Cevaplar.Org

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-98

Ders: 26. Söz, 4. Mebhas İzah: Prof. Dr. Alaaddin Başar


Salih Okur

nedevideobendi@gmail.com

2016-01-01 07:28:51

Ders: 26. Söz, 4. Mebhas

İzah: Prof. Dr. Alaaddin Başar

* "Vücud, hayr-ı mahz; adem, şerr-i mahz olduğuna; bütün mehasin ve kemalâtın vücuda rücuu ve bütün maasi ve mesaib ve nekaisin esası adem olduğu, delildir." Sözler (s: 472 ) 

Vücud yani var olmak sırf hayır. Yok olmaya göre var olmak illa hayırdır yani. Taş da olsa, hayır. Yokluk da sırf şer. Bunun böyle olduğuna delil, bütün kemalat ve mehasin(olgunluklar, güzellikler) vücuda raci oluyor. Bütün noksanlıklar, günahkar, isyanlar da ademe(yokluğa) raci oluyor.

Not: Alaaddin Bey, "Yokluğa Dayanan İşler" adlı makalesinde şöyle diyor; "Kusur, kemalin zıddıdır; 'noksanlık ve eksiklik' manasına gelir. Adem, 'yokluk', vücut ise 'varlık' demektir. Buna göre kusur, kemalsizliktir, kemalin yokluğudur. Kemal ise vücut âlemine girer. Mesela, ilim bir kemaldir ve vücut âlemindendir.

Cehalet ise ilmin yokluğudur ve bir kusurdur. Türkçede adem alemleri, çoğu zaman, 'siz' ekiyle, yahut 'olmayan' kelimesiyle ifade edilir. İmansız, ahlaksız, insafsız, vicdansız, kabiliyetsiz, merhametsiz gibi kelimeler hep adem alemlerini ifade ederler.

Bunların her biri bir vücut âleminin terkinden doğmuşlardır. İman vücut âlemindendir, imanı olmayana imansız denilir. Keza, insaf vücut âlemlerindendir. İnsafı olmayana da insafsız denilir. Diğerleri de aynı şekilde düşünülebilir.

"Vücud kainatları ve hadsiz adem alemleri birbirleriyle çarpışırken ve Cennet ve Cehennem gibi meyveler verirken ve bütün vücud alemleri "Elhamdülillah Elhamdülillah" ve bütün adem alemleri "Subhanallah Subhanallah" derken -Asa-yı Musa-

Vücut âlemleri cenneti, adem alemleri ise cehennemi netice verirler. Namaz kılmak bir iştir, vücut âlemindendir. Kılmamak ise adem alemlerine girer. 'Namaz kılmamak' diye ayrı bir fiil yoktur. Aynı şekilde zekat vermek hayırlı bir iştir, vermemek ise ademdir.

Bazen şöyle bir soru soruluyor: Birçok insan, adem alemleri dediğimiz sahada nice yanlış işler yapıyorlar. Bunları nasıl yok kabul edeceğiz? Burada bir yanlış değerlendirme söz konusu. İman vücuttur, küfür ademdir. Yani küfrün bir hakikati yoktur. 0, sadece imanın terk edilmesi, imana sırt çevrilmesidir. Bununla birlikte, küfrü kabul eden insanlar yok değillerdir; yani küfür adem alemine girer ama bu ademe inanan kafirler mevcutturlar; yok değildirler.(Prof. Dr. Alaaddin Başar, Risale-i Nur'dan Kelimeler, Cümleler, Cilt: 1, s: 502-503 İst. 2007)

 *Yokluktan mümin olmaya kadar var olmanın hayır cihetleri;

1-Yoklukta kalmayıp, varlığa çıkmak

2-Cansız değil de canlı olmak

3- Hayvan değil insan olmak 

4-Kâfir değil mümin olmak

En baştaki varlık sahasına çıkmak mutlak hayır, diğerleri de o hayrın farklı dereceleri yani.

*Bütün kemalatlar vücuda bakıyor. Mesela adam bir okula gidiyor, şu bilgileri öğreniyor, şu fakülteyi bitiriyor, şu makama geliyor. Bunların hepsi vücudi şeyler. Okuldan kaçıyor, hiçbir şey öğrenemiyor, iş bulamıyor, bu oldu adem.

Dünyevi işlerde de böyledir, çalışmak bir vücuddur, ortaya bir eser çıkar. Tembellik ademdir, ortaya hiçbir şey çıkmaz. Dolayısıyla maddi olarak da bütün hayırlar vücuda raci oluyor. 'Bütün günahlar, isyanlar da ademidir' diyor. İsyanın adem olması vücudun terki noktasında. İsyan kendisi yok demek değil, kendi var. Mesela adam yalan söylüyor. Yalan söylemek diye bir şey var. Ama bu adem oluyor. Çünkü, yalan gerçekte olmayan bir şey. Mesela bugün Hasan'ı görmemiştim. 'Gördüm' dersem, bu yalan oldu. Ademe incirar etti bu, görmemiştim çünkü. 

Doğru söylemek, olan bir şeyi söylemek olduğu için vücud iken, yalan söylemek ise, olmayan bir şeyi söylemek olduğu için adem ve dolayısıyla şer oldu. Namaz kılmamak ne oldu, adem oldu. İffetli olmak, olmamak, mümin olmak-olmamak.. Bakın olumsuzluklar hep şer oldu.

Not: Bir şeyler ortaya koymak, çalışmak hayatı tatlılaştırır ve renkli hale sokar. Onun için Voltaire haklı olarak şöyle demiştir; "Çalışmak bizi şu üç beladan kurtarır; Can sıkıntısı, kötü alışkanlıklar ve yoksulluk." Ve yine demiş ki; "Allah'ın insana en güzel hediyesi, çalışma zorunluluğudur." Tenbellik ve yeknesaklık ile monoton bir hayat ise sıkıcıdır. Bediüzzaman buna işaretle der ki; "İşsiz, tenbel, istirahatla yaşayan ve rahat döşeğinde uzananlar, ekseriyetle sa'yeden, çalışanlardan daha ziyade zahmet ve sıkıntı çeker. Çünki daima işsizler ömründen şikayet eder; eğlence ile çabuk geçmesini ister. Sa'yeden ve çalışan ise; şâkirdir, hamdeder, ömrün geçmesini istemez." (Lem'alar s: 125)

* "Onun için, vücudun en parlak nuru olan hayat, ahval-i muhtelife içinde yuvarlanıp kuvvet buluyor."(Sözler, s: 472) Cenab-ı Hak hayatımızda niye muhtelif haller veriyor? Olduğu gibi yeknesak(tekdüze) bıraksaydı. Bırakmıyor da, yoruluyoruz, üzülüyoruz, bir yakınımızı kaybediyoruz ilaahir, hayat böyle düz bir hatta gitmiyor yani..O, taşın hayatı gibi olur. Hayvanlarda dahi tek düze bir hayat yok, acıkıyor, hastalanıyor, elem çekiyor vs.

Üstad 32. Sözün Birinci Mevkıf'ında insan nevini konuşturuyor ya; "bizdeki karışıklıklar bir nevi kitabettir."(Sözler s: 594) Düz bir çizgiden yazı olur mu? Eğri büğrülerden yazı çıkıyor yani. Düz bir hayat düşünelim, en ufak bir keder, en ufak bir elem hiçbir şey yok yani. Tatsız tutsuz olur. Avrupa'nın felsefesi bu; hiçbir şeye üzülmemek. Hatta üzüntü verici bir şey konuştuğunda on hakaret kabul ediyorlar; "beni niye üzüyorsun, niye hakaret ediyorsun?"

Hâlbuki hayat düz bir çizgi değil, daima değişiyor. Nasıl bir gün içinde öğle oluyor, akşam oluyor, karanlık basıyor. Sadece karanlık veya sadece ışık olmuyor yani. Öyle olsa çok sıkıcı olur. Hayat da öyle yani.

Not: Prof. Dr. Şener Dilek Bey, 1983'de not defterine şöyle yazmış; "Düz bir hayat düz bir hattır. Hiçbir mana ifade etmez. İnsan hayatı ne kadar eğri büğrü, musibetli olsa bir mana kazanıyor. Cenneti kazandırıyor. Koyunun hayatı düz bir hat. Oruçsuz bir sene düz bir hattır. Arada bir ay oruç ona bir eğrilik veriyor. Yeknesak bir hayat bir mana ifade etmez. Koyun bir sene daha fazla yaşasa ve ya yaşamasa bir şey ifade etmez. Ama insan için bir ay hatta bir gün bile çok şeyleri değiştirir. Çok fasıklar salih olur, çok kâfirler mümin olabilir."

Not:2: Üstad, Hastalar risalesinde şöyle der; "Hayat, daima sıhhat ve âfiyette yeknesak gitse, nâkıs bir âyine olur. Belki bir cihette adem ve yokluğu ve hiçliği ihsas edip sıkıntı verir. Hayatın kıymetini tenzil eder. Ömrün lezzetini sıkıntıya kalbeder. Çabuk vaktimi geçireceğim diye, sıkıntıdan ya sefahete, ya eğlenceye atılır. Hapis müddeti gibi, kıymetdar ömrüne adavet edip, çabuk öldürüp geçirmek istiyor. Fakat tahavvülde ve harekette ve ayrı ayrı tavırlar içinde yuvarlanmakta olan bir hayat, kıymetini ihsas ediyor, ömrün ehemmiyetini ve lezzetini bildiriyor. Meşakkatte ve musibette dahi olsa, ömrün geçmesini istemiyor. "Aman Güneş batmadı, ya gece bitmedi" diye sıkıntısından of! of! etmiyor.

Evet gayet zengin ve işsiz, istirahat döşeğinde herşeyi mükemmel bir efendiden sor; ne haldesin? Elbette, aman vakit geçmiyor, gel bir şeş-beş oynayalım, veyahud vakti geçirmek için bir eğlence bulalım, gibi müteellimane sözleri ondan işiteceksin.. veyahud tûl-i emelden gelen, bu şey'im eksik, keşki şu işi yapsaydım gibi şekvaları işiteceksin. Sen bir musibetzede veya işçi ve meşakkatli bir halde olan bir fakirden sor; ne haldesin? Aklı başında ise diyecek ki: "Şükürler olsun Rabbime, iyiyim, çalışıyorum. Keşki çabuk Güneş gitmeseydi, bu işi de bitirseydim. Vakit çabuk geçiyor, ömür durmuyor gidiyor. Vakıa zahmet çekiyorum, fakat bu da geçer, herşey böyle çabuk geçiyor." diye, manen ömür ne kadar kıymetdar olduğunu, geçmesindeki teessüfle bildiriyor. Demek meşakkat ve çalışmakla, ömrün lezzetini ve hayatın kıymetini anlıyor. İstirahat ve sıhhat ise, ömrü acılaştırıyor ki, geçmesini arzu ediyor."(Lem'alar, s: 217 )

* "Mütebayin vaziyetlere girip tasaffi ediyor."(Sözler s: 472 ) Mütebayin; birbirine zıt, ayrı ayrı şeyler demek. Bir gün sıhhatli, bir gün hasta, bir gün üzüntülü, bir gün sevinçli, bir gün kavga eder, bir gün barışır, böyle karmakarışık bir hayatımız var.. 

* "Ve müteaddid keyfiyatı alıp, matlub semeratı veriyor." (Sözler s: 472) Matlup semerat ondan istifade edersek olur tabii..Bir adamın derdi var, dinledin, üzüldün, acıdın, ondan sevap kazanıyorsun. Ama adamın derdi var, dinledin, ama oradan kadere itiraz ettin, o sana bela olur. Mesele oradan sevap meyveleri kazanmak, musibetlerden de, nimetlerden de..İkisi de mümkün yani..

Not: Bir insanın derdini dinlemekle alınacak sevap ve nura Hz. Mevlana şöyle işaret ediyor; "Bir dertlinin dert ve elemini dinlemek, ona verilecek en büyük zekâttır"(Salih Okur)

Not-2: Mehmed Kırkıncı Hocaefendi, insanın musibetlerin arkasından matlup semereleri almasını şöyle izah ediyor; "Her güzel şey, kahharane bir fırtınanın peşinden geliyor. Gök gürültüsü ve şimşeği yağmurun takip etmesi gibi, annenin çektiği azîm sancı evlâdı meyve veriyor. Aynı şekilde, toprak altında oraya mahsus fırtınalarla parçalanıp dağılan bir çekirdeğin kalbinden muhteşem bir ağaç vücuda geliyor. Yeni dünyaya gelen bir çocuk, diş sahibi olmak için damaklarının yarılmasına rıza gösteriyor. O inci taneleri bir acının meyvesi oluyor. Ve nihayet insan da bu dünyada çeşitli musibetlere ve zahmetlere düçâr oluyor, neticede vefat edip, toprağa gömülüyor ve orada cesedi çürüyüp dağılıyor. İşte ebedî saadet de, iman ve sabır kaydıyla bu fırtınaların semeresi olarak tezahür ediyor."(Mehmed Kırkıncı, Nükteler, s: 85-86-Erzurum Kültür Eğitim Vakfı Yayınları, İst. 1987)

Kırkıncı Hocamız başka bir yerde de şöyle der; "Suyun insanı sürükleyip götürmesiyle, insanın suda yüzmesi arasında ne kadar büyük fark olduğu zahirdir. Birinci halde, su insanı boğarken, ikinci halde insan sudan istifade etmekte ve onu yol yaparak mesafe kat etmektedir.

İşte, karşılaştığımız her bir hâdise ve başımıza gelen her bir musibet, birer sel mesâbesindedir. Meselelere Kur'ân güneşiyle nazar eden insan, bu hâdisat selleri içinde kolaylıkla yüzerek boğulmamakta, bilakis o meseleleri kendi hakkında bir terakki basamağı yapmaktadır." ."(Mehmed Kırkıncı, Nükteler, s: 58-Erzurum Kültür Eğitim Vakfı Yayınları, İst. 1987)

* "Ve müteaddid tavırlara girip, Vâhib-i Hayat'ın nukuş-u esmasını güzelce gösterir."(Sözler s: 472) Vâhib-i Hayat; Hayatı bize hibe eden demek. O Vahib-i Hayat isimlerinin cilvelerini hayatımızda gösteriyor. Açlık veriyor, karnımızı doyuruyoruz. Rezzak(rızık verici) ismini gösteriyor. Hastalanıyoruz, iyileşiyoruz, Şâfi(Şifa veren) ismi kendisini gösteriyor. İhtiyarlık veriyor, kalbimiz daha fazla ahirete müteveccih oluyor, derece alıyoruz ilaahir..

* "Hattâ en büyük bir lezzet, yeknesaklık içinde hiçe iner."(Sözler s: 472 ) Ülfete de benziyor bu. Mesela hava en büyük bir nimet iken o kadar alışmışız ki ne kadar büyük bir nimet olduğu hatırımıza gelmiyor bile. Hâlbuki en büyük bir nimet aslında. Yeknesaklık içinde insan nimetleri unutabiliyor yani. Havayı unuttuğu gibi. Her sabah sıhhatle uyanıyor, hiçbir zaman hasta uyandığı yok. O sıhhat nimeti insanın gözünde kayboluyor yani.. Ama bazen sıhhatli bazen hasta olduğunda insan sıhhatin kadrini anlayabiliyor.

Not: Onun içindir ki Yahya bin Hüseyin(rahimehullah) şöyle demiştir; "Belaların menşei sıhhat ve afiyette daim olmaktır. Eğer Firavun biraz hastalık çekmiş olsaydı, tanrılık davasına kalkışmazdı."

Böyle insanlar hayatın gaye ve değerini de düşünemezler. Panait Istratı bu gibi zavallılar için şöyle der; "İnsan olmak ve hayatı hayvanlardan daha az anlamak..Ne hazin şey…"(Salih Okur) 

Not: Hz. Mevlana der ki;

Renc u ğamra Hak pey-î an âferid

Tâ bedinzıd hoşdîlî âyed pedîd

"Cenab-ı Hak hastalığı ve gam u kederi, gönül hoşnutluğu meydana çıksın ve anlaşılsın diye yaratmıştır. (Salih Okur) 

* "Madem hayat, esma-i hüsnanın nukuşunu gösterir." (Sözler, s: 472) Hayat tek düze olsa Cenab-ı Hakkın birçok ismi insanda görünmez, ama hastalandığında ayrı bir isim, zillete düştüğünde ayrı bir isim, fakir olduğunda ayrı bir isim, zengin olduğunda ayrı bir isim ilaahir tecellisi gösterir. İnsanın Allah katında değeri artar.

Onun için aslında "Hayatın başına gelen her şey hasendir."(Sözler s:472)

Not: Ebu Ali Dekkak(k.s) der ki; "Hüzün ve kedere müptela olan kimseler, yıllar yılı elem yüzü görmemiş kimselerin kat edemeyeceği mesafeleri, Allah'a giden yolları kat etmiş olurlar."

Hz. Mevlana da Mesnevi'de diyor ki; "İlahi takdir icabı olarak sana belalar gelince, eseflenme. Bu kahırlar yüzünden elindeki sermayeyi sevgiliye bağışlarsın."

Ve yine buyurur ki;

"Gam ve keder bir hazinedir. Senin hastalık ve meşakkatin de bir hazinedir. Lakin bu fikir çocuklara nasıl tesir eder, bunun böyle olduğunu nasıl anlarlar?"(Salih Okur)  

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

Göklerde ve yerde olanların hepsi Allah'ı tesbih etmektedir. O, üstündür, hikmet sahibidir.

HAŞR, 1

GÜNÜN HADİSİ

Hafızasında Kur'an'dan hiçbir ezber bulunmayan kişi harab olmuş bir ev gibidir

Tirmizi, Sevatbu'l-Kur'an 18, 2914

TARİHTE BU HAFTA

*Uyvar Kalesi Fethedildi.(24 Eylül 1663) *Niğbolu Savaşaı Kazanıldı.(25 Eylül 1396) *Birinci Viyana Kuşatması(27 Eylül 1529) *Preveze Deniz Zaferi(28 Eylül 1538) *Demokrat Parti Kapatıldı(29 Eylül 1960)

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI