Cevaplar.Org implant

DERS: 5 YİRMİBİRİNCİ MEKTUB

Bu dersimizde, kâinatta en yüksek ve kıymettar hakikatlerden birisi de anne baba hakkı olduğunun, ana ve baba hukukunun ne kadar mühim olduğunun önemi anlatılmıştır.


M. Ragıp Öncel

İsminur1940@gmail.com

2015-11-07 09:38:42

بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ وَاِنْ مِنْ شَيْءٍ اِلاَّ يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ

اِمَّا يَبْلُغَنَّ عِنْدَكَ الْكِبَرَ اَحَدُهُمَا اَوْ كِلاَهُمَا فَلاَ تَقُلْ لَهُمَا اُفٍّ وَلاَ تَنْهَرْهُمَا وَقُلْ لَهُمَا قَوْلاً كَرِيمًا ٭ وَاخْفِضْ لَهُمَا جَنَاحَ الذُّلِّ مِنَ الرَّحْمَةِ وَقُلْ رَبِّ ارْحَمْهُمَا كَمَا رَبَّيَانِى صَغِيرًا ٭ رَبُّكُمْ اَعْلَمُ بِمَا فِى نُفُوسِكُمْ اِنْ تَكُونُوا صَالِحِينَ فَاِنَّهُ كَانَ ِلْلاَوَّابِينَ غَفُورًا

"Hiçbir şey yoktur ki Allah'ı hamd ile tesbih etmesin." İsrâ Sûresi, 17:44. Her türlü noksan sıfatlardan yüce olan Allah'ın adıyla.

"Onlardan biri veya her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına erişecek olursa, onlara sakın 'Öf' bile deme, onları azarlama; onlara güzel söz söyle. Onlara merhamet ve tevazu kanadını ger ve de ki: 'Ey Rabbim, nasıl onlar beni küçükken besleyip büyüttülerse, Sen de onlara öylece merhamet buyur.' Sizin içinizde olanı Rabbiniz hakkıyla bilir. Eğer siz salih kimseler olursanız, muhakkak ki O, kendisine yönelenler için çok bağışlayıcıdır." (İsrâ Sûresi, 23-25.)

Bu dersimizde, kâinatta en yüksek ve kıymettar hakikatlerden birisi de anne baba hakkı olduğunun, ana ve baba hukukunun ne kadar mühim olduğunun önemi anlatılmıştır.

 

Ey hanesinde ihtiyar bir vâlide veya pederi veya akrabasından veya iman kardeşlerinden bir amel-mânde veya âciz, alîl bir şahıs bulunan gafil!. Şu âyet-i kerimeye dikkat et bak: Nasılki bir âyette, beş tabaka ayrı ayrı surette ihtiyar vâlideyne şefkati celbediyor.

Bu ayeti kerimeye baktığımız da anne babaya "üf " bile diyemeyeceğimiz açıkça izah edilmiş ve Cenab-ı Hak tarafından bu fiil yasaklanmıştır. Bu ayette ilm-i belagat noktasında şöyle bir fetva vardır; Bir belediye düşünelim, şehrin belirli park bölgelerinde çiçeklendirme faaliyeti geçekleştiriyor ve çiçeklendirme alanlarına bir tabela asmış "çiçekleri koparmayın" deniliyor. Bu yazının arkasında çiçeklerin koparılmasına müsaade edilmediği gibi buraya ayakkabı ile, bot ile girilemeyeceği, bisikletle girilemeyeceği, kedi gibi hayvanların giremeyeceği vb. manalar saklanmıştır. Aynen bunun gibi yukarıda zikredilen ayetler en küçük mana ile arkalarında büyük manaları saklıyorlar Anne baba hukuku ile ilgili en hafif ibare olan "üf" kelimesini kullanarak arkasına daha ağır manalar takıyor. Yani bunları anlamalıyız.

 

 Evet, dünyada en yüksek hakikat, peder ve vâlidelerin evlâdlarına karşı şefkatleridir. Ve en âlî hukuk dahi, onların o şefkatlerine mukabil hürmet haklarıdır. Çünki onlar, hayatlarını kemal-i lezzetle evlâdlarının hayatı için feda edip sarfediyorlar.

Bu parçada anne babanın şefkatlerinden söz ediliyor. Üstadımız bu şefkatin hayvanlarda da olduğunu belirtiyor. Üstadımız ''Lemalar'' da bu olayı şöyle izah ediyor; "Hattâ hâlis muhabbet, fıtrat-ı insaniyede ve umum vâlidelerde dercedilmiştir. İşte bu hâlis muhabbete tam manasıyla vâlidelerin şefkatleri mazhardır. Vâlideler o sırr-ı şefkat ile evlâdlarına karşı muhabbetlerine bir mükâfat, bir rüşvet istemediklerine ve taleb etmediklerine delil; ruhunu, belki saadet-i uhreviyesini de onlar için feda etmeleridir. Tavuğun bütün sermayesi kendi hayatı iken, yavrusunu itin ağzından kurtarmak için -Hüsrev'in müşahedesiyle- kafasını ite kaptırır." (Lem'alar, 17.Lema,13.nota,3.Mesele,148)

Bakınız bir hayvanda dahi şefkat böyle ise, acaba insanda nasıldır. Bu olayı yaşanmış bir misal ile izah edelim. Bundan yirmibeş sene önce Horasan'da Aras nehri kışın buz tutmuş. Bu nehire bir kamyon yuvarlanarak düşmüş, kamyonun attığı taklalar sonucu nehrin üzerindeki buzların üzerinde tandır şeklinde çukurlar açılmış. Kamyondan fırlayan küçük bir bebek kayarak o suyun içine düşmüş. Bunu gören anne hiç durmadan o kış soğuğunda buz gibi suyun içine atlayarak yavrusunu kurtarmak istemiş ama o da suda kaybolmuş. Tam bir hafta suyun içi ekipler tarafından aranmış. Sonunda annenin cesedi yavrusuna sımsıkı sarılmış bir vaziyette sudan çıkarılmış. Bu olaya şahit olanların tamamı gözyaşlarına hâkim olamamıştır. İşte annedeki o yüksek şefkate bakın hayatını evladı için hiç çekinmeden feda edebiliyor.

Öyle ise, insaniyeti sukut etmemiş ve canavara inkılab etmemiş herbir veled; o muhterem, sadık, fedakâr dostlara hâlisane hürmet ve samimane hizmet ve rızalarını tahsil ve kalblerini hoşnud etmektir. Amca ve hala, peder hükmündedir; teyze ve dayı, ana hükmündedir.

İnsaniyetini kaybetmemiş her bir evlat, anne babasının hak ve hukukunu gözetmek zorundadır, Nitekim Cenab-ı Hak anne babaya "üf" bile demeyi yasaklamıştır. Tâ ki evladı onlara karşı sesini yükseltmesin, bağırıp çağırmasın, onlara karşı çıkmasın. ''Demek vâlideyn ve veled ortasında fıtraten sebeb-i münakaşa yok. Zira münakaşa, ya gıbta ve hasedden gelir. Pederde oğluna karşı o yok. Veya münakaşa, haksızlıktan gelir. Veledin hakkı yoktur ki, pederine karşı hak dava etsin. Pederini haksız görse de, ona isyan edemez. Demek pederine isyan eden ve onu rencide eden, insan bozması bir canavardır. '' ( Sözler,32.Söz,3.mevkıf, 691)

Bakın İslam fıkhında kat-ı rahim yani, akrabalık bağını kesmek kebâirden sayılmıştır. Çünkü anne yarısı olan teyze ve dayılardan, baba yarısı olan amca ve halalardan, anne ve babadan hal hatır sormayı, terk etmek onların hukukunu gözetmemek, onların gönlünü hoşnut etmemek onlardan alakayı kesmek büyük günah sayılmıştır.

İşte o mübarek ihtiyarların vücudlarını istiskal edip ölümlerini arzu etmek, ne kadar vicdansızlık ve ne kadar alçaklıktır bil, ayıl! Evet, hayatını senin hayatına feda edenin zeval-i hayatını arzu etmek, ne kadar çirkin bir zulüm, bir vicdansızlık olduğunu anla!

Yani, onlar yaşlanınca iş göremeyecek hale gelince bize düşen vazife ne? Annen seni dokuz ay karnında taşımış, baban senin için gece gündüz demeden çalışmış, senin her türlü ihtiyacını karşılamış, seni okutmuş. Seni adam etmiş. Bunlara rağmen, onların yaptıkları bunca iyiliği unutmak, onların ölümünü istemek ve bunu arzulamak ne kadar insanlığa ters ve yakışmaz bir vicdansızlık olduğunu insaniyeti sönmemiş insan anlar. Hatta hayatını senin hayatın için feda eden anne ve babanın ölümlerini arzulamak, onlara karşı sert davranmak, hiçbir şeyden cehenneme gitmese dahi, anne babanın hukukunu rencide etmekten dolayı Allah muhafaza cehennemim çukurlarına düşebilir ve cehennemi boylayabilir. Bir hadis-i şerifte vardır ki, ''cennet annenin ayakları altındadır.'' Anne baba razı edilmediği vakit insan cennete gidemez. Burada konuya ışık tutacak bir sahabenin hayatına değinelim.

Devr-i saadette Alkame isminde gayretli çalışkan ve sehâvetli bir genç vardı. Hastalandı ve rahatsızlığı şiddetlendi. Karısı, vaziyeti Rasülü Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimize bildirdi: Ya Rasûlallah, kocam çok hasta, ölüm halinde, dedi. Rasülü Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem, vaziyeti öğrenmek için Bilal-i Habeşî, Ali, Selman ve Ammar radıyallahu anhum hazeratını, Alkame'nin evine gönderdi. Gittiler, Alkame ağır hasta idi. "Lâ ilâhe İllallah", Muhammedün Resûlullah demesini söylediler. Bir türlü söyleyemedi. Üzüldüler. Vaziyeti bildirmesi için Bilal radıyallahu anh'ı Rasülü Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimize gönderdiler. Rasülü Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz ana ve babasının hayatta olup olmadıklarını sordu. Babasının öldüğünü, ihtiyar anasının hayatta olduğunu öğrendiler. Rasülü Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz, ihtiyar kadına oğlu ile vaziyetinin nasıl olduğunu sordurduğunda, ihtiyar kadın: "O hep karısını dinliyor, hep beni tersliyor, hiç bir dileğimi yerine getirmiyor, cevabını verdi.

Rasülü Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem, Bilal Habeşî radıyallahu anh'a: "Git bir yığın odun topla, onu ateşle yakalım, buyurdu. Bu sözleri duyan Alkame'nin annesi: "Ya Rasûlallah! O benim oğlum ve gönlümün meyvesidir. Onu benim gözlerimin önünde yakacak mısın? Buna yüreğim nasıl dayanır, dedi. Rasülü Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz şöyle buyurdu: "Ey Alkame'nin annesi, Allah'ın azabı daha şiddetli ve daha devamlıdır Sen içinden Allah'ın onu mağfiret etmesini diliyorsun. O halde ona kırgın olmadığını açıkla. Hakkını helal et. Varlığım Kudret elinde olan Allah'a yeminle söylerim ki, sen ona kırgın oldukça, onun ne namazı, ne orucu ne de diğer iyilikleri kendisine fayda vermez." Alkame'nin annesi ellerini göğe kaldırdı ve: ''Ya Rasûlallah! Allah'ı, seni ve burada bulunanları şahid tutuyorum ki, ben Alkame'den razıyım, haklarımı ona helal ettim,'' dedi. Rasülü Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz: "Ya Bilal! Git bak, Alkame, ''Lâ ilahe İlallah'' diyebiliyor mu?" buyurdu Bilal hemen gitti Alkame'nin evine vardı Daha kapıdan girerken onun, "Lâ ilahe İlallah, Muhammedun Rasûlullah" demekte olduğunu işitti Aynı gün Alkame radıyallahu anh vefat etti.Evet,anne babasına hürmet eden Allah'ın rızasına mazhar olur ve Cennete girer. Bakınız. Bu hususta Hz Musa'nın (as) bir kıssasını hatırlayalım. Hz. Musa Aleyhisselâm, bir gün münacatları esnasında "Ya Rabbî! Cennette benim arkadaşım kimdir, bana göster" diye iltica eder. Hak Teâlâ ve Tekaddes Hazretleri: - Ya Musa! Filan şehirde, filan çarşıda ve şu şemail ve isimde bir kasap vardır. O kimsedir, diye ilham eyler. Hz. Musa Aleyhisselam hemen hareket eder ve o kasabı bulur. Dükkânının karşı tarafında, bir miktar seyrederek ahvaline vâkıf olmak üzere oturur. Görür ki gayet gaddar ve zalim bir kimsedir. Sattığını hep eksik tartmaktadır. Hz. Musa'nın aklına, bu kimse bana nasıl arkadaş olabilir, her halde o başka bir kimse olması lâzımdır, diye bir düşünce gelir. Tam o esnada Hz. Cebrail gelerek, o kimsenin, o olduğunu haber verir. Hz. Musa Aleyhisselâm akşama kadar dükkânın önünde oturur ve akşam olunca, kasap bir miktar et alarak elindeki zembiline koyar ve evine gitmek üzere iken, Hz. Musa: "Ya kasap, beni misafir kabul eder misin? diye sorar. Kasap da "Buyurun, sizin gibi muhabbetli misafiri asla görmedim. Bu gece hizmetinizle şerefleneyim." der ve beraberce giderler. Hemen Hz. Musa Aleyhisselâmm önüne yemekler koyar ve "Ey mübarek zat isterseniz siz yeyin. Şayet beraber yiyelim derseniz, bir miktar beklemeniz lâzım gelecek. Zira benim çok mühim bir işim vardır, müsaadenizle onu yerine getireyim" der. Ve getirmiş olduğu eti iyice pişirip, evin köşesinde asılı bir zembil aşağıya indirir. İçinden son derece küçük ve zayıf bir kadın çıkarır. Onun ağzına yavaş yavaş eti verir. Karnını doyurduktan sonra altını da temizler ve tekrar yerine asarak Hz. Musa Aleyhisselâmın yanına gelir. Özür dileyerek birlikte yemek yemeye başlarlar. Kadına yemek yedirirken kadının dudakları bir kaç defa hareket etmiş ve konuşur gibi olmuş. Bu hali Hz. Musa Aleyhisselâm fark etmiş olduğu için o kimseye:
-Ey kişi, bu senin annen midir? -Evet, annemdir. Çok ihtiyar ve mecalsizdir. Her gün böylece dükkândan geldiğim zaman hizmet ederim. -Yemek yedirirken dudakları kıpırdadı. Sözü anlaşılır mı? - Evet anlaşılır. Her ne zaman, karnını doyurup hizmetini yaptığımda "Ya Rabbî, bu oğlumu cennette Musa'ya arkadaş eyle." diye dua eder. - Ey kimse! Sana müjdeler olsun kî, annenin duası dergâh-ı izzette kabul oldu. Musa benim, der ve ilham-ı ilâhî ile oraya geldiğini söyler. O kimse de çok sevinir ve bütün günahlarına tevbe ve istiğfar ederek ibadet ile meşgul olmaya başlar. Böylece annesine yapmış olduğu hizmet sebebi ile, salihler zümresine dâhil olur.

Ey derd-i maişetle mübtela olan insan! Bil ki senin hanendeki bereket direği ve rahmet vesilesi ve musibet dafiası, hanendeki o istiskal ettiğin ihtiyar veya kör akrabandır. Sakın deme: "Maişetim dardır, idare edemiyorum." Çünki onların yüzünden gelen bereket olmasaydı, elbette senin dîk-ı maişetin daha ziyade olacaktı. Bu hakikatı benden inan. Bunun çok kat'î delillerini biliyorum, seni de inandırabilirim. Fakat uzun gitmemek için kısa kesiyorum. Şu sözüme kanaat et. Kasem ederim şu hakikat gayet kat'îdir, hattâ nefis ve şeytanım dahi buna karşı teslim olmuşlar. Nefsimin inadını kıran ve şeytanımı susturan bir hakikat, sana kanaat vermeli.

Bir kural vardır, ''vasıta-i rızk-ı helal iktidar ve ihtiyar ile olmadığını belki acz ve zaaf ile olduğunu anlamak için balıklar ile tilkileri yavrular ile canavarları, ağaçlar ile hayvanları muvazane etmek kafidir.'' (Sözler,5.Söz 25)

O halde ey geçim sıkıntısını düşünen insan, madem vasıta-i rızk acz ve zaaf iledir öyle ise en fazla acz ve zaaf içinde olan ihtiyarlara bakılmalı ki rızkımız artsın evlerimiz bereketlensin bizler de huzurlu ve mutlu bir şekilde yaşayalım.

Zira, "peder ve vâlideye karşı muhabbetin, Cenab-ı Hak hesabına olduğu için hem bir ibadet, hem de onlar ihtiyarlandıkça hürmet ve muhabbeti ziyadeleştirirsin. En âlî bir his ile en merdane bir himmet ile onların tûl-ü ömrünü ciddî arzu edip bekalarına dua etmek, tâ onların yüzünden daha ziyade sevab kazanayım diye samimî hürmetle onların elini öpmek, ulvî bir lezzet-i ruhanî almaktır. Yoksa nefsanî, dünya itibariyle olsa, onlar ihtiyar oldukları ve sana bâr olacak bir vaziyete girdikleri zaman; en süflî ve en alçak bir his ile vücudlarını istiskal etmek, sebeb-i hayatın olan o muhterem zâtların mevtlerini arzu etmek gibi vahşi, kederli, ruhanî bir elemdir". (Sözler,32.Söz,3.mevkıf, 696 )

Evet kâinatın şehadetiyle, nihayet derecede Rahman, Rahîm ve Latif ve Kerim olan Hâlık-ı Zülcelali Vel'ikram, çocukları dünyaya gönderdiği vakit, arkalarından rızıklarını gayet latif bir surette gönderip ve memeler musluğundan ağızlarına akıttığı gibi; çocuk hükmüne gelen ve çocuklardan daha ziyade merhamete lâyık ve şefkate muhtaç olan ihtiyarların rızıklarını dahi, bereket suretinde gönderir. Onların iaşelerini, tama'kâr ve bahil insanlara yükletmez. اِنَّ اللّهَ هُوَ الرَّزَّاقُ ذُو الْقُوَّةِ الْمَتِينُ ٭ وَكَاَيِّنْ مِنْ دَابَّةٍ لاَ تَحْمِلُ رِزْقَهَا اَللّهُ يَرْزُقُهَا وَاِيَّاكُمْ âyetlerinin ifade ettikleri hakikatı, bütün zîhayatın enva'-ı mahlukları lisan-ı hal ile bağırıp, o hakikat-ı kerimaneyi söylüyorlar.

Hattâ değil yalnız ihtiyar akraba, belki insanlara arkadaş verilen ve rızıkları insanların rızıkları içinde gönderilen kedi gibi bazı mahlukların rızıkları dahi, bereket suretinde geliyor. Bunu teyid eden ve kendim gördüğüm bir misal: Benim yakın dostlarım bilirler ki; iki-üç sene evvel hergün yarım ekmek, -o köyün ekmeği küçük idi- muayyen bir tayinim vardı ki, çok defa bana kâfi gelmiyordu.

Sonra dört kedi bana misafir geldiler. O aynı tayinim hem bana, hem onlara kâfi geldi. Çok kerre de fazla kalırdı. İşte şu hal o derece tekerrür edip bana kanaat verdi ki, ben kedilerin bereketinden istifade ediyordum. Kat'î bir surette ilân ediyorum: Onlar bana bâr değil; hem onlar benden değil, ben onlardan minnet alırdım.

Cenab-ı Hakkın dünyaya çocuğu gönderdiği andan itibaren çocuğun rızkı olan sütü arkasından göndermesi gibi çocuk hükmüne gelen ve çocuklardan daha çok şefkate muhtaç ve layık olan ihtiyarların rızkını da elbette Allah (c.c) bereket suretinde gönderir. O ihtiyarların sıkıntısını, geçim sıkıntısına dalıp boğulan evladına yüklemez, Cenab-ı Hak onların rızıklarını bereket şeklinde temin eder. Nitekim Üstadımızda bunlara misal olarak kedi örneğinin bereketini dile getirmesi ile manen bize der ki; kedi gibi bir hayvan berekete neden olursa, mahlûkatın en kıymetlisi olan insan, hiç bu bereketten mahrum kalır mı? Hele o kişiler anne baba olursa !...

Ey insan! Madem canavar suretinde bir hayvan, insanların hanesine misafir geldiği vakit berekete medar oluyor; öyle ise mahlukatın en mükerremi olan insan ve insanların en mükemmeli olan ehl-i iman ve ehl-i imanın en ziyade hürmet ve merhamete şâyan aceze, alîl ihtiyareler ve alîl ihtiyarların içinde şefkat ve hizmet ve muhabbete en ziyade lâyık ve müstehak bulunan akrabalar ve akrabaların içinde dahi en hakikî dost ve en sadık muhib olan peder ve vâlide, ihtiyarlık halinde bir hanede bulunsa, ne derece vesile-i bereket ve vasıta-i rahmet ve لَوْلاَ الشُّيُوخُ الرُّكَّعُ لَصُبَّ عَلَيْكُمُ الْبَلاَءُ صَبًّا sırrıyla, yani: "Beli bükülmüş ihtiyarlarınız olmasa idi, belalar sel gibi üstünüze dökülecekti." Ne derece sebeb-i def'-i musibet olduklarını sen kıyas eyle.

Üstadımız bu hususa benzer açıklamayı ''Lem'alar'' da şöyle belirtir. "İhtiyarlara bakmak ise; hem azîm sevab almakla beraber, o ihtiyarların ve bilhâssa peder ve vâlide ise, dualarını almak ve kalblerini hoşnud etmek ve vefakârane hizmet etmek, hem bu dünyadaki saadete, hem âhiretin saadetine medar olduğu rivayat-ı sahiha ile ve çok vukuat-ı tarihiye ile sabittir.

İhtiyar peder ve vâlidesine tam itaat eden bahtiyar bir veled, evlâdından aynı vaziyeti gördüğü gibi; bedbaht bir veled eğer ebeveynini rencide etse, azab-ı uhrevîden başka, dünyada çok felâketlerle cezasını gördüğü, çok vukuatla sabittir. Evet ihtiyarlara, masumlara, yalnız akrabasına bakmak değil; belki ehl-i iman - madem sırr-ı imanla uhuvvet-i hakikiye var - onlara rastgelse, muhterem hasta ihtiyar ona muhtaç olsa, ruh-u canla ona hizmet etmek İslâmiyetin muktezasıdır."( Lem'alar 25.Lem'a,24.Deva, 251)

Ve onlara hizmetin, Rabbimizin emri olduğunu düşünmeliyiz. Zira ayette belirtildiği gibi bela ve müsibetlere paranoter vesilesi gören en büyük neden, evimizdeki hanemizin direği olan ana ve babalarımızdır.

İşte ey insan! Aklını başına al. Eğer sen ölmezsen, ihtiyar olacaksın. اَلْجَزَاءُ مِنْ جِنْسِ الْعَمَلِ sırrıyla, sen vâlideynine hürmet etmezsen, senin evlâdın dahi sana hürmet etmeyecektir.

Eğer âhiretini seversen, işte sana mühim bir define; onlara hizmet et, rızalarını tahsil eyle.

Eğer dünyayı seversen, yine onları memnun et ki, onların yüzünden hayatın rahatlı ve rızkın bereketli geçsin.

Yoksa onları istiskal etmek, ölümlerini temenni etmek ve onların nazik ve seri-üt teessür kalblerini rencide etmek ile خَسِرَ الدُّنْيَا وَ اْلآخِرَةَ sırrına mazhar olursun.

Eğer rahmet-i Rahman istersen, o Rahman'ın vedialarına ve senin hanendeki emanetlerine rahmet et.

Evet, ne ekersen onu biçersin. Bu hususta çarpıcı bir misal vermek isterim. Adamın biri eşinin sıkıştırması durumunda babasını uzak ıssız ve sessiz bir yere bırakma kararı alır. Ve babasını bırakmak üzere ıssız bir dağa varır, yaşlı adamı bir ağacın altına bırakmak üzere sepetten çıkarır ve sepeti eline alarak babasına son bir kere bakar; Durumu anlayan baba "Ey oğul senden son bir isteğim var, elindeki sepeti buraya bırak, çünkü o sepetle ben de babamı bırakmıştım buraya, yarın seni de evladının bırakmasını istemiyorum."

Hz. Peygamber(sav) zamanın da buna benzemese bile hürmetsizliğin karşılığının çok korkunç olacağını belirten bir misal daha vermek isterim. Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Peygamberimiz (aleyhissalâtu vesselâm) bir gün: "Burnu sürtülsün, burnu sürtülsün, burnu sürtülsün" dedi. "Kimin burnu sürtülsün ey Allah'ın Resulü?" diye sorulunca şu açıklamada bulundu: "Ebeveyninden her ikisinin veya sâdece birinin yaşlılığına ulaştığı halde cennete giremeyenin.

Abdullah İbnu Amr İbni'l-Âs (radıyallahu anh) anlatıyor: "Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle buyurdu: "Allah'ın rızası, babanın rızasından geçer. Allah'ın memnuniyetsizliği de babanın memnuniyetsizliğinden geçer."

Âhiret kardeşlerimden Mustafa Çavuş isminde bir zât vardı. Dininde, dünyasında muvaffakıyetli görüyordum. Sırrını bilmezdim. Sonra anladım ki, o muvaffakıyetin sebebi: O zât ise, ihtiyar peder ve vâlidelerinin haklarını anlamış ve o hukuka tam riayet etmiş ve onların yüzünden rahat ve rahmet bulmuş. İnşâallah âhiretini de tamir etmiş. Bahtiyar olmak isteyen, ona benzemeli.

Mustafa Çavuş, Üstad Bediüzzamanın Barla'da ikamete mecbur tutulduğu yıllarda canı, malı ve bütün aile fertleriyle iman hizmeti yoluna çalışan talebelerindendir. Mustafa Çavuş, Nur hizmetinde olduğu gibi, anne ve babasına hürmette örnek bir şahıs olmuştur. İşte Üstadımızın bizzat müşahadesi ile sabittir ki, paragrafta belirtildiği gibi Mustafa Çavuş (R H) dinindeki salâbet, hizmetindeki muvaffakiyet ve maişetindeki bereket ve suhulet, o abimizin anne babasına hizmet ve hürmetinden dolayıdır. Rabbim de bizlere onlar hayatta iken onların rızalarını tahsil ederek rıza-i ilahiye mazhar etsin !...

اَللّهُمَّ صَلِّ وَسَلِّمْ عَلَى مَنْ قَالَ اَلْجَنَّةُ تَحْتَ اَقْدَامِ اْلاُمَّهَاتِ وَ عَلَى آلِهِ وَصَحْبِهِ اَجْمَعِينَ

سُبْحَانَكَ لاَ عِلْمَ لَنَا اِلاَّ مَا عَلَّمْتَنَا اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

Size yasak edilen büyük günahlardan kaçınırsanız, kusurlarınızı örteriz ve sizi ağırlancağınız şerefli bir yere yerleştiririz.

Nisâ, 31

GÜNÜN HADİSİ

Allah'ın en sevdiği isimler

Resulullah (sav) buyurdular ki: "Allah'ın en ziyade sevdiği isimler Abdullah ve Abdurrahman'dır." Müslim-Edeb:2 Ebu Davud-Edeb:59

TARİHTE BU HAFTA

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI