Cevaplar.Org implant

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-99

Ders: 7. Şua, 2. Bab İzah: Prof. Dr. Şener Dilek *Bir ayet-i kerime’de Cenab-ı Hak;


Salih Okur

nedevideobendi@gmail.com

2016-01-08 03:12:44

Ders: 7. Şua, 2. Bab

İzah: Prof. Dr. Şener Dilek

*Bir ayet-i kerime'de Cenab-ı Hak;

وَمَا خَلَقْنَا السَّمَاء وَالْأَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا لَاعِبِينَ

 "Biz gökleri, yeri ve ikisinin arasındakileri oyun olsun diye yaratmadık."(Enbiya: 21/16) buyuruyor.

İşte insanın dünyaya gönderilmesindeki asli gaye, her şeye mukaddem, her şeyin önünde, her şeyin ilerisinde, hayata lazım en ciddi gaye, en hayati, en elzem gaye; Hâlik-i Kâinatı tanımaktır. Allah'a iman etmektir. Sahibini tanımak, Malikini bulmak, yaratılışın sır ve esrarını çözmek, beşerin bugün, yarın, kıyamete kadar en ciddi meselesidir.

Not: Yukarıda yazdığımız ayetin tefsirinde merhum Seyyid Kutup diyor ki; "Bu evrenin özünde, planında, ciddilik vazgeçilmez bir unsurdur. Yüce Allah'ın insanlar için öngördüğü inanç sisteminde, ölümden sonra gerçekleşecek hesaplaşma olayında da vazgeçilmez temel unsur ciddiliktir."(bkz. Fizilal-il Kur'an) Bu mesele evren planında böyle olduğu gibi, insan hayatında da böyledir ve böyle olmalıdır. Peygamberimizin hayat-ı seniyyeleri evrendeki bu ciddiyetin insan hayatına en mükemmel yansımasıdır. Üstad, Muhakemat'ta buna işaret sadedinde "Ahlâk-ı âliyenin, hakikatın zeminiyle olan rabıta-i ittisali ciddiyettir. Ve deveran-ı dem gibi hayatlarını idame eden ve imtizaçlarından tevellüd eden haysiyete kuvvet veren, heyet-i mecmuasına intizam veren yalnız sıdktır. Evet, şu rabıta olan sıdk ve ciddiyet kesildiği anda, o ahlâk-ı âliye kurur ve hebaen gidiyor" diyor. (Muhakemat, s: 145) Buna da bu vesile ile değinmiş olduk. (Salih Okur)

*Eğer insan tefekkürü, eğer insan düşünceyi, eğer insan derin bilgiyi, fikretmeyi, akletmeyi âleminden silerse, o insanın hayatı hayvandan da aşağıya düşer. Ne olur? O insan, tabiri caizse pislik makinesi gibi olur. Yer ve döker, kâinatı kirletir. İşte insanı hayvandan ayıran özellik, düşüncesidir. İnsan, düşündüğü zaman insandır.

Not: Bu meseleyle alakalı Mehmed Kırkıncı Hocamızın bir nüktesini nakledelim; "Topkapı Sarayı'nı her gün binlerce insan ziyaret etmektedir. Bir tek gün olsun, bu sarayın kapısından içeriye bir devenin girdiği ve boynunu uzata­rak antika eserleri temaşa ettiği görülmemiştir. Zira deve, antika eserlerden anlamaz. Onun anlayacağı şey, Topkapı Sarayı'nın bahçesinde otlamaktır.

Topkapı Sarayı kâinata misaldir. Bu kâinatın develer için yaratılmadı­ğı ve semavât ve arzdaki san'at mu'cizelerinin onların temaşasına takdim edilmediği bedihîdir. Bu saray, insanlar için yapıldığına göre, hakikî insan; bu sarayı temâşa ve tefekkür edebilen, yaptığı temâşa ve tefekkürden te­feyyüz edebilen ve bu tefeyyüzle kemâlatın şahikalarına yükselebilen in­sandır. Yoksa sadece dünyevî maişeti ve zevkleri peşinde koşan insanın, bu kâinat sarayının bahçesinde otlayan develerden pek farkı olmaz. (Mehmed Kırkıncı, Nükteler; s: 13-14-Erzurum Kültür Eğitim Vakfı Yayınları, İst. 1987)

*Sanatkâr, sanatlarıyla kendini tanıtır. Mimar Sinan'ı bütün dünya ne ile tanıyor? İşte Süleymaniye… İşte Selimiye… Bu bir kanundur. Sanat eseri sanatkârını tarif eder. İstidat ve kabiliyet sanata yansır. Şimdi yer ve göklerde bütün mevcudat sanat-ı ilahidir, zerrelerden galaksilere kadar. Bütün mahlûkat mu'cizdir, hepsinin üzerinde i'caz sikkesi var. Eşi, dengi, benzeri yok.

* Aklın sıla-i rahmi marifettir, imandır. Her şeyden önce Rabbini tanıyacak, Rabbini bilecek, Rabbini bulacak. Akıl sıla-i rahmine ulaşırsa telezzüz eder, tekeyyüf eder. Peki, imanın sıla-i rahmi nedir? İbadettir. İbadetin sıla-i rahmi de ihlâstır. Allah dininde halis olmak, hasbi olmak, sâfi olmak, sâfileşmek. Riyadan, gururdan, tabasbustan, hasedden, kinden ve iğbirardan gönlünü ve göğsünü temizlemek. Firdevsi bir Cenneti göğsünde yaşamak.

*Kâinat projesinde her şey insan göre, insan istifadesine göre ölçülmüş, biçilmiş. Kâinat tad ve kıvamını insanda buluyor.

* Allahu Teâlâ her şeye yüzlerce gaye takmış. Mesela ağaç..Ağaç nedir? Odun, yontulmamış kaba kereste. Allah odundan meyve yaratıyor. Ağaca gaye takmış; meyve. Meyveye de gaye takmış, içinde vitamin var. Bütün bu vitaminler hayatın tıbbi noktasındaki dengesine hizmet ediyor. Meyvenin içine gaye takmış, çekirdek koymuş. O nasıl bir gaye? "Sen ye, senin evladın yesin, kıyamete kadar bütün beşer yesin." Bir de o meyveye tad ve lezzet noktasından bir rüşvet vermiş. Zarafet, letafet, ambalaj, koku, tad noktalarında da insanın iştihasına açacak bir keyfiyette yaratmış.

Not: Bu meseleyle alakalı olarak Şener beyin "Sen Hiç Nar Gördün mü" adlı yazısını tavsiye ederim.(Prof. Dr. Şener Dilek, Kimdir Şu Tabiat Ana, s: 37-46-Feyza Yayıncılık, İst. 2008)

*Şimdi tasarım mühendisliği gözü ile bakın. Toyota fabrikasında bilgisayarları başında çalışan dünya çapında 400'e yakın tasarım mühendisleri var. Yeni bir yıl gelirken o sene için arabaların modellerini tasarlıyorlar. Birbirine yakın modeller, belki bazen sadece renkleri fark ediyor. Bir de insana bakalım. Hz. Âdem'den bu güne kadar yaşamış ve yaşayan insanların her biri ayrı bir tasarım ürünü. Hiçbiri birbirinin aynı değil. Hepsinin genetik şifreleri farklı. Parmak izleri farklı.. işte Cenab-ı Hakkım eşsiz sanat tasarımları..

Bütün mahlûkatın bir düzen içerisinde yokluktan varlık sahasına adım atmaların mutlak ve muhit ve şaşırmayan bir ilmi, her şeye müessir ve muktedir bir iradeyi, namütenahi ve sonsuz bir kudreti ve sonsuz bir servet ve zenginliği gösteriyor.

Ve bu kadar tasarım modellerinin hiçbiri bir yerden hırsızlanmamış. Hepsi orijinal. Nereden geliyor? Allah'ın ilminden geliyor.

Not: Bu meselede Şener beyin "Modelist ve Stilistler" adlı yazısını da tavsiye ederim(Prof. Dr. Şener Dilek, Konuşan Kâinat, s: 209-215- Feyza Yayıncılık, İst. 2008)

Not:2- Merhum Necip Fazıl diyor ki; "İnsanoğlu birçok meccani nailiyetini kendi öz eseri zanneder. Suratlarımızı bile tapu ile satın aldığımızı sanır ve asla yadırgamayız. Onu kendi kazdırdığımız hüviyet mührü gibi bir şey kabul ederiz. Kazıyanı merak bile etmeyiz. Hâlbuki ismine çehre dediğimiz bu korkunç mührün milyonlarca ve milyarlarca nüshası, çeşidi ile kazıyan bir Hakkak'ın(kazıyıcının) vücudu ruh için olduğu kadar akıl için de muhakkaktır"(Ali Esen, Muzaffer Büyük, Söylenen Hakikatlar, s: 85, Ribat Neşriyat, Konya, 1986)

 Merhum Necip Fazıl "Çile" deki bir şiirinde de şöyle der;

"Yön yön sarılmışım ne yana baksam;

Sarılan olur da saran olmaz mı?

Kim bu yüzü çizen sanatkâr ressam;

Geçip te aynaya soran olmaz mı?" (Salih Okur)

*Bir yerde inşaat çalışması varsa önce orada küçük bir şantiye yapılır. Bir inşaatın şantiyesi o binanın büyüklüğünün ve öneminin göstergesidir. Bina küçükse ona göre küçük bir şantiye yapılır. Ama mesela bir adalet sarayı inşa ediliyorsa, şantiyesi de ona göre olur. Bakın dünya ahiretin şantiyesi. Bu şantiyedeki estetik, sanat, güzelliğe bakın. Şantiye böyle güzel olursa ya Cennet binası nasıl güzel olur? Şantiye bu kadar intizamlı, şantiye bu kadar müzeyyen bu kadar mükemmel ya Cennet nasıl?

Not: Şener beyin bu misali de Kırkıncı Hocamızın Hikmet Pırıltıları'ndan muktebes. Hocamız adı geçen eserde şöyle diyor; "Dünya, ahiretin bir şantiyesi mesâbesindedir. Bir binanın şantiyesi İstanbul kadar olsa, kendisi ne kadar olacaktır? Kıyas ediniz! İşte âhiretin azametine bu misâlden bir derece bakılabilir."(Mehmed Kırkıncı, Hikmet Pırıltıları, s: 171, Yeni Asya Yayınları, İst. 1976)

*Kâinattaki bütün güzellikler, kemaller Cenab-ı Hakkın kemalatından ileri geliyor, onun yansımaları.

Bu İlahi kemalat beş kısım;

1- Esma-i İlahinin kemalatı

2-Sıfat-ı İlahinin kemalatı

3-Zat-ı İlahinin kemalatı

4-Şuunat-ı İlahinin kemalatı

5-Ef'al-i İlahinin kemalatı

*Dünyanın bin sene mesudane hayatı Cennetin bir saatine mukabil gelmiyor. Cennetin bin senesi de bir dakika rüyet-i İlahiye denk gelmiyor. Üstad diyor ki 'bütün cennet bütün güzellikleriyle Cenab-ı Hakkın Cemil isminin bir cilvesi.' Cilve ne? Tam öğle vakti, yakandan bir toplu iğneyi çıkart, güneşe doğru tut. Toplu iğnenin başında güneşin bir cilvesi tezahür etti mi? Bir pırıltı var mı? İşte o pırıltı, güneşten bir cilvedir. Toplu iğnenin başındaki güneşin o pırıltısı nere? Güneşin asıl keyfiyeti, azameti, kadru kıymeti nere? Kıyasa girmez.

İşte misaldeki gibi bütün Cennet bütün letafetiyle Cemil isminin bir pırıltısı. Pırıltısı böyle olursa ya Cemil ismi nasıl? Cemil ismi, kayda girmeyen, vasıf ve tavsifle bilinmeyen mutlak bir derya. Ya bin bir esma-i İlahi nasıl? Nasıl denilmez, zira onlarda vasıf ve kayda girmeyen mutlak bir derya. Bütün esma-i ilahi vasfa ve kayda girmeyen mutlak bir derya, ya Zat-ı Akdes nasıl? Yine nasıl denmez. Asıl kemal zat-ı İlahinin kemalidir.

Not; Üstadın bu konudaki izahlarına bu vesileyle kısaca değinelim; "Ehl-i keşif ve tahkikin ittifakıyla; dünyanın bin sene hayat-ı mes'udanesi, bir saatine değmeyen Cennet hayatı ve Cennet hayatının dahi bin senesi, bir saat müşahedesine değmeyen bir kudsî, münezzeh cemal ve kemal sahibi olan Zât-ı Zülcelal'in müşahedesi, rü'yetidir ki; hadîs-i kat'î ile ve Kur'anın nassıyla sabittir. (Sözler, s: 650)

"Acaba dünyanın bütün mehasin ve kemalâtından binler derece yüksek olan Cennet'in bütün mehasin ve kemalâtı, bir cilve-i cemali ve kemali olan bir zâtın rü'yeti, ne kadar mergub, merak-aver ve şuhudu ne derece matlub ve iştiyak-aver olduğunu kıyas edebilirsen et..."(Sözler s; 650)

"Hattâ İmam-ı Rabbanî (Radıyallahü Anhu) demiş ki: "Letaif-i Cennet, cilve-i esmanın temessülâtıdır." Sözler ( 649 )

"Evet, koca Cennet bütün hüsn ü cemaliyle bir cilvesi bulunan ve bir saat müşahedesi ehl-i Cennet'e, Cennet'i unutturan bir cemal-i sermedî, elbette nihayeti ve şebihi ve naziri ve misli olamaz."(Şualar, s: 77 )

"Otuzikinci Söz'ün âhirinde denildiği gibi: Dünyanın bin sene mes'udane hayatı, bir saat hayatına mukabil gelmeyen Cennet hayatının ve o Cennet hayatının dahi bin senesi, bir saat rü'yet-i cemaline mukabil gelmeyen bir Cemil-i Zülcelal'in daire-i rahmetine ve mertebe-i huzuruna gidiyorsun." (Asa-yı Musa, s: 232 )

"Hem ondandır ki; hadîste geldiği gibi: "Cennet'te bir dakika rü'yet-i cemal-i İlahî, bütün Cennet lezaizine faiktir."(Sözler, s: 625 ) 

* İslamiyeti güzel bir şekilde yaşayan bir mümine 'kâmil bir mümin' deriz. Bir de mükemmil var. Mükemmil kâmilden bin adım ileride. Çünkü mükemmil kendisi kemalat yolunda olduğu gibi, çevresini de tekmil eden, onları da kemal yoluna sevk eden demektir.

Peygamberimiz Cenab-ı Hakkın Mükemmil ismine mazhar. Ama o da bir kul, bir beşer. Rasulullah'ın(aleyhissalatu vesselam) kelamına, sohbetine oturan bir insan bir anda ne oluyor? Sahabe oluyor. En yüksek arif, en yüksek evliyadan daha büyük oluyor. Rasulullah'ın rüyetine mazhariyet böyle olursa, ya Cenab-ı Hakkın rüyetine mazhar olmak insanı ne yapar?

Not: Hadîsin nassıyla "O şuhud, bütün lezaiz-i Cennet'in o derece fevkindedir ki, onları unutturur. Ve şuhuddan sonra ehl-i şuhudun hüsn-ü cemali o derece fazlalaşır ki; döndükleri vakit, saraylarındaki aileleri çok dikkat ile zor ile onları tanıyabilirler." hadîste vârid olmuştur.(Sözler s: 650)

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-157

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-157

Ders: 22. Mektup, 1. Mebhas(Uhuvvet Risalesi) İzah: Mehmed Kırkıncı Hocaefendi *Cenab-ı Hakk

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-156

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-156

Ders: Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s: 31 İzah: Prof. Dr. Şener Dilek *Tebliğ Cemaati var ya, o merke

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-155

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-155

Ders: 29. Mektup, Altıncı Risale olan Altıncı Kısmın Zeyli; Es'ile-i Sitte İzah: Mehmed Kı

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-154

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-154

Ders: 2. Lem’a, 5. Nükte İzah: Mehmed Kırkıncı Hocaefendi *“Asıl musibet ve muzır musi

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-153

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-153

Ders: Kastamonu Lahikası, s: 109 İzah: Prof. Dr. Şener Dilek İzah edilen kısım: “Bu acib a

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-152

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-152

Ders: 2. Lem’a, 2. Nükte İzah: Mehmed Kırkıncı Hocaefendi *Eyyub(a.s)’ın hastalığı, m

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-151

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-151

Ders: Münazarat(s: 95) (3. Ders) İzah: Prof. Dr. Şener Dilek *Hased, ekabirlik, ‘ben yaparı

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-150

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-150

*İzah edilen metin, Münazarat’ta geçen “Zindan-ı atalete düştüğümüzün sebebi nedir?

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-149

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-149

Ders: 26. Söz, Zeyl İzah: Prof. Dr. Alaaddin Başar Not: Bu dersle alakalı ayrıca Alaaddin bey

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-148

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-148

Ders: 29. Mektup, Dokuzuncu Kısım, Telvihat-ı Tis'a İzah: Mehmed Kırkıncı Hocaefendi *Efe

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-147

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-147

Ders: 29. Mektup, Altıncı Kısım, Beşinci ve Altıncı Desise-i Şeytaniyye İzah: Mehmed Kır

De ki: "Onlardan ve her türlü sıkıntıdan sizi Allah kurtarır. Ama siz yine de O'na ortak koşuyorsunuz."

En'am, 64

GÜNÜN HADİSİ

İki kelime vardır ki, Rahman'a sevimli, dilde hafif ve mizanda ağır gelir. Bunlar; "Sûbhanellahi ve bihamdihi, Sûbhanellahil-azim=Yüce Allah'ı hamd ile tesbih ederim, Yüce Allah'ı tenzih ederim." kelimeleridir.

Buhari Tecrid-i Sarih, 2189

TARİHTE BU HAFTA

*Kanije müdafaası(18 Kasım 1601) *Hz.Fatıma'nın(r.anha) Vefatı(22 Kasım 632) *İstanbul'un Müttefikler Tarafından İşgali(23 Kasım 1918) *Alparslan'ın Şehadeti(24 Kasım 1072) *Öğretmenler Günü(24 Kasım)

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI