Cevaplar.Org casino maxi

AHMED ER-RİFÂÎ

Ahmed er-Rifâî, 512’de Vasıt’la Basra arasında kalan Ümmüabîde köyünde doğdu. Fıkıh dersini Şafiî mezhebine göre aldı. Bu yüzden Sübki “et-Tabakâtu’ş-Şafiîyye” isimli Şafiî âlimlerini konu alan biyografi kitabında onun yaşamına da yer vermiştir. Fıkıh eğitiminden sonra zühd ve mücahede yolunda sûlük etmiştir


Muhammed Salih Ekinci

.

2015-05-08 14:07:27

Ahmed er-Rifâî, 512'de Vasıt'la Basra arasında kalan Ümmüabîde köyünde doğdu. Fıkıh dersini Şafiî mezhebine göre aldı. Bu yüzden Sübki "et-Tabakâtu'ş-Şafiîyye" isimli Şafiî âlimlerini konu alan biyografi kitabında onun yaşamına da yer vermiştir. Fıkıh eğitiminden sonra zühd ve mücahede yolunda sûlük etmiştir. Bu alanda ünü yayılmış, birçok kimse kendisine şakirtlik yapmıştır. İbn Hallikân, Şeyh Ahmed'e birçok kimsenin intisap ettiğini, onun hakkında güzel düşünüp ona uyduklarını belirtir. Ahmed er-Rifâî, yönetici ve ileri gelenler önünde ayağa kalkmaz ve haklarında şöyle derdi: "Bunların yüzlerine bakmak kalbi katılaştırır."

Onun özdeyişlerinden biri şöyledir: "En ideal tarikat; inkisar, zül, iftikardır ve Allah'ın emirlerini yüce tanıman, Allah'ın yaratıklarına merhametli olman, Allah Resulünün (s.a.v) sünnetine uymandır."

Şeyh Ahmed er-Rifâî, tedris ve terbiyeye bir ömür adadı; ıslah ve tecdit medreselerinde ders veren âlimlerle belli aralıklarla ziyaretleşmeleri ve işbirliği vardı. Doğum yeri olan Ümmüabîde köyünde sene 578'de vefat edene dek tedris, irşad ve terbiye faaliyetleri devam etti.

Şeyh Ahmed er-Rifâî'nin Tasavvuftaki Islahı

Şeyh Ahmed er-Rifâî döneminde kimi sufî taifeler, tasavvufa ve terbiye eden şeyhe ilişkin yanlış anlayışlara sahipti. Bu sûfîler, şeyhleri konusunda tevhit inancının arılığına halel getiren, onu bulandıran aşırılıklara düşmüşlerdi. Hatta kimi zaman bu aşırılıklar şirke yol açıyordu. Bu duruma tanık olan er-Rifâî, yanlış anlayış ve kavrayışları tashih etmeye, onlardan sakındırmaya ve bu konudaki sapmaları şer'i bir ölçüye irca etmeye başladı. Bu meyanda Şeyh'in "el-Hikem" isimli küçük risalesinde yer verdiği düşüncelerini aktarmakla yetineceğiz. Bu risalesi, Atâullâh el-İskenderî'nin "el-Hikem"i ile büyük bir benzerlik arz eder.

Şeyh Ahmed er-Rifâî, "hakikat"in "şeriat"a muhalif olduğu itikadından ve vahdet-i vücud nazariyesinden sakındırma bağlamında şöyle der:

"Şeriata muhalif her hakikat zındıklıktır. Tarikat, şeriatın kendisidir. 'Batın zahirden ayrıdır' diyen bir kezzap (yalancı), tasavvuf hırkasını kirletmiştir. Ama kâmil arif bilir ki; batın, zahirin batını ve saf cevheridir. Vahdet-i vücud inancı ve bahşedilen nimeti teşhir etme sınırını aşan şatahat, dinde açılmış iki gediktir. (Sen ey hak yolunun yolcusu!) Bazı sufilerin bulaştığı vahdet-i vücud inancından sakın, benlik kokan o şatahatlardan da!"

Mürşit olan şeyhin şahsiyetinde barındırması gereken güzel hasletler bağlamında da şöyle der:

"Şeyh, sana nasihat ettiğinde, meseleyi kavratır. Sana rehberlik ettiğinde, seni hedefe ulaştırır. Elinden tuttuğunda seni kaldırır. Şeyh; seni Kitap ve Sünnet'e bağlayıp bid'atlerden uzaklaştırandır. Şeyh, hem zahiri hem de batını şeriata uyandır."

İnsanların bir şeyhin etrafında toplanmaları, onun dürüstlük ve samimiyetine alamet olamayacağını, bu ilginin başka sebeplerinin de bulunabileceğini, insanların bir şeyhin etrafında kümelenmeleri çok kere onun alçalmasına ve hatta helak olmasına sebep olduğunu izah makamında şöyle der:

"Etraflarındaki ayak patırtılarının çokluğu nice insanların kellelerini uçurttu ve nicesini de dinden etti. Çok defa sadık olan şeyhler bırakıldı ve sahte olanlara tabi olundu. Ayaklar, genelde dünyaya aldananların etrafında patırdadı. Bu yüzden insanlar, yalnızlığına bakarak ehil şeyhleri terk ettiler. Niye hayret edelim ki! Bu, insanların her zaman ki durumudur. Onlar, süslü kubbeleri, nakışlarla süslenmiş kabirleri, geniş revakları her zaman daha çok severler. Uzun sarıklı, yenleri geniş cübbeli ve boylu poslu şeyhler, onların nazarında daima daha sempatiktir."

Şeyhler hakkında onların masum olduğunu düşünmek gibi veya onların kul ile Allah arasında kaçınılmaz aracı olduklarına inanmak gibi aşırılıklardan sakındırma makamında şöyle der:

"Aşırılığa düşenlerin hatalarına düşüp de şeyhlerin masum (günahsız) olduğuna inanma ve kesinlikle senle Allah arasındaki bir durumda şeyhlere yönelme! Çünkü Allah azameti konusunda hassastır, kendi zatıyla ilgili olan bir konuda, hiç kimseyi, kendisi ve kulunun arasına koymaktan hoşlanmaz. Evet, şeyhler Allah'a ulaştıran rehberler ve onun yoluna girmeye vesilelerdir."

Birçok sûfî fırkasında görülen Allah'ın şeyhlere kimi konularda mutlak tasarruf hakkı verdiği yönündeki aşırılıktan sakındırma ve kâinattaki tasarrufun en ince ayrıntısıyla rubûbiyyet sıfatı olduğunu, dolaysıyla başkasında varlığına itikat edilemeyeceğini, edildiği takdirde bunun ya şirk ya da şirke zemin olduğunu beyan makamında da şöyle der:

"Horasan sufilerinden bazı acemler: 'Muhakkak ki, büyük sûfî İbn Şehriyar'ın ruhu, acem ve Arap sûfilerini düzenleyip idare etmektedir' demişler."

Şeyh Ahmed er-Rifâî onların bu sözüne şöyle şerh düşer:

 "Hâşâ! Bu şeyh her şeyi yaratan Vehhâb olan Allah değil ki! Ruhun tasarrufu hiçbir mahlûk için söz konusu değildir. Bütün mesele şudur: Allah'ın keremi bazı evliyasının hatta hepsinin ruhlarını kuşatır; bu yüzden de onlarla Allah'a tevessül edilebilir. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurur: 'Biz dünya hayatında da, ahirette de sizin dostunuz.' İşte aşılmaması gereken sınır budur."

Şeyh er-Rifâî ardından şöyle devam eder:

"Ey hakikat yolunun yolcusu! Acemlerde görülen bu ifrattan şiddetle sakın. Kuşkusuz ki, onlardan kimilerinin yaptığı amellerde, sevgili Peygamberimizin açıkça yasaklamış olduğu aşırılık vardır. Herhangi bir eylemi, ister diri olsun isterse ölü, kuldan görmekten sakın. Bütün mahlûkat bizzat kendisi için bile ne fayda sağlamaya ne de zarar vermeye maliktir. Evet, Allah dostlarına duyulan muhabbet, Allah'a ulaşmaya vesiledir."

Şeyhlerin kabirlerinin şenlik yerine çevrilmesinden, belli günlerde toplanma mahalli kılınmasından, yatırların yarar ya da zarar verebileceğine inanmaktan, onların kabirlerini ve onlara intisap etmeyi mal ve şan kazanmaya vesile kılmaktan sakındırma sadedinde; müride şeyhiyle övünen kof bir kimse olmaktan içtinap etmesi uyarısında bulunma ve onu şeyhinin kendisiyle övündüğü donanımlı bir kimse olmaya teşvik etme makamında şöyle der:

"Şeyhin dergâhını takdis etme. Onun kabrini put edinme ve onun halini de çıkar aracı yapma. Kamil mürit, şeyhiyle iftihar eden değil, şeyhinin kendisiyle iftihar ettiği kimsedir."

Sahih ile uydurma olanını ayırmaksızın tasavvuf büyüklerine nispet edilen hikâyeleri anlatarak hoş vakit geçirmeyi adet haline getiren, bu hikâyelerden zahiri şeriata aykırı olanları tevil eden cahil sofilerle arkadaşlık ve yarenlikten sakındırma bağlamında da bu türden hikâyelerin genelde uydurma olduğuna da işaret ederek şöyle der:

"Büyüklerin sözlerini tevil etmeyi, onların menkıbeleri ve onlara nispet edilen hikâyeleri anlatmayı adet edinmiş kimselerle oturup kalkmaktan sakın. Kaldı ki onlara nispet edilen bu hikâyelerin ekseri, uydurmadır."

 

 

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

Sadece zanna uyuyorlar. Zan ise hiç şüphesiz hakikat bakımından bir şey ifade etmez.

Necm,28

GÜNÜN HADİSİ

"Şekavet sahibi Allah'a yakındır, insanlara yakındır, cennete yakındır, cehennemden uzaktır. Cimri ise Allah'tan uzaktır, insanlardan uzaktır, cennetten uzaktır, cehenneme yakındır. Cahil şekavet sahibini Allah, cimri ibadet düşkününden daha çok sever."

Tirmizi, Birr 40, (1962)

TARİHTE BU HAFTA

*Uyvar Kalesi Fethedildi.(24 Eylül 1663) *Niğbolu Savaşaı Kazanıldı.(25 Eylül 1396) *Birinci Viyana Kuşatması(27 Eylül 1529) *Preveze Deniz Zaferi(28 Eylül 1538) *Demokrat Parti Kapatıldı(29 Eylül 1960)

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI