Cevaplar.Org implant

RİSALE-İ NUR’DA ŞEFKAT VE MÜTEŞABİHAT-3

18. MEKTUP ÜÇÜNCÜ MESELEDEN YAPILAN TESBİTLER: 1. Aslında şefkat fiili sıfatlardan ve cemali isimlerden Rahim, Kerim, Gafur, Halim gibi esmaların, bir şe’ni ve tecellisi iken, burada Zâti sıfatlardan hemen sonra birinci sırada zikredilişi şefkatin önemini belirtmektedir


Nail Yılmaz

naimyilmaz740@gmail.com

2015-08-23 09:08:33

18. MEKTUP ÜÇÜNCÜ MESELEDEN YAPILAN TESBİTLER:

 

 1. Aslında şefkat fiili sıfatlardan ve cemali isimlerden Rahim, Kerim, Gafur, Halim gibi esmaların, bir şe'ni ve tecellisi iken, burada Zâti sıfatlardan hemen sonra birinci sırada zikredilişi şefkatin önemini belirtmektedir. Bu çok önemli tercihin hikmetini de 24. Sözdeki şu paragrafla açıklığa kavuşturuluyor; "sıfatlarının tecelliyatında başka başka, fakat birbirini gösterir mukaddes zuhuratı var. Ve ef'alinin cilvelerinde çeşit çeşit, fakat birbirini ikmal eder hikmetli tasarrufatı var."(1) Yani Cemali olan şefkat, Celali olan Zâti sıfatlardan tulu ettiği görülmektedir.

2.Üstad Hz 24. Sözün 5. Dalında genel anlamda ve afakî değerlendirmelerde "Muhabbet şu kâinatın sebeb-i vücududur"(2) diyor. Fakat 18. ve 24. Mektuplarda olduğu gibi, enfüsi anlamda ve teknik olarak, Zât, sıfat, esma, asar sıralamasında şefkati muhabbetten önce zikrediyor.

Sonrada şefkati Zâti sıfatların şuunatlarının birinci sırasına koyarak; şevk, sürur, lezzet, memnuniyet ve iftihar gibi mukaddes şuunatlara da merci ve masdar yapıyor. Bu anlamda şefkat hem mazhardır hem de müzhirdir.

3. 18.Mektuptan iktibas edilen uzun metnin baş tarafında malum sorudan evvel şöyle bir cümle vardı. "Akıl ve hikmet ile halledilemeyen bir mesele" diye başlamıştı sorunun mukaddimesi. Üstad Hz. akıl ve hikmet ile halledilemeyen bu dehşetli soruyu hiç tahmin edilmeyen farklı bir açıdan yaklaşarak cevaplıyor.

Yani şefkat ve muhabbeti merkeze alarak cevaplıyor bu dehşetli suali. Bundan anlaşılıyor ki, varlığın esası ve işleyişi ile alakalı temel ve büyük soruların cevaplandırılmasında, akıl ve hikmet belirli bir noktadan sonra aciz zayıf ve yetersiz kalıyor. Ancak vahiy nurunun, kalp ruh ve vicdan penceresine tecelli eden ziyasıyla bu hakikatlerin tavazzuh edebileceğini ifade eden 24.mektupta "Hakikat-ı âliye nur-i Kur'an'la görünür ve imanın kuvvetiyle sahip olunabilir. Akıl ve hikmet orada gidemez."(3)

ŞEFKATTEKİ KUDSİYET VE MUHABBET ZITLARI CEMEDER

"Her türlü kusurdan münezzeh O Zât ki, nihayet lütfu nihayet azamet içinde, sonsuz re'feti, şefkati, sonsuz celal içinde dercetmiş ve nihayetsiz yakınlığı sonsuz uzaklıkla cem etmiş, zerrelerle güneşleri birbirine kardeş yapmış ve zıtları böylece toplayarak kudretini göstermiştir."(4)

Bu paragrafta belirtildiği gibi, Onun şefkati zıtların kemali muvazene ve hikmetle cem olduğu, mucizat-ı kudretinin meydan-ı cevelangahıdır. Veya celali ve cemali tecellilerin iktiran ve imtizacıyla şefkatteki kudsiyeti hep kemalde olmasıdır.(5)

Üstad Hz bu konuda şu misalleri verir. "Dişi kaplanda hem yavrularına karşı şiddetle şefkat hissi hem de onları koruma hissi bulunur. Fakat bu iki his zavallı ceylanı parçalamaktan onu alıkoyamaz.(6)

"Meraya tecavüz eden koyuna atılan taş"(7) ile 10. Lem'adaki şefkat tokatları ve de Şualardaki, "Risale-i Nur hizmetine zarar veren veya hizmette kusur edenlere gelen şefkat veya hiddet tokatları"(8) cümlesinde de iki zıt olan celal ile cemalin şefkat tecellisinde kemal-i muvazene ile içtima ettikleri görülmektedir.

 Yedinci sözde ise: "Eğer bir yaşındaki bir çocuğun aklı bulunsa ve ondan sual edilse: "En leziz ve en tatlı haletin nedir?" Belki diyecek: "Aczimi, za'fımı anlayıp, vâlidemin tatlı tokadından korkarak yine vâlidemin şefkatli sinesine sığındığım halettir." Hâlbuki bütün vâlidelerin şefkatleri, ancak bir lem'a-i tecelli-i rahmettir.

Onun içindir ki: Kâmil insanlar, aczde ve havfullahta öyle bir lezzet bulmuşlar ki; kendi havl ve kuvvetlerinden şiddetle teberri edip, Allah'a acz ile sığınmışlar. Aczi ve havfı, kendilerine şefaatçı yapmışlar."(9)

 Onun için büyük zatlar ve kâmil insanlar celal ile cemali ruhlarında eşitleyerek, Erzurumlu İbrahim Hakkı gibi "Lütfun da hoş kahrında hoş" diyerek teslim-i kalp ve ruh etmişler. Üstad Hz de, "musibetlerin tenevvüü bana, musikinin nağmeleri gibi geliyor(10) diyerek, celaldeki cemale dikkat çekilmiştir,

ŞEFKAT İLE AŞK KURBİYET İLE AKRABİYET:

Sahih Buhari'de geçen bir hadis-i kudside Cenab-ı Hak buyuruyor ki: "Rahmetim Gadabıma galebe çaldı." Bazı hadislerde de 'galebe çaldı' yerine 'öne geçti' denilmektedir. Yani Allah'ın Rahmeti Gadabını geçiyor. Rahmet önden gidiyor, Gadab arkadan geliyor. Demek ki fiili sıfatlardan bazı fiiller, diğer bazılarının önüne geçebiliyor.(11)

 Buradaki öncelik ve sonralık manası, bu fiili sıfatların mahlûkata bakan cihetidir. Cenab-ı Hakka bakan cihetleriyle İsim ve Sıfatlar zaman tahdidi altına girmezler.(12)

 R. Nur'da bu mesele: 26.Sözün zeylinde, 8. Mektup'ta, Besmeledeki Rahman ve Rahim isimlerinin şerh ve izahlarında, Rahim ismiyle Vedut ismi arasında yapılan esma okumalarında makam münasebetiyle bazı esmaların öne geçtiği diğerlerinin ona tabi olduklarına dair örneklerle doludur.

Rahim ve Vedut İsimlerinin tecelli ve tezahürlerinden olan şefkat ve aşk karşılaştırmalarında, özet olarak: Şefkat, aşk ve muhabbetten daha keskin daha parlak ûlvi ve geniş olduğundan, bir zât şefkat ettiği evladı münasebetiyle bütün yavrulara hatta ziruhlara şefkat edebilir.

Hâlbuki aşk mahbubuna hasr-ı nazar edip her şeyi mahbubuna feda eder. Yahut mahbubunu ilâ ve senâ etmek için başkalarını tenzil ve manen zemmeder, hürmetlerini kırar. Hâlbuki Kuran-ı Muciz'ül Beyan, Hz. Yakub (a.s)'un hissiyatını, ne derece Züleyha'nın hissiyatından yüksek göstermişse, şefkat dahi o derece aşktan daha yüksek daha keskin, daha kısa ve nezihtir.(13)

Sonra da 15. Mektupta bu ikili yapıyı Rahim ve Vedud İsimlerinin bir tecellisi olan şefkat ile aşkı, başka isimler altında tekrar tahlil eder. Fakat farklı açılardan bakarak şefkat hakikatinin bir başka veçhesini nazara verir.

*Aşk yerine, kurbiyet ile velayet-i suğrayı

*Şefkat, yerine de akrebiyet ile velayet-i Kübra isimlerini koyar.

Velayet yollarının bu ince sırlarını anlatmak içinde Güneş misalini verir.

Güneş misalinde de Güneşe yapılacak yolculuğu:

a) Zâtına yolculuk

b) Sıfatlarına yapılan yolculuk olarak ikiye ayırır.

1) Zâtına yapılacak olan yolculuğun, çok uzun ve meşakkatli ve hatarlı olmasına mukabil;

2) Sıfatlarına yapılacak olan yolculuğun Güneşteki nuraniyet sırrını nazara vererek, daha kısa ve daha kolay ve de emniyetli olduğunu ifade eder.

Bu misaldeki:

Güneşin zâtına yolculuğu: Tasavvuf berzahıyla kurbiyet esaslarıyla, aşk mesleğiyle erişilecek nihai makamın, velayet-i suğra olduğunu;

Güneşin sıfatlarına yapılacak olan yolculuğunda tasavvuf berzahına girmeden veraset-i nübüvvet zıllinde, sahabi mesleği olan şefkata mazhariyet ve akrebiyetin inkişafıyla gidilen yolla da velayet-i Kübra der.

Velayet esasta Allah'ın cc kurbiyetini ona yakınlık kazanmayı, onun şefkat ve merhametini celbederek rızasını kazanmayı hedef ittihaz eden bir meslektir. Peki Allaha yakınlığın mahiyeti ve keyfiyeti nasıldır.?

وَنَحْنُ أَقْرَبُ إِلَيْهِ مِنْ حَبْلِ الْوَرِيدِ

"biz ona(insana) şah damarından daha yakınız"(Kaf:50: 16) ayetine göre zaten Allah bize yakındır. Fakat biz Ondan uzağız. İşte tam bu noktada Üstad, bu uzaklığı giderecek olan manevi yolculukta kurbiyet yerine akrebiyeti tercih ederek, onun da inkişaf ettiren bazı esaslar ve özellikler üzerinde durur.

AKREBİYETİ İNKİŞAF ETTİREN VE ŞEFKATİ CELBEDEN ESASLARDAN BAZILARI:

1.Cenab-ı Hakkın, Zât, sıfat, esma, fiil ve şuunatlarını tefekkür-ü imaniden gelen, miracı marifetle tezyidine çalışmak.(14)

2. Meşrebimizinde esaslarından olan, acz ve fakr ile kusurunu bilip, bir eline istiğfarı diğer eline de duayı vererek, Rahmet-i İlahiyenin şefkatini celbedip akrebiyet-i ilahiyenin inkişafı için nazar-ı merhametine mazhariyet kesbetmek.

3. Madem mesleğimiz sahabi mesleğidir. Onlar zahirden hakikata geçmek ve akrebiyet-i İlahiyenin inkişafı için:

*Veraset-i nübüvvet sırrıyla

*İnsibağ ve ini'kasla

*Bir kademde, bir sohbette

*Uzun zaman ve mekânlarda seyr-i süluka mecbur olmadan

*Cezb ve lütuf ile zahirden hakikate geçebiliyorlardı.

*Çünkü bu inkişaf anî ve def'i dir.

 

O zaman sende "velev bir ders olsun" sırrını göz ardı edip, bir derse ve bir sohbete bile katılanları küçük görme. "Hak yolunda kim olursa olsun kendinden daha iyi olma ihtimaliyle enaniyetten vazgeçip ihlâsı kazanmaya çalış.

4.Şefkate mazhariyetle, akrebiyet-i ilahiyenin inkişafı için teyakkuzda olmak önemlidir. Çünkü bu inkişaf kesbi olmayıp, vehbi olduğundan tasavvufta olduğu gibi, belirli bir zaman ve mekân dilimiyle tehdit edilmemiştir.

5.Bazen de bu in'ikas, insibağ ve müessiriyet gibi hakikatlerin tecellisi mazharın kabiliyet ve liyakate bakmaz.

Çünkü denilmiştir ki "Hak vergisi kabiliyete bakmaz" onun için bazı adamlar görür ve derler ki "Bunlar mı hakikat kahramanları ve dünyaya karşı meydan okuyan? Heyhat! Bunlar nerede, evliyaları bu zamanda âciz bırakan bu kudsî hizmet mücahidleri nerede" dost isen inkisar-ı hayale uğrarsın, muarız isen kendi muhalefetini haklı bulursun.

"Madem öyledir; hazer et, dikkatle bas, batmaktan kork. Bir lokma, bir kelime, bir dane, bir lem'a, bir işarette, bir öpmekte batma! Dünyayı yutan büyük letaiflerini onda batırma."

HÂSIL-I KELAM:

 "Tevfik-i ilahi refiki olan adam, tarikat (tasavvuf) berzahına girmeden zahirden hakikate geçebilir. Seriüsseyr olan bu zamanın evladına kısa ve selametli bir tariki ihsan etmek rahmet-i hakimenin şanındandır."(15)

Dipnotlar

1-Sözler: 532

2- Sözler:574

3-Mektubat: 500

4-Mesnevi-yi Nuriye (Nesil):208

5- Sözler: 866

6- Mesnevi-yi Nuriye (Nesil):153

7-Mesnevi-yi Nuriye (Nesil):217

8-Şualar: 512

 9-Sözler: 56

10-Divanı Harbi Örfi:146

11-İ. Canan Hadis Külliyatı, 7.cilt, s: 264.

12-D.İ.A: 34.Cilt, s:416

13-Sözler:773-Mektubat:51-52

14-Sözler.1089, Emirdağ Lh:252

15-Mesnevi: 336

 

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

Herhangi birinize ölüm gelip de: Rabbim! Beni yakın bir süreye kadar geciktirsen de sadaka verip iyilerden olsam! demesinden önce, size verdiğimiz rızıktan harcayın

Münafikün, 10

GÜNÜN HADİSİ

Resulullah (sav) buyurdu ki: "Kim "üç kız" veya "üç kızkardeş" veya "iki kızkardeş" veya "iki kız" yetiştirir, terbiye ve te'diblerini eksik etmez, onlara iyi davranır ve evlendirirse cenneti hak etmiştir."

Ebu Davud, Edeb 130, (5147); Tirmizi, Birr, 13 (1913)

TARİHTE BU HAFTA

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI