Cevaplar.Org

YAZ KURSLARI AÇILIRKEN CAMİLERDE VERİLEN DİNİ EĞİTİMİN ÖNEMİ

Hepimizin malumu olduğu üzere özellikle yaz kurslarında, ilköğretim çağındaki çocuklar ebeveynlerin izniyle camilerimize gelerek başta Kur’an dersi olmak üzere dini eğitim almak istiyorlar. Biz din görevlileri olarak bu çocuklara karşı büyük bir sorumluluk altında olduğumuzu unutmamalıyız. Ancak bir hususu önemle belirtmeliyiz ki, anne ve babaların çocuklarına karşı olan sorumlulukları bizimkilerden daha büyüktür. Bizler din görevlileri olarak anne ve babaları, çocuklarını camiye göndermeden önce onlara karşı neler yapmaları gerektiği konusunda irşad etmeliyiz


Prof. Dr. Musa Kazım Yılmaz

musakazimyilmaz@gmail.com

2015-06-14 02:59:04

Hepimizin malumu olduğu üzere özellikle yaz kurslarında, ilköğretim çağındaki çocuklar ebeveynlerin izniyle camilerimize gelerek başta Kur'an dersi olmak üzere dini eğitim almak istiyorlar. Biz din görevlileri olarak bu çocuklara karşı büyük bir sorumluluk altında olduğumuzu unutmamalıyız. Ancak bir hususu önemle belirtmeliyiz ki, anne ve babaların çocuklarına karşı olan sorumlulukları bizimkilerden daha büyüktür. Bizler din görevlileri olarak anne ve babaları, çocuklarını camiye göndermeden önce onlara karşı neler yapmaları gerektiği konusunda irşad etmeliyiz

Günümüz araştırmacıları "kötü çocuk yoktur, kötü eğitim vardır" özdeyişinde ittifak etmişlerdir. Kötü eğitim ise, öncelikle anne ve babadan kaynaklanan bir eksikliktir. Elbette bu eksikliği, sosyal ve fizikî çevre şartları, daha olumsuz bir biçimde tamamlamaktadır. Yapılan istatistikî araştırmalar, suç işleyen çocukların büyük çoğunluğunu, dağılmış veya geçimsiz, kavgalı, ya da içki, kumar ve sefahat gibi kötü alışkanlıklara mağlup olmuş aile çevrelerinden gelen çocukların oluşturduğunu göstermektedir.

1-Çocuklar Camiye Gelmeden Kimin Sorumluluğundadır?

İslâm dini, çocukların doğuştan suçlu olduğunu kabul etmez. Tam tersine, yaratılışta asıl olan temizliktir, iyiliktir, masumiyettir. Mecelle'nin deyimiyle, İslam dininde "Beraat-ı zimmet asıldır" düsturu esastır. Çünkü İslâm'da, Hıristiyanlarda olduğu gibi doğuştan getirilen bir "aslî günah" anlayışı yoktur. Aksine her insan, herkeste müşterek olan ortak bir "fıtrat" (kabiliyetler mecmuası) üzere yaratılır. Ancak başta aile olmak üzere çevrenin telkin ve terbiyesiyle Yahudi veya Hıristiyan, iyi veya kötü bir insan olur. Bu husus ayet ve hadislerle de ifade edilmiştir.(1)

Şu hâlde, İslâm'a göre insanlarda iyilik veya kötülüğün ortaya çıkması tamamen çevreye bağlı, sonradan kazanılan bir olaydır. Yani bir eğitim işidir. Bu sebeple İslâm eğitime çok önem vermiştir. Bir hadiste Hz. Peygamber (s.a.) "Bir baba evlâdına güzel ahlâk kadar kıymetli bir şey (mal-mülk vs.) veremez"(2) buyurmuştur. Bir başka hadiste de, güzel ahlâk üzere terbiye almak çocuğun baba üzerindeki hakkı olarak tespit edilmiştir.(3)

Kur'ân-ı Kerîm'n pek çok ayetinde Allah Teâlâ, evlâtların mutluluk ve mutsuzluklarından ebeveyni sorumlu tutmuş; bu sorumluluklarını yerine getirmeyenlerin, kıyamet günü ebedî bir hüsrana mahkûm edileceklerini açık, kesin ve ürpertici tasvirlerle haber vermiştir.(4) Çocukların uhrevî kurtuluş veya hüsranlarından Cenab-ı Hakk'ın aile reisini sorumlu tutması cidden manidardır ve üzerinde durulması gereken bir husustur.

Bu prensiplerden hareketle hemen şunları söyleyebiliriz:

 a- Aile fertlerinin ahirette, Kur'an'ın deyimiyle, hüsrana (zarara) uğramaları, onların dünyada da hüsrana düştüklerini, günahlar ve cinayetler işlediklerini ifade eder.

b- Aile fertlerini, özellikle çocukları, yine Kur'an'ın ifadesiyle, hüsrandan (cinayetlerden, kötülüklerden) kurtarmak aile reisinin gücü dâhilindedir. Allah, bu sebeple babayı sorumlu tutuyor.

c- Bu kurtarmanın yolu güzel eğitimdir. İyi bir eğitim sadece ahreti kurtarmaz, dünyayı da kurtarır. Bu noktadan hareketle diyebiliriz ki: ahiretteki hüsran ile dünyadaki suçlar ve cinayetler birbirinden kopuk değildir.

Kısacası baba ve anne çocuğun eğitiminden birinci derecede sorumludurlar. Denilebilir ki, çocuk henüz camiye teslim edilmeden önce, aile reisine farz olan "iyi eğitim verme ve iyi terbiye etme" işinin eksikliği sebebiyle dünyada bir kısım kötülüklere bulaşmaktadır.

2- Bize teslim edilen çocuklara neler öğretmeliyiz?

 Kuşkusuz ailesinde yeterli bir eğitim almadan bize teslim edilen çocukların eğitiminden de sorumluyuz. Bu itibarla ne şekilde olursa olsun, eğitim için camiye gelen çocuklara bir şeyler öğretmeliyiz. Çocuklara öğretilmesi gereken güzel şeyler çoktur. Ancak bütün güzelliklerin bir anda çocuklara öğretilmesi mümkün değildir. Yani çocuklara yönelik eğitimde mutlaka bir hiyerarşi gerekmektedir. Bu noktada hemen belirtmek isteriz ki, İslâm dini ta baştan beri, çocuklara önce iman esaslarının öğretilmesini, sonra da ibadetlerini yapmaya alıştırılması suretiyle dinî terbiyenin verilmesini esas almıştır.

Esasen Kur'ân-ı Kerîm'de, aile efradına öğretilmesi gereken pek çok şey içerisinde sâdece namâzla ilgili açık bir emre yer verilerek: "Ailene namazı emret, sen de namaza sabır ve sebatla devam et"(5) denmesi, namazın nasıl öncelikli bir yer tuttuğunun açık bir ifadesidir. Diğer taraftan Kur'ân-ı Kerîm'de, namazın "hayâsızlık ve kötülükten" alıkoyacağının(6) ifade edilmiş olmasından anlıyoruz ki, dinimiz açısından çocukları fenalıklardan ve suçlardan koruyacak en öncelikli şey namaz ve ibadetlerin çocuklara öğretilmesidir.

Bazı rivâyetlerde Hz.Peygamber: "Çocuklara ilk öğrettiğiniz kelime 'Lâilâhe illallah' olsun" emretmiştir.(7) Kezâ Abdulmuttalib oğullarından bir çocuk konuşmaya başladığı zaman, Rasulüllah'ın (s.a.v) İsra Suresi'nin 111. ayetini yedi sefer okutarak ezberlettiği rivayet edilmiştir: "Hamd o Allah'a olsun ki, O, ne bir çocuk edinmiştir ne de mülkünde ortağı vardır."(8)

Büyük İslam sosyologu ve mütefekkiri İbnu Haldun kendi devrinde, Kuzey Afrika'da çocuklara önce sadece Kur'ân öğretildiğini; çocuk Kur'ân'ı iyice öğrenmedikçe hadis, fıkıh, şiir ve Arapça gibi diğer ilimlerden hiçbir şeyin öğretilmediğini ifade eder.(9) Diğer taraftan, çocuklara meslek bilgisi de vermenin gereğine dikkat çeken büyük İslam âlimi İbnu'l-Kayyım, "Mesleki bilgilerin, çocuğun muhtaç olduğu her çeşit temel dinî bilgilerin öğretilmesinden sonra verilmesi gerektiğini" ayrıca belirtir.(10)

3- Cami Eğitiminde Çocuklara Dini Kavramları Nasıl Anlatacağız?

Çocuklar hikâye ile anlatılan konuları daha kolay ve daha istekli öğrenirler. Allah'ı ve sıfatlarını öğretirken Lokman(a.s.) ile oğlu arasında geçen konuşmaları hikâye şeklinde anlatabiliriz. Bize teslim edilen çocuklara Peygamberimizi anlatırken, çocukları ne kadar çok sevdiğini, torunları Hz. Hasan ve Hüseyin efendilerimizden ve kızı Fatıma anamızdan örnekler vererek hikâye şeklinde anlatabiliriz. Keza Rasulüllah'ın (s.a.v) gösterdiği mucizeleri anlatırken de hikâye yolunu seçebiliriz. Meselâ, sevgili Peygamberimiz ve Hz. Ebu Bekir hicret için Sevr mağarasına gizlendiklerinde yaşanan örümcek ve güvercin mucizesini hikâye suretinde anlattığımızda, bu hikâyeden oldukça hoşlanacaklardır.

Çocuk eğitiminde Lokman'ın (a.s) tavrı insanlık için güzel bir örnektir. Çünkü Lokman'ın(a.s.) oğluna yaptığı öğütlere baktığımızda ilk sırada "Allah'tan başka ilâh yoktur" inancının geldiğini görüyoruz. "Lokman oğluna öğüt vererek: Yavrucuğum, Allah'a ortak koşma, çünkü bu büyük bir haksızlıktır, dedi"(11) Biz de, bu ayetten hareketle, çocuklara Allah'ın büyüklüğünü şöyle anlatabiliriz: "Kâinatı, güneşi, yıldızları, ayı, dünyayı ve üzerindeki bütün canlıları yaratan O'dur. Dünyanın en güçlü hükümdarına da, küçücük sineğe de can veren O'dur. Allah'tan başka ilâh yoktur. İbadete ve duaya lâyık ancak o'dur. Ancak Allah'ın önünde eğilir (namaz kılar) ve gücümüzün yetmediği şeyleri O'ndan isteriz. Eğer Allah'ı unutur, mal, para ya da makam elde etmek için başkalarının önünde eğilirsek Allah'a ortak koşmuş, büyük bir haksızlık yapmış oluruz."

Nitekim Lokman (a.s.) öğüdüne devamla şöyle diyor: "Yavrucuğum, dedi, yaptığın en küçük bir iş (iyilik veya kötülük) bir kayanın içinde, göklerde veya yerin derinliklerinde olsa dahi Allah onu görür. Doğrusu Allah'ın her şeyden haberi vardır."(12) Biz de Lokman(a.s.) gibi çocuklara Allah'ın, yaptığımız her şeyi gördüğünü, aklımızdan ve kalbimizden geçen en gizli duyguları bildiğini, O'ndan hiçbir şeyi gizleyemeyeceğimizi, iyi şeyler yaptığımızda çok hoşuna gideceğini ve bizi seveceğini anlatmalıyız.

Sonraki ayetlerde, Lokman (a.s.) şöyle diyor: "Yavrucuğum, namazı kıl, (insanlara) iyiliği emret, kötülükten vazgeçirmeye çalış, başına gelenlere sabret. İnsanları küçümseyerek onlardan yüz çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme; Allah kendini beğenmiş övünüp duran kimseleri asla sevmez. Konuşurken sesini yükseltme, unutma ki seslerin en çirkini merkeplerin sesidir. Doğrusu bunlar üzerinde durulmaya değer şeylerdir"(13) Bu ayetlerde hem Allah'a, hem de O'nun yarattığı insanlara karşı görevlerimiz sıralanmakta; adab-ı muaşeret kurallarının bir özeti verilmektedir. Ancak bunları çocuklara anlatırken kelime ve açıklamalarımızı onların yaşına ve anlayışına göre seçmemiz gerekir.

4- Çocukların Sorularına Nasıl Cevap Vermeliyiz?

Kuşkusuz çocukların her konudaki sorularına cevap vermek zorundayız. Ancak cevap verirken yetişkin mantığı ile değil, çocuk mantığı ile düşünüp cevap vermeliyiz. Unutmamalıyız ki, yapacağımız küçük bir hata onların zihinlerini karıştırmaya yetecektir.

Çocuklar dört yaşına kadar ben-merkezci bir düşünceye sahiptirler. Canlı cansız ayırımı yapamazlar; onlara göre her şey canlıdır. Bu sebeple masallarda geçen olayların tamamına inanırlar, uydurma olduğunu düşünmezler. Bu yüzden, okul öncesi eğitimde masalların ve dinî hikâyelerin rolü büyüktür. Masal kahramanlarının şahsında doğru davranışları öğretmek kolaylaşır. Çünkü masalı dinleyen çocuk kendisini kahramanın yerine koyar, onunla özdeşleşir.

Çocuklar yaptığımız basit açıklamalarla yetinir, fazlasını merak etmezler. Bir anne anlatmıştı: "Dört yaşındaki çocuğum bana, 'Anne, neden Allah'ı göremiyoruz?' dedi. Ben de, 'gözlerimiz küçük olduğu için Allah'ı göremeyiz,' dedim. Çocuğum bununla yetindi ve kendi kendine mırıldanarak: 'Evet, gözlerimiz küçük olduğu için Allah'ı göremeyiz' dedi. Bu cevap ona yetti, başka soru sormadı."

Kuşkusuz camiye teslim edilen büyük çocuklara bu açıklama yeterli olmayabilir. "Niçin Allah'ı göremiyoruz, Allah nerededir, ne kadar büyüktür?" gibi soruların cevabını vermemiz ve onların şüphelerini ve zihinlerindeki yanlış imajları düzeltmemiz gerekir. Camiye gelen çocuklar genellikle on yaş ve üzeri oldukları için, çocuğun önünde duran masayı göstererek: "Bu masa kendi kendine olur mu?" şeklinde bir soru sorabiliriz. Elbette ki çocuk bu sorumuza "Hayır, olmaz" cevabını verecektir. Daha sonra muhtemelen aramızda şöyle bir diyalog gelişir:

- Yani bunu yapan biri var, diyorsun.

- Evet.

- Şu giydiğimiz terlikler ve ayakkabılar da kendi kendine olmaz, değil mi?

- Olmaz.

- Onları kim yapıyor?

- Adamlar.

- Evet, adamlar yapıyor. Biz onlara ayakkabıcı diyoruz.

- Ayakkabı kendisini yapan ayakkabıcıya hiç benziyor mu? Ayakkabıcının ağzı, gözü, kulağı, ayağı, kolu var, yürüyor ve konuşuyor. Ama ayakkabıya bakıyoruz, kendisini yapan ustaya hiç benzemiyor, ne gözü var ne de kulağı, ne yürüyebiliyor ne de konuşabiliyor, değil mi?

- Evet.

- Basit bir masa ve ayakkabı kendi kendine olmazken, gökyüzünde gördüğümüz güneş, ay, yıldızlar ve üzerinde yaşadığımız şu dünya kendi kendine olur mu?

- Olmaz.

- Demek onları yapan, yani yaratan biri var. Kimdir O?

- Allah.

- Evet, dünyayı ve üzerinde yaşayan canlıları yaratan yüksek bilgi ve güç sahibi biri var ve biz O'na Allah diyoruz. Nasıl ayakkabıcı yaptığı ayakkabıya hiç benzemiyorsa, Allah da yarattığı varlıklardan hiçbirine benzemez. Yemek, içmek, uyumak, bir evde oturmak bize mahsus şeylerdir. Allah, bize benzemediği için bunlardan hiçbirine ihtiyacı yoktur. Allah'ın varlığını biliyoruz, ama O'nu göremiyoruz. Duyularımız, aklımız ve bilgimiz sınırlı olduğu için her şeyi göremez, her şeyi duyamaz ve her şeyi bilemeyiz. Allah melekleri nurdan yarattığı için onları da göremiyoruz.

Çocuk bu açıklamaları yeterli bulur ve eve döndüğünde "Allah" kavramı hakkında daha çok bilgiye sahip olduğunu düşünür. Başka bir gün anlatacağımız başka bir misal çocuğu daha çok ikna eder. Bunda kuşku yoktur.

Çocuklarını camiye gönderen aileler hocalardan, çocuklarına sadece Kur'an'ın öğretilmesini bekliyorlar. Elbette ki Kur'an eğitimi bir temel eğitimdir. Bundan vazgeçilmesi düşünülemez. Ancak Kur'an'ın yanında, çocuklara temel dini bilgilerin öğretilmesi en az Kur'an kadar hatta ondan daha da önemli bir eğitimdir. Denilebilir ki, temel dini bilgileri yerli yerinde almayan bir öğrenci Kur'an'ı ezberlese bile kendisine faydası az olabilir. Çünkü öğrenci Kur'an'ı anlamadan okuyor ve ezberliyor. Bu iş bazen kendisine bir angarya gibi de gelebilir. Oysa eğer öğrenci Kur'an eğitimi yanında dini bilgileri de alırsa, yanlış hareketlere karşı daha dirençli olacaktır.

Şu halde cami eğitiminde iki önemli eğitim şekliyle karşı karşıyayız: Birincisi Kur'an'ı öğretmek; ikincisi de, temel dini bilgileri öğrenciye vermektir. Cami hocalarının bu iş için pedagojik formasyon kurslarına gönderilmeleri arzu edilen bir durumdur. Çünkü pedagojik formasyon almayan eğiticiler, çocukların seviyesine inme gibi önemli kuralları zaman zaman ihmal edebilirler.

Dipnotlar

1-Buhârî, Tefsir, Rûm suresi 1; İbn Hacer, Fethu'l-Bâri, 10, 130.

2-Hâkim, Ebu Abdillah en-Neysâbûrî, el-Mustedrek alâ's-Sahîhayn, Haydârâbâd-Dekken, 1335, 4, 263.
3-bkz. el-Câmi'u'-sağîr, (Münâvî'nin Feyzu'l-Kadîr şerhiyle), Beyrut 1972, II, 394.4-Bu konuda şu ayetler görülebilir: Tahrîm suresi, 6; Zümer suresi,15-16; Şûrâ suresi,45.

5-Taha, 20/ 132.

6-Ankebut, 29/45.

7-Abdurrezzak es-San'ânî, el-Musannaf, Beyrut, 1970, IV, 334.

8-Abdurrezzak, age, IV, 334.

9-İbnu Haldun, Mukaddime, Beyrut, tarihsiz, s. 538.

10-İbnu Kayyim, Tuhfetu'l-Mevdûd, Bombay, 1961, s. 145.

11-Lokman, 31/13.

12-Lokman, 31/ 16.

13-Lokman, 31/ 17-19.

 

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

ŞABAN AYI VE BERAT GECESİNDE AFFEDİLMEYECEK OLANLAR

ŞABAN AYI VE BERAT GECESİNDE AFFEDİLMEYECEK OLANLAR

"Şühûr-i selâse" denilen "üç aylar"ın ikincisi de Şaban ayıdır. Bilindiği gibi, üç ayla

ASYA MÜNAFIKLARI ve AVRUPA ZALİM KÂFİRLERİ-7

ASYA MÜNAFIKLARI ve AVRUPA ZALİM KÂFİRLERİ-7

2.İman ve nifak birbirine zıddır? a-“Hidayet ve dalalet birbirine zıt kavramlardır. (Çünk

ASYA MÜNAFIKLARI ve AVRUPA ZALİM KÂFİRLERİ-6

ASYA MÜNAFIKLARI ve AVRUPA ZALİM KÂFİRLERİ-6

4- KURUMSALLAŞMIŞ NİFAK VE MÜNAFIKLARLA İLGİLİ DAHA GENEL TESBİTLER: 1-NiFAK VE ZINDIKA:

ASYA MÜNAFIKLARI ve AVRUPA ZALİM KÂFİRLERİ-5

ASYA MÜNAFIKLARI ve AVRUPA ZALİM KÂFİRLERİ-5

b)Nifakın sosyal hayata bakan cihetleri: Kur’an münafıkların şahıslarını değil sıfatlar

SOSYAL BARIŞIN TEMİNİ VE GÜVENLİĞİN TESİSİ-3

SOSYAL BARIŞIN TEMİNİ VE GÜVENLİĞİN TESİSİ-3

3. Haramdan kaçınma İslâm’ın öngördüğü yasakların her birisi, hem fert ve toplum huzur

SOSYAL BARIŞIN TEMİNİ VE GÜVENLİĞİN TESİSİ-2

SOSYAL BARIŞIN TEMİNİ VE GÜVENLİĞİN TESİSİ-2

2. Merhamet: Karşılıklı hoşgörü, sevgi ve acıma duygusu Sosyal barışın önemli bir fakt

ASYA MÜNAFIKLARI ve AVRUPA ZALİM KÂFİRLERİ-4

ASYA MÜNAFIKLARI ve AVRUPA ZALİM KÂFİRLERİ-4

6. Münafık ahdi bozar. Sözünde durmaz: Tevbe suresinde:

ASYA MÜNAFIKLARI ve AVRUPA ZALİM KÂFİRLERİ-3

ASYA MÜNAFIKLARI ve AVRUPA ZALİM KÂFİRLERİ-3

3. MÜNAFIKLARIN TEMEL ÖZELLİKLERİ: Nifak ehlinin temel özelliklerinin ferdi hayata bakan yans

SOSYAL BARIŞIN TEMİNİ VE GÜVENLİĞİN TESİSİ-1

SOSYAL BARIŞIN TEMİNİ VE GÜVENLİĞİN TESİSİ-1

İslâm’da sosyal barış ve güven, Allah’ın büyük bir lütfu olarak ilan edilir. Aşağıd

ASYA MÜNAFIKLARI ve AVRUPA ZALİM KÂFİRLERİ-2

ASYA MÜNAFIKLARI ve AVRUPA ZALİM KÂFİRLERİ-2

2-İMAN VE NİFAK MUVAZENESİNDE NİFAKIN TEŞEKKÜLÜ VE KISIMLARI: “Kuran ve hadislerde kalbin

ASYA MÜNAFIKLARI ve AVRUPA ZALİM KÂFİRLERİ-1

ASYA MÜNAFIKLARI ve AVRUPA ZALİM KÂFİRLERİ-1

BİRİNCİ BÖLÜM: 1: NİFAKIN GENEL TARİFİ VE BAĞLANTI NOKTALARI: a) Nifak: “Küfrünü gi

Kim iyi bir iş yaparsa kendi lehinedir. Kim de kötülük yaparsa kendi aleyhinedir. Rabbin kullara (zerre kadar) zulmedici değildir.

Fussilet, 46

GÜNÜN HADİSİ

İşçi işverenin malından mesuldür.

Buhari

TARİHTE BU HAFTA

*Cumhuriyet'in ilanı(29 Ekim 1923) *Sütçü İmam Maraş'ta direnişi başlattı(31 Ekim 1919) *I.Dünya Harbine girdik(1 Kasım 1914) *İmam-ı Rabbani Hz.lerinin İrtihali(2 Kasım 1624) *Hz.Ömer(r.a.)'in Şehadeti(3 Kasım 644)

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI