Cevaplar.Org

TAKDİM

Risâle-i Nur külliyatı, büyüklü küçüklü eserler halinde yüz otuz risâledir. Risâlelerin çoğu sual ve cevap şeklinde yazılmıştır. Bu çalışmanın ana maddesi “Risâle-i Nur ve Sualler”dir. Risâlelerde sorulan ve sorulabilecek birçok suale cevap vardır. Çalışmamızda sualler iki kısma ayrılır:


İsmail Aksaraylı

i.aksarayli@mynet.com

2015-08-23 09:17:36

Risâle-i Nur ve Sualler

TAKDİM

Risâle-i Nur külliyatı, büyüklü küçüklü eserler halinde yüz otuz risâledir. Risâlelerin çoğu sual ve cevap şeklinde yazılmıştır.

Bu çalışmanın ana maddesi "Risâle-i Nur ve Sualler"dir. Risâlelerde sorulan ve sorulabilecek birçok suale cevap vardır.

Çalışmamızda sualler iki kısma ayrılır:

Birincisi: Risâle-i Nur'da Sualler diyebileceğimiz kısım, bunlar: I) Said Nursi'nin sorup cevaplandırdığı, II) Nur talebelerinin Said Nursî'ye sorduğu ve onun tarafından cevaplarının verildiği sualler.

İkincisi: Risâle-i Nur'dan Sualler diyebileceğimiz kısım ise, Risâlelerdeki açıklama ve bilgilere bizim çıkardığımız sualler.

Çalışmanın geçmişi 30 sene öncesine dayanır. İlk çalışmamız Risâle-i Nur külliyatında Said Nursî'nin cevaplarını verdiği "Sual'ler üzerine idi. Güncellediğimiz bu ikinci çalışmaya ise Risâlelerde, birçok soruya cevap olarak gördüğümüz açıklamalara bizim hazırladığımız sualler ilave edilmiştir.

Risâlelerde yer alan açıklamalara sualler, hazırladıklarımızla sınırlı değildir, bunların dışında daha yüzlerce sual çıkarılabilir. Örnek olarak Sözler'de Said Nursi tarafından cevabı verilen 50'den fazla sual vardır. Fakat Sözler mecmuasındaki Risâleler, ayrıca birçok suale cevap olan açıklamaları da içinde bulundurur.

Böyle bir çalışmayı yapmadaki bir düşüncemiz esere dayalı olarak Risâlelerin, nelere cevap verdiğini görmek olmuştur. Ayrıca suallerle Risâlelerin içindekileri çıkarma ve suallerin konularına göre Risâlelerdeki yerlerini gösteren bir fihrist yapma düşünülmüştür.

Sual – Cevap Metodu

Sual – cevap metodu eğitim ve öğretimde önemli bir yer tutar. Peygamberler ve onlara indirilen kitaplar, tevhidi ilanda ve onu tebliğde bu metodu da kullanmışlardır. Kur'ân'ı Kerim'de sual ve cevap şeklinde öğretme de vardır. Maksadı, beşere bilmediği şeyleri bildirmek(1) olan Kur'ân, bütün insanları muhatap alır; (2)Cenâb-ı Hak, Kelâmullah'ta birçok sûrede sual ve cevap şekliyle hitap eder; insanlarla, Peygamberlerle konuşur. Meselâ: "Ta'lim-i Esma" hadisesinde, eşyanın isimlerini öğretmede sual ve cevap ile talim etme vardır.

Cebrail Aleyhisselâm ile Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm arasında sahabelere ders verme hadisesinde, sual-cevap metodunun uygulandığı görülür:

Hazret-i Cebrâil; Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm sahabeleri içinde otururken beyaz elbiseli bir insan suretinde gelir -Cebrâil Aleyhisselâm, Dıhye suretinde sahabeler içinde görünürdü- yanına gider: "İman nedir, İslâm nedir, ihsan nedir, tarif et?" der. Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm da tarif eder. Oradaki sahabe cemaati ders alır; o zat, kalkıp gittikten sonra Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm sahabelere: " Cebrâil, size ders vermek için böyle yaptı." der.(3)

"Her Suale Cevap Var"

Said Nursî'de sual ve cevap usulü onun hayatının ilk devresinden itibaren görülür. Van'da bulunduğu zamanlarda, oranın âlimlerine muhalif olarak hiçbir âlime sual sormamış ancak sorulanlara cevap vermiştir. Bu hususta şunları söyler:

"Ben ulemânın ilmini inkâr etmem; binaenaleyh kendilerinden sual sormak fazladır. Benim ilmimden şüphe edenler varsa, sorsunlar onlara cevap vereyim." demiştir.(4) Aynı şekilde Siirt'te iken -on beş - on altı yaşlarında- kendisiyle mücadele etmek isteyen arkadaşlarına karşı, sorulacak bütün suallere cevap vereceğini, kimseye sual sormayacağını ilân etmiştir.(5)

"Medresetüzzehra" namında Van'da veyahut Diyarbakır'da üniversite derecesinde bir medrese kurmak için İstanbul'a geldiğinde Doğu Anadolu'daki ilim ve irfan faaliyetine nazar-ı dikkati çekmek için âlimleri münazaraya davet eder, İstanbul'daki ikametgâhının kapısına şöyle bir levha asar:

"Burada her müşkül halledilir, her suale cevap verilir, fakat sual sorulmaz.". Bunun üzerine İstanbul'daki meşhur âlimler, grup grup ziyarete gelip sualler sorarlar ve o hepsinin de cevaplarını doğru olarak verir.(6)

Risâle-i Nur Nasıl Bir Tefsirdir?

Risâlelerde ekseriyetle sual-cevap usulü kullanılmış, sure ve âyet sırası takip edilmemiştir -İşârâtü'l İ'câz tefsiri hariç-. Risâle-i Nur'un, nasıl bir tefsir olduğu ve özelliklerinin neler olduğu hakkında risâlelerde birçok bilgi yer alır. Risâle-i Nur'un her bir parçası, bir âyet-i Kur'âniyenin hakikatini, hususan erkân-ı imaniyeye dair âyetleri tefsir eder.(7)

Said Nursi, Risale-i Nur ve tefsir hususunda şunları söyler:

"Risâle-i Nur, Kur'ân'ın çok kuvvetli, hakikî bir tefsiridir; tefsir iki kısımdır. Birisi: Malûm tefsirlerdir ki Kur'ân'ın ibaresini ve kelime ve cümlelerinin mânalarını beyan ve izah ve ispat ederler.

İkinci kısım tefsir ise: Kur'ân'ın imanî olan hakikatlerini, kuvvetli hüccetlerde beyan ve ispat ve izah etmektir. Bu kısmın pek çok ehemmiyeti var. Zahir, mâlum tefsirler bu kısmı bazen mücmel bir tarzda derc ediyorlar. Fakat Risâle-i Nur, doğrudan doğruya bu ikinci kısmı esas tutmuş, emsalsiz bir tarzda, muannit feylesofları susturan bir manevî tefsirdir."(8)

Risâle-i Nurlar, bir taifeye, bir sınıf halka mahsus eserler olmayıp Kur'ân-ı Hakîm'in umuma hitap eden hakikatlerinin, herkesin istifade edebileceği şekilde tefsir edildiği eserlerdir.(9)

Said Nursi'nin, "Risâle-i Nur"larla, ilm-i kelâm sahasında bir teceddüt -tazeleme- yaptığı vurgulanır.(10)

Risâle-i Nur eserlerinin; diğer mütekellimîne -ilm-i kelâm âlimlerine- muhalif olarak ehl-i dalâletin menfiliklerini zikretmeden, yalnız müspeti ders vererek, yara yapmaksızın tedavi etmesi ve akla gelen sualleri, istifhamları, şüpheleri; nefsi ilzam, kalbi ikna ederek cevaplandırması onun bir hususiyeti olarak görülür.(11)

Said Nursi, Risâle-i Nur eserlerinin özelliği, yaptığı hizmet ve önemi hususunda şunları söyler: Bir zaman gelecek, on beş sene değil, bir sene bile ilm-i iman dersini alacak medreseler ele geçmeyecek; işte o zamanda ilm-i hakikatte ve îmaniyede on beş senelik dersi on beş haftada ellere verebilecek Kur'ânî bir tefsir çıkacak ve Said onun hizmetinde bulunacak.(12)

Kat'î ve çok tecrübelerle anlaşılmış ki îmanı kurtarmak ve kuvvetlendirmek ve tahkikî yapmanın en kısa ve en kolay yolu Risâle-i Nur'dadır; evet on beş sene yerine, on beş haftada Risâlet-i Nur o yolu kestirir, îman-ı hakikîye îsâl eder –ulaştırır-(13) Risâle-i Nur, on beş senede kazanılan kuvvetli îman-ı tahkikîyi –hakiki imanı- on beş haftada ve bazılara on beş günde kazandırdığına, yirmi senede yirmi bin zat tecrübeleriyle şehadet ederler.(14)

Tefsir Nasıl Olmalı?

Said Nursi, ilk tefsiri olan İşârâtü'l İ'câz'da sure ve ayet sırasını takip ederek Kur'ân'ın mânevi icazını – onun veciz, özlü oluşundaki mucize cihetini- göstermek istemiş, Fâtiha Suresi'ni ve Bakara Suresi'nin ilk 33 ayetini tefsir etmiştir.

Said Nursi, 60 cilt olarak düşündüğü bu tefsirini tamamlayamaz. Risâle-i Nurların, tasavvur ettiği bu tefsirin yerini tutacağını söyler: "Harb-i Umumî hâdisat ve netâicleri mâni olmasaydı, İşârâtü'l-İ'caz'ı, Allahın izniyle altmış cilt yazacaktım. İnşâallah Risâle-i Nur, âhiren, o mutasavver -düşünülen- hârika tefsirin yerini tutacak.(15)

"İşâratü'l İ'caz" tefsirinin başındaki "İfade-i Meram"da hakiki bir Kur'ân tefsirinin nasıl yapılacağı hususunda bilgiler vardır. Burada, Said Nursi; bir ferdin fehminden, karîhasından [anlayışından, düşünce ve buluşundan] çıkan bir tefsir, bihakkın Kur'ân-ı Azîmüşşana tefsir olamayacağını, her biri birkaç fende mütehassıs olmak üzere, muhakkikîn-i ulemadan [hakikati araştıran âlimlerden] yüksek bir heyetin tetkikatiyle, tahkikatiyle bir tefsirin yapılması lâzım geldiğini ifade eder. Kendisi de «İşârâtül-İ'caz» adlı eserini, hakikî bir tefsir niyetiyle yapmadığını; ancak ulema-yı İslâmdaki ehl-i tahkikin takdirlerine mazhar olduğu takdirde, uzak bir istikbalde yapılacak yüksek bir tefsire bir örnek ve bir mehaz olmak üzere o zamanların insanlarına bir yadigâr maksadıyla yaptığını söyler.(16)

Risâle-i Nur Neyi Anlatır, Nelere Cevap Verir

Risâleler, hakâik-ı Kur'âniyyenin hakikatleridir;(17) insanı, îmân ve İslâm esaslarını anlatır; tevhid, nübüvvet, haşir-âhiret, kader ve ibâdeti işler, bu konulardaki suallere ve şüphelere cevap verir.

Kur'ân-ı Hakîm, müthiş kâinat tılsımının keşşafıdır, o tılsımın keşfini tefsir eden Risâle-i Nur, Kur'ân'ın o muazzam keşfini göze gösterir derecede anlatır.(18)

Kâinatın sırrını, yaradılışın gayesini arayanlar, felsefe ve hikmet: Nereden geliyoruz? Bu dünyada işimiz nedir? Nereye gidiyoruz? gibi bütün insanlığın merak ettiği suallere cevap arar. Bu suallere; tam, doğru ve en mükemmel bir şekilde elindeki Kur'ân ile Hazret-i Muhammed (A.S.M.) cevap verir.(19)

Said Nursi de Risalelerde Kur'ân'dan ve Muhammed Aleyhissâlatü Vesselâm'dan aldığı dersle Kur'ân âyetlerini müsbet ilim anlayışına uygun bir tarzda tefsir ederek bu ve benzeri suallere cevap verir.(20)

Yazılma Sebebi

Meşguliyetini Kur'ân'a ve îmâna hasreden Said Nursi(21), yazdığı eserlerle Avrupa'nın ifsat fikirlerinin bozgunculuğuna karşı Müslümanları ve Müslümanlığı korunmaya çalışır.(22)

Bin seneden beri Kur'ân aleyhinde biriken Avrupa itirazları ve evhamlarının İslâm âlemi içinde yayılmasına Birinci Dünya Harbi vasıta olmuştur; Said Nursi, Harpten sonra, 'ejderha' diye nitelediği, 'gâyet müthiş bir zındıka –dinsizlik- fikri'nin, îman sahiplerinin fikirleri içine girip onu bozmak ve zehirlendirmek için çalıştığını ve ''îmânın erkânına ilişeceğ'ini görür ve onun 'başını dağıtacak derecede' Kur'ân'dan ilhâmen eser yazar.(23)

İçinde ne var?

Said Nursi'nin ifadesiyle Risâle-i Nur'da "her derdin devâsı içinde var', denmemekle beraber: 'yazılanlar dalâlet [inkâr] bulutlarını dağıtmaya kâfirdir; mühlik [insanı helâkete sürükleyen] dertlerin ağleb devâsı [çoğu devâsı] yazılanlarda vardır."(24)

Muhatabı

Said Nursi'nin 'ekseriyetle muhatab'ı, evvela kendi nefsi, sonra Avrupa feylesoflarıdır, mücadelesinin, onlarla ve içteki mülhitlerle -dinden çıkanlarla- olduğunu söyler: "Muhatabım, evvel kendi nefsim, sonra Avrupa feylesoflarıdır.(25)Ben, otuz senedir, Avrupa feylesoflarına ve Avrupa feylesofları hesabına dahilde ecnebi dolapları hesabına çalışan mülhitlere karşı mücadele ederek cevap vermişim ve veriyorum. Muhatabım, ekseriya nefsimden sonra onlar olduğunu, risâlelerimi takip eden anlar.(26)

'Materyalist felsefenin hak ve hakikat ile hiçbir ilgisi olmadığını, nazariyelerinin tamamen asılsız olduğunu, Risâle-i Nur, Kur'ân-ı Kerim'in âyetleri ile ve gayet kuvvetli bürhan ve hüccetlerle aklen, fikren ve mantıken izah eder. Yalnız gözünün görebildiği yere inanan maddecilere dahi, Allah'ın varlığını inkâr ve itiraz kabil olmayan kuvvetli delillerle ispat eder.'(27)

İddiası

Said Nursî, îmân ve Kur'ân davasında iddia sahibidir, Risâle-i Nur'larda muhataplarına bu iddiasını îlan eder: "Kur'ân-ı Hakîm'in kuvvetine istinaden dava ediyorum ki: "Çok alçak olmamak ve yılan gibi dalâlet zehrini serpmekle telezzüz etmemek [lezzetlenmemek] şartıyla, en mütemerrit [inatçı] bir dinsizi, birkaç saat zarfında ikna etmezsem de, ilzam etmeye [delille susturmaya] hazırım."(28) der. Allah'ı tanımayan münkirin muhatâp alındığı, mümine ise dinleme makamında hitap edilen ve Tevhid'in ispatının yapıldığı 33. Söz Pencereler Risalesi için şunları söyler: 

'Şu Otuz Üç Pencereli olan Otuz Üçüncü Mektup:

Îmanı olmayanı inşâallah îmana getirir,

îmânı zaîf olanın îmanını kuvvetleştirir.

Îmânı kavî ve taklidî olanın îmânını tahkikî yapar.

Îmanı tahkikî olanın îmânını genişlendirir.

Îmânı geniş olana bütün kemalât-ı hakîkiyyenin medarı ve esası olan mârifetullahta terakkiyat verir; daha nuranî, daha parlak manzaraları açar.'

*Not: Metinde birinci kısım sualler köşeli parantez kullanılmadan Sual: şeklinde, ikinci kısım sualler ise köşeli parantez [Sual: ….?] içinde verilmiştir. Her iki kısım suallerin -dolayısıyla bunların cevaplarının- Risâlelerdeki yerleri gösterilmiştir.

Dipnotlar

1-İşârât'ül İ'caz, s.158.

2-Sözler, s. 128; İ.İ., s. 7.

3-Mektubat, 19. Mektup

4-Tarihçe-i Hayat, s. 45 

5-Tarihçe-i Hayat, s. 36 

6-Tarihçe-i Hayat, s. 49.

7-Tarihçe-i Hayat, s. 204.

8-Said Nursi, Tarihçe-i Hayat, s. 577; Şualar, s. 417.

9-Tarihçe-i Hayat, s. 26

10-Tarihçe-i Hayat, s. 26.

11-Tarihçe-i Hayat, s. 668.

12-Tarihçe-i Hayat, s. 32.

13-Kastamonu Lâhikası, s. 73. 

14-Kastamonu Lâhikası, s. 128.

15-Tarihçe-i Hayat, s. 196.

16-İşâratü'l İ'câz, İfade-i Meram.

17-Mektubat, Yirmi sekizinci Mektubun Yedinci Meselesi.

18-Tarihçe-i Hayat, s. 200. 

19-Sözler, s. 64; Sözler, s. 244, İşârât'ül İ'caz, s. 13, Emirdağ Lâhikası, s. 468.

20-Tarihçe-i Hayat, s. 655 

21-Barla Lâhikası, s. 367.

22-Kastamonu Lâhikası, s. 306; Divan-ı Harb-i Örfi, s.14.

23-Lem'alar, s.167.

24-Barla Lâhikası, s. 251

25-Tarihçe-i Hayat, s. 212. 

26-Tarihçe-i Hayat, s. 230.

27-Mahkeme Müdafaaları, s. 267

28-Mektubat, Sh:386 

 

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

İnsanlardan öylesi var ki, herhangi bir ilmî delile dayanmadan Allah yolundan saptırmak ve sonra da onunla alay etmek için boş lafı satın alır. İşte onlara rüsvay edici bir azap vardır.

Lokman,6

GÜNÜN HADİSİ

Îmân altmış kadar şu'bedir. Hayâ da îmânın bir şu'besidir.

BUHARİ,KİTÂBÜ'L-ÎMÂN, EBU HUREYRE(r.a.)'dan

TARİHTE BU HAFTA

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI