de insanın mahiyetindeki ulvîyeti ve yaratılışındaki hikmeti tam olarak ortaya koyamamıştır. Aristo'nun ilim ve irfanı takdire şayan olmakla birlikte, bu tarif kimseyi irşad edememiştir.

Not: Bu konuda Hocamızın geniş izahatı için bkz. Mehmed Kırkıncı, Rahman'ın Misafiri İnsan, (İnsan'ın tarifi adlı yazı.) Zafer Yayınları, İst.

*Cenab-ı Hakkın Hak ismi sadece insanda tecelli ediyor. Mesela Halık ismi bütün mevcudatta tecelli ediyor, Alim ismi de öyle, Hakim ismi ve diğer isimler de hakeza. Hak ismi ise sadece insanda.. Çünkü mesela Cenab-ı Hak insanları yaratmasa sadece diğer mahlûkatı yaratsa dünyanın bir manası olmazdı. İnsan yaratılmakla kâinat manasını buldu.

Not: Kâinat ağacının meyvesi insandır. İnsan olmasa kâinat meyve vermeyen bir ağaca benzeyecekti. Hz. Üstad bunu "İşte şu kâinata nazar-ı hikmetle bakıldığı vakit, azîm bir şecere(ağaç) manasında görünür. Ve şecerenin nasıl dalları, yaprakları, çiçekleri, meyveleri vardır. Şu şecere-i hilkatin de bir şıkkı olan âlem-i süflinin; anasır dalları, nebatat ve eşcar yaprakları, hayvanat çiçekleri, insan meyveleri hükmünde görünür."(Sözler s: 579) ifadeleriyle anlatır. Sunullah-ı Gaybi ise şu beytiyle ifade eder aynı manayı;

"Bir ağaçtır bu âlem, meyvesi olmuş âdem

Meyvedir maksud olan, sanma ki ola ağaç." (Salih Okur) 

*Osmanlılar bir insanı Enderun mektebinde yetiştirdikten sonra saraya alırlarmış. Yoksa saray adabını bilmeyenler orada düzene uymazlar. İşte bu dünya da bir Enderun mektebi. Burada kulluk adabını, terbiyesini öğrenenler ahirette Cennet saraylarına alınıyorlar.

*Esma-i Hüsna insanda temerküz ediyor, son buluyor. Mesela Halık isminin muhtelif mertebeleri var. Mikroptan gergedana kadar. Ama en üstün derecesi insanda. İnsandan daha mükemmel bir varlık yaratmadığı için bu yönüyle Halık ismi insanda son buluyor. Diğer isimler de öyle.. İnsanın "her isimde bulunan ism-i a'zamlık mertebesinin tecellisine mazhar"(Sözler, s: 87) olması bu demek.

*İnsan ahsen-i takvimde yaratılmış. Hem cesedi hem de ruhu. İnsan ruhu da ahsen(en güzel) Neden? O ruhta akıl var, şuur var vs..Ruh böyle olduğu gibi insanın cesedi de ahsen. 

Not: İnsanın ruhunun en güzel olmasından bahsedilince, Yunus Emre'nin şu ibreti hatırıma geldi;

"Bu insan dedikleri el ayakla baş değil

İnsan manaya derler, suret ile kaş değil."(Salih Okur)

*Dünya hayatı bin bir sıkıntılar içinde olduğu halde, bizi ittiği halde yine de onu seviyoruz. Ya bizi tamamıyla rahat ettirseydi? Fuzuli Bağdadi'nin bir ifadesi var;

Dünya tadı, bal tadı.

Dünya beni aldattı,

Altına zehir koydu,

Üstü yine bal tadı."

Not: Merhum Namık Kemal Bey ne güzel demiş; "Ne hikmetse, bu kadar insan gördüm; içlerinden hiçbiri dünyadan hoşnut değil, hiçbiri de dünyadan gitmek istemez."(Salih Okur)

*Malının kıymetini bilen insan mı daha akıllıdır, bilmeyen mi? Bilen akıllıdır. Ya bir insan "insan olarak yaratılmanın" kıymetini bilmezse, ona ne denecektir?

*Bir zaman arkadaşlar piknik için bizi Sarıkamış'ta bir ormana götürmüşlerdi… 

Not: Hocamızın şifahi olarak anlattığı bu hatırayı Hayatım-Hatıralarım adlı eserinden nakledelim; "Yemekten sonra, arkadaşların her biri bir ağaç gölgesinde derin bir uykuya daldı. İkindiye doğru çaylarımızı yudumlarken onlara şöyle bir latife yaptım: "Sizler iyi biliyorsunuz ki bu ormanda ağaç ve hayvanlardan başka canlı varlık yok. Şimdi sizin her birinizin çantasında üçer kilo altın bulunsa, rahatça uyuyabilir misiniz? diye sordum.

"Asla uyuyamayız." dediler.

"Maşallah" dedim. Altınınız yok, ama kıymetini biliyorsunuz." Gülüştüler.

"Peki, altınınız olmasa, uyur musunuz? diye sordum.

"Evet" diye cevap verdiler. Sonra tekrar sordum: "Üç kilo altın mı değerli, yoksa siz mi değerlisiniz? Yani vahşi hayvanların size zarar verebilme ihtimalini ciddiye almıyorsunuz da üç kilo altın yanınızda olunca uykunuz kaçıyor." dedim. Gülmekten kendilerini alamadılar."(Mehmed Kırkıncı, Hayatım Hatıralarım, s: 166-Zafer Yayınları, İst.2013)

Not:2- Bu hususu Kırkıncı Hocamız bir eserinde şöyle anlatıyor; "Bir kese altını olan bir adam, o altınları başının altına koysa veya bir yere saklasa bile çalınma tevehhümüyle rahatça uyuyamayacağı gibi, yanında gezdirirken de hırsız ve yankesici ellerden muhafazaya çalışır. İşte, altınına bu derece ihtimam gösteren bir insan, bu ihtimamı evinden tarlasına, koyunundan tavuğuna kadar her türlü mal ve servetine karşı da gösterdiği halde, maalesef çoğu zaman kendisine hiç ehemmiyet vermiyor ve düşmanlardan muhafazaya dikkat göstermiyor.

Beşerî hırsızların vereceği zararlar, dünyevî ve dolayısıyla da fanî ve ehemmiyetsiz olduğu halde, üzerinde bu derece hassasiyetle duran insan, nefis ve şeytan gibi hırsızların onun peşinde her an dolaştıklarını ve yanından hiç ayrılmadıklarını nasıl unutabiliyor?

Altının çalınmasından doğacak zarar ve kayıpları düşünmek suretiyle telaşa düşen insan, mezkûr düşmanların onun önce iffetinden, sadakatinden başlayıp ve en nihayet imanını çalarak kendisini Cehenneme atmalarına karşı neden hassas davranmıyor ve lüzumlu tedbirlere riayet etmiyor?"(Mehmed Kırkıncı, Nükteler, s: 87, Erzurum Kültür Eğitim Vakfı Yayınları, İst. 1987)

*Cenab-ı Hak bize çok nimetler vermiş de, bunların en üstünü akıl. Bir zaman Konya'da bir dersteydik. Orada bir adama sordum; "Sen Cehennem de olsan, sana deseler ki bir uzvunu ver, seni Cennete sokacağız deseler, verir misin?" "Tabii ki veririm" dedi. "Ama hangi azanı alacağımızı biz seçeceğiz" deseler, "Ona da tamam derim" dedi. "Tamam, o zaman, aklını ver, seni Cennete sokacağız" deseler? Adam hemen "Yooo veremem" dedi. "Tabii dedim, deli adamı Cennete koysan, ha hamam, ha Cennet. Deli adam Cennette ne iş görür?" Şimdi akıl öyle bir nimet ki, Cennetin çok üstünde.. 

Not: Aklın en büyük bir nimet olduğu hakkında Hz. Ali(r.a) şöyle buyurmuştur; "En büyük zenginlik akıldır. En büyük fakirlik ahmaklıktır."(Salih Okur)

 

 

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

"Ey Rabbimiz! Nurumuzu tamamla ve bizi bağışla, şüphesiz ki sen her şeye kadirsin."

Tahrim, 8

GÜNÜN HADİSİ

Kalbinde zerre miktarı iman bulunan kimse ateşten çıkacaktır.

Tirmizi, Sıfatu Cehennem 10, (2601)

TARİHTE BU HAFTA

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI