Cevaplar.Org implant

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-81

Ders: 26. Mektup 4. Mebhas 3. Mesele İzah: Prof. Dr. Şener Dilek *Varlık âleminin zirvesinde insan oturuyor. Yerde ve gökte sanat itibarıyla, maharet itibarıyla, camiiyet ve keyfiyet itibarıyla


Salih Okur

nedevideobendi@gmail.com

2015-08-23 09:35:29

Ders: 26. Mektup 4. Mebhas 3. Mesele

İzah: Prof. Dr. Şener Dilek

*Varlık âleminin zirvesinde insan oturuyor. Yerde ve gökte sanat itibarıyla, maharet itibarıyla, camiiyet ve keyfiyet itibarıyla insandan daha cami, daha mükemmel mahlûk yok. İnsan bu yönüyle Allah'ın muhatabı. Muhatap olabilmek kolay bir mesele değil. Bütün Üniversiteliler ne yetiştiriyor? Eğitim verdikleri ilimlere muhatap olabilecek gençleri. Bir lise talebesi tıp ilmine muhatap olmak için altı sene eğitimden geçiyor. Altı sene bittiğinde pratisyen hekim oluyor. Daha tıp ilminin eğişinde. Bir ömür gayret gösteriyor ama yine de tıp ilmi sahasında ilerlediği mesafe, masallar ülkesinden olduğu gibi "az gitmiş uz gitmiş, dere tepe düz gitmiş, sonunda bir arpa boyu mesafe gitmiş" oluyor. 

Ama insan koordinatlarıyla öyle cami bir keyfiyette yaratılmış ki, insan Allah'a muhatap. Matematik'teki tabiriyle insanın koordinatları sonsuza açılıyor.

*Demek insan camiiyet noktasında bakılınca insanın en antika eseri. Müstesna bir mahlûk. Bu cihette insan mükerrem. Ama diğer yönüyle de insan Kur'anın tabiriyle zalum ve cehul.

* "Cenab-ı Hak kemal-i kudretiyle nasıl bir tek şeyden çok şeyleri yapıyor."(Mektubat s: 331) Etrafımıza baktığımızda bir şeyden çok şeyleri yapmak evvela Cenab-ı Hakkın sonsuz kudretini akla gösteriyor. Mesela insan teknolojisi açısından baktığımızda bir fabrikada ham madde ile mamul madde arasında çok yakın bir ilişki vardır. Mesela buradan şekerpancarı giriyor, öbür yandan şeker çıkıyor. Buradan pamuk giriyor, öbür yandan tekstil ürünü çıkıyor.

Öbür yanda Allah'ın kudreti, hikmetine bakıyoruz, koyun ot yiyor, saman yiyor, diken yiyor. Öbür yandan dünyanın en safi, en azim, en güzel bir nimeti olan süt yaratılıyor. Bu Cenab-ı Hakkın rububiyetini gösteriyor. Ona hiçbir müşkül yok. Allah, dilerse eşyanın mahiyetini değiştirir; Saman-Süt.. Samandan sadece süt mü? Et, kan, ilik, deri, tırnak, boynuz, yün ve hayat..

Not: Bu misalin asıl orijinal hali Kırkıncı Hocamızın Hikmet Pırıltıları adlı eserindedir. Oradan nakledelim; "Şeker fabrikası, şeker pancarından şeker imal etmektedir. Yani, o koca fabrikanın vazifesi sadece "şeker pancarı"ndaki pancar kelimesini silmek­ten ibarettir. Bu iş için yüzlerce metrekarelik bir saha üzerine inşa edilmiş büyük bir fabrikaya ve bu fabrikada çalışacak yüzlerce tahsilli kimselere ve işçilere ihtiyaç vardır. Şimdi bu fabrikanın tekâmül ettiğini ve şeker panca­rından şeker elde edilmesi yanında, fabrikanın bütün müştemilâtının da bu pancarla yenilendiğini farz ediniz. Şöyle ki:

Şeker pancarı imalâta girdikten sonra fabrikanın motorlarından, kazanlarından ta en küçük bir çiviye ve fabrika binasının duvarlarına kadar her şeyin bu pancardan hisse aldığını ve tedricen yenilendiğini kabul ediniz. Bu takdirde karşımıza bugünkü tekniğin hayâl dahi edemediği acayip bir fabrika çıkar.

Faraziyemizi bir kademe daha ilerletelim: Söz konusu fabrikanın yukarıda bahsedilen hususiyetleri taşımakla beraber, küçülerek bir bostan kulübesi kadar olduğunu düşününüz. Böyle bir fabrikaya baha biçmek imkânsız olur.

Faraziyemize şu noktaları da ilâve edelim:

Bu fabrika, içindeki faaliyetler yanında kendisi de topyekûn bir hareket halinde bulunsun ve kendi hammaddesini kendisi arayıp bulsun. Ve nihayet; bu fabrikamız bir taraftan şeker verirken, diğer taraftan da birkaç tane kendisi gibi şeker fabrikası imâl etsin.

Yukarıda tarif ettiğimiz fabrika, insanın hayâlinin katiyyen anlayamayacağı kadar hârika ve beşer takatinin çok fevkindedir.

İşte, her bir koyun, Cenâb-ı Hakk'ın böyle bir fabrikasıdır. Bu fabrika ottan süt yapmaktadır. Şeker pancarından şeker yapan fabrikaya göre büyüklüğü mukayese edilmeyecek kadar küçüktür. Mezkûr fabrika, hammaddesi olan otu kendisi toplamakta ve bu otlar fabrikanın ağız denilen giriş kısmından geçtikten sonra bir taraftan süt yapılmakta, diğer taraftan da fabrikadaki umum âlet ve cihazlar bu otla yenilenmektedir. Bu ilâhî fab­rikanın bir vazifesi de ottan yün yapmaktır. Bütün bu hârika keyfiyetler yanında, bunların hepsini gölgede bırakacak en mühim husus; koyunun kuzu vermesi, yani bir kuzu fabrikası olmasıdır.

Şeker fabrikasının bir ustası olduğu hakikatını bir çocuğa dahi inkâr ettirmek mümkün değilken, böyle hârika bir fabrikanın sâniini inkâr edecek kadar gafilleşen kimselere ne isim verilecektir?(Mehmed Kırkıncı, Hikmet Pırıltıları, s: 14-15- Yeni Asya Yayınları, İst. 1976)

* "Bir sahifede bin kitabı yazıyor."(Mektubat s: 331 ) Şimdi kâinatta teksir hakikatı var. Teksir hakikatı hem Cenab-ı Hakkın kudretini, hem cömertliğini gösterdiği gibi teksir hakikatıyla Cenab-ı Hak harika nimetlerini gözlere gösteriyor. Mesela bir kayısı ağacı yaklaşık 30-40 sene meyve veriyor. Öyle kayısı ağaçları var ki senede bir ton kayısı verebiliyor. Bu bir senede verdiği bütün kaysı meyvelerinin çekirdeğini toprağa ektiğimizi düşünelim. Her sene de aynı şekilde yaptığımız hayal edelim. Cenab-ı Hak önünü açsa, 30-40 senede bütün dünya kaysı bağ ve bahçesi olur. Cenab-ı Hak toprağın altında biri bin yapıyor mu, yapıyor.

Daha da mucizesi hava unsurunda. Kâinatta üç tip ses var;

1-Mekanik sesler. Arabanın korna sesi, makinelerin, alet edevatın sesleri gibi.

2-Fıtri sesler; Rüzgârların hışırtısı, yağmurun şırıltısı, Taşlardaki taktaka, kuşlardaki cikcikler vs.

Not: Üstad, buna işaret sadedinde bir yerde nazımvari olarak şöyle diyor; "havadaki demdeme, kuşlardaki civcive, yağmurdaki zemzeme, denizdeki gamgama, ra'dlardaki rakraka, taşlardaki taktaka birer manidar nevaz.(Lemaat'tan, Sözler, s. 743)

3-Bir de şu anda yedi milyar insan var ve ağzı olan da konuşuyor. Bütün bu sesleri alta alta yaz. Sanki bir saniyenin içine sonsuz denecek derecede ses giriyor. Ve o sesleri aynı anda Cenab-ı Hak hava sayfasında teksir ediyor.

Şurada binlerce radyo olsa, aynı anda hepsinden ayrı frekanslardaki radyo yayını dinlenebilir mi, evet dinlenebilir. Hava âleminde her an sesler yazılıyor. Sadece sesler mi? Kokular, suretler vs. bu meselelere dikkat ve ibretle baktığımız zaman anlıyoruz ki Cenab-ı Hakkın kudretine kayıt yok. Allah her şeye kadirdir, kudreti her şeyi ihata ediyor, ilmi her şeye nafizdir, iradesi her şeyin üzerinde muktedirdir.

 *Bütün yaratılmış hayvan nevilerini terazinin bir kefesine koyun, bir tek insanı da bir kefesine koyun. Hangisi daha ağır? Hangisi daha kıymetli? Hangisi daha şerefli? Hangisi daha üstün? Ben bazen söylüyorum, basit bir misal veriyorum ama kâinat kadar ağırlığı olan bir misal. "Bir çiviyi duvara çakmak." On yaşındaki bir çocuk bu odaya girse, çiviyi duvara çakar mı, çakar. Şu ampulü şuraya takar mı, takar. Allah'ın yarattığı bütün canlıları hayalen buraya topla..Bütün bu hayvanlar şu çiviyi şuraya çaksınlar, şu ampulü de buraya taksınlar. Yapabilirler mi? Yapamazlar. Bu ne demektir? Demek bir insanın hakikatı bütün canlıların, bütün hayat sahiplerinin hakikatından daha ağır, daha kıymetli, daha büyük, daha şerefli.

Not: Şener Bey, bu misali bir hikâye üslubunda genişçe "Avize" başlığı altında kaleme almıştır, bakılabilir.(Prof. Dr. Şener Dilek, Konuşan Kâinat, s: 27-36-Feyza Yayıncılık, İst. 2008) 

*Varlık âleminin kaymağını, balını, şekerini, tadını, kıvamını, keyfiyetini kim almış? İnsan almış.

*Hakikat terazisinde bir insan bütün varlıklardan daha ağır. Niye? Çünkü Allah'a muhatap. Demek varlık âleminin kemal arşı insan. İnsandaki donatıma bir bakın. Mesela akıl nimeti. Bazen söylüyorum, altı bin sene evvel çakallar neyse bugün de o. Bir adım ileri atmamışlar. Ama altı bin sene önce insanlık terakkiyle bugün nereye gelmiş. Bu, insanın istidatlarının camiiyetini gösteriyor.

*İnsan varlık âleminin kemalinde, âlâ-yı illiyyinde. Ama ayağı kayarsa, imandan koparsa, tevhidden uzaklaşırsa, o kemalat zirvesinden esfel-i safiline yuvarlanır. Bakın bu işin ortası yok. Ya, âlâ-yı illiyyindir, ya esfel-i safilindir.

*İnsanla kâinattan maksud mana tecelli etmiştir. Cenab-ı Hakkın zati isimlerinden birisi de Hak ismidir. Allah'ın Hak olduğuna, hakikat olduğuna bütün mevcudat şahittir. Ama şöyle düşünün, hayal edin, kâinatta her şey var ama insan yok. Bir şey ifade eder mi? İnsan kâinatın kayyum değeri. İnsan varsa her şey var, insan yoksa hiçbir şey yok. Demek kâinat manasını, kâinat hakikatını, kâinat kıvamını insanla biliyor, insanla buluyor. 

Hatta hallakiyet ve yaratılış noktasından bakınca yerler ve gökler insan için kesilmiş, biçilmiş. 

*Hayvanlar çeşitli nevilerde olmakla beraber hissiyat noktasında birbirlerinden pek bir farkları yok. Ama insan öyle değil. Kur'an'ın terbiyesinden geçince insanın hissiyatları açılıyor.

*İmanda dereceler olmasında en güzel bir misal; ışık. Bir mumun ışığı var. Zifiri karanlıkta nispi bir ortamı aydınlatır. Ama mumun ışığında rusuhiyet yoktur. Bir rüzgâr gelir, vurur, söndürür. Bir de elektrik lambasının ışığı var. Bir de güneş.. Diyor ki; "sahabelerin imanları güneş gibi" Söndür hadi..

Bir Müslüman var, imanı mum gibi..Avrupa'nın bir rüzgarı geliyor, söndürüyor. İmanı var, namaza kalkmıyor, nâkıs..

*Marifetullah'taki mesafeler. Öyle Allah'ın kulları gelmiş ki bir an-ı seyyale Allah'tan gafil olmayı kendileri için küfür telakki etmişler. Öyle kullar gelmiş ki bütün bir hayat boyunca İslam'ın bütün güzelliklerini hüvesi hüvesine yaşamışlar; iman güzelliği, ibadet güzelliği, istikamet güzelliği, ahlak güzelliği, muamelat güzelliği.. 

Her insanın içinde böyle olabilecek potansiyel var, kodlanmış bu.. Ama eli kısa, azmi kısa, aşkı kısa, tembellik var, rehavet var, nefis var, dünya var, şöhret var, kin var, iğbirar var, nefret var, haset var..Bunlar insanı alabora ediyor. 

*Burada bir nehir de bir balık görsek ki, nehire sığmayacak kadar büyük. Sıkışmış kalmış. Anlarız ki bu balık bu nehirde yüzmek için yaratılmamış, bu balığın koordinatları okyanustan haber veriyor. O su dünya. O balık ta insan. Bu insanın koordinatları ahiret okyanusunda tamamen açılacak.

Not: Bu misalin de orijinali Kırkıncı Hocamıza aittir ve şöyledir; "Farz-ı muhal olarak, bir insan Karadeniz'den çok daha büyük bir balık görse, bu balığın o denizin çok fevkinde diğer bir denize ait olduğuna derhal hükmedecektir.

Aynı şekilde, insanın istidatları da dünyaya sığmamakta ve bu dünya insanı tatmin etmemektedir. O halde bu insan balığı âhireti göstermektedir ve oraya namzeddir.

İnsandaki akıl, hafıza, göz, kulak, dil gibi terazilerle, bunların tarttıkları şeyleri mukayese ettiğimizde, terazilerden birinin tartılan şeylerden daha kıymettar olduğunu görürüz. Yani, insanın herhangi bir aletiyle kazandığı dünyevî zevk ve lezzetler, o âletin kıymetine değmiyor. Demek ki bu teraziler yalnız bu fâni işler için verilmemiştir. O halde bunların yüzünü ebedî âleme çevirmemiz lâzımdır.(Mehmed Kırkıncı, Nükteler, s:39-40-Cihan Yayınları, İst. 1987)

*Çok sohbetlerde dile getiriyorum, Cenab-ı Hak bu dünyada bizim hayatımıza kefil, rızkımıza da kefil. Ama bizim akıbetimize kefil değil. Onu bizim irademize bırakmış. 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-158

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-158

Ders: 22. Mektup(Uhuvvet Risalesi-)2. Ders İzah: Mehmed Kırkıncı Hocaefendi

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-157

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-157

Ders: 22. Mektup, 1. Mebhas(Uhuvvet Risalesi) İzah: Mehmed Kırkıncı Hocaefendi *Cenab-ı Hakk

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-156

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-156

Ders: Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s: 31 İzah: Prof. Dr. Şener Dilek *Tebliğ Cemaati var ya, o merke

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-155

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-155

Ders: 29. Mektup, Altıncı Risale olan Altıncı Kısmın Zeyli; Es'ile-i Sitte İzah: Mehmed Kı

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-154

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-154

Ders: 2. Lem’a, 5. Nükte İzah: Mehmed Kırkıncı Hocaefendi *“Asıl musibet ve muzır musi

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-153

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-153

Ders: Kastamonu Lahikası, s: 109 İzah: Prof. Dr. Şener Dilek İzah edilen kısım: “Bu acib a

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-152

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-152

Ders: 2. Lem’a, 2. Nükte İzah: Mehmed Kırkıncı Hocaefendi *Eyyub(a.s)’ın hastalığı, m

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-151

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-151

Ders: Münazarat(s: 95) (3. Ders) İzah: Prof. Dr. Şener Dilek *Hased, ekabirlik, ‘ben yaparı

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-150

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-150

*İzah edilen metin, Münazarat’ta geçen “Zindan-ı atalete düştüğümüzün sebebi nedir?

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-149

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-149

Ders: 26. Söz, Zeyl İzah: Prof. Dr. Alaaddin Başar Not: Bu dersle alakalı ayrıca Alaaddin bey

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-148

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-148

Ders: 29. Mektup, Dokuzuncu Kısım, Telvihat-ı Tis'a İzah: Mehmed Kırkıncı Hocaefendi *Efe

Hak (ancak) Rabbindendir. Artık, sakın şüpheye düşenlerden olma.

Bakara, 147

GÜNÜN HADİSİ

Her kim bir namazı (kılmayı) unutursa (onu) hatırladığında kılsın. Onun bundan başka keffâreti yoktur.

Sahih-i Buhari, KİTÂBU MEVÂKÎTİ'S-SALÂT

TARİHTE BU HAFTA

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI