Cevaplar.Org implant

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-96

Ders: 10.Söz, Mukaddime, 2. İşaret İzah: Prof. Dr. Ahmed Akgündüz *Bediüzzaman İkinci İşaret’te Peygamberimiz(aleyhissalatu vesselam) için “yaver-i Ekrem” tabirini kullanmış. Lügatlerde yaver; yardımcı olarak zikredilmiş, yaver-i Ekrem ise, “Cenab-ı Hakk'ın emrinde çalışan en makbul yâver, en kerim olan Hazret-i Muhammed” demektir. Her yaverin memurluğuna işaret eden nişanları bulunduğu gibi Peygamber Efendimizin de nişanları mucizeleridir


Salih Okur

nedevideobendi@gmail.com

2015-12-16 04:32:45

Ders: 10.Söz, Mukaddime, 2. İşaret

İzah: Prof. Dr. Ahmed Akgündüz

*Bediüzzaman İkinci İşaret'te Peygamberimiz(aleyhissalatu vesselam) için "yaver-i Ekrem" tabirini kullanmış. Lügatlerde yaver; yardımcı olarak zikredilmiş, yaver-i Ekrem ise, "Cenab-ı Hakk'ın emrinde çalışan en makbul yâver, en kerim olan Hazret-i Muhammed" demektir. Her yaverin memurluğuna işaret eden nişanları bulunduğu gibi Peygamber Efendimizin de nişanları mucizeleridir.

Üstad buna Muhakemat'ta şöyle işaret ediyor: "Âlem, enva' ve ecnasıyla onun risaletine şehadet ve mu'cizelerine delalet ve hazine-i gaybdangetirdiği metâ-ı âlîye dellâllık ediyor. Güya âleme teşrif ettiğinden herbir nev', kendi lisan-ı mahsusuyla alkışladığı gibi; Sultan-ı Ezel, zemin ve âsumanın evtarını intak edip herbir tel başka lisan ile mu'cizatının nağamatını inşad etmekle, o sadâ-yı şirin bu kubbe-i minada ilelebed tanin-endaz etmiştir. Güya âsuman, kendi mi'rac ve melek ve kamerin elsine-i semaviyesiyle risaletini tebrik ve zemin kendi hacer ve şecer ve hayvanın dilleriyle mu'cizelerine senâhân ve cevv-i feza, kendi cinn ve bulutların işaratıyla nübüvvetine beşaret ve sâyebân ve zaman-ı mazi, enbiya ve kütüb ve kâhinlerin rumuz yani asr-ı saadet lisan-ı haliyle tabiat-ı Arabdaki inkılab-ı azîmin ve bedeviyet-i sırftan medeniyet-i mahzânın def'aten tevellüdünü şahid göstererek nübüvvetini isbat ve zaman-ı müstakbel kendi vukuat ve fünununun etvar-ı müdakkikanesiyle onun mevkib-i ikbalini istikbal ve lisan-ı hakîmane ile irşadatına teşekkür; nev'-i beşer kendi muhakkikleriyle bahusus hatib-i beligi ki, şems gibi kendi kendine bürhan olan Muhammed'in (A.S.M.) lisan-ı fasihanesiyle haktan geldiğini ilân ve Zât-ı Zülcelal kendi Kur'anının lisan-ı beliganesiyle ol Nebiyy-i Ümmi'nin ferman-ı risaletini kıraat ediyorlar ve oluyorlar.(Muhakemat (s: 7- 8) 

Üstad, aynı meseleye Mucizat-ı Ahmediyye risalesinde şöyle değinmiştir; "Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın mu'cizatı çok mütenevvidir. Risaleti umumî olduğu için, hemen ekser enva'-ı kâinattan birer mu'cizeye mazhardır. Güya nasılki bir padişah-ı zîşanın bir yaver-i ekremi mütenevvi hediyelerle muhtelif akvamın mecmaı olan bir şehre geldiği vakit, her taife onun istikbaline bir mümessil gönderir; kendi taifesi lisanıyla ona "hoş-âmedî" eder, onu alkışlar. Öyle de: Sultan-ı Ezel ve Ebed'in en büyük yaveri olan Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, âleme teşrif edip ve küre-i arzın ahalisi olan nev'-i beşere meb'us olarak geldiği ve umum kâinatın Hâlıkı tarafından umum kâinatın hakaikına karşı alâkadar olan envâr-ı hakikat ve hedaya-yı maneviyeyi getirdiği zaman; taştan, sudan, ağaçtan, hayvandan, insandan tut tâ Ay'dan, Güneş'ten, yıldızlara kadar her taife, kendi lisan-ı mahsusuyla ve ellerinde birer mu'cizesini taşımasıyla, onun nübüvvetini alkışlamış ve hoş-âmedî demiş.(Mektubat, s: 91 )

* "Hem hiç mümkün olur mu ki, nihayet kemalde olan bir cemal; gösterici ve tarif edici bir vasıta ile kendini göstermek istemesin?"(Sözler s: 61 ) Bir fuar'da en büyük bir stant düşünelim. Her türlü mallar, ürünler var. Ama bilgi alabileceğiniz, ürünleri size tanıtacak kimse olmasın? Hiç mümkün mü? Peygamberler işte bu kainat sarayının tarif edicileridir.

* "Gayet cemalde bir kemal-i san'at" (Sözler, s: 61) Bu da ayrı bir özellik. Bir şeyin sanatta zirvede olması ayrıdır, güzel olması ayrıdır. Cenab-ı Hakkın şu kâinattaki eserleri hem sanatta zirvede hem de estetik de zirvede.

* "Kesret ve cüz'iyat tabakatında" (Sözler s: 61) Cenab-ı Hak bir insanı yaratırken, ilminin, kudretinin, hikmetinin bütün güzelliklerini kullandığı gibi, bir hamsiyi yaratırken de aynı hassasiyet, aynı ilim..Bir elma ağacının her çiçeğini yaratırken yine aynı hassasiyet..hepsinde vahdaniyet mührü görülüyor. Yani buradaki elmanın hangi özellikleri varsa, dünyanın başka bir ülkesindeki elmada aynı özellikler mevcut, demek ki aynı ustanın eserleri..

Not: Hz. Âdem'den bugüne aynı cins ağaçlara ait bütün meyveler görünüşte benzerlikleri ile aynı ustanın eserleri olduğunu gösterdikleri(vahidiyyet; Allahu Teâlâ'nın nevilerdeki birlik mührü) gibi, aslında hiçbirinin birbirine aynen benzememesinin mikroskobik aletlerle anlaşılmasıyla, o ustanın ehadiyetini(fertlerin simasına koyduğu birlik mührünü) gösteriyor. Böyle bir kudrete ne ağır gelebilir?(Salih Okur)

* "Zülcenaheyn bir meb'us" (Sözler s: 61 ) Bura çok mühim bir nokta..Peygamberimizi zülcenaheyndir. Zülcenaheyn iki kanatlı, iki yönlü demektir. Peygamberimiz aleyhisalatu vesselam Miraç'ta Cenab-ın Hakkın huzuruna velayet kanadıyla (Halktan Hakka) gitmiş, dönüşünde ise Risalet kanadıyla(Hak'tan Halka) dönmüştür.

*Kur'an'ın iki vazifesi var;

1-Cenab-ı Hakkın kemalat ve şuunatını anlatmak. Kur'an aştan başa bunu anlatıyor.

2-Kulluk dairesindeki vazifeleri anlatmak.

* "Nihayet derecede bir hüsn-ü zâtî" (Sözler s: 61 ) Güzellikler iki çeşit;

1-Hüsn-ü zâti

2-Hüsn-ü ârızi.

Mesela bir fanus düşünelim, etrafı aydınlatıyor. İçinde gazyağı var. Yakınca etrafa aydınlık verir. Bu bir güzelliktir. Ama gazyağı bitince o güzellik kaybolur. Elektrik lambaları da hakeza. Bir arıza ile söner, kaybolur. Bu tür güzelliklere arızi güzellik denilir. Ama mesela bir kaşıkçı elmasını güzelliği onlara nispeten zati bir güzellik olduğu için yerinde durdukça etrafa ışık verir. İşte Cenab-ı Hakka ait bütün güzellikler zati güzelliklerdir, onda zeval olmaz.

Not: Sohbete iştirak eden muhterem Rahmi Erdem Bey şöyle bir hatıra anlatıyor; Balıkesir'de Dr. Mehmed Akay diye bir kardeş var. Dini hizmetlerinden dolayı iki sene ceza almış, hapse girmişti. Zübeyir ağabey bu durumu öğrenince dedi ki; "Mehmed Akay, bunlardan intikamını Risale-i Nur'u okuyarak alacaksın. Hayatının sonuna kadar sadakatinle. Asıl intikam budur." 

*Hocamın(Mehmed Kırkıncı Hocaefendi) o misalini hatırlayın, hakikaten çok güzel bir misal. Bir uçakta yanınızdaki zata sorsanız, beyefendi nereye gidiyorsunuz?" Valla bilmiyorum" dese, "Peki nereden bindin beyefendi" deseniz ona da aynı şekilde 'bilmiyorum' diye cevaplasa şaşırırsınız. "Peki, bu uçak bir iki yere uğrayacak, nerede ineceksiniz?' diye sorsanız, karşınızdaki yolcu onu da bilemese 'böyle bir ahmak yolcu da olmaz' dersiniz. Yahu Kur'an olmasa, Rasulullah(aleyhissalatu vesselam) olmasa, insan bu dünyada o ahmak yolcu gibi olur.

Not: Mehmed Kırkıncı Hocaefendi, hatıralarında bir vesileyle bu misale şöyle değinir; "Uçak havalandı. Kimse nereye gittiğini bilmiyordu. O anda hatırıma geldi: Kâfirler nereden geldiklerini ve nereye gittiklerini bilmeden bu dünyada nasıl yaşıyorlardı? Bu durum onları kim bilir nasıl bir azapta bırakıyordu?" (Mehmed Kırkıncı, Hayatım Hatıralarım, s. 182, Zafer Yayınları, İst. 2013)

Hocamız bir yerde de şöyle der; "Ehl-i dalâletin çektiği ızdırapların sebebi ise, yolu kaybetmiş olmalarıdır. Yolunu kaybeden kimseyi ne yeme, ne içme ve ne de bir başka zevk tatmin edebilir. Oyunlar sadece birer oyundur, onlarla kendilerini avutmaya çalışıyor­lar."(Mehmed Kırkıncı, Hikmet Pırıltıları, s: 91, Yeni Asya Yayınları, İst. 1976)

*Çalışkan, terbiyeli bir öğrenci elbette hocalarının kendisinden memnun olmasını arzu eder. Onların hoşnut olacağı davranışlarda bulunmak arzu eder. Aynı şekilde memurlar amirlerinin, astlar üstlerinin kendilerinden memnun olmasını isterler. Yahu, hocaları, valileri bir tarafa bırak. Bu güzel masnuatla kendisini bize tanıttıran, binlerce, milyonlarca nimetlerle kendisini bize sevdiren Allahımız acaba biz nasıl hareket edersek bizden memnun olur? Bunları öğrenmek istemez miyiz yani? Nasıl öğreneceğiz peki? Ancak Peygamberlerle öğreneceğiz. Bediüzzaman hazretleri Miracın birinci meyvesi olarak; "İşte Zât-ı Ahmediye (A.S.M.) yetmiş bin perde arkasında o Sultan-ı Ezel ve Ebed'in marziyatını(razı olduğu hususları) doğrudan doğruya Mi'rac semeresi olarak hakkalyakîn işitip, getirip beşere hediye etmiştir.(Sözler, s: 582 ) diyor.

* "Nev'-i insanı, şuurca kesrete müptela"(Sözler s: 62) Bir misalle anlatalım; Aç bir ineği getirin, önüne bir torba ot koyun. Onun şuuru sadece ona taalluk eder. Orada yakında bir yerde dünyaca en meşhur muhaddislerin sohbeti varmış, beri tarafta nefis bir manzara bulunuyormuş, diğer tarafta tepsilerde Antep baklavaları, patlıcan dolmaları varmış, onu hiç alakadar etmez. İnsan ise öyle değil. Şuuru birçok şeyle alakadar. Bediüzzaman hazretleri bir yerde açıklıyor da; "İhtiyacatı âlemin her tarafına dağılmış, arzuları ebede kadar uzanmış... Bir çiçeği istediği gibi, koca bir baharı da ister. Bir bahçeyi arzu ettiği gibi, ebedî Cennet'i de arzu eder. Bir dostunu görmeğe müştak olduğu gibi, Cemil-i Zülcelal'i de görmeye müştaktır. Başka bir menzilde duran bir sevdiğini ziyaret etmek için o menzilin kapısını açmaya muhtaç olduğu gibi; berzaha göçmüş yüzde doksan dokuz ahbabını ziyaret etmek ve firak-ı ebedîden kurtulmak için koca dünyanın kapısını kapayacak ve bir mahşer-i acaib olan âhiret kapısını açacak, dünyayı kaldırıp âhireti yerine kuracak ve koyacak bir Kadîr-i Mutlak'ın dergâhına ilticaya muhtaçtır.(Sözler s: 319 ) diyor.

*Hayvanın evrenle alakası az bir dairede. İnsan ise çok şeylerle alakalı. Her şey onun ilgi sahasına giriyor, onu meşgul ediyor, bazen de boğuyor. Bakıyorsun adam dünya siyaseti ile ilgili iki saat konuşuyor, bu arada ikindi namazını kaçırıyor. İşte Cenab-ı Hak insanları kesret dairesinden vahdet sahasına çevirmek için devamlı Peygamberler öndermiş. Yoksa insan boğulur, kalır.

Not: Akgündüz hoca sohbette -sanırım sehven- merhum Elmalılı Hamdi Efendi'nin Şakk-ı Kamer mucizesinde tereddüte düşen Mısır müftüsü Muhammed Abduh merhumu tenkit ettiğini söylüyor. Hâlbuki Hamdi efendi'nin o bahiste tenkit ettiği İbn-i Sina'dır. İbn-i Sina, Aristo felsefesinin tesiriyle gök cisimlerinin ulvi cisimler olup parçalanamayacağını savunmuş, Elmalılı, Kamer suresinin tefsirinde onu tenkit etmiştir.

Elmalılı Hamdi Efendi'nin Muhammed Abduh'u tenkitleri Fil Suresi tefsirinde olup, Ebrehe ordusunu mahvedenin Ebabil kuşları değil, kızılcık hastalığı olmasını iddia etmesi sebebiyledir. Hak Dini Kur'an Dili Tefsirinde o tenkitlerden bazı yerleri nakletmek isterim;

" Fakat Hammer'in bile bir ihtimalden ileri götürmediği bu çiçek illeti sözünü teessüf olunur ki Abduh fahiş bir tedlîs-ü teşviş ile tevâtür miyanına karıştırıp rivayetlerin ittifak ettiği sahih bir haber imiş gibi ileri sürmeğe çalışmış ve güzel bir başlangıçla başlayan kelâmını güya bir incelik göstermek üzere mikroplara bulamıştır"

"Zayıf ve münkatı' bir rivayetten zorlamacasına çıkarılan böyle bir mütalaanın bu şekilde bir vaz'u tedlîs ile araya sokulup da mütevâtir diye gösterilmesi ve bahusus mütevatirden başkasıyla tefsirin tafsilini câiz değil gibi telakki ettirmek isteyen mukaddimeden sonra böyle yapılması Abduh'un keskin dilini ve kalemini kirleten büyük bir hata olmuştur."

"Bütün rivâyetlerin müttefikan kaydettiği ve balâda geçtiği üzere en anud hasımların bile inkâr edemediği irsali tayr ve remyi hacer gibi müttefekunaleyh kadri müşterek noktasını böyle şey olmaz gibi mücerred nazariyyatcılıkla atıp da hiç bir ittisali tahric olunamıyan ve binaenaleyh tam bir haberi vâhid bile olmıyan munkati' bir tek haberin aklen de garîb bir surette rivayet edilmiş bulunan cüderî fıkrasını meşrıkı akaide hediyye etmeğe kalkışmak bir âlime yaraşacak şeylerden değildir. Ve böyle hatalar hasbel beşeriyye her âlimde bulunması tabi'î olan ictihadî hefevat kabîlinden de değildir. Şeyhlik vüsûkuna mani' olan avarızı ehliyetten olur." (Salih Okur)

Not: 2; Prof. Dr. İsmail Cerrahoğlu Hocamız da, Muhammed Abduh'un tefsirindeki güzelliklere yer vermekle beraber, "Görüldüğü üzere Muhammed Abduh, serbest akılcılığından dolayı, bazı sahih hadisleri te'vil ve hatta inkâr etme durumuna gelmiştir" demekten kendini alamaz(bkz; İsmail Cerrahoğlu, Tefsir Tarihi, Cilt.2, s:489-Diyanet İşler Başkanlığı Yayınları, Ankara, 1988)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

Herhangi birinize ölüm gelip de: Rabbim! Beni yakın bir süreye kadar geciktirsen de sadaka verip iyilerden olsam! demesinden önce, size verdiğimiz rızıktan harcayın

Münafikün, 10

GÜNÜN HADİSİ

İki müslüman birbiriyle karşılaşıp da el sıkışılarsa, ayrılmazdan evvel günahları bağışlanır.

(Riyazü's-Salihin)

TARİHTE BU HAFTA

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI