Cevaplar.Org implant

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-93

Ders: 10. Söz, Mukaddime İzah: Prof. Dr. Ahmet Akgündüz Bu ders: 31. 10. 1994 tarihinde yapılmış. *“Vehim ve heva tahakkümünden”(Sözler, s:58)


Salih Okur

nedevideobendi@gmail.com

2015-11-21 03:48:20

Ders: 10. Söz, Mukaddime

İzah: Prof. Dr. Ahmet Akgündüz

Bu ders: 31. 10. 1994 tarihinde yapılmış.

*"Vehim ve heva tahakkümünden"(Sözler, s:58) Cenab-ı Hak bizi bu tahakkümlerden muhafaza buyursun. Vehim ve heva kaide dinlemez. Mesela ilmi bir çalışma yapacağım, ders çalışacağım. Fakat gönül istirahat istiyor. Namazdan sonra "yat" diyor, "bir gün sonra başlarsın, biraz rahatsızsın." Yani bir ay yatsan, o heva demez ki; "yahu bir aydır yatıyorsun, kalk ta biraz da ders çalış." Hevanın bir tahakkümü bu..

Diğeri de vehim. Bediüzzaman hazretleri ehl-i gaflet ve dalaleti bu dünyada rahat ettiren şeyin tevehhüm-ü ebediyet olduğunu söylüyor. Yani hep bu dünyada kalacaklarını vehmetmeleri. Hep nakletmişimdir Kırkıncı Hocamın o misalini; bir Erzurumlu Palandöken dağına bakar, düşünür ki, bu dağ, dedesi zamanında vardı, dedesinin dedesi zamanında vardı, babası zamanında vardı. Zanneder ki, kendisi de o dağ gibi hep öyle devam edip kalacak. Hâlbuki o dağ çok dedeleri, babaları devirdi. Kendisini de devirecek ki, bir gün gelip o dağın kendisi de devrilecek. İşte vehim, insanın kendisini hiç ölmeyecekmiş gibi zannetmesi. Nefis öyle arzu ediyor yani, nefsini firavunlaşması bu.

Not: Burada Ömer Hayyam'ın şu şiirini hatırlamamak elde değil;
"Niceleri geldi, neler istediler,

Sonunda bırakıp dünyayı gittiler.

Sen hiç gitmeyecek gibisin değil mi?

O gidenler de senin gibiydiler."(Salih Okur)

* "İşte haşir ve âhiretten kinaye ve ibaret olan şu hikâye-i temsiliye" (Sözler s: 58 ) Bir kelam kullanılır, asıl manasıyla birlikte ikinci manası da kastedilir.

Not; Kinaye hakkında Prof. Dr. İbrahim Sarmış beyin şu izahını nakletmeyi uygun gördüm(Salih Okur); "Bir sözü tek kullanımda hem gerçek, hem de mecaz anlamıyla kullanma sanatı. Anlatıma kazandırdığı imkânlar nedeniyle özellikle şiirde çok kullanılır. Kur'an'da da oldukça sık rastlanılan edebi sanatlardandır.

Kinaye birden çok anlamı düşündürtmek amacıyla kullanılan bir sanat olmakla birlikte, sözün açıkça söylenmesinin uygun olmadığı durumlarda da kendisine başvurulan bir sanattır. Alay, şaka ve sitem de çoğunlukla kinaye yoluyla dile getirilir. Bu kullanımda sözün gerçek anlamından bir sonuç çıksa da, geçerli olan mecaz anlamıdır. Gerçek anlamın tam zıddını dile getirmek amacıyla yapılan kinayeler de vardır. Bu kullanımda kinaye tariz anlamına gelir. Kinayenin kullanıldığı diğer bir şekil de belli bir olayı anıp hatırlatma yoludur. Kinayenin bu çeşidi de telmihle çakışır. Deyimler de çoğu kere mecaz anlamıyla kullanıldıkları için kinayeli sözlerdir.

Kur'an'da kinayenin çeşitli biçimlerde kullanıldığı görülür. Sözgelimi "Elbiseni temizle, pislikten kaçın" (el-Müddessir, 74/4-5) âyetleri maddi pisliklerden arınmayı ve kaçınmayı dile getirdiği gibi şirk gibi manevi pisliklerden arınmayı, kaçınmayı da anlatmaktadır. "Elini boynuna bağlanmış yapma, tamamen de açma" (el-İsra, 17/29) âyeti ise açık anlamının yanı sıra cimrilik ve savurganlığın yasaklığını da bildirmektedir. "Hasta yahut yolcu iseniz yahut biriniz tuvaletten gelmişse, ya da kadınlara dokunmuş ve su bulamamışsanız temiz toprağa teyemmüm edin..." (el-Maide, 5/6) âyetinde ise abdest bozma ve cinsel ilişkinin doğrudan anlatımı uygun görülmediğinden "tuvaletten gelme" ve "dokunma" kelimeleriyle dile getirilmiştir."(İbrahim Sarmış, Kinaye Maddesi, Şamil İslam Ansiklopedisi, Şamil Neşriyat)

* "Birkaç işaretle başka yerlerde yani Yirmiikinci, Ondokuzuncu, Yirmialtıncı Sözlerde izah edilen birkaç mes'eleye işaret ederiz."(Sözler s: 59 ) Birinci işarette, Tevhid'le alakalı meseleyi hülasa edecek ki, tafsilatı 22. Sözdedir. Cenab-ı Hakkın Varlık ve birliğini başta anlatacak ve isbat edecek. Çünkü haşri, tekrar dirilmeyi yapacak olan Cenab-ı Hak'tır.

İkinci İşaret'te nübüvvet müessesini isbat edecek ki tafsilatı 19. Sözdedir. Çünkü ahireti bize anlatan ve isbat eden vahiy yoluyla peygamberlerdir. 26. Sözü zikretmesinin sebebi ise kadere imanın ahiretle olan ilişkisine dikkat çekmek içindir.

*Bazıları diyor; "hocam, şu Risale-i Nur biraz sadeleştirilse.." Yahu merhamet edin, liner cebire uğraştığın saatler kadar eğer bir tek risaleyi, mesela haşir risalesi olan Onuncu Söz'ü kelimelerini çıkararak okuyun, samimi söylüyorum, Risale-i Nur'da anlamadığınız risale kalmayacak. Ehh müsaade edin de bu kadar ucuz olmasın yani.

* Biz sık sık şu misali veriyoruz; Kışa Erzurum'da yaşayan bir insan da inanıyor. Antalya da yaşayan da. Ama Erzurumlu kışa öyle bir inanıyor ki-ben Erzurum'da yedi sene kaldım-Haziran ayında odununu kömürünü tedarik ediyor. Antalya'nın öyle bir şey umurunda değil. İşte bu misal gibi inanmaktan inanmaya fark var. Adam ahirete inandığını söylüyor ama ne hazırlık var ne bir şey. Onun için Kur'an takva sahibi müminleri anlatırken

وَبِالآخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَ

"onlar ahirete yakinen iman ederler"(Bakara: 2/4) buyuruyor. 

* "Ümmet-i İslâmiye ile millet-i küfriyedir."(Sözler, s:59) Ümmet; Bir dinin müntesiplerinden ibaret olan topluluğa deniliyor. Kavim de bir ırka müntesip kimselerden oluşan cemaate deniliyor. Millet de müşterek bir gaye çerçevesinde bir araya gelen insanlara deniliyor. Onun için milletin kavim manasına gelmesi mecazendir. Burada Üstad ahireti inkâr düşüncesi savunanları, bu gaye uğrunda bir araya gelenleri, fikir birliğine varanları ifade etme sadedinde "millet-i küfriye" tabirini kullandı.

* "Felsefe şakirdleri ve millet-i küfriye ve nefs-i emmarenin en müdhiş dalaleti, Cenab-ı Hakk'ı tanımamaktadır." (Sözler s: 59) Zaten ahireti inkâr da buradan kaynaklanıyor. Tevhid bütün iman esaslarının temeli. Orayı hallettik mi bütün mesele bitiyor. Tevhide imanın hangi meselede faydası yok ki her yerde faydası var. Geçenlerde Kader meselesini okuyoruz. Kaderle-cüz'i iradenin tevfiki meselesinde Üstad birinci mesele olarak getiriyor kâinatta hikmet ve adaletin tecellilerine havale ediyor. Yani şu kanatta tezahürlerini gördüğümüz hikmet ve adaleti inkâr edebilir misiniz? Edemezsiniz. Her şeyi böyle hikmet ve adaletle yapan Allah -hâşâ- insana ait olan cüz'i iradeyle kaderi mi hikmetsiz, adaletsiz yapacak? Anlamazsak da hikmetli ve adaletlidir. Mesele bitti. Öyle diyorum ben; "o birinci nükte kâfi."

Burada da, Allah'a iman ahirete imanın birinci şartı. Çünkü Allah'a iman olmadan ahirete imandan bahsedilmez.

*Kâinat "öyle bir kitab ki; her kelimesi içinde küçük kalemle bir kitap yazılmış"(Sözler, s: 59) Mesela bu kâinat kitabı içinde bir dağ bir kelime. İçinde milyonlarca kitap yazılmış. Her çiçek ayrı bir kitap. İnsan bir kelime; beyin, göz kulak vs ayrı ayrı birer kitaplar. Gözle alakalı yazılan kitapları toplasanız aman ya Rabbi!

Üstad diyor ki; "bütün fenler kâinattaki intizam ve nizamı ve mizanı ispat etmek için uğraşıyor."

Not: Üstadın orijinal cümlesi şöyledir; "Fenlerin casus gibi tetkikatıyla ve hadsiz tecrübelerle sabit olmuş ki: Kâinatın nizamında galib-i mutlak ve maksud-u bizzât ve Sâni'-i Zülcelal'in hakikî maksatları, hayır ve hüsün ve güzellik ve mükemmeliyettir. Çünki kâinata ait fenlerden her bir fen, küllî kaideleriyle bahsettiği nev' ve taifede öyle bir intizam ve mükemmeliyet gösteriyor ki, ondan daha mükemmel akıl bulamıyor. Meselâ: Tıbba ait teşrih-i beden-i insanî fenni ve Kozmoğrafyaya tâbi Manzume-i Şemsiye fenni; nebatat ve hayvanata ait fenler gibi bütün fenlerin her birisi, küllî kaideleriyle o bahsettiği kısımda Sâni'-i Zülcelal'in o nev'deki nizamında mu'cizat-ı kudretini ve hikmetini ve اَحْسَنَ كُلَّ شَيْءٍ خَلَقَهُ hakikatını gösteriyor.(Hutbe-i Şamiye s: 38 )

*Kâinatın "her harfi içinde ince kalem ile muntazam bir kaside yazılmış"(Sözler s: 59) Mesela bir karıncanın gözü muntazam bir kaside işte.

*Allah selamet versin, bir ağabeyimizin güzel bir sözü var; "zamane çocukları ortaokul mezunu olarak dünyaya geliyor" diyor.

 

*Cenab-ı Hakkın bütün isimleri iki guruba ayrılıyor; "Celâli ve Cemâli isimler." Mesela Mün'im, Rahim, Mücemmil, Cemil, Kerim gibi isimler Cemâli isimler. Kahhar, Deyyan, Hâlık, Celil gibi isimler Celali isimler. Her ikisine de ihtiyaç var.

*Hem nasıl ki bir hane ustasız olmaz. Bâhusus öyle bir hane ki; hârika san'atlarla, acib nakışlarla, garib zînetlerle tezyin edilmiş. Hattâ herbir taşında, bir saray kadar san'at dercedilmiş(Sözler, s: 59 ) İnsan o saray. Kulağı bir taş, burnu ayrı bir taş. Hepsi ayrı ayrı birer saray hükmünde..

Not: Mısırlı araştırmacı Dr. Abdürrezzak Nefvel, Allah Ve Modern İlim adlı eserinde şu bilgileri veriyor; "İç kulakta burgu ile yarım daire arasında birçok kanal bulunuyor. Sadece burguya mahsus, beyindeki işitme sinirlerine bağlı 4000 küçük yay vardır. Bu yayların uzunluğu ve hacmi ne kadardır? Sayıları binlere ulaşan ve her birinin hususi bir terkibi bulunan bu yaylar nasıl terekküp etmiştir? Konuldukları yer nedir? İnsanı hayrette bırakacak ve başka bir şeye müracaat etmeye mahal bırakmayacak olan bu incelikler, görülmeyen iç kulak boşluğundadır. Kulakta yüz bin işitme hücresi bulunur. Sinirler, insanın aklının alamayacağı incelik ve azametlerle dolu sinirciklerle sona erer." (Dr. Abdürrezzak Nefvel, Allah Ve Modern İlim, s: 116, Dava Yayınları, İst. 1972)

* "Bâhusus o saray içinde sinema perdeleri gibi her saatte hakikî menziller teşkil edilip, kemal-i intizamla elbise değiştirdiği gibi değiştiriyor." (Sözler s: 60) şimdi, sarayın mükemmelliği ayrı..Her taşında binlerce saray hükmünde güzelliklerin bulunması ayrı..Bir de o sarayın her köşesinin her taşının ve içindeki bütün misafirlerin mükemmel bir intizamla devamlı değiştirilip, o değiştirme sırasında nizamın, intizamın bozulmayışı ayrı..

Allah selamet versin Mustafa Karaman kardeşe bir iki defa dedim; "bıktık şu inşaattan ya..Bitirin de (Suffa Vakfının Süleymaniye merkez binasındaki tadilatları kastediyor) doğru dürüst bir ders yapalım. Her gün geliyoruz, ya ayağımızda toz, ya bilmem ne.. Çünkü inşaat bir yerde devam etti mi, ortalık perişan..İlla her tarafa sızıyor. Yahu şu kâinat sarayında, inşaat her an devam ediyor. Doktorlara sormak lazım. Her an inşaat devam ediyor. Vücudunuzda binler hücre vefat ediyor. Her gün on binlerce kişi hayata veda ediyor. Ve binlerce çocuk doğuyor. Kâinatta da tamamen böyle yeni doğuşlar, yıkılışlar cereyan ediyor ama kemal-i intizam içerisinde. Acayip bir hadise yani..

Kur'an-ı Kerim;

لَتَرْكَبُنَّ طَبَقاً عَن طَبَقٍ

"Şüphesiz siz hâlden hâle geçeceksiniz."(İnşikak: 84/19)

وَقَدْخَلَقَكُمْأَطْوَارًا

"Hâlbuki (O), sizi tavırdan tavıra geçirerek yarattı.'(Nuh: 71/14)

Ayetleri ile buna işaret ediyor.

*Kâinatın tamamında Vahidiyetin, her bir mahlûkta ise Ehadiyetin tecellisi var. Ehadiyet ne demek? Her mahlûka Cenab-ı Hakkın bütün sıfatlarıyla tecelli etmesi demek. Yani kâinatta bir şeyi icad edebilmek için her şeyi icad edebilecek bir kudrete sahip olmak gerekiyor. Kavun misalini unutmayın, o gerçekten Hocamın(M. Kırkıncı) güzel bir misali. Bir kavun çekirdeğinin olabilmesi için Kavunun bütününe ihtiyaç var. Bir kavunun olabilmesi için de bütün kâinata ihtiyaç var. Bir elmayı icad edecek yaratacak kudretin bir baharı yaratabilecek bir kudrete sahip olması lazım. Bir baharı icad edebilecek kudrete sahip zatın Cenneti icad edebilecek bir kudrete sahip olması lazım.

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

Sadece zanna uyuyorlar. Zan ise hiç şüphesiz hakikat bakımından bir şey ifade etmez.

Necm,28

GÜNÜN HADİSİ

"Biriniz bir oturma yerine girince selâm versin. Oturmak isterse otursun. Kalkarken yine selâm versin. Çünkü, birinci selâm ikincisinden daha üstün değildir."

Ebu Davud

TARİHTE BU HAFTA

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI