Cevaplar.Org

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-10.BÖLÜM

EMİRDAĞ HAYATI [Ağustos 1944-Ocak 1948 ] Denizli hapsinden tahliye olan Said Nursî,Denizli’de Şehir Oteli’nde bekletilir. Otelde iki ay kaldıktan sonra, Afyon’un Emirdağ kazasında ikameti emredilir. 1944 senesi Ağustos ayında Emirdağ’a sürgün edilir


İsmail Aksaraylı

i.aksarayli@mynet.com

2015-05-14 05:38:01

EMİRDAĞ HAYATI [Ağustos 1944-Ocak 1948 ]

Denizli hapsinden tahliye olan Said Nursî,Denizli'de Şehir Oteli'nde bekletilir. Otelde iki ay kaldıktan sonra, Afyon'un Emirdağ kazasında ikameti emredilir. 1944 senesi Ağustos ayında Emirdağ'a sürgün edilir. Önce on beş gün kadar bir otelde kalır, sonra kira ile bir eve yerleşir. Burada da daimi göz hapsi altında tutulur, mahkemeden beraat kazanması ve eserlerinin iade edilmesine rağmen, serbest bırakılmaz. Kendi ifadesiyle Emirdağ'da Denizli hapsinin bir aylık sıkıntısı bazen bir günde çektirilir.

Said Nursî,Emirdağ'da Risâle-i Nurların telif, tashîh ve neşri ile meşgul olur. Bir siyasî memurun aldatması ve "imhâsı için yukarıdan emir aldık" demesine aldanan bir bekçibaşı, penceresine geceleyin merdivenle çıkarak yemeğine zehir atar. Zehrin tesiri çok şiddetli olur, bir hafta kadar aç susuz denecek bir halde, perişan bir vaziyette acı çektirilir. Said Nursî,Emirdağ'da bundan başka iki defa daha zehirlenir.

CAMİYE GİTMESİ YASAK

Said Nursî,Emirdağ'da hizmetini, sıra ile iki - üç talebesi görmüş, bir ara onlara da mâni olunmuş; fakat talebeleri, hizmetten vazgeçmemişlerdir.

Emirdağ'da iki sene Çarşı Camii'ne gitmiş, cemaate iştirak etmiştir. Önceleri çoğu günler ikindi namazını camide kılmış, yatsıya kadar orada kalmıştır. Daha sonra "insanlarla görüşüyor" diye kaymakam tarafından camiye gitmesi yasaklanmıştır.

AFYON MAHKEMESİ

Said Nursî,1944'te Denizli Mahkemesi'nde beraat ettiği halde 1948 senesinde, yine "Gizli cemiyet kuruyor, halkı hükümet aleyhine çeviriyor; ihtiyarladıkça artan enerjisiyle, kuvvetiyle rejimi yıkmağa çalışıyor." gibi bahanelerle, elli Risâle-i Nur talebesiyle birlikte Afyon Ağır Ceza Mahkemesi'ne sevk edilir ve hapse konur [23 Ocak 1948].

Said Nursî,Afyon Mahkemesi sırasında Başbakanlık, Adâlet Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı'na dilekçe gönderir, bu dilekçesinde siyasî ve dünyevî hiçbir gaye ve maksadının bulunmadığını tek gayesinin "halkı, bilhassa gençleri îmansız yapan îmansız kitleye karşı mücâhade" olduğunu vurgular.(1)

Yapılan derin ve uzun tahkikat neticesinde, bir tek suç delili bulunamaz. Fakat, mahkeme vicdanî kanaat ile Said Nursî'ye yirmi ay; talebeleri: Ahmet Feyzi Kul'a on sekiz ay, yirmi iki kişiye de altışar ay hüküm verir. Hüküm alanlar, "Bediüzzaman'ın kurduğu gizli cemiyete yardım etmişler." diye cezalandırılır, diğerlerine de "Bunlar Bediüzzaman'ı büyük bir mürşit olarak bilmişler ve içlerindeki derûnî boşluğu doldurmak için Risâle-i Nuru okumuşlar." diye beraat verir [6 Aralık 1948]. Hüküm derhal uygulanır ve ceza alanlar mahkûm edilir. Mahkûmiyet kararı temyiz edilir.

Temyiz Mahkemesi "Mâdem, Bediüzzaman Said Nursî Denizli Mahkemesi'nde aynı suçtan beraat etmiş. Denizli Mahkemesi'nin kararı hatalı da olsa, temyizin tasdikinden geçen bir dâva tekrar muhâkeme altına alınamaz." diye, verilen mahkûmiyet kararını esastan bozar. Bunun üzerine yeniden mahkeme başlar. Afyon Mahkemesi, temyizin kararına uyulup uyulmayacağını uzun zaman karara bağlamaz. Nihayet uyulmasına karar verir. Sonra da kararın noksanlarını ikmal için çalışmağa başlar. Fakat, bu çalışma bir türlü tamamlanmaz ve mahkeme mütemadiyen ertelenir. Nihayet; Said Nursî ve talebeleri, hüküm kesinleşmeden, verilen ceza müddetini hapishanede geçirdikten sonra tahliye edilir, 20 Eylül 1949.

"ÖLÜRSEM, DOSTLARIM İNTİKAMIMI ALMASINLAR."

Afyon Hapishanesi'nde yirmi ay; kışın en şiddetli günlerinde, hapishane pencerelerinin buz tuttuğu günlerde, çok soğuk olan bir koğuşta yalnız bırakılır. Hapiste gizlice zehir verilir; ihtiyar, çok hasta haliyle, aylarca ıstırap çektirilir, yatağında bir taraftan bir tarafa dönemeyecek bir haldeyken bile, hizmet etmeleri için talebelerine izin verilmez. Hapishanede -zehirlendiğinde- ölüm döşeğinde iken, ziyaretine fırsat bulup gidebilen bir talebesine şunları söyler:

"Belki hayatta kalamayacağım, bütün mevcudiyetim vatan, millet, gençlik ve İslâm âlemi ve beşerin ebedî refah ve saadeti uğrunda feda olsun. Ölürsem, dostlarım intikamımı almasınlar."

Said Nursî,Afyon hapsinde de Risâle-i Nur'un telifinden geri kalmaz, gizli olarak eser telif eder. "Elhüccetü'z Zehrâ" adlı tevhid, Risâlet-i Ahmediye (a.s.m.) ve Fâtiha'nın tefsiri hakkındaki risâle Afyon hapsinde yazılır. Mahpuslar; gizli gizli Risâle-i Nur'u yazıp çoğaltırlar ve hapishaneden dışarı çıkararak yayılmasını sağlarlar.

Hapisten çıktıktan sonra Afyon'da bir müddet alıkonur. Cezası bittiği ve temyiz mahkemesi mahkûmiyet kararını tamamen lehine bozduğu halde, üç polise kapısı önünde geceli gündüzlü nöbet bekletilir.

ÜÇÜNCÜ SAİD / 1950'DEN SONRA

Afyon'da iki ay kadar ikâmetten sonra talebeleriyle beraber Emirdağ'a getirilir [20 Kasım 1949]. Said Nursî, bundan sonraki hayatını -kendi tabirince- bir nevi "Üçüncü Said" olarak görür; Risâle-i Nurların yazılmasının tamamlandığı bu Üçüncü Said döneminde, Risâlelerin resmen serbestiyeti ve onların Türkiye, İslâm âlemi ve bütün dünyada yayılması ve tanıtılması ile mesgul olur.

"BANA HİÇ İHTİYAÇ KALMAMIŞ."

"Aziz, Sıddık Kardeşlerim!

İki-üç defadır ehemmiyetli bir halet-i ruhiye bana ârız oluyor. Aynı otuz sene evvel İstanbul'da beni Yuşa Dağı'na çıkarıp İstanbul'un, Dâr-ül Hikmet'in cazibedar hayat-ı içtimâiyesini bıraktırıp hattâ İstanbul'da bulunan Nur'un birinci şâkirdi ve kahramanı olan merhum Abdurrahmân'ı dahi zarurî hizmetimi görmek için de yanıma almağa müsaade etmeyen ve Yeni Said mahiyetini gösteren acip inkılâbat-ı ruhînin bir misli, şimdi mukaddematı bende başlamış. Üçüncü bir Said ve bütün bütün têrik-i dünya olarak zuhûruna [dünyayı terk eden olarak görünmesine] bir işaret tahmin ediyorum. Demek Nurlar ve kahraman talebeleri benim vazifelerimi yapacaklar, daha bana hiç ihtiyaç kalmamış. Zâten Nur'un her bir câmi' cüz'ü ve sarsılmayan hâlis talebelerinin her birisi, benden daha mükemmel ders verir. / Said Nursî"(2)

Said Nursî iki sene kadar Emirdağ'da kalır, 1950'ye kadar sürgün edildiği yerlerden, hiçbir yere çıkamaz, gitmesine müsaade edilmez.

14 Mayıs 1950'de Demokrat Parti'nin iktidara gelmesinden sonra Cumhurbaşkanı olan Celâl Bayar'a tebrik telgrafı çeker [30.5.1950];(3)

"Celâl Bayar, Reis-i Cumhur;

Zâtınızı tebrik ederiz. Cenab-ı Hak sizi İslâmiyet ve vatan ve millet hizmetinde muvaffak eylesin. Nur Talebelerinden ve onların namına Said Nursî"(4)

CELÂL BAYAR'IN TELGRAFLA VERDİĞİ CEVAP:

"Bediüzzaman Said Nursî Emirdağ;

Samimî tebriklerinizden fevkalâde mütehassis olarak teşekkürler ederim.

Celâl Bayar(5)

Said Nursî, Celâl Bayar'a telgraf çekmesinin sebebini talebesi Zübeyr Gündüzalp'e şu şekilde açıklar:

"Şimdi Halkçılar, Demokratlara derler ki: 'Said ne sizdendir, ne bizdendir. Onun gayesi ve maksadı ayrıdır. O, ayrı bir gaye peşindedir.' diyerek onları kandırırlar, ellerindeki devlet kuvvetini dindarların ve Nur talebelerinin aleyhinde kullandırırlar. Tebrik telgrafını alan demokratlar onlara: 'Said bize dosttur.' derler. Devlet kuvvetlerini yanlış olarak dindarların aleyhinde kullanmazlar."(6)

Said Nursî; Celâl Bayar'a, telgraf gönderdiği aynı gün(7) mektup da yazar. Mektupta Nur talebelerinin, yirmi sekiz senedir benzeri olmayan azap ve işkencelere hedef olduklarını; on beş senedir dini, siyasete aletle veya alet etmek ihtimâliyle suçlandıklarını; kendisinin, siyaseti otuz seneden beri terk ettiğini; dini, Allah rızasından başka hiçbir şeye hatta dünyaya ve dünya saltanatınına alet etmemek, Risâle-i Nur mesleğinin esası olduğunu anlatır ve kendilerine işkence edenlerin, siyaseti ırkçılıkla dinsizliğe alet etmelerine karşılık kendilerinin de siyaseti dine alet ve dost yapmakla vatan ve milletin saadetine çalıştıklarını söyler.(8)

SAİD NURSÎ VE EZAN YASAĞININ KALMASI

18 yıllık ezan yasağı, 16 Haziran 1950'da Ramazan ayının başlamasına bir gün kala kalkar. Said Nursî, Ezan-ı Muhammedî'nin (a.s.m.) on binler minarelerde okunmasını büyük bir sevinçle karşılar, (9)o ramazan Emirdağ'da Çarşı Camii'nde teravih namazlarına devam eder.(10)

"YASAĞI KALDIRMAKLA DEMOKRATLAR ON DERECE KUVVET BULDU."

Said Nursî, ezan yasağının kaldırılmasından sonra yazdığı bir mektubunda [1950 senesi Ramazan'ı] ezan yasağını kaldırmakla Demokratların on derece kuvvet bulduğunu,(11) eskilerin Kur'ân zararına tahriplerinin tamire başlandığını(12) söylemiş ve onlara şunları yapmalarını istemiştir:

DEMOKRATLARDAN İSTEDİKLERİ

1) Puthaneye çevrildiğini söylediği ve "bu kahraman milletin ebedî bir medâr-ı şerefi ve Kur'ân ve cihat hizmetinde dünyada pırlanta gibi pek büyük bir nişanı ve kılıçlarının pek büyük ve antika bir yadigârı olan Ayasofya Camii"nin(13) tekrar beş yüz sene devam eden kudsî vazifesine çevrilmesi,

2)Risâle-i Nur'un resmen serbest olduğunun ilan edilmesi ve bu yaraya bir nevi merhem vurulması.(14)

14 Temmuz 1950'de ilan edilen genel afla Said Nursî'ye getirilen kısıtlamalar kalkar.

VATİKAN'A RİSALE GÖNDERMESİ

1951'de Said Nursî, Risâle-i Nur külliyatından Zülfikar mecmuasını Roma'da Vatikan'a gönderir. Papa, "dinsizliğe karşı umumî cihadında mazhar olduğu muvaffakıyet ve galibiyetten dolayı kendisine resmen tebrik ve teşekkürnâme yazar."(15)

Papa'nın, Papalık makamı vasıtasıyla memnuniyetini ifade ettiği 22 Şubat 1951 tarihli cevâbî mektubu şöyledir:

"Papalık Makam-ı Âlîsi Kalem-i Mahsusu Başkitabet Dairesi

Numara:232247

Vatikan 22 Şubat 1951

Efendim!

Zülfikar nam el yazısı olan güzel eseriniz İstanbul'daki Papalık makam-ı vekâleti vasıtasıyla Papa Hazretlerine takdim edilmiştir. Bu nazik saygınızdan dolayı gayet mütehassis olduklarını bildirirken, üzerinize Cenab-ı Hakk'ın lütuflarını dilediklerini tebliğe beni memur ettiklerini arza müsaraat eylerim. Bu vesile ile saygılarımı sunarım efendim.

İmza

Vatikan Bayn Başkâtibi"

VATİKAN:"MÜSLÜMANLARIN VE HIRİSTİYANLARIN DÜŞMANI ORTAK."

Zülfikar mecmuasının Papa'ya gönderilmesi ve sonuçları hakkında Vatikan eski temsilcisi Prof. Dr. Thomas Michell şu tespitleri yapar:

"Said Nursî o eseri göndererek birlik ve beraberliğe vurgu yapmıştır. Üstadın, o mektubunun İkinci Vatikan Konsülü ile ilişkisi vardı. Bu eserden sonra İkinci Konsül toplanarak, Müslümanlar ve kendilerinin düşmanının ortak olduğu ve bunun da ihtilâfı ortadan kaldırıp, ahlâksızlıkla mücadele etmek ve insan hürriyetini sağlamak olduğu görüşüne varır."(16)

1951'in Eylül'ünde Eskişehir'e gider ve bir kaç ay Yıldız Oteli'nde kalır. Burada bulunduğu sırada 29.11.1951 tarihli bir mektup(17) yazar. Said Nursî, bu mektubunda yirmi sekiz sene çeşitli vilayetlerde, mahkemelerde ve hapishanelerde zâlimâne işkence ve cezalara muhâtap olmasının, adâlet ve kader-i İlâhiye bakan yönü ve insanların zâlimâne eliyle tokatlanmasındaki hikmeti anlatır. Bu mektup "Konuşan Yalnız Hakîkattir." başlığıyla da Eşref Edip tarafından yayınlanır.(18)

1951 yılı Aralık ayında Eskişehir'den Isparta'ya gider.

Ocak 1952'de Gençlik Rehberi Dâvâsı için İstanbul'a gelir: Bazı üniversiteli gençler, gençliğin îman ve ahlâkına hizmet maksadıyla "Gençlik Rehberi"ni İstanbul'da bastırır, bunun üzerine, savcılık tarafından eser, laikliğe aykırı olarak, devletin temel nizamlarını dini esaslara uydurmak maksadıyla yazıldığı, propaganda ve telkin mahiyetinde olduğu iddiasıyla, Said Nursî,aleyhine dâvâ açılır ve Birinci Ağır Ceza Mahkemesi'ne sevk edilir, mahkeme için İstanbul'a çağrılır; 22 /Ocak/ 1952 günü Isparta'dan İstanbul'a gelerek mahkemede hazır bulunur.

Bilirkişi raporunda: "Müellifin, bu eserde din düşüncesini yaymaya çalıştığı; gençlere rehber olacak fikirler serdeylediği, tesettür taraftarı olduğu; kadınların yarım çıplak ve açık bacakla dolaşmalarının İslâmiyet'e aykırı ve kadının fıtratına zıt olduğunu beyân ettiği; kadını güzelleştiren şeyin, terbiye-i İslâmiye dairesinde âdâb-ı Kur'âniye zîneti olduğunu söylediği, dinî tedrisat taraftarı olduğu; binaenaleyh devletin temel nizamlarını dinî esaslara uydurmak istediği..." iddia edilir. Mahkeme 19/Şubat/1952 gününe ertelenir.

19/Şubat/1952 günü yapılan ikinci mahkemede, Said Nursî,alkışlarla, üniversite talebelerinin kolları arasında mahkeme salonuna girer; maznun (zanlı) sandalyesine oturur. Salondaki kalabalığın fazla olmasından, mahkemenin devamına imkân kalmaz. Mahkeme reisi halka hitaben:

-Hoca efendiyi seviyorsanız biraz meydan veriniz ki mahkemeye devam edebilelim, demesi üzerine, halk çekilir. Bu suretle mahkemenin devamına imkân hâsıl olur.

Gençlik Rehberi'ni basan matbaacı ve sonra polisler dinlenir. Daha sonra Said Nursî,bilirkişi raporuna itiraz eder.(19) İkindi namazı vakti geçmek üzere olduğundan, namaz kılmak üzere müsaade ister. Mahkeme Reisi, Said Nursî'nin bu isteğini kabul eder, muhakemeye nihayet verir.

5 Mart 1952'deki son mahkeme günü, üniversiteliler ve halktan binlerce sevenlerinin arasında mahkeme salonuna girer. Şahit olarak dinlenen üniversite talebesi Gençlik Rehberi'ni, gençlerin îman ve ahlâkını temin ve muhafaza yolunda büyük tesiri olması dolayısıyla, bir vatana hizmet düşüncesiyle bastırdığını, suç mahiyetine sahip bir şey görmediğini söyler. Said Nursî de mahkemede müdafaasını yapar.(20)

Said Nursî'nin müdafaasından sonra; hâkimler heyeti oybirliği ile beraat kararını tebliğ eder [5 Mart 1952] ve savcılık tarafından temyiz edilmediği için karar kesinleşir.

Said Nursî,Sirkeci'deki Akşehir Palas, daha sonra Fâtih'teki Reşadiye Oteli'nde kalır. İstanbul'da kaldığı günlerde kendisini talebe ve eski dostlarından yüzlerce kişi ziyaret eder, bunlar arasında eski dostlarından Eşref Edib de vardır. Eşref Edib Said Nursî ile bir görüşme yapar, "Uzun Bir Ayrılıktan Sonra" başlığıyla bunu Sebilürreşad dergisinde yayınlar.(21)

İstanbul'daki Gençlik Rehberi mahkemesinin beraatla neticelenmesinden sonra Said Nursî,Emirdağ'a döner (1952).

SAMSUN MAHKEMESİ

mirdağ'da Ramazan ayında (Mayıs 1952) bir gün Said Nursî, kırda ve dağda tek başına yalnız otururken yanına üç silâhlı jandarma ile bir başçavuş gönderilir; "Sen şapka giymiyorsun." diye zorla karakola götürülür.(22)

Yapılan muameleye Said Nursî şikâyette bulunur. Bu şikâyet, yanında hizmetini gören talebesi tarafından kaleme alınır. Şikâyet, kendisine sıkıntı verilmesine mani olmak maksadıyla dilekçe olarak Ankara'ya gönderilir. Said Nursî'nin talebelerinden biri Samsun'daki Büyük Cihad gazetesine bu dilekçeyi gönderir ve dilekçe neşredilir. Bunun üzerine Büyük Cihad gazetesi yayın müdürü ile gazetede "En Büyük Hakîkat" başlığıyla yazısı neşredilen ve o sırada Samsun'da bulunan bir Nur talebesi de (Mustafa Sungur) tutuklanır ve mahkemeye verilir.

Said Nursî de mahkeme için Samsun'a çağrılır. Samsun'a gitmek üzere İstanbul'a gelir (Nisan 1953). Rahatsızlığı dolayısıyla rapor verilir, Samsun'a gidemez. Müdafaasını istinâbe yoluyla İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi'nde yapar.(23)

Samsun'da açılan dâvâda mahkeme önce mahkûmiyet kararı alır, daha sonra Temyiz Mahkemesi'nin Risâle-i Nur eserleri ve müellifi Said Nursî hakkındaki mütalâası ile mahkûmiyet kararını esastan bozması sebebiyle tekrar yapılan duruşmada beraat kararı verir.(24)

Said Nursî, Samsun'a gitmek üzere geldiği İstanbul'da; İstanbul'un Fethi'nin 500. yıldönümü dolayısıyla yapılan Topkapı ve Fâtih'teki törenlere resmi zevâtla birlikte katılır, "Nur Âleminin Bir Anahtarı" isimli eserini yazar, Fener Ortodoks Patrikhânesi'ni ziyaret eder, Patrik Athenagoras'la görüşür. Ramazan'ı İstanbul'da geçirir, Temmuz 1953 sonlarına kadar üç ay kalır.

Said Nursî, Demokrat Parti iktidara geldikten sonra Cumhurbaşkanı Celâl Bayar ve Başbakan Adnan Menderes'e genel ifadeyle "Demokratlara" mektuplar yazmış, onlara tavsiye ve ikazlarda bulunmuştur. Bunların bir kısmına Emirdağ Lâhikası'nda yer vermiştir.

1952 yılında Menderes'e yazdığı mektupla İslâmiyetin üç esas yasasını hatırlatarak Menderes'i, Demokrat Parti iktidarını uyarmış ve tavsiyelerde bulunmuştur.(25)

Dipnotlar

1-Emirdağ Lâhikası, s. 337-339.

2-Emirdağ Lâhikası, s. 370. 

3-Şahiner, a.g.e., s. 381; Badıllı, Mufassal Tarihçe, C. 3, s. 1878.

4-Emirdağ Lâhikası, s. 393.

5-Emirdağ Lâhikası, s. 432.

6-Şahiner, a.g.e., s. 382.

7-Badıllı, Mufassal Tarihçe, C. 2, 1879.

8-Emirdağ Lâhikası, s. 393.

9-Emirdağ Lâhikası, s. 395.

10-Weld, a.g.e., s. 382.

11-Emirdağ Lâhikası, s. 533.

12-Emirdağ Lâhikası, s. 399.

13-Emirdağ Lâhikası, s. 332.

14-Emirdağ Lâhikası, s. 533.

15-Sözler, s. 821.

16-Prof. Dr. Thomas Michell, "Bir Gayrimüslim Risâle-i Nur'dan neler öğrenmelidir?', Bediüzzaman'ı Anma ve Anlama Platformu 23-27 Mart Merinos Kongre ve Kültür Merkezi, Bursa, 26.03.2011.

17-Bu Mektup için bknz: Emirdağ Lahikası, s. 493-495.

18-Emirdağ Lâhikası, s. 453 - 455.

19-Mahkeme Müdafaaları, s. 442-445. 

20-Tarihçe-İ Hayat, s. 626 - 628.

21-Tarihçe-İ Hayat, s. 603-606.

22-Emirdağ Lâhikası, ss. 533 – 535.

23-Müdafaa için bkz.: Emirdağ Lâhikası, s. 523 – 524.

24-Şahiner, a.g.e., s. 216, 230, 231 – 234.

25-Emirdağ Lâhikası, s. 529-532.

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-11.BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-11.BÖLÜM

ISPARTA HAYATI “Cenâb-ı Hakk’a hadsiz şükür olsun ki: Isparta vilâyetini, eskiden beri bi

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-10.BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-10.BÖLÜM

EMİRDAĞ HAYATI [Ağustos 1944-Ocak 1948 ] Denizli hapsinden tahliye olan Said Nursî,Denizli’de

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-9.BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-9.BÖLÜM

KASTAMONU HAYATI [Mart 1936 - 20 Eylül 1943] Eskişehir hapsinden çıktıktan [27 Mart 1936] sonr

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-8.BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-8.BÖLÜM

BARLA HAYATI [1927 - 1934] Evvela Erzurum’a, oradan Trabzon’a, Trabzon’dan deniz yoluyla İst

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-7.BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-7.BÖLÜM

ANKARA’YA ÇAĞRILMASI [1922] Bediüzzaman’ın Millî Mücadele sırasında İstanbul’daki m

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-6.BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-6.BÖLÜM

DÂRÜ’L-HİKMETİ’L-İSLÂMİYE’DE [13 Ağustos 1918] Esaret dönüşü İstanbul’da büy

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-5.BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-5.BÖLÜM

I. DÜNYA HARBİ’NDE GÖNÜLLÜ ALAY KUMANDANI Bediüzzaman, I. Dünya Harbi’nin başlamasıyla

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-4.BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-4.BÖLÜM

HÜRRİYET’İN İLANI VE BEDİÜZZAMAN İstanbul’da, Hürriyet’in ilanından [23 Temmuz 1908]

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-3.BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-3.BÖLÜM

YENİ BİR EĞİTİM - ÖĞRETİM METODU Bediüzzaman, o zamana kadar edindiği; düşünce, araşt

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-2. BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-2. BÖLÜM

MÂŞÂALLAH, OĞLUM YİNE BİR KAHRAMANLIK GÖSTERMİŞ” Said Nursî’nin, anne ve babasıyla i

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-1. BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-1. BÖLÜM

Kıymetli Ziyaretçilerimiz! Muhterem hocamız İsmail Aksaraylı beyin hazırlayıp sitemize gönde

"Her ümmet için Allah'ın kendilerine rızık olarak verdiği kurbanlık hayvanların üzerine O'nun adını ansınlar diye bir kurban kesme ibadeti koymuşuzdur. Hepinizin ilâhı bir tek ilâhtır. Onun için yalnız O'na teslim olan müslümanlar olun. Allah'a itaat e

Hacc:34

GÜNÜN HADİSİ

Sizden biriniz, kendisi için sevdiği şeyi (mü'min) kardeşi için de sevinceye kadar kamil mümin olmaz.

250 Hadis, s.148

TARİHTE BU HAFTA

*2.Balkan Savaşı Başladı(24 Haziran 1913) *Kore Savaşı Başladı(25 Haziran 1950) *Sokullu Mehmed Paşa Sadrazam Oldu(27 Haziran 1565) *Silistre Zaferi(29 Haziran 1773)

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI