Cevaplar.Org

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-9.BÖLÜM

KASTAMONU HAYATI [Mart 1936 - 20 Eylül 1943] Eskişehir hapsinden çıktıktan [27 Mart 1936] sonra, Kastamonu’ya sürgün edilir [Mart 1936]. Kastamonu’da Uzun müddet polis karakolunda mecburî ikâmete tabi tutulur, daha sonra karakolun karşısında, devamlı gözetim altında olan bir eve yerleştirilir, burada sekiz sene [1936 - 1943] göz hapsinde ağır sürgün hayatı geçirir.


İsmail Aksaraylı

i.aksarayli@mynet.com

2015-05-08 14:16:29

KASTAMONU HAYATI [Mart 1936 - 20 Eylül 1943]

Eskişehir hapsinden çıktıktan [27 Mart 1936] sonra, Kastamonu'ya sürgün edilir [Mart 1936]. Kastamonu'da Uzun müddet polis karakolunda mecburî ikâmete tabi tutulur, daha sonra karakolun karşısında, devamlı gözetim altında olan bir eve yerleştirilir, burada sekiz sene [1936 - 1943] göz hapsinde ağır sürgün hayatı geçirir.

Said Nursî, Kastamonu'da da gizli olarak Risâle yazmaya devam eder, Risâle-i Nurların yanı sıra talebelerine hitaben ilmi, îmani, İslâmî ve sosyal konularda mektuplar yazmış, talebeleri yazılan Nur eserlerini ve mektupları el yazılarıyla çoğaltarak köyden köye, kasabadan kasabaya ve vilâyetten vilâyete dağıtmıştır.

Said Nursî, Kastamonu hayatını ve Denizli hapsine alınması sebeplerini Lem'alar isimli eserinde anlatır: "Eskişehir hapsinden -bir sene cezayı çekip- çıktım. Beni Kastamonu'ya nefyettiler. Polis karakolunda iki-üç ay misafir ettiler.

Benim gibi sadık dostlarıyla görüşmekten sıkılan bir münzevi ve kıyafetinin tebdiline tahammül etmeyen bir adam, böyle yerlerde ne kadar azab çeker anlaşılır. (...)

Sonra o karakolun karşısında Kastamonu'nun Medrese-i Nuriyesine girdim, Nurların te'lifine başladım. Feyzi, Emin, Hilmi, Sadık, Nazif, Selahaddin gibi Nur'un kahraman talebeleri, Nurların neşri, teksiri için o medreseye devam ettiler. Gençlikte eski talebelerimle geçirdiğim kıymettar müzakere-i ilmiyeyi daha parlak bir surette gösterdiler.

Sonra gizli düşmanlarımız bazı memurları ve bir kısım enaniyetli hocalar ve şeyhleri aleyhimize evhamlandırdılar. Bizi, Denizli Hapsine beş altı vilayetlerden gelen Nur talebelerini, o Medrese-i Yusufiye'de [Denizli Hapsinde] toplanmağa vesile oldular."(1)

DENİZLİ MAHKEMESİ

1943 senesinde Said Nursî'nin Kastamonu'da Araba Pazarı'ndaki evi 31 Ağustos ve 18 Eylül günlerinde iki defa basılarak polis ve jandarma tarafından aranır. Her iki aramada da mektup ve risâlelerden başka birşey bulunmaz. Buna rağmen 20 Eylül 1943'te tevkif edilerek Çankırı yoluyla Ankara'ya, oradan demiryoluyla Isparta'ya oradan da Denizli'ye götürülür. "Tahrikatçılık, komitecilik ve haricî cereyanlara âlet olmak ve dinî hissiyatı siyasete âlet etmek ve cumhuriyet aleyhinde çalışmak ve idare ve âsâyişe ilişmek" ile itham edilir.(2)

"Bediüzzaman gizli cemiyet kuruyor, halkı hükümet aleyhine çeviriyor, inkılâpları kökünden yıkıyor, Mustafa Kemale deccal, süfyan, din yıkıcısı diyor, bunu Hadîslerle ispat ediyor." gibi bir sürü bahaneler ve planlarla ittiham edilerek çeşitli yerlerden toplanan yüz yirmi altı talebesi ile Denizli Ağır Ceza mahkemesi ne sevk edilir.(3)

Denizli Ağır Ceza Mahkemesi tarafından Risâle-i Nur Külliyatında siyasî bir mevzu olup olmadığını inceletmek üzere birkaç memurdan meydana gelen bir ehl-i vukuf (bilirkişi) heyeti kurdurulur. Toplatılan Nur Risâleleri ve mektuplar bu heyet tarafından incelenmeye başlanınca, Said Nursî:

"Bu vukufsuz ehl-i vukuf, Risâle-i Nuru tetkik edemez. Ankara'da yüksek, ilmî bir ehl-i vukuf, teşkil ettirilsin. Avrupadan feylesoflar getirilsin. Eğer onlar bir suç bulurlarsa, en ağır cezaya razıyım." der.

Bunun üzerine Risâle-i Nur Külliyatı ve bütün mektuplar Ankarada profesörler ve yüksek âlimlerden kurulu bir bilirkişi heyetine satır satır inceletilir. Bilirkişi heyeti tarafından:

"Bediüzzaman'ın siyasî bir faaliyeti yoktur. Onun mesleğinde cemiyetçilik ve tarikatçılık mevcud değildir. Eserleri ilmî ve îmanîdir, Kur'ân'ın bir tefsiridir." diye rapor verilir.

Mahkeme, oybirliği ile beraat kararı [15 Haziran 1944](4) ve yüz otuz parça Risâle-i Nur Külliyatı'nın hepsine serbestiyet verir, eserleri sahiplerine iade eder (16/6/1944). Beraat kararını, Temyiz Birinci Ceza Dairesi oybirliği ile tasdik eder (30/12/1944). Bu karar ile Risâle-i Nur dâvâsı kaziyye-i muhkeme [kesin hüküm] halini almıştır.

Denizli hapsinden kısa bir zaman önce, Yedinci Şua olan "Ayetü'l Kübra" Risâlesi; İstanbul'da gizli basılmış ve bu Risâle de Denizli mahkemesinin açılmasına bir sebep gösterilmiştir.(5)

Said Nursî; Denizli hapsinde "Meyve Risâlesi"ni yazmıştır. Bu eser de diğer Risâleler gibi gizlice yazılır. Risâle yazılmasını engellemek için hapishaneye kâğıt girişi yasaklanmış, kâğıt bulunmadığı zamanlarda "Meyve Risâlesi" kibrit kutularına yazılmıştır.(6)

"ZINDIKA HESABINA, BİZE HÜCUM EDİLİYOR."

Said Nursî, Denizli mahkemesi müdafaasında kendisine ve Nur talebelerine yapılan hücumların perde altında zındıka hesabına, îmana ve emniyete hizmetleri için yapıldığı, zındıkların hükümeti ve adliyeyi şaşırtıp kendilerini ezmek istediklerini söyler:

"Efendiler!

Çok emarelerle kat'î kanaatim gelmiş ki hükümet hesabına, "hissiyat-ı diniyeyi âlet ederek emniyet-i dâhiliyeyi ihlâl etmek" için bize hücum edilmiyor. Belki bu yalancı perde altında, zındıka hesabına, bizim îmanımız için ve îmana ve emniyete hizmetimiz için bize hücum edildiğine çok hüccetlerden [delillerinden] bir hücceti şudur ki: Yirmi sene zarfında, Risâle-i Nur'un yirmi bin nüshaları ve parçalarını yirmi bin adamlar okuyup kabul ettikleri halde, Risâle-i Nur'un talebeleri tarafından emniyetin ihlâline dair hiçbir vukuat olmamış ve hükümet kaydetmemiş ve eski ve yeni iki mahkeme bulmamış. Halbuki, böyle kesretli [çok] ve kuvvetli propaganda, yirmi günde vukuatlar ile kendini gösterecekti. Demek hürriyet-i vicdan prensibine zıt olarak, bütün dindar nasihatçılara şamil, lastikli bir kanunun 163'üncü maddesi sahte bir maskedir. Zındıklar, bazı erkân-ı hükümeti iğfal ederek, adliyeyi şaşırtıp, bizi herhalde ezmek istiyorlar."(7)

"Risâle-i Nur'a perde altında hücum eden, ecnebi parmağıyla bu vatandaki milletin en büyük kuvveti olan âlem-i İslâmın teveccühünü ve muhabbetini ve uhuvvetini kırmak ve nefret verdirmek için siyaseti dinsizliğe âlet ederek perde altında küfr-ü mutlakı [mutlak inkârı] yerleştirenlerdir ki hükümeti iğfal ve adliyeyi iki defadır şaşırtıp, der: "Risâle-i Nur ve şakirtleri, dini siyasete âlet eder, emniyete zarar ihtimâli var.

Hey bedbahtlar! Risâle-i Nur'un gerçi siyasetle alâkası yoktur; fakat küfr-ü mutlakı kırdığı için, küfr-ü mutlakın altı olan anarşiliği ve üstü olan istibdad-ı mutlakı esasıyla bozar, reddeder. Emniyeti, asayişi, hürriyeti, adâleti temin ettiğine yüzer hüccetlerden biri, bu müdafaanamesi hükmündeki Meyve Risâlesi'dir. Bunu âlî bir heyet-i ilmiye ve içtimâiye tetkik etsinler, eğer beni tasdik etmezlerse, ben her cezaya ve işkenceli idama razıyım!"(8)

Siyasî cemiyet (örgüt) ithamlarına karşı Denizli Mahkemesi Müdafaatı'nda; nasıl bir cemiyet olduklarını anlatır, cemiyetçilik gibi asılsız ve manasız gizli cemiyetle hiçbir münasebetlererinin olmadığını, dünyaya karışmak isteklerinin bulunmadığını, karışmak arzuları olsaydı böyle sinek vızıltısı gibi değil, top güllesi gibi ses vereceğini ve Nur talebelerinin; Şeyh Said ve Menemen hadiseleri gibi cüz'î ve neticesiz hâdiselere bulaşmayacağını ve ehl-i dünyanın dünyalarına ilişmediklerini söyler ve "Onlar da bizim ahiretimize, îmanî hizmetimize ilişmesinler!" der:

"EHL-İ DÜNYANIN DÜNYALARINA İLİŞMİYORUZ."

"Dünyaya karışmak arzusu bizde bulunsaydı, böyle sinek vızıltısı gibi değil, top güllesi gibi ses ve patlak verecekti. Divan-ı Harb-i Örfî'de ve Mustafa Kemâl'in hiddetine karşı divan-ı riyasette şiddetli ve dokunaklı müdafaa eden bir adam, on sekiz sene zarfında kimseye sezdirmeden dünya entrikalarını çeviriyor, diye onu itham eden, elbette bir garazla eder. Bu meselede, benim şahsımın veya bazı kardeşlerimin kusuruyla Risâle-i Nur'a hücum edilmez! O, doğrudan doğruya Kur'ân'a bağlanmış! Ve Kur'ân dahi Arş-ı Âzam ile bağlıdır. Kimin haddi var, elini oraya uzatsın, o kuvvetli ipleri çözsün.

 (...) Bâzı zındıkların şeytanetiyle Risâle-i Nur'a karşı çevrilen plânlar ve hücumlar, inşallah bozulacaklar. Onun şâkirtleri [talebeleri] başkalara kıyas edilmez; dağıttırılmaz, vazgeçirilmez, Cenâb-ı Hakk'ın inâyetiyle mağlûp edilmezler! Eğer maddî müdafaadan Kur'ân men etmeseydi, bu milletin can damarı hükmünde, umumun teveccühünü kazanan ve her tarafta bulunan o şâkirtler, Şeyh Said ve Menemen hâdiseleri gibi cüz'î ve neticesiz hâdiselerle bulaşmazlar; Allah etmesin eğer mecburiyet derecesinde onlara zulmedilse ve Risâle-i Nur'a hücum edilse, elbette hükümeti iğfal eden zındıklar ve münâfıklar bin derece pişman olacaklar!

Elhâsıl; mâdem biz ehl-i dünyanın dünyalarına ilişmiyoruz, onlar da bizim âhiretimize, îmanî hizmetimize ilişmesinler!"(9)

"İSYAN YÜZÜNDEN KESİLEN YÜZ BİN ADAM"

Said Nursî, Denizli Mahkemesi sırasında Doğudaki isyanlarla ilgili olarak da kendisine "Büyük memurlardan" bazıları Mustafa Kemâl'in üç yüz lira maaş verip, Kürdistan'a ve Doğu vilayetlerine, Şeyh Sünusî yerine vaiz yapmak teklifini neden kabul etmediğini sorduklarını ve "eğer kabul etseydin, isyan yüzünden kesilen yüz bin adamın hayatlarını kurtarmaya sebep olurdun" dediklerini ve onlara şu şekilde cevap verdiğini anlatır:

"Yirmişer-otuzar senelik dünya hayatını o adamlar için kurtarmadığıma bedel, yüz binler vatandaşa, her birisine milyonlar sene ahiret hayatı kazandırmaya vesile olan Risâle-i Nur, o zayiatın yerine binler derece iş görmüş. Eğer o teklifi ben kabul etseydim, hiçbir şeye âlet olamayan ve tâbi olmayan ve ihlâs sırrını taşıyan Risâle-i Nur meydana gelmezdi. Hattâ ben, Denizli hapsinde muhterem kardeşlerime demiştim: Eğer Ankara'ya gönderilen Risâle-i Nur'un şiddetli tokatları için beni idama mahkûm eden zâtlar, Risâle-i Nur'la îmanlarını kurtarıp ebedî idamdan kurtulsalar, siz şahit olunuz, ben onları da ruh u canımla helâl ederim!"(10)

Dipnotlar

1-Lem'alar, s. 249.

2-Denizli Lâhikası, s. 18-19.

3-Tarihçe-i Hayat, s. 374; Şahiner, a.g.e s. 337, 338, 341.

4-Mahkeme Müdafaaları, s. 462. 

5-Tarihçe-i Hayat, s. 374.

6-Tarihçe-i Hayat, s. 375.

7-Şualar, s. 280- 281.

8-Şualar, s. 282. 

9-Mahkeme Müdafaaları, s. 196-197.

10-Şualar, s. 288-289.

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-11.BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-11.BÖLÜM

ISPARTA HAYATI “Cenâb-ı Hakk’a hadsiz şükür olsun ki: Isparta vilâyetini, eskiden beri bi

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-10.BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-10.BÖLÜM

EMİRDAĞ HAYATI [Ağustos 1944-Ocak 1948 ] Denizli hapsinden tahliye olan Said Nursî,Denizli’de

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-9.BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-9.BÖLÜM

KASTAMONU HAYATI [Mart 1936 - 20 Eylül 1943] Eskişehir hapsinden çıktıktan [27 Mart 1936] sonr

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-8.BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-8.BÖLÜM

BARLA HAYATI [1927 - 1934] Evvela Erzurum’a, oradan Trabzon’a, Trabzon’dan deniz yoluyla İst

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-7.BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-7.BÖLÜM

ANKARA’YA ÇAĞRILMASI [1922] Bediüzzaman’ın Millî Mücadele sırasında İstanbul’daki m

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-6.BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-6.BÖLÜM

DÂRÜ’L-HİKMETİ’L-İSLÂMİYE’DE [13 Ağustos 1918] Esaret dönüşü İstanbul’da büy

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-5.BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-5.BÖLÜM

I. DÜNYA HARBİ’NDE GÖNÜLLÜ ALAY KUMANDANI Bediüzzaman, I. Dünya Harbi’nin başlamasıyla

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-4.BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-4.BÖLÜM

HÜRRİYET’İN İLANI VE BEDİÜZZAMAN İstanbul’da, Hürriyet’in ilanından [23 Temmuz 1908]

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-3.BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-3.BÖLÜM

YENİ BİR EĞİTİM - ÖĞRETİM METODU Bediüzzaman, o zamana kadar edindiği; düşünce, araşt

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-2. BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-2. BÖLÜM

MÂŞÂALLAH, OĞLUM YİNE BİR KAHRAMANLIK GÖSTERMİŞ” Said Nursî’nin, anne ve babasıyla i

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-1. BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-1. BÖLÜM

Kıymetli Ziyaretçilerimiz! Muhterem hocamız İsmail Aksaraylı beyin hazırlayıp sitemize gönde

De ki: "Herkes kendi yapısına uygun işler görür. Rabbiniz, en doğru yolda olanı daha iyi bilir."

İsra, 84

GÜNÜN HADİSİ

Îmân altmış bu kadar şu'bedir. Hayâ da îmânın bir şu'besidir.

BUHARİ,KİTÂBÜ'L-ÎMÂN, EBU HUREYRE(r.a.)'dan

TARİHTE BU HAFTA

*2.Balkan Savaşı Başladı(24 Haziran 1913) *Kore Savaşı Başladı(25 Haziran 1950) *Sokullu Mehmed Paşa Sadrazam Oldu(27 Haziran 1565) *Silistre Zaferi(29 Haziran 1773)

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI