Cevaplar.Org

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-11.BÖLÜM

ISPARTA HAYATI “Cenâb-ı Hakk’a hadsiz şükür olsun ki: Isparta vilâyetini, eskiden beri bir gaye-i hayalim olan bir Medresetü’z Zehra, bir Câmiü’l Ezher yapmış…” Said Nursî Temmuz 1953’te İstanbul’dan Emirdağ’a


İsmail Aksaraylı

i.aksarayli@mynet.com

2015-05-21 02:58:16

ISPARTA HAYATI

"Cenâb-ı Hakk'a hadsiz şükür olsun ki: Isparta vilâyetini, eskiden beri bir gaye-i hayalim olan bir Medresetü'z Zehra, bir Câmiü'l Ezher yapmış…" Said Nursî

Temmuz 1953'te İstanbul'dan Emirdağ'a gelen Said Nursî,âhir ömrünü geçirmek üzere Isparta'ya gider ve kira ile bir eve yerleşir (Ağustos 1953). Said Nursî'nin niyeti, ölümünü oradaki Nur kardeşlerinin arasında karşılamak, mezarını Isparta'da, Sav'da veya Barla'da vasiyet etmektir.(1) Ömrünün sonunu Isparta'da geçirmek isteğini bir mektubunda şöyle anlatır:

"Benim son hayatımı Isparta havalisinde geçirmek büyük bir arzumdur. Ve Nur Efesinin dediği gibi demiştim: "Isparta, taşıyla toprağıyla benim için mübarektir. Hattâ yirmi beş seneden beri beni işkence ile tazip eden eski hükûmete kalben ne vakit hiddet etmişsem, hiçbir zaman Isparta hükûmetine hiddet etmeyip o mübarek vatandaki hükûmetin hatırı için ötekileri de unutuyordum. Hususan oradaki eski tahribatı tamirata başlayan hakikî vatanperverler olan Demokrat namında hamiyetli hürriyetperverler, Nur ve Nurcuları takdir etmelerine çok minnetdarım. Onların muvaffakıyetine çok dua ediyorum."(2)

24 Şubat 1955'te CENTO anlaşmasının imzalanması üzerine Cumhurbaşkanı ve Başbakan'a hitaben bir mektup(3) yazar.

23 Mayıs 1956'da sekiz sene devam eden Afyon Mahkemesi neticelenir. Said Nursî'nin kitap ve sair evraklarının kanunî mevzuata muhalif siyasî ve idari hiç bir mahzuru görülmemiş olmakla men-i muhakeme kararıyla bütün Nur Risâleleri sahiplerine iade edilir.

1957 Seçimleri'nde Isparta'da oy kullanır.

12 Nisan 1957'de Isparta'daki Tugay Camii'nin temel atma merasimine katılır, temele ilk harcı koyar ve dua eder.

2 Aralık 1959'da Ankara'ya gider. Beyrut Palas otelinde bir gece kalır, Emirdağ'a döner.

19 Aralık 1959'da kardeşi Abdülmecid'in davetlisi olarak Konya'ya gider, Mevlâna Türbesi'ni ziyaret edip dua eder. O gün Konya'dan ayrılır.

Said Nursî 20 Aralık'ta tekrar Konya'ya gider, kardeşi ile görüşür, sabah Konya'dan ayrılır.

31 Aralık 1959'da davet üzerine Ankara'ya gider, Beyrut Palas otelinde kalır, kendisini, talebeleri ve bazı milletvekilleri ziyaret eder.

1 Ocak 1960 İstanbul'a gider, Piyer Loti otelinde kalır.

3 Ocak'ta Ankara'ya gider, Beyrut Palas otelinde kalır.

6 Ocak'ta Ankara'dan ayrılır, Konya'ya geçer, kardeşini ziyaret eder, Mevlâna Türbesi'ne gidip dua eder, aynı gün Isparta'ya döner.

Said Nursî'nin, son seyahâtlerini bazı partililer ve yayın organları mesele haline getirir. 11 Ocak 1960 günü Ankara'ya giden Said Nursî'ye hükümet bildirisi olarak radyodan Emirdağ'da ikamet etmesi tavsiye edilir. Said Nursî, Emirdağ'a döner.

Ankara'dan dönüşü, İstanbul, Ankara ve Konya ziyaretleri hakkında bir mektup yazar, mektubu talebelerine ve gezileri mesele yapan gazetelere yayımlamaları için gönderir. Mektubunda ziyaretleri hakkında şunları söyler:

"Evvelâ: Bugünlerde olan meseleler için merak etmeyiniz. Hakkımızda tecelli eden, inayet ve rahmet-i İlâhiye ile bu büyük bir hayırdır. Hem hasta olduğumdan konuşmaya ve görüşmeye de tahammül edemiyorum. Şimdi Risâle-i Nur'un dâhil ve hariçteki fevkalâde intişarı ve geniş fütuhatı ile düşmanlar da dost olmuşlar. Herkesin konuşmak istemesine mukabil, inayet-i İlâhiye ile sesim de kısılmış ki daha Risâle-i Nur bana ihtiyaç bırakmadığından görüşüp, konuşamıyorum.

Beni altı vilayetten davet etmeleri üzerine giderken önümüze gelen ve Risâle-i Nur'un ve mesleğimin hakîkatini anlayan dost memurlar, Emirdağ'da istirahat etmemi ve şimdilik Emirdağ'da kalmamı hükümetin rica ettiğini bildirdiler. Zâten görüşmeye ve konuşmaya tahammül edemediğimden hakkımdaki bu dostâne teklif ve vaziyet bir inayet oldu ki beni davet eden çok vilayetlerdeki hakikî kardeşlerimin hatırları kırılmasın. Hem bazı vilayetlere gidip diğer vilayetlere gidemediğimden ileri gelen vaziyetimle, yüz binlerle hakikî fedâkâr talebelerim gücenmesinler.

Her yerde Risâle-i Nur'un intişarı ve okunması ve pek fazla müştakları bulunması dolayısıyla benimle görüşmek ve konuşmak ve davet etmek arzu ediyorlardı. Bu vaziyette, yirmi vilayete gitmemin zarureti vardı. Ancak Risâle-i Nur'un tabedildiği yerler olan Ankara, İstanbul ve Konya'ya gittim.

Beni Emirdağ'a çeviren dostlara şunu derim ki: Hakkımdaki bu muamele bir inayet ve rahmet-i İlâhiyeye vesile oldu. Sıkılmıyorum. Yalnız benim yirmi sene kaldığım Isparta vilayetinde iki senelik kira ettiğim bir evim ve orada bazı eşyalarım var. Oranın havası da bir parça hastalığıma yarıyor. Hükümetin müsaadeleriyle bir ay Emirdağ'da, bir ay da kiraladığım Isparta'daki evimde bulunmak arzu ediyorum."(4)

Ankara'ya son gidişlerinde ziyaretine gelenlere ve talebelerine dersler yapar. Said Nursî'nin yaptığı bu konuşmalar talebeleri tarafından not alınır, bu notlar Emirdağ Lahikası'nda "Son Ders" olarak yayınlanmıştır.

Said Nursî; bir çeşit vasiyeti niteliğindeki bu derslerle son tavsiye ve ikazlarını yapar. Risâle-i Nur talebelerinin özelliklerini, nasıl hizmet etmeleri gerektiğini, sosyal ve siyasî hadiseler karşısında hareket tarzlarının nasıl olması gerektiğini anlatır.(5)

SON GÜNLERİ

Ankara'dan Emirdağ'a gelen Said Nursî, 20 Ocak 1960 günü Emirdağ'dan Isparta'ya gider, Bey mahallesindeki ikâmetgâhına yerleşir.

Afyon'a gider bir gece kaldıktan sonra Emirdağ'a geçer. Şiddetli zatürredan ağır hasta olan Said Nursî 18 Mart 1960'ta Emirdağlı dost ve talebeleriyle "Allah'a ısmarladık, ben gidiyorum." diyerek vedalaşır, Isparta'ya döner.

Ramazan'ın on beşinden sonra rahatsızlığı artar. 20 Mart 1960 Pazar günü sabah Urfa'ya gitmek üzere Isparta'dan ayrılır. Yolda talebelerine şunları söyler:

"Risâle-i Nur, dinsizlerin, komünistlerin, masonların belini kırmıştır. Risâle-i Nur daima galiptir. Siz hiç merak etmeyiniz, Bunlar beni anlayamadılar. Bunlar benim şahsımı siyasete bulaştırmak istediler."(6)

VEFATI 

21 Mart Pazartesi saat 11'de Urfa'ya varırlar. İpek Palas oteline yerleşir. Ertesi gün hasta halde yatmakta olan Said Nursî'ye emniyet görevlileri, derhal Isparta'ya dönmeleri gerektiğini, bunun İçişleri Bakanı'nın emri olduğunu söyler. Said Nursî onlara:

"Ben buraya gitmeye gelmedim, ben belki de öleceğim. Siz benim halimi görüyorsunuz. Siz beni müdafaa edin." der.

22 Mart'ta tekrar polisler otele gelir. Emniyet müdürü Said Nursî'ye emrin kat'i olduğunu, mutlaka Isparta'ya dönmeleri gerektiğini söyler. Said Nursî ona da:

"Ben şimdi hayatımın son dakikalarını geçiriyorum. Ben gidemeyeceğim. Belki de burada öleceğim, siz benim suyumu hazırlamakla mükellefsiniz. Amirinize bildiriniz." der.

Urfalılar, Said Nursî'yi göndermek istemezler; Ankara'ya "Nasıl, olur da Bediüzzaman'ı Urfa'dan çıkaracaksınız?" diye telgraflar çekerler. O gün yüzlerce Urfalı Said Nursî'yi ziyaret eder. O günün gecesinde, 23 Mart 1960 Çarşamba, 25 Ramazan- saat 03.00 sıralarında vefat eder.

Cenaze namazı, 24 Mart 1960 Perşembe günü Vali, Belediye Başkanı ve on binlerce Urfalının iştirâkiyle Ulu Cami'de kılınır. Urfa Valisi Şerafeddin Atak tarafından hazırlattırılan Halilürrahman Camii'ndeki kabre defnedilir.

KABRİ YIKILIYOR

27 Mayıs 1960 askeri darbesinden sonra, kardeşi Abdülmecid Nursî'den zorla imzalattırılan izinle [11 Temmuz 1960](7) 12 Temmuz 1960 gecesi Said Nursî'nin; Halilürrahman Dergâhı'ndaki kabri darbeciler tarafından yıkılır, mezardan naaşı alınır, galvenizli bir tabuta konur. Tabut, askerî bir uçakla Afyon'a, oradan kara yoluyla Isparta'ya götürülür. Isparta Kabristanı'nda gece vakti, sıkı emniyet tedbirleri altında, halkın bilmediği bir yere gizlice gömülür.(8) Said Nursî, vefatından üç-dört yıl(9) önce talebelerine yazdırdığı Emirdağ Lâhikası'nda yer alan vasiyetinde, kabri ve kabir ziyareti hakkında şunları söylemiştir:

"KABRİMİ BİLDİRMEMEYİ VASİYET EDİYORUM."

"Bu zamanda, şan şeref perdesi altında riyakârlık yer aldığından azamî ihlas ile bütün bütün enaniyeti terk lâzımdır. Dostlar uzaktan ruhuma Fatiha okusunlar, mânevî dua ve ziyaret etsinler. Kabrimin yanına gelmesinler. Fatiha uzaktan da olsa ruhuma gelir. Risâle-i Nur'daki azamî ihlas ile bütün bütün terk-i enaniyet için buna bir mânevî sebep hissediyorum. Kendini Risâle-i Nur'a vakfetmiş olan yanımda bulunanlardan nöbetle birer adam kabrimin yakınında olup, bu manayı lüzumsuz ziyarete gelenlere bildirsinler. (...)

Benim kabrimi gayet gizli bir yerde, bir-iki talebemden başka hiç kimse bilmemek lâzım geliyor. Bunu vasiyet ediyorum. Çünki dünyada sohbetten beni men'eden bir hakîkat, elbette vefatımdan sonra da o hakîkat bu surette beni mecbur ediyor. (...)

Bu dehşetli zamanda, eski zamandaki Firavunların dünyevî şan ü şeref arzusuyla heykeller ve resimler ve mumyalarla nazar-ı beşeri kendilerine çevirmeleri gibi, enaniyet ve benlik verdiği gafletle, heykeller ve resimler ve gazetelerle nazarları, mana-yı harfîden mana-yı ismîyle tamamen kendilerine çevirtmeleri ve uhrevî istikbâlden ziyade dünyevî istikbâli hayal edinmiş olmaları ile; eski zamandaki lillah için ziyarete mukabil ehl-i dünya kısmen bu hakîkate muhalif olarak mevtanın dünyevî şan ü şerefine ziyade ehemmiyet verir, öyle ziyaret ediyorlar. Ben de Risâle-i Nur'daki azamî ihlası kırmamak için ve o ihlasın sırrıyla, kabrimi bildirmemeyi vasiyet ediyorum. Hem şarkta, hem garbda, hem kim olursa olsun okudukları Fatihalar o ruha gider."(10)

"BENİM KABRİMİ KİMSENİN BİLMEDİĞİ YERE DEFNEDERSİNİZ."

Said Nursî; talebeleri, Bayram Yüksek ve Ceylân Çalışkan'ın kaleme aldığı bu vasiyeti yazdırdıktan sonra şunları söyler: "Hazret-i Ali'nin kabri nasıl gizli ise, benim de kabrimi kimsenin bilmediği bir yere defnedersiniz. Size bunu emrediyorum, vasiyet ediyorum."(11)

Said Nursî'nin mezarının günümüzde nerede olduğu bilinmemektedir. Isparta'da 27 Mayıs darbecilerinin gizlice gömdüğü mezar bir vesile ile bulunur naşı talebeleri tarafından yine yakın talebelerinin bildiği başka bir yere nakledilir. Mezarını bilenlerin artması üzerine birkaç yer değiştirildikten sonra Bayram Yüksel tarafından yine birkaç yakın talebesinin bildiği son yere nakledildiği anlatılır. Isparta Kabristanı'nda 27 Mayıs darbecilerinin defnettiği mezar yerinde ise isimsiz "Hüve'l Bâki" yazılı mezar taşı vardır.

Said Nursî'nin, vefatından 37 sene önce -1923'te- bastırdığı Lemaat isimli eserinde, vefat tarihinden ve mezarının yıkılacağından bahseden "Eddâi" [Duâcı] başlıklı bir şiiri yer alır:

EDDÂİ 

Yıkılmış bir mezarım ki yığılmıştır içinde

Said'den yetmiş dokuz(12) emvât bâ-âsam âlâma(13).

Sekseninci olmuştur, mezara bir mezar taş.

Beraber ağlıyor hüsran-ı İslâm'a...

Mezar taşımla pür-emvât enindar o mezarımla

Revânım sâha-i ukba-yı ferdâma...

Yakînim var ki: İstikbal semâvâtı ve zemîn-i Asya

Bâhem olur teslim, yed-i beyzâ-yı İslâm'a.

Zira yemîn-i yümn-i îmandır

Verir emn ü emân ile enâma... 

"BÜTÜN MALIMI BİR ELİMLE KALDIRIP GÖTÜREBİLMELİYİM."

Said Nursî, hiç evlenmemiş, hayatı boyunca hanımlarla konuşmaktan, nazarıyla dahi meşgul olmaktan kaçınmıştır.(14)

"Ben, cemiyetin îmanını kurtarmak yolunda dünyamı da fedâ ettim, âhiretimi de. Seksen küsûr senelik bütün hayatımda dünya zevki namına bir şey bilmiyorum."(15) diyen Said Nursî, maddî hiçbir şeye alâka göstermemiş, malı mülkü, yeryüzünde bir karış yeri olmamıştır.

Bütün malımı bir elimle kaldırıp götürebilmeliyim, diyen Said Nursî'ye bu halin sebebi sorulunca:

"Bir zaman gelecek, herkes benim halime gıpta edecek, mal ve servet bana lezzet vermiyor; dünyaya, ancak bir misafirhâne nazarıyla bakıyorum." diye cevap vermiştir.(16)

TEREKESİ ya da DÜNYALIKLARI 

Vefat ettiğinde bıraktığı ve Urfa Tereke Hakimliği'nce tespiti yapılan dünyalık eşyaları şunlardır:

"Cizlevet marka bir çift lastik. Bir sepet içinde dört adet sefer tası içi, bir adet çinko tencere, bir tâne küçük çaydanlık, bir ayaklı bardak, iki tâne ayaksız bardak. Bir adet eski çarşaf, bir eski frenk gömleği, bir tâne eski iç gömlek, sarık üzerine sarılacak bez, üç tâne mendil, bir havlu, bir de pamuklu hırka; bir eski gömlek, bir eski çarşaf ve mendil, bir eski bohça, bir adet havlu, bir adet kırık gözlük, bir adet dua kitabı, eski yazı takvim, iki adet kalem."(17)

ESERLERİ: MANEVÎ MİRASI

Said Nursî, Yeni Said devrinde telif ettiği eserlere Risâle-i Nur adını vermiş, 1927'de Barla'ya sürgününden önce yazdığı Eski Said devrine ait eserlerini de Risâle-i Nur'a dâhil etmiştir. Risâle-i Nur içinde yer alan ve kendisinin Eski Said ve Yeni Said olarak adlandırdığı bu zamanlarda yazıp bıraktığı eserleri, mânevî mirâsı ise şunlardır:

ESKİ SAİD DÖNEMİ ESERLERİ:

Eserin Adı - Telif Tarihi - İlk Baskı Tarihi

Divan-ı Harb-i Örfî (1909/1911)

Hutbe-i Şâmiye (1911/1911 Ar.)

Devâü'l-Ye's (1911/1911)

Münâzarat(1911/1911)

Muhâkemât(1911/1911)

Reçetetü'l-Avâm (1911/1912 Ar.)

Reçetetü'l-Havass (Saykalü'l-İslâm) (1911/1912 Ar.)

Nutuk- 1 (1908-1909/1912)

Teşhîsü'l-İllet (1911/1912)

İşârâtü'l-İ'câz fî Mazanni'l-Îcâz (1914-1916/1918)

Bediüzzaman'ın Tarihçe-i Hayatı (1919/1919)

Noktatun min Nuri Mârifetillah (Nokta) (1919/1919)

Hakîkat Çekirdekleri-1 Seçme Vecizeler (1920/1920)

Sünûhat(1920/1920)

Hutuvât-ı Site (1920/1920)

Hakîkat Çekirdekleri-2 (1921/1921)

Kızıl İ'câz (1899/1921)

Lemeât (1921/1921)

Şuaat (1921/1921)

Rümûz (1921/1921)

Tulûat(1921/1921)

İşârât (1921/1921)

Katre (1922/1922 Ar.)

Zeylü'l-Katre(1922/1922 Ar.)

Habbe(1922/1922 Ar.)

Zeylü'l-Habbe (1922/1922 Ar.)

Zerre(1922/1922 Ar.)

Şemme(1922/1922 Ar.)

Zeyl(1922/1922 Ar.)

Zühre(1923/1923 Ar.)

Zühr'enin Zeyli(1923/1923 Ar.)

Hubab(1923/1923 Ar.)

Zeyl'l-Hubab(1923/1923 Ar.)

Lemeât, Tulûat, Sünûhat, Nokta, Kızıl İ'câz, Rumuz, İşârât, Hutuvât-ı Site, Hakîkat Çekirdekleri -birinci cüz, ikinci cüz- adlı eserleri, Said Nursî Darü'l-Hikmet'te iken kaleme almıştır.(Bkz. Badıllı, a.g.e., s. 680.)

Ayrıca 1899-1906 yılları arasında yukarıda adı geçen "Kızıl İ'câz" adlı Arapça kitabının yanında, yine Arapça bir mantık kitabı olan "Tâlikat" adlı eser ile, matematik ve fizyonomi ile ilgili iki kitap daha telif ettiği, ancak bu son iki kitabın bir yangın sırasında yandığı bilinmektedir. Risâle-i Nurları Arapça'ya çeviren İhsan Kasım Salihî'nin –Saykalü'l-İslâm" adı ile neşrettiği bir mecmuada, "Tâlikat" isimli eser de yayınlanmıştır. Buna göre Eski Said'in elimizde mevcut eserlerin sayısı 34 tânedir. Kayıp olduğu bildirilen iki eserle bu sayı 36'dır (Eski Said'in eserleri için Bkz. Badıllı, Tarihçe, 1/130, 280, 354.).

YENİ SAİD DÖNEMİ ESERLERİ

Yeni Said dönemi eserleri 1926'dan 1949'a kadar yaklaşık 22 - 23 yıllık bir zaman zarfında yazılmıştır.

Eserin Adı -Telif Tarihi

Et-Tefekkürü el-Îmaniyyu er-Refî' (1918, 1930)

Nur'un İlk Kapısı (1925)

Sözler (1926-1930)

Mektubat (1929-1934)

Barla Lahikası (1926-1935)

Lem'alar (1932-1936)

Şualar (1936-1949)

Kastamonu Lahikası (1936-1943)

Emirdağ Lâhikası-I (1944-1947)

Emirdağ Lâhikası-II (1949-1960)

Nur Âleminin Bir Anahtarı (1953)

Yukarıda zikredilen Risâlelerin çoğu Barla ve Isparta merkezinde telif edilmiştir. Said Nursî, buralarda ikamet ettiği yaklaşık dokuz sene zarfında 126 eser telif etmiştir.(18) Said Nursî'nin gerek Eski Said ve gerekse Yeni Said döneminde telif ettiği eserlerin toplam sayısı 196'dır (Badıllı, Tarihçe, a.g.e.; Said Nursî'nin eserleri için ayrıca bkz: Şahiner, a.g.e).

SÖZLER'İN TELİF TARİHLERİ VE YERLERİ

Birinci Söz - 1926 – Barla 

On Dördüncü Lem'anın İkinci Makamı-1934 – Barla (Tahminen)

İkinci Söz - 1926 – Barla

Üçüncü Söz - 1926 – Barla 

Dördüncü Söz - 1926 – Barla 

Beşinci Söz - 1926 – Barla 

Altıncı Söz - 1926 – Barla 

Yedinci Söz - 1926 – Barla 

Sekizinci Söz - 1926 – Barla

Dokuzuncu Söz - 1926 – Barla 

Onuncu Söz - 1928 - Barla (1342)

Onuncu Sözün İkinci Zeyli - 1935-36 - Eskişehir Hapsi

Onuncu Sözün Üçüncü Zeyli - 1936 - Eskişehir Hapsi

Onuncu Sözün Dördüncü Zeyli - 1927 – Barla 

Onuncu Sözün Beşinci Zeyli - 1934 – Barla

On Dördüncü Sözün Zeyli - 1933 – Barla

On Sekizinci Söz - 1927 – Barla

Yirminci Sözün Birinci Makamı - 1930 – Barla

Yirminci Sözün İkinci Makamı - 1926 – Barla

Yirmi Birinci Söz - 1926 – Barla

Yirmi İkinci Söz - 1926 – Barla

Yirmi Üçüncü Söz - 1929 – Barla

Yirmi Beşinci Söz - 1927 – Barla

Yirmi Beşinci Sözün Birinci Zeyli- 1938 – Kastamonu

Yirmi Beşinci Sözün İkinci Zeyli - 1943-44 - Denizli Hapsi

Yirmi Yedinci Söz ve Zeyli - 1929 – Barla

Yirmi Sekizinci Söz - 1928 (Tahminen) – Barla

Yirmi Dokuzuncu Söz - 1928-30 – Barla

Otuzuncu Söz - 1928-30 – Barla

Otuz Birinci Söz - 1928-30 – Barla

Otuz İkinci Söz - 1928-30 – Barla

Otuz Üçüncü Söz - 1928-30 – Barla

MEKTUBAT'IN TELİF TARİHLERİ

Birinci Mektup - 1929 - Osmanlıca Lem'alar

İkinci Mektup - 1930 - Son Şahitler, s. 754.

Üçüncü Mektup - 1930 - Aynı eser, s. 67.

Çam Dağı'nda yaz ayları, - 1930 - Aynı eser, s. 67.

Dördüncü, 5. ve 6. Mektuplar - 1930-1931 – Tahminen

Dokuzuncu Mektup - 1930 - Son Şahitler, s. 47.

On Üçüncü Mektup - 1929 - Mektubat, s. 48.

On Altıncı Mektup - 1930-1931 - Mektubat, s. 47.

On Altıncı Mektubun Zeyli - 1931 - Osmanlıca Lem'alar, s. 96.

On Yedinci Mektup - 1930 - Son Şahitler-3, s. 43.

On Dokuzuncu Mektup - 1929 - Osmanlıca Sikke-i Tasdik-i G., s. 70.

Yirminci Mektup - 1928 - Aynı eser, s. 78.

Yirmi Üçüncü Mektup - 1933 - Son Şahitler-1, s. 42.

Yirmi Dördüncü Mektup - 1928 - Osmanlıca Sikke-i Tasdik-i G., s. 78.

Yirmi Altıncı Mektup - 1932 - Aynı mektubun ifadesi

Yirmi Altıncı Mektub İkinci Kısım -1931 - Aynı mektubun ifadesi

Yirmi Yedinci Mektup - 1929-1960 - Lâhikaların tamamı

Yirmi Sekizinci Mektub 1. Parça - 1931 – Tahminen

Yirmi Sekizinci Mektup 2. Parça - 1933 - Aynı mektubun ifadesi

Yirmi Dokuzuncu Mektup 1. Kısım - 1934 - Son Şahitler, s. 42.

Otuzuncu Mektup,(İşarat-ül İ'caz)- 1916 - Baskı tarihi

Otuz İkinci Mektup, Matbu Lemeat - 1921 - Baskı tarihi

Otuz Üçüncü Mektup, (Pencereler)- 1929 – Tahminen

LEM'ALAR'IN TELİF TARİHLERİ VE YERLERİ

Birinci, 2.,3. ve 4.Lem'alar - 1932 - (Tahminen)

Beşinci ve Altıncı Lem'alar - Te'lif edilmediler

Yedinci Lem'a - 1932 - Osmanlıca Lem'alar, s. 79.

Sekizinci Lem'a - 1933 - Osmanlıca Lem'alar, s. 79.

Dokuzuncu Lem'a - 1932 - Osmanlıca Lem'alar, s. 79.

Onuncu Lem'a (Şefkat Tokatları) - 1934 - (Tahminen)

On Birinci Lem'a - 1933 - (Tahminen)

On İkinci Lem'a - 1934 - Barla Lâhikası

On Üçüncü Lem'a(Hikmetü'l-İstiaze)-Tesbit edilemedi

On Dördüncü Lem'a - 1934 - (Tahminen)

On Beşinci Lem'a [Sözler, Mektubat ve Lem'aların (On Beşinci Lem'aya kadar) fihristidir.]

On Altıncı Lem'a - 1934 - (Tahminen)

On Yedinci Lem'a - 1933 - Osmanlıca Lemalar, s. 346.

On Sekizinci Lem'a - 1934 (Kasım) - Osmanlıca Lemalar, s. 79.

On Dokuzuncu Lem'a - 1934 - Ramazandan sonra Isparta'da

Yirmi ve Yirmi Birinci Lem'alar - 1934 – Isparta

Yirmi İkinci Lem'a - 1934 – Isparta

Yirmi Üçüncü Lem'a - (Tespit edilemedi)

Yirmi Dördüncü Lem'a - 1934 – Isparta

Yirmi Beşinci Lem'a - 1934 – Isparta

Yirmi Altıncı Lem'a - 1934 - Isparta (Ekser ricaları)

Yirmi Yedinci Lem'a - 1935-36 - Eskişehir Müdafaanamesi

Yirmi Sekizinci Lem'a - 1935 - Eskişehir Hapsinde

Yirmi Dokuzuncu Lem'a - 1935 - Eskişehir Hapsinde

Otuzuncu Lem'a - 1935-36 - Eskişehir Hapsinde

Otuz Birinci Lem'a (Şualar) - - 1935-36 - Eskişehir Hapsinde

Otuz İkinci Lem'a - Bir cihette matbu Lemeat eseridir.

Otuz Üçüncü Lem'a - 1921-23 - Mesnevî-i Arabî

ŞUÂLAR'IN TELİF TARİHLERİ

Birinci Şuâ - 1936 - Başındaki tarih (1938 tebyiz tarihi)

İkinci Şuâ - 1936 - Eskişehir hapsi

Üçüncü Şuâ - 1937 - Osmanlıca Kastamonu Lâhikası-2, s. 47.

Dördüncü Şuâ - 1938 - (Tahminen).

Beşinci Şuâ - 1938 - Osmanlıca Kastamonu Lâhikası, s. 35 (Tebyiz tarihi)

Altıncı Şuâ - -- - (Tesbit edilemedi).

Yedinci Şuâ - 1938 - Osmanlıca Sikke-i Tasdik-i G., s. 90.

Sekizinci Şuâ - 1942 - Osmanlıca Sikke-i Tasdik-i G., s. 90.

Dokuzuncu Şuâ - -- - (Tesbit edilemedi)

Onuncu Şuâ - 1940 - (Tahminen)

On Birinci Şuâ - 1943-1944 - Denizli hapsi

On İkinci Şuâ - 1944 - Denizli hapsi

On Üçüncü Şuâ - 1943-1944 - Denizli hapsi mektupları

On Dördüncü Şuâ - 1948-1949 - Afyon mahkemesi müdafaanamesi ve hapis mektupları

On Beşinci Şuâ - 1949 - Afyon hapsi

ASÂ-YI MÛSÂ'NIN TELİF TARİHLERİ

Asâ-yı Mûsâ'dan Birinci Kısım (On Birinci Şuâ) - 1943-1944 - Denizli hapsi

Birinci Hüccet-i İmâniye (Yedinci Şuâdan) - 1938 - Osmanlıca Sikke-i Tasdik-i Gaybî, s. 90.

İkinci Hüccet-i İmâniye (Otuz İkinci Sözden) - 1928-1930 – Barla

Dördüncü-Beşinci Hüccet-i İmâniyeler (Otuzuncu Lem'adan) - 1935-36 - Eskişehir Hapsinde

Altıncı Hüccet-i İmâniye (Onuncu Sözden) - 1928 (1342) – Barla

Yedinci Hüccet-i İmâniye (Otuz Üçüncü Sözden) - 1928-30 - Barla 

Sekizinci Hüccet-i İmâniye (Üçüncü Şuâ) - 1937 - Osmanlıca Kastamonu Lâhikası-2, s. 47.

Onuncu Hüccet-i İmâniye (Yirminci Mektuptan) - 1928 - Osmanlıca Sikke-i Tasdik-i Gaybî, s. 78.

On Birinci Hüccet-i İmâniye (Yirmi İkinci Sözden) - 1926 – Barla 

Kaynak: Yrd. Doç Dr. Niyazi Beki, Kur'ân'ın Yüksek ve Parlak Bir Tefsiri Risâle-i Nur, Şahdamar Yayınları, s. 21-24, http://www.Risâleforum.net/Risâle-i-nur-okuma-ve-anlama (Erişim: 24.12.10).

Dipnotlar

1-Tarihçe-i Hayat, s. 648.

2-Emirdağ Lâhikası, s. 395.

3-Emirdağ Lahikaları, s. 567 – 570.

4-Emirdağ Lahikaları, s. 578 – 579.

5-Emirdağ Lâhikası, s. 581-585.

6-Şahiner, a.g.e., s. 438.

7-Şahiner, a.g.e., s. 454.

8-Şahiner, a.g.e., s. 456-464.

9-Şahiner, a.g.e., s. 465.

10-Emirdağ Lâhikası, s. 557-558.

11-Şahiner, a.g.e., s. 466.

12- "Her senede iki defa cisim tazelendiği için iki Said ölmüş demektir. (...) Herbir senede bir Said ölmüş demektir ki bu tarihe kadar Said yaşayacak.", Şualar, s. 635.

13-bâ-âsam: günahlarla, âlâma: elemlere

14-Emirdağ Lâhikası, s. 245-246.

15-Tarihçe-İ Hayat, s. 603.

16-Tarihçe-i Hayat, s. 46.

17-Badıllı, Mufassal Tarihçe, C. 3, s. 2155.

18-Badıllı, Mufassal Tarihçe, C. 2, s. 709.

 

 

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-11.BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-11.BÖLÜM

ISPARTA HAYATI “Cenâb-ı Hakk’a hadsiz şükür olsun ki: Isparta vilâyetini, eskiden beri bi

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-10.BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-10.BÖLÜM

EMİRDAĞ HAYATI [Ağustos 1944-Ocak 1948 ] Denizli hapsinden tahliye olan Said Nursî,Denizli’de

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-9.BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-9.BÖLÜM

KASTAMONU HAYATI [Mart 1936 - 20 Eylül 1943] Eskişehir hapsinden çıktıktan [27 Mart 1936] sonr

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-8.BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-8.BÖLÜM

BARLA HAYATI [1927 - 1934] Evvela Erzurum’a, oradan Trabzon’a, Trabzon’dan deniz yoluyla İst

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-7.BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-7.BÖLÜM

ANKARA’YA ÇAĞRILMASI [1922] Bediüzzaman’ın Millî Mücadele sırasında İstanbul’daki m

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-6.BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-6.BÖLÜM

DÂRÜ’L-HİKMETİ’L-İSLÂMİYE’DE [13 Ağustos 1918] Esaret dönüşü İstanbul’da büy

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-5.BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-5.BÖLÜM

I. DÜNYA HARBİ’NDE GÖNÜLLÜ ALAY KUMANDANI Bediüzzaman, I. Dünya Harbi’nin başlamasıyla

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-4.BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-4.BÖLÜM

HÜRRİYET’İN İLANI VE BEDİÜZZAMAN İstanbul’da, Hürriyet’in ilanından [23 Temmuz 1908]

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-3.BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-3.BÖLÜM

YENİ BİR EĞİTİM - ÖĞRETİM METODU Bediüzzaman, o zamana kadar edindiği; düşünce, araşt

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-2. BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-2. BÖLÜM

MÂŞÂALLAH, OĞLUM YİNE BİR KAHRAMANLIK GÖSTERMİŞ” Said Nursî’nin, anne ve babasıyla i

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-1. BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-1. BÖLÜM

Kıymetli Ziyaretçilerimiz! Muhterem hocamız İsmail Aksaraylı beyin hazırlayıp sitemize gönde

"Her ümmet için Allah'ın kendilerine rızık olarak verdiği kurbanlık hayvanların üzerine O'nun adını ansınlar diye bir kurban kesme ibadeti koymuşuzdur. Hepinizin ilâhı bir tek ilâhtır. Onun için yalnız O'na teslim olan müslümanlar olun. Allah'a itaat e

Hacc:34

GÜNÜN HADİSİ

Kim Allah'ın Kitabını öğrenir ve sonra da onda bulunanlara uyarsa, Allah onu, dünyada dalaletten çıkarıp doğru yola sevkeder, ahirette de kötü hesabtan korur

Ravi:İbnu Abbas(r.a.)

TARİHTE BU HAFTA

*Hac'da Tünel Faciası 1426 Ölü(2 Temmuz 1990) *Cezayir İstiklale Kavuştu(3 Temmuz 1962) *Barbaros Hayreddin Paşa Vefat Etti(4 Temmuz 1546) *İstanbul'da Matbaa Açılmasına Padişah İradesi(5 Temmuz 1727) *Mukaddes Emanetler Sultan Selim'e Teslim Edildi.

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI