Cevaplar.Org

DERS: 1 19.MEKTUB 13.İŞARET

Bu Parça, Altın ve Elmas ile Yazılsa, Liyakatı Var kısmının izahı


M. Ragıp Öncel

İsminur1940@gmail.com

2015-10-08 07:44:25

DERS: 1

 19.MEKTUB 13.İŞARET

 Bu Parça, Altın ve Elmas ile Yazılsa, Liyakatı Var

 Evet, sâbıkan bahsi geçmiş: Avucunda küçük taşların zikir ve tesbih etmesi; وَمَا رَمَيْتَ اِذْ رَمَيْتَ sırrıyla aynı avucunda, küçücük taş ve toprak, düşmana top ve gülle hükmünde onları inhizama sevketmesi;

 وَ انْشَقَّ الْقَمَرُ nassı ile aynı avucunun parmağıyla Kamer'i iki parça etmesi;

ve aynı el, çeşme gibi on parmağından suyun akması ve bir orduya içirmesi;

ve aynı el, hastalara ve yaralılara şifa olması, elbette o mübarek el, ne kadar hârika bir mu'cize-i kudret-i İlahiye olduğunu gösterir.

Güya ahbab içinde o elin avucu küçük bir zikirhane-i Sübhanîdir ki, küçücük taşlar dahi içine girse, zikir ve tesbih ederler. Ve a'daya karşı küçücük bir cephane-i Rabbanîdir ki; içine taş ve toprak girse, gülle ve bomba olur. Ve yaralılar ve hastalara karşı küçücük bir eczahane-i Rahmanîdir ki, hangi derde temas etse derman olur. Ve celal ile kalktığı vakit, Kamer'i parçalayıp Kab-ı Kavseyn şeklini verir; ve cemal ile döndüğü vakit, âb-ı kevser akıtan on musluklu bir çeşme-i rahmet hükmüne girer.

Acaba böyle bir zâtın bir tek eli, böyle acib mu'cizata mazhar ve medar olsa; o zâtın Hâlık-ı Kâinat yanında ne kadar makbul olduğu ve davasında ne kadar sadık bulunduğu ve o el ile biat edenler, ne kadar bahtiyar olacakları, bedahet derecesinde anlaşılmaz mı?.. (Mektubat 148)

 

Ne için altın ve elmasla yazılmalı?

6000 küsur Risale-i Nur Külliyatı sayfaları içerisinde farklı bir renkle yazılmasının önemi nedir?

Bu hususta insanın aklına gelebilen şüphelere bir örnek vermek isterim.

Bir insan düşünün, dedesinden ona yüklü bir miras kalmış olsun ve bu insan, dedesinin hatırasına binaen onu öven bir makale yarışması düzenlemiş olsun ve jüri heyeti kurup birinciye de mükâfat vereceğini belirtmiş olsun ve neticede birinci olan makaleyi bu insan ne yapar? En azından o makaleyi güzel bir çerçeveleyip başucuna asmaz mı? Dedesine karşı birazcık olsun vefa borcunu bu şekilde ifa etmek istemez mi?

Bila-teşbih, Risale-i Nur Külliyatı içerisinde Üstad Hazretleri birçok yerde Hz. Peygamber (A.S.M.)'i medh etmiş ve çeşitli şekilde O'nu (S.A.V.) öven yazılara yer vermiş, ama bu okuyacağımız parça bambaşkadır. Zira; bütün âlemce her hususta sıdk ve doğruluğu malum ve müsellem olan Hazreti Muhammed-i Arabi Aleyhissalatu Vesselamın sadece mübarek elinin mazhar olduğu mucizelerden bahsedilmiştir.

"Evet nasılki eli, parmakları, tükürüğü, nefesi, sözü yani duası, çok mucizatın mebdei oluyor; aynen öyle de, Resul-i Ekrem (A.S.M.)'ı sair letaifi ve duyguları ve cihazatı çok harikalara medardır". (Mektubat, 19.Mek,14.iş. 160)

Ve binlerce cilt bu hususta yazılsa yine son noktayı koyamazlar.

Bunu böylece belirttikten sonra parçanın açılımına başlayabiliriz.

"Evet, sabıkan bahsi geçmiş (11. İşarette): Avucunda küçük taşların zikir ve tesbih etmesi " dir ki,

Hazreti Enes demiş ki "Resul-i Ekrem (A.S.M.)"in yanında idik. Avucuna küçük taşları aldı; mübarek elinde tesbih etmeye başladılar. Sonra Ebu Bekir-is Sıddık'ın eline koydu, yine tesbih ettiler. Sonra Hazreti Ömer'in eline koydu, yine tesbih ettiler. Sonra aldı yere koydu, sustular.

Sonra yine aldı. Hazreti Osman'ın eline koydu, yine tesbihe başladılar. Sonra, Hazret-i Enes ve Ebu Zerr diyorlar ki "Ellerimize koydu, sustular."(Mektubat, 19.Mek.11.İş.139)

 وَمَا رَمَيْتَ اِذْ رَمَيْتَ sırrıyle,(attığın zaman sen atmadın,ancak Allah attı.) (En'am ,17) aynı avucunda küçük taş ve toprak düşmana top ve gülle hükmünde, onları inhizama sevketmesi

"Gazve-i Bedir'de Resul-i Ekrem (A.S.M.) bir avuç torak ile küçük taşları aldı, küffar ordusunun yüzüne attı.

 شَاهَتِ الْوُجُوهُ dedi. شَاهَتِ الْوُجُوهُ kelimesi bir kelam iken, onların her birinin kulağına gitmesi gibi; o sid avuç toprak dahi, her bir kafirin gözüne gitti. Herbiri kendi gözü ile meşgul olup, hücumda iken, birden kaçtılar".(Mektubat,19.Mek.12.İş. 143)

Aynı buna benzer olay Huneyn muharebesinde de cereyan etmiştir.

وَ انْشَقَّ الْقَمَرُ nassı ile , aynı avucunun parmağıyla, Kamer'i iki parça etmesi"

31. Söz'ün Zeyl'inde bu husus şöyle anlatılmış:

"O zaman, o zemindeki küffarın gayet şedid derecede inatları, tarihen malüm ve meşhur olduğu halde; Kur'an-ı Hakim'in وَ انْشَقَّ الْقَمَرُdemesiyle şu vak'ayı umum aleme ihbar ettiği halde; Kur'an-ı inkar eden o küffara hiçbir kimse, şu ayetin tekzibine, yani ihbar ettiği şu vakıanın inkarına ağız açmamışlar. Eğer o zamanda o hadise, o küffarca kat'i ve vaki bir hadise olmasa idi, şu sözü serrişte ederek, gayet dehşetli bir tekzibe, Peygamber'in iptal-i davasına hücum göstereceklerdi. Halbuki; şu vak'aya dair siyer ve tarih, o vak'a ile münasebettar küffarın adem-i vukuuna dair hiçbir şeyini nakletmemiş-lerdir.

Bu konunun devamı şöyledir.

Yalnız وَ يَقُولُوا سِحْرٌ مُسْتَمِرٌّ âyetinin beyan ettiği gibi, tarihçe menkul olan şudur ki: O hâdiseyi gören küffar, "sihirdir" demişler ve "Bize sihir gösterdi. Eğer sair taraflardaki kervan ve kafileler görmüşlerse hakikattır. Yoksa bize sihir etmiş." demişler. Sonra sabahleyin Yemen ve başka taraflardan gelen kafileler ihbar ettiler ki: "Böyle bir hâdiseyi gördük." Sonra küffar, Fahr-i Âlem (A.S.M.) hakkında (hâşâ) "Yetim-i Ebu Talib'in sihri semaya da tesir etti" dediler. (Sözler,31.Söz Zeyl, 634,635)

ve aynı el, çeşme gibi on parmağından suyun akması ve bir orduya içirmesi;

Evet Resul-i Ekrem (A.S.M.)'ın mübarek parmaklarından suyun akması ve pek çok adam içmesi mütevatirdir. Öyle bir cemaat nakletmişki, yalana ittifakları muhaldir. Bu çeşit mu'cize misalleri çoktur. Bu Mektubat'ın 19. Mektup 8. İşaretinde bunlar zikredilir. Örnek olsun diye bir misal zikretmek isterim.

Gazve-i Buvat'ta, yine Buharî, Müslim başta, kütüb-ü sahiha beyan ediyorlar ki: Hazret-i Câbir dedi ki: Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm ferman etti: نَادِ بِالْوُضُوءِ "Abdest almak için nida et" dediler. "Su yok" denildi. Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm dedi: "Bir parça su bulunuz." Gayet az su getirdik. Sonra o az su üstüne elini kapadı, birşeyler okudu; bilmedim ne idi. Sonra ferman etti: رِدْنَا بِجَفْنَةِ الرَّكْبِ Yani, kafilenin büyük teştini (tekne) getir. Bana getirildi; ben de Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın önüne koydum. O da elini içine koydu, parmaklarını açtı.

Ben de o az suyu, mübarek eli üzerine döküyordum. Gördüm ki, mübarek parmaklarından kesretle su aktı. Sonra teşt doldu. Suya muhtaç olanları çağırdam; bütün geldiler o sudan abdest alıp içtiler.

Ben dedim. Daha kimse kalmadı. Elini kaldırdı. O cefne (yani tekne) lebaleb dolu kaldı. (Mektubat,19.Mek.8.İş.3.misal 127,128) Konuya devam ediyoruz.

"ve aynı el hastalara ve yaralılara şifa olması elbette o mübarek el, ne kadar harika bir mucize-i kudret-i ilahiye olduğunu gösterir."

 Bu hususa da bir-iki örnek verelim: "Başta Buhari ve Müslim, Kütüb-ü Sahiha haber veriyorlarki; Gazve-i Hayber'de, Resul-i Ekrem (A.S.M.) Aliyy-i Haydari'yi bayraktar tayin ettiği halde, Ali'nin gözleri hastalıktan çok ağırıyordu. Resul-i Ekrem (A.S.M.), tiryak gibi tükürüğünü gözüne sürdüğü dakikada şifa bularak hiçbir şeyi kalmadı. Sabahleyin Hayber Kal'asının pek ağır demir kapısını çekip, elinde kalkan gibi tutup Kal'a-i Hayber'i fethetti.

Hem o vakıada Seleme İbn-i Ekva'nın bacağına kılınç vurulmuş, yarılmış. Resul-i Ekrem (A.S.M.) ona nefes edip, birden ayağı şifa bulmuş". (Mektubat,19.Mek.13.İş.2.misal, 146)

Şimdi bundan sonraki cümleler yukarıdaki cümlelerin tekrarı ve açıklaması olacaktır. Güya ahbab içinde o elin avucu küçük bir zikirhane-i Sübhani'dirki, küçücük taşlar dahi içine girse, zikir ve tesbih ederler.

Ve a'daya karşı, kücük bir cephane-i Rabbani'dirki içine taş vetoprak girse, gülle, bomba olur.

Ve yaralılar ve hastalara karşı, küçücük bir eczahane-i Rahmani'dirki, hangi derde temas etse, derman olur.

Ve celal ile kalktığı vakit, Kamer'i parçalayıp, Kab-ı Kavseyn şeklini verir.

Ve cemal ile döndüğü vakit, ab-ı kevser akıtan on musluklu bir çeşme-i rahmet hükmüne girer.

 "Acaba böyle bir zatın bir tek eli, böyle acip mu'cizata mazhar ve medar olsa;

 Yukarıda zikredilenlerden başka, o elin mazhar olduğu mucizevi olayların bir kaçına temas edeyim. Mübarek elini mecnun bir çocuğun göğsüne koyması ile iyileşmesi. (Mek,19.Mek.14.İş,150)

 Selman-ı Farisi'yi kölelikten kurtarmak için, Yahudilerin istediği üçyüz hurma fidanını elleriyle dikip bereketlenmesi. (Mek,19.Mek.14.İş.6.misal, 156)

İbn-i Mesud'un baktığı keçiler içerisinde sütsüz, kısır bir keçinin, Hazreti Peygamber (A.S.M.)'in mübarek eliyle meydana gelen mucize. (Mek,19.Mek.14.İş.8.misal,158)

 (O halde),

O Zatın, Halık-ı Kainat yanında ne kadar makbul olduğu ve davasında ne kadar sadık bulunduğu ve o el ile biat edenler, ne kadar bahtiyar olacakları, bedahat derecesinde anlaşılmaz mı?

 Evet; O, insanlığın iftihar tablosudur. Ondört asırdan beri dünya çapındaki en büyük dahiler, dev filozoflar ve her biri düşünce semamızın yıldızı nice mütefekkir ve ilim adamları, hep O'nun arkasında el pençe divan durmuş ve O'na hitaben "Sen, sana mensubiyetle övündüğümüz insansın, beşeriyet senin gibi mümtaz bir kudreti bir defa görmüş, bundan sonra göremeyecektir. Ben, huzur-u mehabetinde kemal-i hürmetle eğilirim." (İ.İcaz,236) demişlerdir.

Son cümlede geçen "Ve o el ile O'na biat edenler" o bahtiyarlardan bir tanesinden bahsedelim.

İkincisi: İmam-ı Beyhaki ve İmam-ı İbn-i Adiyy gibi bazı mühim imamlar, Hazreti Enes İbn-i Malik'ten haber veriyorlarki: Enes demiş : "Bir ihtiyare kadının bir tek oğlu vardı, birden vefat etti. O saliha kadın, çok müteessir oldu, dedi: "Ya Rab! Senin rızan için, Resul-i Ekrem (A.S.M.)'ın biatı ve hizmeti için hicret edip buraya geldim.

Benim hayatımda istirahatimi temin edecek tek evladcığımı, O Resul'ün hürmetine bağışla!" Enes der: "O ölmüş adam kalktı, bizimle yemek yedi."

İşte şu hadise-i acibeye işaret ve ifade eden, İmam-ı Busayri'nin Kaside-i Bürde'de şu fıkrasıdır:

 لَوْ نَاسَبَتْ قَدْرَهُ آيَاتُهُ عِظَمًا ٭ اَحْيَى اسْمُهُ حِينَ يُدْعَى دَارِسَ الرِّمَمِ

Yani: "Eğer alametleri, O'nun kadrine muvafık derecesinde azametini ve makbuliyetini gösterse idiler; değil yeni ölmüşler, belki O'nun ismiyle çürümüş kemikler de ihya edilebilirdi." (Mek,19.Mek.15. İş, 164)

Ve ''işte ey Müslüman! Senin rüz-i mahşerde böyle bir şefiin var. Bu şefiin şefaatini kendine celbetmek için sünnetine ittiba et. '' (Mek,24.Mek.1.Zeyl,322)

Cenab-ı Hak bizleri kendine kul Habib-i Edib'inin şefaatine mazhar kılsın!

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

İman edip iyi yararlı işler yapanları, muhakkak salihler (zümresi) içine katarız.

Ankebût, 9

GÜNÜN HADİSİ

Emin ve doğruluktan ayrılmayan ticaret ehli (ayette sırat-ı müstakim ashabı olarak zikredilen) peygamberler, sıddikler, şehidler ve salihlerle beraberdir.

Tirmizi, Büyu 4, (1209); İbnu Mace, Ticarat 1, (2139)

TARİHTE BU HAFTA

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI