Cevaplar.Org

MEHMET GÜNAY TÜMER

Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin Tarihçe-i Hayat kitabının sonlarında, rahmetli Prof. Dr. İbrahim Canan’ın çektiği bir fotoğraf vardır. Bu fotoğrafta Hz. Üstad’ın arkasında bulunan en uzun boylu şahıs, rahmetli Mehmet Günay Tümer’dir. Fotoğrafın çekildiği 1959 senesinde Mehmet Günay, Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi talebesidir. O gün, Beyrut Palas Otelinde bulunan Hz. Üstad’ı ziyaret etmek için gitmişti. O tarihte, başta Atıf Ural ve İbrahim Canan olmak üzere, diğer üniversite talebeleriyle beraber, Ankara’da, bir dersane-i Nûriyede beraber kalmaktaydılar


Ömer Özcan

ozcannurs@hotmail.com

2015-12-24 10:22:17

Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin Tarihçe-i Hayat kitabının sonlarında, rahmetli Prof. Dr. İbrahim Canan'ın çektiği bir fotoğraf vardır. Bu fotoğrafta Hz. Üstad'ın arkasında bulunan en uzun boylu şahıs, rahmetli Mehmet Günay Tümer'dir. Fotoğrafın çekildiği 1959 senesinde Mehmet Günay, Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi talebesidir. O gün, Beyrut Palas Otelinde bulunan Hz. Üstad'ı ziyaret etmek için gitmişti. O tarihte, başta Atıf Ural ve İbrahim Canan olmak üzere, diğer üniversite talebeleriyle beraber, Ankara'da, bir dersane-i Nûriyede beraber kalmaktaydılar.

1956 senesinde Ankara'da ilk defa Risale-i Nur kitaplarının matbaalarda basımını başlatan rahmetli Atıf Ural, Günay Tümer'in eniştesidir. Atıf Ural, 1959'da Günay Tümer'in ablası Fatma Aydoğdu ile evlenmiştir. Bu izdivaç, Hz. Üstad'ın izniyle oluyor… Atıf Ural 1966'da 33 yaşında iken vefat etmiştir…

Rahmetli Prof Dr. Günay Tümer, Kastamonu'nun Araç ilçesinden, hâkimlik görevi yapan bir babanın evladı olarak 1938'de Ankara'da doğmuştur. İlk ve orta öğrenimini Kastamonu'da tamamlayan Günay Tümer, aynı senelerde Bediüzzaman Hazretlerinin yakın talebelerinden Mehmet Feyzi Efendi'nin tedrisinden de geçmiştir.

Günay Tümer, 1957'de Ankara İlâhiyat Fakültesine kaydolur ve 1961 yılında mezun olur. Çeşitli okullarda öğretmenlik ve idarecilik yaptıktan sonra 1969 yılında Ankara İlâhiyat Fakültesinde Dinler Tarihi asistanı olarak akademik hayata adım atar. Günay Tümer, 1986 yılında profesör olarak Bursa Uludağ Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Dinler Tarihi Anabilim Dalı Başkanlığına atanır. Bu görevi uzun yıllar devam eder.

Prof Dr. Mehmet Günay Tümer, 22 Ağustos 1995 tarihinde, içinde eşinin ve çocuklarının da bulunduğu bir otomobille, Kastamonu-Araç yolunda giderken kaza yapmış ve 57 yaşında iken vefat etmiştir.

Prof. Dr. Mehmet Günay Tümer'in hayatını, bilhassa kitabımızın hedefiyle ilgili kısımları araştırırken ablası Fatma Aydoğdu Ural Hanımefendi yardımcı oldular. Talebim üzerine Aydoğdu Hanımefendi kardeşi Günay Tümer'i anlatan bir mektup ile çokça fotoğraflar göndermiştir adresime. Daha sonra ilave bilgiler de aldım. Kendisine damadı Prof. Dr. Mehmet Cebeci yardımcı olmuştur. İkisine de çok teşekkür ediyorum. İlk defa yayınlanan hatıralar kendilerine tashih ettirilmiştir.

Rahmetli Günay Tümer'in eşi Nezahat Tümer Hanımefendinin sevgili eşini anlattığı duygu yüklü bir metin de, yazının sonuna ilave edilmiştir.

Fatma Aydoğdu'nun yazdığı mektupta Veli Işık Kalyoncu ismi de geçmektedir. Veli ağabey ile merhum Günay Tümer'in, çocukluktan itibaren üniversite sonuna kadar çok yakın beraberlikleri olmuş. Bu sebeple Veli ağabeyi de Bursa'da evinde ziyaret ettim. Veli Işık Kalyoncu'nun da Hz. Üstad'a ziyaretleri var. Bu hatıraları ayrıca yayınlanacaktır. Veli Işık Kalyoncu, Bediüzzaman Hazretlerinin Kastamonu Karadağ'da bilinen "Çam Ağacı" hakkında bir tashihat yaptı. Çok iddialı ve kesin konuştu... Bu sebeple bu konuyu metnin sonuna aldım. İnşallah bu vesileyle doğru bilinen bir yanlışı düzeltmiş oluruz… 

ABLASI FATMA AYDOĞDU URAL ANLATIYOR

Rahmetli Atıf Ural'ın eşi ve Rahmetli Prof. Dr. Mehmet Günay Tümer'in ablası Fatma Aydoğdu Ural'dan, kardeşi Mehmet Günay Tümer hakkında hatıralar:

Kardeşim çok yaramaz bir çocuktu, Feyzi Efendiden ders almaya başlayınca çok değişti

Merhum Mehmet Günay Tümer benim kardeşimdir. 1938 yılının Haziran ayında Ankara'da doğmuştur. Babamız Ahmet Cemal Tümer'in hâkimlik görevi dolayısıyla çocukluğu, Kastamonu'nun kazası Daday ve Kastamonu'da geçmiştir. İlk, orta ve lise tahsilini Kastamonu'da yapmıştır.

Kardeşim çok yaramaz bir çocuktu. Asiyeler, Ulviyeler, Zehralar diye lahikalarda ismi geçen Hacı Zehra Teyze sık sık bize gelirdi. Annemin üzüntüsünü görünce, "Sen onu Mehmet Feyzi Efendiye gönder, bak nasıl uslanacak" demiş. Hakikaten Mehmet Feyzi Efendiyi ve Risale-i Nur'u tanıdıktan sonra kardeşim çok değişti. Veli Işık Kalyoncu ve Kamil isimli iki arkadaşıyla beraber…

Üstad Hazretleri, Karadağ'daki çamın altında Mehmet Feyzi Efendi ve diğer talebeleri ile ders yaparlarmış. Üstad Hazretlerinden sonra, Mehmet Feyzi Efendi de bazen o çamın altında ders yapmaya giderdi. Kardeşim Mehmet Günay ve iki arkadaşı Veli Işık Kalyoncu ve Kamil de o derslere katılırlardı. Lise döneminde Mehmet Feyzi Efendi'nin derslerine devam eden bu üç arkadaş, liseden sonra okumaya ara verdiler ve iki yıl boyunca her gün giderek Feyzi Efendi'den Arapça, Farsça ve Risale-i Nur dersleri aldılar. İki yıldan sonra ise üniversite dönemi başladı.

Çok az uyuyoruz, başımızın altına tuğla, tahta gibi şeyler koyuyoruz ki uyuyup kalmayalım

Kardeşim Mehmet Günay, iki arkadaşı ile beraber Hz. Üstad'a, "Hangi fakülteye gidelim?" diye sormaya gittiler. Üstad Hazretleri, "Ankara'daki ağabeylerinize sorun" demişler. Ağabeylerden Atıf Ural'ın "Şimdiki aklım olsaydı öğretmenliği seçerdim" demesi üzerine üç arkadaş İlahiyat Fakültesine kaydoldular ve Ankara Ulucanlar dersanesinde kalmaya başladılar. Mehmet Günay'ın Risale-i Nur hizmeti o senelerde başlamıştır. Atıf Ural ve diğer ağabeyler ile beraber Sözler'in, 1956'da başlayan yeni harflerle basım hizmetlerinde çalışmıştır. Hatta Kastamonu'ya bir gelişinde, "Abla kimseye söyleme, annem duymasın… Sözler'i bir an evvel çıkarabilmek için geceleri çok az uyuyoruz, başımızın altına tuğla, tahta gibi şeyler koyuyoruz ki uyuyup kalmayalım" demişti.

Kardeşim Günay Tümer'in Üstad Hazretleri ile çok görüşmeleri olmuştur.

Üstad izin verince Atıf Ural benimle evlendi

Mehmet Günay, İlahiyatta okurken Kastamonu'da bir kız ile nişanlandı. "Bu çok iyi bir kızdır, sakın kaçırmayın…" telkinlerinin etkisiyle, düğünleri daha sonra yapılmak üzere, kısa zamanda din'i ve resmî nikâhları yapıldı. Ancak bunları Üstad Hazretlerine sormamıştık, sormayı düşünememiştik.

Bu arada Atıf Ural, Üstad Hazretlerini ziyaret ederek "Evlenebilir miyim?" diye soruyor. Üstad Hazretleri bir cevap vermiyor. Daha sonra tekrar sormaya gittiğinde, Üstad Hz.leri bu sefer: "Atıf'ın hizmeti bitti. Evlenebilir. Ama Mehmet Günay'ın hizmeti daha bitmedi. O evlenemez" diyor. Bu izinden sonra Atıf Ural, Fatma Aydoğdu ile yani benimle Ankara'da nikâhlandı. Sene 1959…

Müteakiben Kastamonu'ya dönüldüğünde, Mehmet Günay'ın nikâhlandığı kızın ağabeyi ciddi muhalefet ederek, bu evlilik işinden ailesini vazgeçiriyor. Böylece Hz. Üstad'ın işareti de açığa çıkıyor. Mahkeme yoluyla boşanan Mehmet Günay ancak 8-10 sene sonra asıl evliliğini yapıyor.

Elim bir trafik kazasında vefat etti

Kardeşim, Üniversite bittikten sonra Malatya-Akçadağ'da din dersleri öğretmeni olarak göreve başladı. Ankara-Kalaba ve Kastamonu Kız Öğretmen Okulunda da görev yaptı. Kastamonu'da bulunduğu sıralarda yine Mehmet Feyzi Efendi'nin derslerine devam ederdi.

Daha sonra asistan olarak Ankara İlahiyat Fakültesine girdi. Ankara İlahiyat Fakültesinde ders verdiği zamanlarda, "Derslerde Risale-i Nur'dan bazı meseleler anlattığımda ve misaller verdiğimde, bakardım ki sınıfta bazı öğrenciler birbirine bakıyor ve kımıldanmalar oluyor. Kendilerini tanımasam da anlardım ki, bunlar Nur Talebesi öğrencilerdir." diye hatıralar anlatırdı bize.

Vefatından önce, bir sempozyumda sunmak üzere bildiri hazırlığı vardı. Bir yere gittiği zaman bu amaçla yanında Risaleler götürür, çalışırdı. Kastamonu'ya da öyle gitmişti. Elim trafik kazası sonrasında eşi Nezahat Hanım; su kanalında ters dönmüş olan arabanın bagajındaki bütün eşyaların, çantaların içlerinin çamur ve su ile dolu olduğunu, ancak Mehmet Günay'ın Risale-i Nur kitaplarına bir damla bile çamur bulaşmadığını görmüştü.

EŞİ NEZAHAT TÜMER ANLATIYOR

Yüce Rabbim bizi bir kazada birleştirdi, yirmi sekiz sene sonra başka bir kazada ayırdı… Beni de özlem ve hüzün dolu bir sabır imtihanıyla baş başa bıraktı. "Muhakkak ki Allah (c.c.) sabredenlerle beraberdir" âyet-i kerimesi sabır gücümü arttırıyor. Yüce Rabbim Günay Bey'le ağlattı; Ömer'le, Özge ile güldürecek inşallah.

Günay Bey bana hep sabırlı olmamı, taş atana ekmek atmamı söylerdi. Bunu Günay Bey'i kaybettikten sonra daha iyi anlıyor ve yerine getirmeye çalışıyorum… Onun meziyetlerini, insanlığını saymakla bitirebileceğimi sanmıyorum.

Nazik, kibar, alçakgönüllü, herkes ile uyum sağlayan, girdiği topluluklara neşe getiren, insan hak ve hukukuna saygı gösteren bir kişiliğe sahipti.

Kazadan yarım saat önce idi. Benzinlikten benzin aldık. Kendisi lavaboya kadar gidecekti. Arabayı gölgeye alıp bizi rahat ettirmek istedi. O sırada bir adama arkadan hafifçe değdi. Dikiz aynasında selamlaştılar. Lavabodan döndükten sonra direksiyona geçti, kemerini taktı. Fakat içi rahat değildi. "Kızım deminki adam nereye gitti" diye sordu. Özge "Kahveye gitti babacığım" diye cevap verdi. Günay Bey "Bana beş dakika müsaade edin" dedi ve kahveye gitti. Gülerek geri döndü. "Ne oldu?" diye sorduğumda, "Adamla tokalaştık, helalleştik. Şimdi huzur içinde yolumuza devam edebiliriz" diyerek direksiyona geçti.

Kısaca, çok iyi bir eş, mükemmel bir baba, değerli bir hoca, sevilen, aranılan, hiçbir zaman unutulmayan bir dost, bir arkadaş, bir insandı. Allah (c.c.)'ın izni ile inanıyorum ki hayat mücadelesinde o bana güç ve kuvvet verecek. Allah (c.c.) onu Peygamber Efendimize komşu yapsın, bana ve onu sevenlere sabır versin. Ruhu şad olsun. Âmin.(1)

KARADAĞ'DA BULUNAN HZ. ÜSTAD'IN ÇAM AĞACI KESİLMEDİ AYAKTADIR

Veli Işık Kalyoncu 1936 Kastamonu-Tosya doğumludur. 1961 Ankara İlâhiyat Fakültesi mezunudur. Emekli öğretmendir. Şimdi Bursa'da ikâmet etmektedir. Kendisini evinde ziyaret ettim. Hz. Üstad'a ziyaretleri var… Kastamonu'da Mehmed Feyzi Pamukçu ağabeyin tedrisinden geçmiş... Bu hatıraları, ayrıca "Ağabeyler Anlatıyor" kitaplarında yayınlanacaktır.

Veli Işık Kalyoncu ile rahmetli Günay Tümer'in ve Atıf Ural'ın çok beraberlikleri olmuş. Veli ağabey, çok iyi tanıyor Günay Tümer'i. Şöyle söyledi: "Küçüklükten itibaren Mehmet Günay Tümer'le üniversite dâhil bütün okullarda hep aynı sınıfta ve aynı sıralarda olduk. Mehmed Feyzi ağabeye de her zaman beraber giderdik. Üstad'ın Kastamonu Karadağ'daki Çam Ağacına da Mehmed Feyzi ağabeyle beraber gittik hep. Mehmed Feyzi ağabeyle belki yüz elli kere gitmişizdir bu ağacın altına."

Veli Işık Kalyoncu daha sonra çok önemli bir şey söyledi: "Üstad Hazretlerinin Kastamonu-Karadağ'a çıktığında altına oturduğu "Çam Ağacı", kesilen o "Eğri Çam Ağacı" değildir. Üstad'ın "Çam Ağacı" çataldır ve hâlâ ayaktadır." Veli ağabey daha sonra beş adet fotoğraf getirdi ve bahsettiği ağacın resimlerini gösterdi. Fotoğraflarda Çam Ağacının altında ve gövdesinde Veli Işık Kalyoncu ile beraber Günay Tümer ve Atıf Ural görülmekteydi.

***

Veli Işık Kalyoncu bunları söyledikten sonra heyecanla eline fotoğrafları verdim ve -kamerayla da tespit ettiğim- aramızda şöyle bir konuşma geçti:

-Veli ağabey Üstadımız Karadağ'a çıktıklarında altına oturduğu ağacın o kesilen Eğri Çam Ağacı değil de şu anda elinizdeki fotoğrafta görülen ikiz Çam Ağacı olduğunu söylüyor sunuz. Doğru mu?

-Bu çatal olan ağaç Hz. Üstadımızın Çam Ağacıdır. Mehmed Feyzi ağabey bize derdi ki "Hz. Üstadımız bu çamın üstüne çıkar, hiç elleriyle tutunmadan. Ve tashihatını onun üzerinde yapardı" diye bize tarif ederdi.

-Bu fotoğraflarda görülenler kim?

-Ben varım, Mehmed Günay Tümer ve Atıf Ural var. (Fotoğrafları tek tek açıkladı)

-Bu fotoğraflar kaç yılında çekildi?

-Tahminen 1958–59 yılları olabilir.

-Peki. Bu ağacın kesin olarak Üstadın ağacı olduğunu iddia ediyor sunuz. Öyle mi?

-Evet. Mehmed Feyzi ağabeyle çok defa bu ağacın altına gidip otururduk. Biz beş-altı sene beraber gittik bu ağaca. Her sene bir ay giderdik yani. Hiçbir zaman bu agaçın altından başkasının altına oturduğunu görmedik.

-Mehmed Feyzi ağabey "Üstadın ağacı budur" mu derdi size?

-Evet.

-Öteki eğri ağacı gösterdi mi hiç?

-Yok. Ondan hiç bahsetmezdi. Üstadın ağacı budur derdi. Biz o ikiz ağacın altına otururduk. Etraflarımızda diğer ağaçların altına aileler gelirdi pikniğe. Fakat hiçbir zaman bu ağacın altına oturmazlardı. Etrafındaki ağaçların altına otururlardı. Biz birkaç talebeyle beraber Mehmed Feyzi Efendiyle otururduk.

-Bunu sizden başka (hayatta olanlardan) kim biliyor?

-Kastamonu'da Hafız Faik Küçük bilir. Babası da sağdır ama çok ihtiyarlamıştır. Belki yüz yaşındadır şimdi. İbrahim Küçük… Bunlar Şeyh Şaban-ı Veli Hazretlerinin (Camisinin) imamlarıdır yani. Beraber giderdik.

-Abdullah Yeğin ağabey de (Kastamonu-Araçlı) biliyor mu mesela?

-Abdullah Yeğin ağabey bilmiyor. Hiç gitmemiş. Mehmed Feyzi ağabeyle beraber Karadağ'a hiç gitmemişler.

-Bu ağaç Karadağ'ın hangi tarafında? Kastamonulular bilir mi yerini?

-Herkes bilmez. Tarla var, tarlanın öbür tarafındadır. Biraz kenara düşüyor yani. O kesilen eğri ağacın daha beri tarafındadır.

-Mehmed Feyzi ağabey, o kesilen eğri ağacın altına gidip oturdu mu hiç.

-Hiç oturmadık orada.

-Kaç kere gittiniz siz Karadağ'a Mehmed Feyzi ağabeyle o çatal ağacın altına?

-Belki yüzelli defa gitmişizdir.

-Veli abi Allah razı olsun. Siz bunu iddia ediyorsunuz. Ben bunu yayınlayacağım inşallah.

-Peki, tamam… 

 Dipnot

1- Dinler Tarihi Araştırmaları I, Dinler Tarihi Derneği Yayınları, Ankara 1998, s. 88 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 



 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

YUVALI HATİP HOCA

YUVALI HATİP HOCA

Asıl adı Mehmed Ali Bilgin olan Yuvalı Hatip Hoca 1891 yılında Ankara’nın Yenimahalle ilçes

VELİ IŞIK KALYONCU

VELİ IŞIK KALYONCU

Veli Işık Kalyoncu, Üstad Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin son yıllarının ve Risale-i Nur

ŞÜKRAN ÜNLÜKUL

ŞÜKRAN ÜNLÜKUL

20 Kasım 2011 tarihinde milyonların Üstad dediği Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin gelini Mu

ŞEMSEDDİN TUĞRUL

ŞEMSEDDİN TUĞRUL

13 Temmuz 2009 tarihinde Şemseddin Tuğrul Ağabeyin Van’daki dükkânındayız. Van hizmetlerini

SÜLEYMAN KAYA (GAYE)

SÜLEYMAN KAYA (GAYE)

İşte efsanevi bir kahraman daha; Süleyman Kaya... Daha doğrusu Hz. Üstad’ın düzeltmesiyle

RIDVAN (ERDOĞAN) UTANGAÇ

RIDVAN (ERDOĞAN) UTANGAÇ

Bursa’nın Aksu Köyünde Rıdvan ağabeyin evindeyiz. Aksu Köyü yeşilliği ve bol suları ile

REFİK AĞIR

REFİK AĞIR

Avukat Gültekin Sarıgül “Ömer kardeş, Burdur’da Hz. Üstad’la görüşmüş yaşlı bir a

ÖMER KUŞ

ÖMER KUŞ

Ömer Kuş, epey zamandır gözlerden ırak kalmış çok eski, çok fedakâr ağabeylerimizden biri

OSMAN BOZKURT

OSMAN BOZKURT

Osman Bozkurt, Hz. Üstad’ın tabiriyle “Kahramanlar Ocağı Denizli”nin Süller Nahiyesinden.

MUSTAFA KARAPINAR

MUSTAFA KARAPINAR

Mustafa Karapınar ile İstanbul Bostacı’da, evinin yakınında bulunan tarihi Kuloğlu Camiinde

NADİR BAYSAL

NADİR BAYSAL

Bediüzzaman Hazretleri 1936-1943 yılları arasında Kastamonu’da sürgün olarak yaşamıştır.

Ey insanlar! Allah'ın size olan nimetini hatırlayın; Allah'tan başka size gökten ve yerden rızık verecek bir yaratıcı var mı? O'ndan başka tanrı yoktur. Nasıl oluyor da (tevhidden küfre) çevriliyorsunuz!

Fatır, 3

GÜNÜN HADİSİ

"Kim, müslüman kardeşinin namusunu ve şahsiyetini korursa, Allah onun yüzünü kıyamet gününde cehennem ateşinden uzak tutar."

Tirmizî.

TARİHTE BU HAFTA

*Selahaddin Eyyubi'nin vefatı-4 Mart 1193 *Yeşilayın kuruluşu-5 Mart 1920 *İmam hatip okullarının açılışı-6 Mart 1951 *Alvar imamı Hace Muhammed Lütfi hz'nin vafatı-10 Mart 1956

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI