Cevaplar.Org

ÜÇÜNCÜ SAİD-3

VE ÜÇÜNCÜ SAİD 1949’ dan sonra 3. Said döneminin ilk icraatlarında birisi, Eski Said dönemine ait eserlerin tekrar neşredilmesi ve Arapça olanların da Türkçeye tercüme edilerek yeni harflerle neşridir. İçtimai ve sosyal hayata bakan birçok prensipler ve kaideler, 1. Said dönemine ait eski eserlerinde olduğu için, bu dönemle ilgili en mühim hizmetlerden birisi de bu baskı ve neşir faaliyetleridir.


Nail Yılmaz

naimyilmaz740@gmail.com

2016-01-08 02:51:00

VE ÜÇÜNCÜ SAİD

1949' dan sonra 3. Said döneminin ilk icraatlarında birisi, Eski Said dönemine ait eserlerin tekrar neşredilmesi ve Arapça olanların da Türkçeye tercüme edilerek yeni harflerle neşridir. İçtimai ve sosyal hayata bakan birçok prensipler ve kaideler, 1. Said dönemine ait eski eserlerinde olduğu için, bu dönemle ilgili en mühim hizmetlerden birisi de bu baskı ve neşir faaliyetleridir. Hem bu yeni durum Üstadın şahsi tasarrufu değil, matbuat lisanıyla konuşmak zamanının geldiğine dair şöyle manevi bir ihtara binaendir:

 "Risale-i Nur bu mübarek vatanın manevî bir halaskârı olmak cihetiyle (dehşetli manevi belaların def'i için)matbuat âlemiyle tezahüre başlamak, ders vermek zamanı geldi(ğinden)matbuat lisanıyla konuşmak lâzım gelmiş diye kalbime ihtar edildi."(1)

 Bu lahikanın neşredilmesiyle, "Vatan ve millet ve din namına mükellef olduğum büyük bir vazife"(2) dediği, hayatın geniş dairelerine bakan ve yüzde bir nispetinde olan, hayat-ı içtimaiye ile(3) ilgili vazifeleri ifa etme zaman ve zeminin geldiğini haber verilmektedir.

Bu dönemde devlet adamlarına gönderilen mektuplarda genellikle, "vatan millet ve dini muhafaza etmek için"(4) cümleleriyle başlanarak, çok mühim dini bir meseleye dikkat çekiliyor. Çünkü İslamiyet'te şu beş şeyin korunması çok temel esaslardan birisidir bunlar:

1. Nefsin (canın) korunması. (Maide, 5/32 - Nisa, 4/93 )

2. Aklın Korunması. (Maide, 5/90)

3. Dinin Korunması. (Bakara, 2/256)

4. Neslin Korunması. (İsra, 17/32)

5-Malın Korunmasıdır. Nisa, 4/29- Necm, 53/39 - Bakara, 2/275)

Vatan millet ve din kavramlarının içinde diğer iki madde de (can ve akıl) mücmel olarak bulunuyor. Dolayısıyla bir parça hayatı dünyeviye ve siyasiyeye bakan 3. Said döneminde esas saik ve nokta-i nazar:

*Hamiyet-i dünyeviye değil,

*Hamiyeti diniyedir ve uhreviyedir.

Yani Üstad Bediüzzaman vatan millet ve din gibi kutsalların korunması ve muhafazası için hayat-ı içtimaiye ve siyasiyeye dair beyanları ve davranışları kesinlikle siyasi, cemaati, dünyevi hatta hiçbir maddi ve manevi menfaate dayanmaz.(5)

Çünkü O: "ilim itibariyle insanlara dahi bir menfaat dokundurmak için şer'an hizmete mükellef olduğumdan, hizmet etmek isterim"(6) diyerek, vatan millet ve din için çalışmayı, hizmet etmeyi "feraiz-i diniyeden"(7) saymıştır.  

 Üçüncü Said'in vatan millet ve din namına mükellef olduğum dediği, hayatın geniş daireleri olan hayat-ı içtimaiye ve siyaset-i İslamiyeye dair nasıl bir hizmet yapacağı konusuna girmeden önce üstadın "siyaset" kavramına yaklaşımını ve ona nasıl bir mana yüklediğine kısa bir cümle ile bakılacak olursa:

Evvela; o, hiçbir konuda toptancı bir yaklaşım göstermez. Avrupa'yı, felsefeyi ve dünya hayatını kısımlara ayırarak tahlil ettiği gibi, "Eûzü billahi mineşşeytani ve's siyase" yani, "Şeytandan ve siyasetten Allah'a sığınırım" derken de, siyaseti mutlak manada çirkin ve kötü olarak görmez. İkinci Said döneminde siyasete mesafeli duruşunun kendine has özel şartları vardır.

İstibdat ve menfaat üzerine dönen siyaset ile dinsizliğe alet edilen siyaseti kıyasıya eleştirdiği gibi, R.Nur külliyatında onlarca yerde "Bu memleketin vatanperver siyasîleri" diyerek başladığı mektuplarında vatan millet ve dinin lehine hayırlı işler yapan siyasetçileri muhalif olsun, muvafık olsun her zaman tasvip ve tebrik etmiş, onlara hayır dua ederek, yanlarında durmuştur.

Üçüncü Said ile ilgili bu umumi tesbitler bir kısım soruları da beraberinde getiriyor. Mesela, Üçüncü Said dönemine giren Bediüzzaman ve Risale-i Nur Cemaati:

*Vatan millet ve din namına mükellef olunan içtimai ve siyasi hayatta nasıl bir hizmet yapacaktır?

*Bu siyasi ve içtimai hizmetin sınırları ne olacaktır?

*Hedef kitle kimlerdir?

Bu uzun ve çok önemli üç şıklı sorunun cevabı, üstadın bütün hayatı boyunca peşinden koştuğu ve büyük gayelerinden birisi olan İttihad-ı İslam ana başlığı altında özetlenebilir. Bu büyük hedefe gidilen süreçte, atılacak adımların küresel ölçek, İslam coğrafyası ve ana vatan olmak üzere üç farklı merhalesi vardır. Bu merhaleler de vatan millet ve dinin korunma şartına bağlanmıştır. İttihad-ı İslam ana başlığı altındaki bu şıkların sınırları ve hedefleri açısından bir tasnif yapmak gerekirse:

*Küresel bazda inkâr-ı ulûhiyete karşı "Ehven-i Şer" kaidesiyle "ehl-i kitapla ittifak" etmek.

*Dağılmış olan âlem-i İslam milletleriyle hayr-ı mahz olan, bir farz-ı muzaaf olarak ittihad etmek.

*Vatanın korunması için ise:

1-Müsbet hareket ve asayişin muhafazasını dini bir mecburiyet olarak bilmek(8)

2-Dâhildeki cihad manevi olduğundan millete ve siyasilere irşad tarikiyle hizmet etmek.(9)

3-Harici cihadda ise, ancak düşmanın tecavüzatını def etmek için kuvvetin kullanılması.(10)

Ancak bu üç şartın yerine gelmesiyle "Bu zamanın en büyük farz vazifesi (olan) , ittihad-ı İslâm"(11) tesis edilerek, "Cemahir-i Müttefika-i Amerika gibi"(12) "Cemahir-i Müttefika-i İslâmiye meydana gelecek ve İslâmiyet, dünyaya hâkim ve hükümran olacaktır. Rahmet-i İlahîden kuvvetle ümit ve niyaz ediyoruz."(13)

Vatanın korunması için siyasetçileri irşad yoluyla yapılacak olan hizmeti sadece devleti idare edenlerle sınırlı düşünmek herhalde hedefi küçültmek veya hizmet alanını daraltmak olur. Çünkü devleti idare sanatı denilen siyasetle ilgilenenler sadece devlet idarecileri değildir. Bir memleketin bütün fertleri az veya çok yaşamış olduğu ülkenin sevk ve idaresiyle ilgilidir. Belki de olmalıdır.

 Çünkü Üstad, İ.İ'caz'da medeni bir insanın yaşayabilmesi için, olması gereken maddi ve manevi şartları sayarken, kültür, ekonomi, hukuk ve muamelat gibi şartların yanına bir de "siyaset-ül medeniye" maddesini ilave etmiş.(14) Bununla medeni bir insanın çevresinden ayrı düşünülemeyeceğine dikkat çekip, meyvenin 4. Meselesinde de bunlara şu ilaveleri yapmıştır;

" Ömür sermayesi pek azdır. Lüzumlu işler pek çoktur. Birbiri içinde mütedâhil daireler gibi, her insanın kalb ve mide dairesinden ve cesed ve hane dairesinden, mahalle ve şehir dairesinden ve vatan ve memleket dairesinden ve Küre-i Arz ve nev'-i beşer dairesinden tut..tâ zîhayat ve dünya dairesine kadar, birbiri içinde daireler var. Her bir dairede her bir insanın bir nevi vazifesi bulunabilir.

 Fakat en küçük dairede, en büyük ve ehemmiyetli ve daimî vazife var. Ve en büyük dairede en küçük ve muvakkat, arasıra vazife bulunabilir"(15) diyor. Burada en küçük dairede en büyük vazifeye vurgu yapılırken, yüzde bir nisbetinde olan, en geniş dairelerdeki hizmet de yok sayılmıyor. Sadece her bir vazifenin insan hayatında ne miktarda yer alacağının bir ölçüsü veriliyor.

İ.İcaz'da medeni bir insan hayatının tanzimi ve inşası için zikredilen ve aynı zamanda bir manifesto niteliğinde olan esaslarla, meyvenin 4. Meselesindeki hassas dengeler kurularak hayata geçirilebilse, Üstadın model olarak gösterdiği ve Devlet-i Eflatuniye veya "medine-i fâzıla-i Eflatuniye"(16) diyerek de tarif ettiği, yani en faziletlilerin kurabileceği bir medeniyeti ve sosyal yapıyı gerçekleştirmek imkândan uzak değil. Madem istikbalde en gür seda İslam'ın olacaktır. Bu gaye hayal değil haktır, hakikattır. …

CEVAP BEKLEYEN SORULAR:

Madem R. Nur, Kur'an'ın bu asra bakan bir tefsiridir, bir dersidir. O zaman R. Nur'dan ve müellifinden bu asırda yaşayan her ehl-i imanı az veya çok meşgul eden, sosyal hayat ile ilgili sorulara verilen Kur'ânî cevaplar nelerdir?

R.Nur, imanî ve İslami derslerinin yanında hayat-ı içtimaiye medresesinde okuyan bu ahir zaman müminlerine sosyal hayatla ilgili neler söylüyor? Kitap ve sünnetin bu asra bakan tavsiyeleri, emir ve nehiyleri nelerdir? Ve de bu işlerin pratik hayatta uygulamaları nasıldır? Çünkü "insan(ların) yüzde sekseni ehl-i tahkik" değildir. Ekseriyet ehl-i taklittir, bir cihette avamdır. "Avama ders veren (ise) fiildir."(17) Yani efkâr-ı amme, teoriden ziyade yaşanmış tecrübelere, işin pratiğine bakıyor.

Bu soruların cevaplarına geçmezden önce, yazımızın giriş kısmında da temas edilen, Üstad Bediüzzaman'ın Kur'an'dan alarak beyan ettiği imani ve İslami hakikatler de olduğu gibi, içtimai ders ve prensiplerin de, sadece belirli bir zamana ait olmadığını tekrar hatırlamak lazım. Çünkü O "Risale-i Nur, bu asrı ve gelecek asırları tenvir edecek olan bir mu'cize-i Kur'aniyedir."(18)diyerek R. Nur'un hiçbir zaman "tarihsel" bir eser konumuna düşürülemeyeceğini ifade eder. Bu hususta daha öncede zikredilen şu ateşin cümleleri söyler:

"Gazetelerde neşrettiğim umum makalatımdaki umum hakaikte nihayet derecede musırrım. Şayet zaman-ı mazi canibinden, asr-ı saadet mahkemesinden adaletname-i şeriatla davet olunsam; neşrettiğim hakaikı aynen ibraz edeceğim. Olsa olsa o zamanın ilcaatının modasına göre bir libas giydireceğim.

Şayet müstakbel tarafından üçyüz sene sonraki tenkidat-ı ukalâ mahkemesinden tarih celbnamesiylecelb olunsam, yine bu hakikatları tevessü' ve inbisat ile çatlayan bazı yerlerini yamalamakla beraber, taze olarak orada da göstereceğim. Demek, hakikat tahavvül etmez; hakikat haktır."(19)

Bu paragrafı ehemmiyetine binaen ikinci defa iktibas ettik. Çünkü vatan millet ve din namına hayatı içtimai ve siyasiyeye dair yapılan ikaz ve irşatlar sadece üçüncü Said dönemiyle sınırlı değildir. Üstad, bütün dönemlerinde de bu ikaz ve irşatlarını yapmıştır. Fakat Üçüncü Said döneminde çok partili sisteme geçilmesiyle sosyal hayat ile ilgili ihtiyaçların artmasından dolayı eski eserlerini "matbuat lisanıyla konuşmak lâzım gelmiş" diyerek tekrar neşretmiştir.

Bizde bu sebeplerden dolayı Üstadın içtima-i ve siyasi hayatla ilgili ve diğer emsali görüşlerine yer verirken, 1. ve 2.Said dönemleri, 3. Said'de içtima etmiş olduğundan hareketle, tarihlerden ziyade prensipleri ve ölçüleri nazara vermeye çalışacağız.

İKİNCİ SAİD DÖNEMİNDE NUR TALEBELERİ VE SİYASET İLİŞKİSİ:

Üstad Bediüzzaman aktif siyasetle nur talebelerinin arasını kesin ve kalın çizgilerle ayırarak, Onlara siyaset ile iştigal etmeyi (bazı istisnalar dışında) kesin bir dille yasaklamış. Nur talebelerinin ve Kur'an hizmetkârlarının diğer birçok amme hizmeti yapan kurum ve kuruluşlarda olduğu gibi, siyasi bir yelpazede aktif görünmesinin dini ve imani hizmetlere zarar verebileceği endişesinden dolayı, söylediği şu cümleler çok önemlidir:

"Risale-i Nur, dünyada her cereyanın fevkinde bulunması ve umumun malı olması cihetiyle, bir tarafa tâbi' ve dâhil olmaz."(20)

"Gördüm ki siyaset cereyanlarında hem muvafıkta, hem muhalifte o nurların (çok) âşıkları var." (21) Hem de: " İman dersi için gelenlere tarafgirlik nazarıyla bakılmaz. Dost düşman derste fark etmez."(22)

Nur talebelerinin siyasete karşı duruşlarını ve sınırlarını belirleyen birçok mektuptan bir kısmı şöyledir:

1- "Sakın, sakın! Dünya cereyanları, hususan siyaset cereyanları ve bilhassa harice bakan cereyanlar sizi tefrikaya atmasın."(23)

 2- "Sakın cereyanlara kapılmayınız, siyasete girmeyiniz, asayişe dokunmayınız"(24)

 3-"Evet bu zamanda siyaset, kalbleri ifsad eder ve asabî ruhları azab içinde bırakır. Selâmet-i kalb ve istirahat-ı ruh isteyen adam, siyaseti bırakmalı."(25)

4- "Risale-i Nur'un has ve sadık talebeleri, gayet şiddet ve nefretle siyasetten kaçıyorlar."(26)

5-"Şefkat, vicdan, hakikat, bizi siyasetten men'ediyor." (27)

6-"Nurcular, siyasetlerle alâkaları olmaz. Yalnız iman hakikatlarıyla bütün hayatları bağlıdır."(28)

7- "Nur şakirdleri, hiç siyasete karışmadılar, Çünki iman, mâl-i umumîdir. Her taifede muhtaçları ve sahibleri vardır."(29)

8-"Risale-i Nur şakirdlerinin, mümkün olduğu kadar, siyasete ve idare işine ve hükûmetin icraatına karışmamak bir düstur-u esasîleridir. Hem şimdi hükmeden öyle kuvvetli cereyanlar içinde siyasete girenlerden hiçbir kimse, istiklaliyetini ve ihlâsını muhafaza edemez. Herhalde bir cereyan onun hareketini kendi hesabına alacak, dünyevî maksadına âlet edecek, o hizmetin kudsiyetini bozacak."(31)

9-"Risale-i Nur şakirdleri, siyaseti ve maddî mübarezeyi tam bırakmak ve hiç karışmamak lâzım gelmiş." (32)

10- "Yirmi sene emsalsiz işkencelere tahammül edip siyasete -meslek itibariyle- tenezzül" etmemiştir."(33)

11- "Eski Said, bir mikdar siyasete girdi. Belki siyaset vasıtasıyla dine ve ilme hizmet edeceğim diye beyhude yoruldu..ve gördü ki; o yol meşkuk ve müşkilâtlı"(34)

12-Şeriatta yüzde doksan dokuz ahlâk, ibadet, âhiret ve fazilete aittir. Yüzde bir nisbetinde siyasete mütealliktir; onu da ulü-l emirlerimiz düşünsünler."(35)

13-"Dinin bir hakikatını bin siyasete tercih ederim."(36)

14-"Kur'an-ı Hakîm'in hizmeti, beni şiddetli bir surette siyaset âleminden men'etti. Hattâ düşünmesini de bana unutturdu"(37)

 15- "Evet Risale-i Nur şakirdlerinin meşgul olduğu vazife, en muazzam olan mesail-i dünyeviyeden daha büyüktür. Siyasetle uğraşmaya vaktimiz yoktur. Yüz elimiz de olsa, ancak Nur'a kâfi gelir."(38)

16-"Size kâinatın en büyük mes'elesi olan iman hizmeti yeter."(39)

17-"Nurcular, siyasetlerle alâkaları olmaz. Yalnız iman hakikatlarıyla bütün hayatları bağlıdır." (40)

18- "Büyük Mehdi'nin çok vazifeleri var. Ve siyaset âleminde, diyanet âleminde, saltanat âleminde, cihad âlemindeki çok dairelerde icraatları olduğu gibi.." Vazifeleri var. (41)

19- "Bu zamanda öyle fevkalâde hâkim cereyanlar var ki, her şeyi kendi hesabına aldığı için, faraza hakikî beklenilen o zât dahi bu zamanda gelse, harekâtını o cereyanlara kaptırmamak için siyaset âlemindeki vaziyetten feragat edecek ve ..her halde en a'zam ( olan iman hizmetini) esas yapıp, öteki mes'eleleri esas yapmayacak."(42)

20- "Evet bu zaman hem iman ve din için, hem hayat-ı içtimaiye ve şeriat için, hem hukuk-u âmme ve siyaset-i İslâmiye için, gayet ehemmiyetli birer müceddid ister. Fakat en ehemmiyetlisi, hakaik-i imaniyeyi muhafaza noktasında tecdid vazifesi, en mukaddes ve en büyüğüdür. Şeriat ve hayat-ı içtimaiye ve siyasiye daireleri ona nisbeten ikinci, üçüncü, dördüncü derecede kalıyor."(43)

Dipnotlar

1-Emirdağ Lahikası; 1; 102

2-Şualar, s: 392

3-Hutbe-i Şamiye, s: 95

4- Emirdağ Lahikası; 1; 206

5- Şualar, s: 520

6-Mektubat, s: 62

7- Emirdağ Lahikası; 1; 105

8- Emirdağ Lahikası; 1; 159

9-Abdülkadir Badıllı, Mufassal Tarihçe, 1/661

10- Emirdağ Lahikası; 2: 241

11- Hutbe-i Şamiye, s: 90

12- Hutbe-i Şamiye, s: 57

13-Sözler, s. 771

14- İşaratü'l İ'caz, s: 122

15-Asa-yı Musa, s. 20

16-Divan-ı Harbi Örfi, s; 40

17-Osmanlıca Münazarat, s: 5

18-Tarihçe-i Hayat, s: 463

19- Tarihçe-i Hayat, s: 76

20- Emirdağ Lahikası; 1; 160

21- Mektubat, s: 49

22- Emirdağ Lahikası; 2; 36

23-Kastamonu Lahikası, s: 122

24- Şualar, s: 374

25- Kastamonu Lahikası, s: 123

26- Kastamonu Lahikası, s: 146

27- Kastamonu Lahikası, s: 240

28- Emirdağ Lahikası; 1; 160

29- Emirdağ Lahikası; 1; 180

30-Şualar, s. 362

31- Şualar, s. 362

32- Şualar, s. 388

33- Şualar, s. 461

34- Şualar, s. 461

35- Tarihçe-i Hayat, s: 66

36- Tarihçe-i Hayat, s: 96

37- Tarihçe-i Hayat, s: 179

38- Tarihçe-i Hayat, s: 527

39- Tarihçe-i Hayat, s: 691

40- Emirdağ Lahikası; 1; 160

41- Şualar, s. 590

42- Kastamonu Lahikası, s: 90

43- Kastamonu Lahikası, s: 189-190

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

Sizi topraktan yarattık; oraya döndüreceğiz ve oradan tekrar sizi çıkaracağız.

Tâ Hâ, 55

GÜNÜN HADİSİ

Her insan hata yapar. Hata edenlerin en hayırlıları tevbe edenlerdir."

Tirmizi

TARİHTE BU HAFTA

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI