Cevaplar.Org

ÜÇÜNCÜ SAİD-1

GİRİŞ: Üstad Bediüzzaman Hz. bir asra yakın olan bereketli ömründe üç devir görmüş bir zâttır; İstibdat, Meşrutiyet ve Cumhuriyet dönemleri. Osmanlı devletinin ve İslam dünyasının çöktüğü, hilafetin ilga edildiği, Kur’anın etrafındaki bütün surların yıkıldığı, tarihi ve çok dramatik bir zaman diliminde yaşamıştır.


Nail Yılmaz

naimyilmaz740@gmail.com

2015-12-24 10:10:31

GİRİŞ:

Üstad Bediüzzaman Hz. bir asra yakın olan bereketli ömründe üç devir görmüş bir zâttır; İstibdat, Meşrutiyet ve Cumhuriyet dönemleri. Osmanlı devletinin ve İslam dünyasının çöktüğü, hilafetin ilga edildiği, Kur'anın etrafındaki bütün surların yıkıldığı, tarihi ve çok dramatik bir zaman diliminde yaşamıştır.

1877 yılında Bitlis'te dünyaya gelen Bediüzzaman, mahalli medreselerde temel öğretimini aldıktan sonra, 1897 yılında(H: 1314) ders vermek ve talebe yetiştirmek için Van'a gider.

Van'da ikamet etmiş olduğu Tahir Paşa konağı ve külliyesindeki yıllarda 90 kitabı mütalaa ederek hıfzeden Bediüzzaman, bir üniversite projesiyle 1907 yılında da, padişahla görüşmek için İstanbul'a gider. İlmin alameti olan yüzünde sakal, başında sarık, sırtında cübbesi olmayan, 30 yaşındaki bu genç adamın durumu ulema mahfillerinde şaşkınlık doğurur.

O zamanın şahitlerinden Ahmed Ramiz Efendi bu durumu şöyle dile getirir; ""1323 Senesi zarfında idi ki, Şarkın yalçın, sarp, ahenîn maveray-i şevahik-i cibalinden tulu' etmiş Said-i Kürdî isminde nevadir-i hilkatten ma'dud bir ateşpare-i zekâ'nın İstanbul âfakında rü'yet edildiği haberi etrafa aksetmiş ve fıtraten mütecessis olan ba'zı kimseler, o harika-i fıtratı peyapey gördükçe, mader-i hilkatin hazain-i la-tefnasındaki sahaveti bir türlü hazmedemeyenler, Kürdistan kıyafetinde, o şal ve şalvar altında, öyle bir kânun-u dehanın ihtifa edebileceğini bir türlü anlayamıyarak; bir kısım adamlar ona, "Mecnun" demişlerdi."(1)

Bediüzzaman da ikamet etmiş olduğu Şekerci Hanının duvarına " Her suale cevap verilir her müşkül halledilir. Fakat kimseye sual sorulmaz" diye bir levha asarak âlimleri münazaraya dâvet eder. Bunun üzerine İstanbul'daki meşhur âlimler grup grup ziyarete gelip sorular sorarlar. O da hepsinin cevaplarını tam ve doğru olarak hiç duraksamadan vererek, İstanbul ulemasına karşı, ilmi rüştünü ve rüchaniyetini ispat eder.

Eski Mevlithanlardan Ali Rıza Sağman "Mevlid Nasıl Okunur" adlı eserinin mukaddimesinde bu konuda şunları söylemektedir; ""1907 kışı idi sanıyorum, İstanbul'un ilmî mahfillerinde, hele medrese bucaklarında birden bire manalı bir fısıltı, ilgilendirici bir dedikodu elektrik hızı ile ağızlara yayıldı, kulakları doldurdu:

"Kürdistan'dan bir adam gelmiş, yaşça çok genç olduğu halde, ilimce kendisine çıkan yokmuş. Bu yaşta bu kadar geniş ilim, ancak "Vehbî" (Allah vergisi) olabilirmiş. Bu zatın kılığı, kıyafeti de dikkat ve hayret çekici imiş. Kendisini görenler, "hammal" zannediyormuş. Çünki çenesinde sakal, başında sarık, sırtında cübbe, ayaklarında şalvar yokmuş. Bu adam bir harika imiş. Adı, "Said" lâkabı "Bediüzzaman" imiş..."

O tarihte biz çocuktuk. Hakkında tılsımlı haberler duyduğumuz bu zatı görmek sevdasının zebunu olduk. Fakat işittik ki, hâinler bu zatı göz hapsine almışlar. Her yerde serbest gezemiyormuş. Çemberlitaş tarafında bir han odasında oturuyormuş, falan..."

Meşrutiyet'ten sonra, bu zatı görmek, konferanslarını dinlemek nasib oldu. Birinci Cihan Harbi'nden evvel kendisinin elini öpmek de müyesser oldu."(2)

İstanbul'a, Van'da bir üniversite kurulması teklifiyle gelen Bediüzzaman, mektep yerine, rüşvet teklifiyle karşılaşınca bunu şiddetle reddetmesi ise, aklından şüphe edilmesine sebep olur. Sevk edildiği Üsküdar Toptaşı akıl hastanesindeki doktorun;"Eğer Bediüzzaman'da zerre kadar mecnunluk varsa, dünyada akıllı adam yoktur" raporuyla akıl hastanesinden çıkarılsa bile, bir süreliğine hapse atılır.

 31 Mart Vakıası olarak tarihe geçen hadiselerde yatıştırıcı rol oynamasına rağmen, birçok maznun gibi, sıkıyönetim mahkemesi tarafından idamla yargılanır. Çok az kişinin kurtulduğu bu mahkemeden beraat etmekle beraber, mahkeme reisi Hurşit paşaya tarziye vermeyip bilakis " Yaşasın zalimler için cehennem" diyerek zulme ve zalimlere meydan okur.

1911 yılının Mart ayında Şam'a giden Bediüzzaman, Şam ulemasının ısrarı üzerine Cami-i Emevi'de on bini aşkın cemaat ve yüzlerce âlimin huzurunda, daha sonra " Hutbe-i Şamiye" ismiyle neşredilecek olan eserini, Arapça hutbe olarak irad eder. Son asırlarda İslam dünyasının içinde bulunduğu durum ve çarelerle ilgili olan bu hutbe, İslam dünyasında çok büyük yankılar uyandırmıştır. Halen de aktüelliğini korumaktadır.

Ve tekrar İstanbul'a dönerek, o günün padişahı olan Sultan Reşat'a üniversite projesini kabul ettiren Bediüzzaman, Van'a giderek o projenin temelini atarsa da, 1914 yılında Birinci Dünya Savaşının çıkmasıyla projesi yarım kalır.

Harbin patlak vermesiyle ilmi çalışmalarına ara veren Üstad, vatanı müdafaa vazifesini yapmak üzere toplamış olduğu üç bin kişilik milis kuvvetiyle, gönüllü alay komutanı olarak Pasinler cephesinde Ruslarla savaşırken yaralanıp esir düşer. Esir olarak götürüldüğü Sibirya'da Kosturma esir kampında iki buçuk yıl kaldıktan sonra 1917 yılında çıkan Rus ihtilalindeki kargaşadan istifade ederek, tek başına firar edip tekrar İstanbul'a gelir.

1918 Yılında Harbiye nezareti tarafından kendisine bir harp madalyası verilen Bediüzzaman, Darül-Hikmet-il İslamiye azalığına tayin olunur. Bunlara ilaveten de ilmi bir unvan olan "Mahreç" payesi verilerek taltif edilir.(3)

Bütün ömrü böyle altın sayfalarla dolu olan bu zat, seksen kusur yıllık hayatında çok farklı isim ve unvanlarla anılmıştır. Mesela:

*İstibdadın Garibüzzamanı

*Meşrutiyetin Bediüzzamanı

*Şimdikinin de Bid'atüzzaman'ı..(4)

Gibi isimler bunlardan bazılarıdır. Ve İslam tarihinde bazı istisnalar dışında örneğini çok fazla göremediğimiz sıradışı bir usulle hayatını üçe ayırarak 1, 2.ve 3. Said olarak isimlendirip, içinde yaşamış olduğu devir gibi, ömrünü de farklı dönemlere ayırarak o günkü idare biçimlerine uygun gelen tanımlamalar yapmış:

*Osmanlı devleti zamanına Eski Said.

*Cumhuriyetin ilk 25 yıllık devresine tekabül eden kısmına Yeni Said.

*Cumhuriyetin çok partili dönemine denk gelen, ömrünün son on iki yıllık bölümüne de üçüncü Said demiştir.

İçinde bulunduğu şartlara göre hayatını kısımlara ayırsa da, fikri çizgisinde savunmuş olduğu dini, ilmi ve milli meselelerde çok büyük değişikliklere rastlanmaz. Ana rota hep aynıdır. Sadece üslup ve prensip bakımından bazı teferruata ait tâli meselelerde o günün şartlarına uygun bir şekilde, fakat esasattan ayrılmadan aynı hakikatleri yine beyan etmeye devam etmiştir.

Savunmuş olduğu fikirlerinin doğruluğundan o kadar emindir ki, yaşamış olduğu zamanından 1300 sene evvelki maziye veya 300 sene sonra istikbale gidebilse yine de, o mazideki seleflerine ve istikbaldeki haleflerine aynı hakikatleri beyan edeceğini Divan-ı Harb-i Örfî' mahkemesine şöyle ifade ediyor:

 "Ey paşalar, zabitler! Bütün kuvvetimle derim ki:

 Gazetelerde neşrettiğim umum makalatımdaki umum hakaikte nihayet derecede musırrım. Şayet zaman-ı mazi canibinden, asr-ı saadet mahkemesinden adaletname-i şeriatla davet olunsam; neşrettiğim hakaiki aynen ibraz edeceğim. Olsa olsa o zamanın ilcaatının modasına göre bir libas giydireceğim. Şayet müstakbel tarafından üçyüz sene sonraki tenkidat-ı ukalâ mahkemesinden tarih celbnamesiyle celb olunsam, yine bu hakikatları tevessü' ve inbisat ile çatlayan bazı yerlerini yamalamakla beraber, taze olarak orada da göstereceğim. Demek, hakikat tahavvül etmez; hakikat haktır."(5)

Bediüzzaman'ın üçe ayırdığı hayatının tarihlere göre dağılımı şöyledir:

*1877 den 1919 kadar Eski Said

*1919 dan 1949 kadar Yeni Said

*1949 dan 1960 kadar olan kısmını da Üçüncü Said

Birinci, ikinci ve üçüncü Said dönemlerine dair verilen bu tarihler çok kesin tarihler olmayıp yaklaşık tarihlerdir. Bu farklılık, kaynakların farklı tarihler vermesiyle veya geçiş süreçlerinin birkaç yıla kadar uzamasıyla ilgilidir.

Üstad Bediüzzaman çok yönlü bir zat olmakla beraber, hayatının en kalıcı ve en belirgin özelliği, şüphesiz telif ettiği ilmi ve dini eserleridir. Kendisinin üç kısma ayırdığı hayatında, bin bir zahmet içinde telif ederek bize bıraktığı en büyük mirası olan, eserlerinin mahiyetleri açısından bu üç döneme bakılacak olursa:

Eski Said döneminde daha çok ilmi ve akademik eserler telif ederek ilim ehline ve aydın kesime hitap etmiştir.

Yeni Said döneminde umuma hitabeden iman esasları ve itikada taalluk eden eserler telif etmiştir.

Üçüncü Said döneminde ise; lahika mektupları, neşriyat hizmetleri, geniş daire ve sosyal hayat ile ilgili bazı adımlar atmıştır.

Bizim bu çalışmamız daha ziyade 3. Said'le ilgili olup 1. Ve 2. Said dönemlerine çok kısa ve genel bir bakıştan sonra, 3. Said dönemi ile ilgili kısma dönüp, müzakereye devam edeceğiz.

YENİ SAİD DÖNEMİ İLE İLGİLİ GENEL TESBİTLER:

1. Gazeteleri, siyaseti ve sosyal hayatı terk ederek İstanbul ve Ankara'da kalmayıp tekrar asıl vatanım dediği "doğduğu yer olan Bitlis ve Van tarafına giderek mağaralara kapan(ması). Ruhî ve vicdanî hazzı (ile) başbaşa kal(arak) "Eûzü billahi mineşşeytanivessiyase" yani, "Şeytandan ve siyasetten Allah'a sığınırım" (diyerek) kendi ruhî âlemi(ne) dal(ması)"(6)

2. 1925 yılında yapılan kılık kıyafet inkılâbıyla 17 milyon yeni kıyafete girdiği halde o mahalli kıyafetini de terk ederek sarık ve cübbe giyip, hayatının sonuna kadar da hiç çıkarmamıştır.(7)

3. Makam ve maaş gibi her türlü devlet yardımını maddi ve manevi teklifleri kabul etmeyerek rejimin kontrolüne girmeden dini hizmetlerini sivil olarak ifa etmiştir. Bu tavrı ile ilgili olarak şöyle çok ciddi bir soruya da muhatab olmuştur: "Büyük memurlardan birkaç zât benden sordular ki: "Mustafa Kemal sana üçyüz lira maaş verip, Kürdistan'a ve vilayat-ı şarkıyeye, Şeyh Sünusî yerine vaiz-i umumî yapmak teklifini neden kabul etmedin? Eğer kabul etseydin ihtilâl yüzünden kesilen yüz bin adamın hayatlarını kurtarmaya sebeb olurdun!" dediler." (8)

31 Mart 2015 tarihinde TRT Haber'de misafir olan Kanadalı gazeteci yazar Freed A. Reed diyor ki : "Bediüzzaman hiçbir zaman gücün peşinde koşmamıştır."

4.İkinci Said döneminde hiçbir zaman o günkü rejimle, özellikle de Süfyan komitesi dediği rejimin idarecileriyle asla barışık olmamıştır.(9)

5. Araştırmacı yazar avukat Ahmet Özkılınç'ın orijinal ifadesiyle: " ne öfke ne teslimiyet, üçüncü yol müsbet hareket" prensibi, ikinci ve üçüncü Said dönemlerinin en vazgeçilmez prensibi olmuştur.

6. Ümit Şimşek'in tespitiyle, geçmiş asırlarda hiç görülmeyen "iman hizmeti veya imana hizmet" kavramını geliştirerek eserlerini ve hizmetini onun üzerine teksif etmiştir.

7. İkinci Said döneminde bütün eserlerini Türkçe olarak telif etmiştir.

8. Üçüncü Said dönemine kadar, eserlerini Kur'an hattıyla ve de elde çoğaltılarak neşretmiştir. (10)

1919- 1926 BİRİNCİ SAİDDEN İKİNCİ SAİDE GEÇİŞ DÖNEMİ VE TECDİT VAZİFESİYLE TAVZİF SÜRECİ:

Üstad Bediüzzaman 1919 – 1926 yıllarında, yaklaşık kırk kırkbeş yaşları civarında, birinci Said den, ikinci Saide geçerken kalbi, ruhi, maddi ve manevi bazı derûni haller yaşar. Kendi tabiriyle "inkilab-ı ruhi" dediği bu vakıadan, çok önceleri ve sonraları bu "inkilab-ı ruhi" ile ilişkili olarak bir dizi vakıalar ve zuhuratlar olur. Ve bu vakıalardan sonra, hayat seyri ile ilgili çok önemli bazı kararlar alır.

 Bu kararlar, bazen bir vaka-ı sadıka, bazen bir yakaza hali, bazen bir kitapla yapılan bir tefeül, bazen de bir ayetin bir kelimesiyle ilgili, derin tefekkür ve tetkikinden çıkarılan manaların ortak sonuçlardır. Bu vakıa ve zuhuratlardan bir kısmı şunlardır:

1-BİR VAKIA-I SADIKA: Üstad 1930'lu yıllarda telif ettiği, esasen çocukluk yıllarındaki yaşanmış bir vakıayı 28. Mektupta da "bir vakıa-ı sadıka" olarak şu şekilde nakleder; "Meşhur Ararat dağının infilak ederek parçalarının her tarafa yayılmış olarak gördüm: " Birden o halette iken, baktım ki mühim bir zât, bana âmirane diyor ki: "İ'caz-ı Kur'an'ı beyan et." Uyandım, anladım ki: Bir büyük infilâk olacak. O infilâk ve inkılâptan sonra, Kur'an etrafındaki surlar kırılacak. Doğrudan doğruya Kur'an kendi kendine müdafaa edecek. Ve Kur'an'a hücum edilecek, i'cazı onun çelik bir zırhı olacak. Ve şu i'cazın bir nev'ini şu zamanda izharına, haddimin fevkinde olarak, benim gibi bir adam namzed olacak ve namzed olduğumu anladım."(11)

2- ÂLEM-İ MİSALDE BİR MECLİS: Bunlardan ikincisi diyebileceğimiz bir vakıa 1919 yılında Dârül Hikmet'te bulunduğu zaman diliminde yaşamış olduğu âlem-i misalde bir ruhani meclise davetidir.(12)

3-BİR VAKIA-İ HAYALİYE: 23.Sözde anlatılan, Eski Said'i Yeni Said'e döndüren ve 1919 yılında yaşamış olduğu hal ki, "ayıldığım zaman baktım ki Eski Said kaybolmuş Yeni Said olarak kendimi gördüm… Bu vakıayı gördüğüm vakit kendimi kırk beş yaşında tahmin ediyordum" ifadeleriyle bu hadiseyi anlatır.(13)

4-YUŞA TEPESİNDEN EREK DAĞINA: 1919 yılında geçirmiş olduğu "inkilab-ı ruhi" den sonraki halini anlatırken diyor ki, "dünyadan tamamen yüz çevirdim ve kendi ıstılahıma göre Eski Said'i gömdüm. Büsbütün ahiret ehli Yeni Said olarak dünyadan elimi çektim. Tam bir inziva ile bir zaman İstanbul'un Yuşa Tepesi'ne çekildim. Daha sonra doğduğum yer olan Bitlis ve Van tarafına giderek mağaralara kapandım. Ruhî ve vicdanî hazzımla baş başa kaldım. "Eûzü billahi mineşşeytanivessiyase" yani, "Şeytandan ve siyasetten Allah'a sığınırım" düsturuyla kendi ruhî âlemime daldım."(14)

5-FÜTUH-UL GAYB VE MEKTUBAT İLE TEFE'ÜL: 28. Mektupta tafsilatıyla yer alan Gavs-ı A'zam olan Şeyh-i Geylanî(ra)'nin "Fütuh-ul Gayb kitabıyla ile yaptığı tefe'ülden kalb-i hastalıklardan kurtulması gerektiği işaretini alması. İmam-ı Rabbanî'nin Mektubat isimli eseriyle de yaptığı halis tefe'ülden "Tevhid-i kıble et." Yani: Birini üstad tut, arkasından git, başkasıyla meşgul olma tavsiyesinden sonra, "Hakikî tevhid-i kıble Kur'an-ı Hakîm'dir" diyerek, Kur'an'ın dışında her türlü meşguliyeti terk etmiştir. (15)

Kur'an'ın dışında her şeyi terk ettikten sonraki merhaleyi de Mesnevi-yi Nuriye'de şöyle anlatır: "Üstad-ı hakikî Kur'an'dır. Tevhid-i kıble bu Üstadla olur." diye, yalnız O üstad-ı kudsînin irşadıyla hem kalbi, hem ruhu gayet garib bir tarzda sülûke başladılar… (16)

6-MEVLANA, İMAM-I RABBANİ VE İMAM-I GAZALİ'Yİ MODELLEME

Mevlâna Celaleddin (R.A.) ve İmam-ı Rabbanî (R.A.) ve İmam-ı Gazalî (R.A.) gibi, akıl ve kalb ittifakıyla gittiği için, her şeyden evvel kalb ve ruhun yaralarını tedavi ve nefsin evhamdan kurtulmasını temine çalışıp, lillahil hamd Eski Said Yeni Said'e inkılab etmiş." (17)

8-KUR'AN'IN İŞARETİ; Sikke-i Tasdik-i Gaybi'de yer alan, Enam Suresinin 122. Ayetinin tefsirinde: "Ehl-i tarîkatın ve bilhâssa Nakşîlerin dört esasından biri ve en müessiri olan rabıta-i mevt Eski Said'i Yeni Said'e (R.A.) çevirmiş ve daima hareket-i fikriyede Yeni Said'e yoldaş olmuş."

أَوَ مَن كَانَ مَيْتاً فَأَحْيَيْنَاهُ وَجَعَلْنَا لَهُ نُوراً يَمْشِي بِهِ فِي النَّاسِ

"Ölü iken dirilttiğimiz ve kendisine insanlar arasında yürümesini sağlayacak bir nur verdiğimiz kimse, karanlıklar içinde kalıp da oradan çıkamayan kimse gibi olur mu?(En'am: 122) " Ayetindeki "meyten" kelimesinden, Üstad'ın istihraç ettiği manaya göre, " kendi ıstılahıma göre Eski Said'i gömdüm" diyerek, Eski Said'den Yeni Said'e geçmesinde Enam Sûresinin 122. ayetinin etkili olan önemli kilometre taşlarından birisi olduğunu belirtmiştir. (18)

9- VE NİHAİ KARAR: 1910'lu yıllarda bir hiss-i kabl-el vuku ile: "Ey muhataplarım! Ben çok bağırıyorum. Zira asr-ı sâlis-i aşrın (yani onüçüncü asrın) minaresinin başında durmuşum"(19) sözüne ilaveten 1934 yılında telif edilen 29. Mektupta da: " çok emarelerle anlamışız ki: Bu ulûm-u imaniyedeki fetva vazifesiyle tavzif edilmişiz"(20) diyor.

Dipnotlar

1- Abdülkadir Badıllı, Mufassal Tarihçe-i Hayat, Cilt: 1, s: 169, İst. 1998

2- Ali Rıza Sağman, Mevlid Nasıl Okunur, s:5

3- Abdülkadir Badıllı, Mufassal Tarihçe-i Hayat, Cilt: 1, s: 446

4- Tarihçe-i Hayat, s: 78

5- Divan-ı Harb-i Örfî, s: 44

6- Şualar, s: 496

7-Şualar, s: 290

8- Şualar, s: 289

9- Emirdağ L. 1: sh:284

10- Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s:119

11- Mektubat, s: 368

12- Tarihçe-i Hayat, s: 130

13- Sözler, s: 326

14- Şualar, s: 496

15-Şualar, s: 356

16-Mesnevi Nuriye, s:7

17- Mesnevi Nuriye, s: 16-17

18- Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s: 79

19- Münazarat, s: 49 

20-Mektubat, s: 426

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

SİRETÜ İMAMU MÜCEDDİD-4

SİRETÜ İMAMU MÜCEDDİD-4

Üstadın ulaştığı netice gösteriyordu ki; gerçekten İslam fıtrat dinidir. Bundan sonra, bu

SİRETÜ İMAMU MÜCEDDİD-3

SİRETÜ İMAMU MÜCEDDİD-3

Müellif: M. Said Ramazan el Buti Mütercim: Fehmi Türkmen Hocaefendi Bizim için mümkün değil

RİSALE-İ NUR VE MİSYONU-5

RİSALE-İ NUR VE MİSYONU-5

Risale-i Nur, acz, fakr, şefkat ve tefekkür kavramlarından her birini Hakka ve hakikate ulaşma

RİSALE-İ NUR VE MİSYONU-4

RİSALE-İ NUR VE MİSYONU-4

Risale-i Nur kendisini tarikattan çok hakikat ve şeriat olarak tarif eder. Fakat, ister hakikat ol

SİRETÜ İMAMU MÜCEDDİD-1

SİRETÜ İMAMU MÜCEDDİD-1

Türkiye’de acip bir olay meydana geldi. En mühim ve en tehlikeli olan hadise ise, Türk milleti

SİRETÜ İMAMU MÜCEDDİD-2

SİRETÜ İMAMU MÜCEDDİD-2

Cenab-ı Hakkın kainata koyduğu kanunlardan(sünnetullah) birisi de, belirli zaman dilimlerinde M

RİSALE-İ NUR VE MİSYONU-3

RİSALE-İ NUR VE MİSYONU-3

Risale-i Nur, insanı Allah’a ulaştıran yolların sayısız olabileceğini söyler. Bununla birl

RİSALE-İ NUR VE MİSYONU-2

RİSALE-İ NUR VE MİSYONU-2

Bu konuda diğer bir ayrıntı da, Risale-i Nur’un diline, üslubuna yapılan itirazdır. Dilin a

RİSALE-İ NUR VE MİSYONU-1

RİSALE-İ NUR VE MİSYONU-1

“Risale-i Nur, bize, Rabbimizi tanıtan dört külli muallimden, dört umumi tarif ediciden bahsed

BEDİÜZZAMAN VE 'MÜSPET HAREKET-3

BEDİÜZZAMAN VE 'MÜSPET HAREKET-3

10. ‘Dindar Demokratlar’ Bir kere Nursi Demokratları nitelerken hemen tüm nitelemelerinde

BEDİÜZZAMAN VE 'MÜSPET HAREKET-2

BEDİÜZZAMAN VE 'MÜSPET HAREKET-2

6. Kur’an Hizmeti Hiçbir Şeye Alet Yapılmamalıdır Nursi, mevcut siyasi yapıya "isyan hakk

"Allah gözlerin hain bakışını ve kalplerin gizlediğini bilir."

Mü'min, 19

GÜNÜN HADİSİ

"Kişi, dostunun dini üzeredir. Bu nedenle, kiminle dost olacağına dikkat etsin!"

Ebû Hureyre radıyallahu anh. Ebû Dâvud.

TARİHTE BU HAFTA

*Uyvar Kalesi Fethedildi.(24 Eylül 1663) *Niğbolu Savaşaı Kazanıldı.(25 Eylül 1396) *Birinci Viyana Kuşatması(27 Eylül 1529) *Preveze Deniz Zaferi(28 Eylül 1538) *Demokrat Parti Kapatıldı(29 Eylül 1960)

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI