Cevaplar.Org implant

CAFER ÇİM AĞABEY’İN HATIRALARI

Takdim Kıymetli ziyaretçilerimiz, edep, nezaket, tevazu timsali çok kıymetli bir insan-ı kâmille yaptığımız bir görüşmeyi daha hizmetlerinize arz ediyoruz. Turgutlu eşrafından muhterem Cafer Çim ağabeyi evinde ziyaret ettik ve hatıralarından bir nebze devşirebildik. Kendisiyle daha önce yapılan kısa bir görüşme sitemizde yer almıştı.


Salih Okur

nedevideobendi@gmail.com

2015-04-30 14:41:20

Takdim

Kıymetli ziyaretçilerimiz, edep, nezaket, tevazu timsali çok kıymetli bir insan-ı kâmille yaptığımız bir görüşmeyi daha hizmetlerinize arz ediyoruz. Turgutlu eşrafından muhterem Cafer Çim ağabeyi evinde ziyaret ettik ve hatıralarından bir nebze devşirebildik. Kendisiyle daha önce yapılan kısa bir görüşme sitemizde yer almıştı.

www.cevaplar.org/index.php-content_view=3383&ctgr_id=110.htm

Halen 91 yaşında olan Cafer ağabeyi ziyarette kadim dostlarından Nail Yılmaz ve Adem Durak ağabeyler hazır bulundular ve sohbeti daha çok onların soruları yönlendirdi. 

Tashihinden geçtikten sonra istifadeye arz edilen bu söyleşinin istifadeye medar olmasını diliyor, Cafer ağabeyimize bir kere daha teşekkür ediyoruz. Saygılarımla. Salih Okur/cevaplar.org

-Nail Yılmaz; Muhterem ağabey, hizmetlerle tanışmanız nasıl oldu?

-Ben Urfa'da Postahanede memurdum. Zübeyir Gündüzalp oraya tayinen geldi. Onun gelişiyle nurları tanıdık, daireyi tanıdık. Daha önceleri, o sırada Urfa'da olan Abdullah Yeğin ile tanışıyorduk, ama samimiyetimiz yoktu.

O zamanlar Abdullah Yeğin, Hüsnü Bayram ve Salih Özcan yazılan risalelerin Urfa'dan âlem-i İslam'a tevzii için Üstad tarafından Urfa'da vazifelendirilmişler. 

-Nail Yılmaz; -Yıl kaç?

-1951-52..

-Nail Yılmaz; Demek Abdullah Yeğin ağabey de o sıralar oradaydı..

-Tabii..Abdullah oradaydı. Hâlâ da kendisiyle görüşürüz.

-Salih Okur; Abdullah ağabey yaşça sizden büyük herhalde..

-Yaşça benden küçük Abdullah. Ama o yaşını söylerken hicri takvime göre söylüyor.

-Salih Okur; Affedersiniz, Hulusi ağabey de o zaman orada vazifelimiydi?

-Hayır..Efendicağızıma söyleyeyim, Hulusi ağabey bizden önce oraya askerlik şubesi başkanı olarak gelmiş. Biz geldiğimizde orada yoktu. Yalnız Hulusi ağabeyin bir yüzbaşısı vardı, Şevki bey isminde, o nur talebesi idi. Sonra o Ankara'ya gitti. Bu Şevki beyi de hiç terfi ettirmemişler. Altmış yaşına gelmiş ama terfi yok yani..

Ben Urfa'ya valideyle gitmiştim. Babam yeni vefat etmişti. Valideyle beraber kalacağımız bir ev tuttuk. Ev müsaitti. Zaman zaman arkadaşları da yemek davetine alırdık.

-Nail Yılmaz; O zaman eskimez yazıyla risale yazar mıydınız?

-Tabii.. Hatta ben 15 günde Kur'an yazısını öğrenip risale yazmaya başladım.

-Adem Durak; 1952'de Zübeyir ağabey ile Üstadı ziyaret etmişsiniz?

-1952'de değil 1957'de, Zübeyir'le değil Salih Özcan'la gittik. Ziyaret esnasında Üstad bana "risaleleri nasıl okuyorsun?" diye sordu. "Okurken lügatlere de bakıyorum, anlamadığım yerlerde lügatlere bakarak anlamaya çalışıyorum" dedim. Üstad hazretleri "ama o lügatlerle fazla meşgul olma. Oradaki ifadenin arasına girmeye bak" dedi.

-Nail Yılmaz; Yani lügat seni sınırlamasın, lügatteki manayla sınırlı kalma demek istiyor.

-Evet..O zaman bunu tam manasıyla anlayamamıştım. Ama sonra sonra, okumamız arttıkça, bu durumla karşılaştık yani..

-Nail Yılmaz; Bazı durumlarda lügat esas manayı karşılayamıyor, çok cılız kalıyor..

-Karşılamaz..Lügat esas manayı hiçbir zaman karşılamıyor.. Orada Üstad hazretleri "daha çok Esma-i Hüsna ile ilgilen. Oradan manaları fehmet" diyor yani elhamdülillah.

- Salih Okur; Üstadı bir defa mı ziyaret ettiniz?

-Evet bir defa..Fazla ziyareti Üstad istemiyordu zaten. Şahsına teveccüh istemiyordu. Hatta biz Risalelere öyle bağlanmıştık ki, Üstadı görme arzusu bile yoktu bizde, emin ol yani..

O zaman Salih Özcan'ı İzmir Tıp Fakültesine sürgün etmişlerdi. Onu ziyaret ettiğimde o "ağabey, Üstadı ziyaret etmek istiyorum, benimle gelir misin?" dedi de, öylece gittik..

Yani biz Üstadın şahsından ziyade eserlere yönelmiştik, Üstad da onu istiyor zaten..Bu ziyarette Üstad "seni ve anneni otuz senelik talebeliğe, babanı da kardeşliğe kabul ettim" dedi.

İşin enteresan tarafı, babam 1945'de vefat etmişti. Üstadı tanımamıştı. Onun için onu kardeşliğe, validem ise risaleleri okuduğu için, onu talebeliğe kabul etmişti. Hâlbuki ben ne babamın vefat ettiğini ne de validenin risaleleri okuduğunu kendisine söylememiştim. 

Üstad bana "Sadık" diye hitap ediyordu. "Sadık kardeşi talebeliğe kabul ettik" dedi.

-Nail Yılmaz; O otuz senenin sırrı ne Cafer ağabey?

- O zaman anlayamadım. Bu ziyaretten 15-20 sene geçmişti. Ankara'ya kızımı ziyarete gitmiştim. Damadım "baba, bu akşam Sungur ağabey Beşevlerde olacak. Orada ders olacak. Gidebilir miyiz?" dedi. "Gideriz" dedim.

Oraya gittik. Sungur beni görünce hemen yanına çağırdı. Yanına oturduk. Sungur orada konuştu, hatıralarını anlattı. Sonra bana "sen de hatıralarını anlat" dedi. "Sizin yanınızda kendimi hatıra anlatacak durumda göremiyorum. Benim küçük bir görüşmem olmuştu, kusura bakmayın" dedim. Sungur "Çok küçük hadiseler vardır ki, senin büyük dediğin hadiselerden de büyüktür" dedi. Bunun üzerine ziyaretimi anlattım. 

Sungur; "Cafer ağabey, sen Isparta'da Üstadı ziyaret ettiğin zaman hangi yıldı?" dedi. "1957 yılındaydı" dedim. Bunun üzerine dedi ki; "Üstad hazretleri Burdur'da Nur hizmetine başladığında yıl 1927 idi. Seni otuz sene talebeliğe kabul ettiğine göre, hizmetin başladığı yıldan beri seni talebeliğe kabul etmiş, o zamandan beri daire içindesin" dedi.

-Maşallah..

-Ama biz ona layık olduk mu olmadık mı bilmiyorum yani..Siz dua edin de layık olalım inşallah..

-Nail Yılmaz; Biz oldunuz diye biliyoruz Cafer ağabey. Şahitlik yaparız. Ben kırk senedir sizden gelip ders dinliyorum. Üstad hazretleriyle alakalı sizden manevi feyiz alıyoruz. Benim gibi binlerce insan var. Bunlar herhalde boş değildir, hep bir tescildir. Bunlar hep onun şahitleridir, belgelerdir, siz rahat olun inşallah.

-İnşallah.. Üstadı ziyaret ettiğimde bu Hüsnü Bayram çok gençti, 15-16 yaşlarında filandı. Babası Hıfzı Bayram da o zaman oraların ileri gelen nur talebelerinden biri imiş. Sungur da risaleleri ilk defa onu dükkânında görmüş. Kitaplar dikkatini çekmiş, "bu kitabı bana verir misin" demiş. Hıfzı ağabey de vermiş. Sungur o kitabı okuduktan sonra tekrar kitap istemeye gelmiş. Orada risaleleri tanımış o..Allah rahmet eylesin..

-Nail Yılmaz; Urfa'da dershaneye ilk gittiğiniz zamanlar kılık kıyafetinize kimsenin müdahale etmemesi ile ilgili bir hatıranız vardı. Çok orijinal bir hatıra o. İnşallah onu sizden dinleyelim.

-Tabii o zaman gençlik vardı. Memuriyet itibarıyla memura bir değer de veriliyordu. Giyimime dikkat ediyordum. Urfa'ya gittiğim zaman nişanlıydım. Parmağımda altın nişan yüzüğüm vardı. Ayrıca Allah rahmet eylesin babamın bana yaptırdığı ve üzerinde C.Ç(Cafer Çim'in kısaltılmışı) yazan alyans bir yüzüğüm vardı. Devamlı kravatlı gezerdim. İpekli gömlek giyerdim. Başımda fötr şapkam vardı.

Zübeyir kardeş olsun Urfa'daki diğer kardeşler olsun hiçbirisi beni bu konuda ikaz etmediler, rencide etmediler. Epey müddet böyle gezindim. Daha sonraları kendi kendime bunları terk ettim. Yani o sıralar kardeşler benim bu hususiyetlerime karışsalardı, hizmetten soğuyabilirdim.

-Nail Yılmaz; şimdi Cafer ağabey bu hatıra çok önemli. Hakikaten bazı kardeşler-niyetleri çok iyi de-hemen bu konuda insanları hırpalıyor. Hâlbuki orada Abdullah Yeğin ağabey var, Zübeyir ağabey var. Bunları görüyor ve sana bir şey demiyorlar.,

-Evet..Diğer kardeşler de bir şey demediler.

-Salih Okur; Urfa'dan nereye tayin oldunuz?"

-1953'te İzmir'e tayin oldum. Yanımda bir bavul Risale-i Nur getirmiştim.

-Nail Yılmaz; Turgutlu'ya ilk Risale-i Nur'u getiren ağabeydir Cafer ağabey.

-O zamanlar İzmir'de astsubay Muzaffer Erdem Bey vardı. Bir de..

-Nail Yılmaz; Halıcı Hüseyin ağabey..

-Onlar çok sonra..Bir de Ali Demirel vardı, Pilot..Bir de Muzaffer Arslan o sıralar nurları yeni tanımaya başlamıştı..Cenab-ı Hak bizi o işe memur etti yani, yoksa bizim kabiliyetimiz filan değil..

-Salih Okur "Atıf Egemen ağabey ile de burada mı tanıştınız?

-İzmir'de tanıştık. Hatta bize yazı öğretmeye gelirdi. Ama devam etmedi maalesef. İsmail Hakkı(Zeyrek)'nın güzel bir kanaati var, ben onu beğeniyorum. Bundan 10 sene kadar önce"Cafer ağabey" demişti, "bu yazı meselesinde şöyle bir yanlış yapıldı. Hüsrev ağabeye muhalefet edelim derken, yazıya muhalefet edildi" dedi. 

-Nail Yılmaz; Evet maalesef..

-Çok acı bu yani..İsmail Hakkı'nın çok güzel hattı var. Levhaları vardır, görmüşsündür. İsmail Hakkı çok ciddi, âlim, kâmil, yanlışları olmayan, bu cemaatin ender yetiştirdiği insanlardandır.

Not: İsmail Hakkı Zeyrek Hocamız bu konudaki kanaatini şöyle kaleme almışlardır; "Burada bir düşünce ve mülâhazamı da kaydetmek istiyorum. Bütün acz ve kusurlarımla beraber ben şu kanaatteyim ki, Kur'ân hattını muhafaza bizim aslî vazifelerimiz cümlesinden idi. Bir tarafta risaleler matbaalarda basılmaya ve şimdiki yazıyla okunmaya devam ederken, diğer tarafta Kur'ân hattını muhafaza için- Kur'ân yazısıyla da yazmaya devam edecek idik.

Böylece risaleler, ihtiyaca ve lüzumuna göre her iki yazıyla da yazılıp okunacaktı. Ve Nur şakirtleri, Kur'ân yazısını muhafaza hususundaki vazifelerini de aralıksız yerine getirmiş olacaklardı. Risale-i Nur'da açıklandığı gibi bu mevzuda İmâm-ı Ali'nin (r.a.) beyanları, işaretleri ve şiddetli ikazları, Aziz Üstad'ın da Kur'ân yazısını teşvik eden açık beyan ve izahları ve aynı zamanda -zarûrete binaen- Latin harfleriyle basılmasına ruhsat ve müsaadeleri vardı.

Fakat Üstad'ın irtihalinden sonra ortaya çıkan ifrat ve tefritler yüzünden bu mühim vazife ihmal edildi. Bazı meczupların hatt-ı Kur'ânîyi kendilerine şiar edinme şeklindeki ifratları, birçoklarının bu işi tamamen terk ve ihmal etmelerine, hatta bazılarının karşı tavır koymalarına sebep oldu ki, bu da bir tefrît idi. Bugün büyük bir çoğunluk Kur'ân yazısını bilmemekte ve ne yazıktır ki buna pek de lüzûm görmemektedir."(Salih Okur)

-Salih Okur -Merhum Abdülkadir Üngan Hocayla tanışmış mıydınız?

-Evet tanışmıştık. Biz Manisa'ya derse geldiğimizde, İsmail Hakkı ders yapması için kitabı ona verirdi.

-Salih Okur -Abdülkadir Hoca da risalelere çok vâkıfmış.

-Vâkıftı..vâkıftı.. Hatta bir defasında Ahmed Feyzi ağabey, Abdülkadir hoca ve onun bir talebesi ile birlikte Isparta'ya gitmişler. Ahmed Feyzi ağabey "Isparta'ya gidene kadar Abdülkadir hoca ve talebesi olan zat Risale-i Nur'un ilmi yönü hakkında öyle konuştular ki, ben hayran oldum. Ben böyle bir şey görmedim. Çok tesir altında kaldım. Isparta'ya kadar yol nasıl geçti anlayamadık" demişti.

-Nail Yılmaz;-Ahmed Feyzi ağabey ile de çok görüşmeleriniz oldu herhalde..

-Çok görüşürdük. Ahmed Feyzi ağabey buraya geldiği zaman ya bizde kalırdı ya da fabrikaya giderse, Osman'da kalıyordu. 

1960 ihtilalinden sonra bir gün Ahmed Feyzi ağabey, Av. Bekir Berk, Av. Necdet Doğanata ve Muzaffer Arslan Turgutlu'ya geldiler. Buradan da Salihli'deki bir nur mahkemesine gideceklerdi.

Fakat daha evvelde Ahmed Feyzi ağabey buraya geldiğinde camide vaaz ediyordu. Arpacı Şükrü Hoca vardı, o, Ahmed Feyzi ağabeye vaaz ettiriyordu. O gün de Ahmed Feyzi ağabeyden vaaz etmesini istemiş.

Bunu duyunca Halk partililer yaygara çıkardılar. İhtilalin hemen sonrası olduğu için, Halk Partinin en azgın devri yani. Bunlar "nurcular burada birkaç yerde konferans verecekmiş" diye yaygara yaptılar. Yalan tabii..

Bunun üzerine Bekir beyi ve Necdet Doğanata'yı karakola çağırdılar. Ahmed Feyzi ağabeye bir şey demediler. İkindi namazına kadar karakolda tuttular. İkindi vaktinde salıverdiler. Bekir Beyler gelince namaza durduk. Namazda cami içerisi öyle bir durumdaki, halk solculara karşı galeyana gelmiş durumdaydı.

O sırada burada öyle bir gerilim oldu, sanki örf-i idare ilan edilmiş gibi Manisa'dan takviye polisler geldi.

Ahmed Feyzi ağabey; "bu, varilin içerisine atom bombası koymaktır. Burada onu patlatmak istiyorlar. Çok dikkatli olalım" dedi.

Pazar camisinin içi, dışı hatta yollar insanla dolmuştu. Sanki tüm Turgutlu'da inananlarla inanmayanlar çarpışacak adeta. Her an bir hadise çıkacak haldeydi. Namaz bittikten sonra Arpacı hoca hemen kalktı, "Aziz cemaat! Birkaç dakikanızı alacağım" dedi ve konuşmasına şöyle devam etti; "buraya çok kıymetli bir ilim erbabı ağabeyimiz geldi. Size vaaz edecekti. Size ilmi açıklamalarda bulunacaktı. Ama küfr-ü mutlak buna tahammül edemedi, kardeşleri karakola kadar aldı. Allah bunları da geçmişteki kâfirler, nemrutlarla haşretsin" dedi. 

Cemaatte bir dalgalanma oldu. Bekir Bey hemen ayağa kalktı, "ben ağabeyimiz gibi demeyeceğim. Bunlar bilmiyorlar. Bilselerdi bize böyle düşmanlık yapmazlardı. Biz, sağ yanağımıza vururlarsa, sol yanağımız gösteririz. Elimizi tutarlarsa, onları okşarız biz" dedi. Böyle konuşarak ortamı yatıştırdı.

-Adem Durak; Peygamber Efendimiz gibi bir hitap yapmış.

-Evet yaptı. Dışarı çıkınca Ahmed Feyzi ağabey "bunlar yeni bir Menemen hadisesi çıkarmak istiyorlar. Biz hemen Salihli'ye gidelim" dedi ve Salihli'ye gittiler.

-Salih Okur; Cafer ağabey biraz da 1930'lu 40'lı yıllara gitmek istiyorum. Siz İkinci Dünya Savaşında mı askerlik yaptınız?

-Hayır, 1946'da yaptım. Biz memur olduğumuz için askerliğimiz tecilli idi. Ama savaşın başlangıcında 15 yaşındaydım.

Salih Okur; -Mustafa Kemal'in öldüğü zamanı da hatırlarsınız?

-Tabii ben o zaman ortaokul talebesiydim. Bizim Zekiye Hanım adında bir Fransızca hocamız vardı. Selanikliydi kendisi. O bize onun öldüğünü anlattı. Bizim üzerimizde tesir yaptı. Çocuklardan bazıları sınıfta yüksek sesle ağlamaya başladılar.

Neyse ben ve aynı sınıfta dayımın bir kızı vardı. Onunla kardeş gibiydik. Eve geldik. Evde bir okuma masamız vardı. Oturduk, ikimiz de ağlıyoruz; "Atatürk kayboluyor" diye yani..(gülüşmeler)

Hiçbir şeyden haberimiz yoktu ki.. Biz küfr-ü mutlak içerisinde yetiştik. Allah kelimesini duymadan yetiştik.

Annemler evde yokmuş, misafirliğe gitmişler. Geldiklerinde "ne bu haliniz" dedi. "Ne olacak, atamız ölmüş" dedim. Annem "siz böyle şeylere karışmayın" dedi.

O Zekiye Hanım sınıf sınıf gezmiş, tebligat yapmış.

-Nail Yılmaz;-Ben sizden dinlemiştim; 1930'larda Turgutlu gibi bir yerde bile birisinin mevlit okutmak için kaymakamdan izin alması lazımmış. Onu bir anlatır mısınız?

-Evet öyleydi. Mevlit yapılması veya herhangi bir toplanma için birçok izin alınması gerekirdi. Ve o adama karşı hiçbir muhalefet yapılamazdı. Hep onun methu senası yapılırdı.

İnanır mısınız, okuldaki bütün çocuklar, kız-erkek hepsi de abdestsizdi. Abdest nedir, gusül nedir bilinmiyordu.

Yani onun zamanında çok çile çekildi. Yani millete yazık oldu. Gençlere yazık oldu. Onun için, benim okul arkadaşlarımdan bir ikisi hariç namaz kılan yok. Öylece namazsız göçtüler.

Ben o günleri yaşadım. Benim ailem Müslüman'dı. Annem çok güzel okumuş bir insandı. Dedemden ders almış. Babam da hafızdı. Dayım müftüydü. Fakat bunlar korkudan evde bize "Allah vardır" diyemediler. Ben yirmi yaşına kadar Allah mefhumunu duymadan yaşadım.

Emin Efendi(Zeyrek)'nin şöyle bir sözü vardı; "O günün beherinde Allah kalplerden nurunu almıştı."

Biz, Allah razı olsun, onlar gibi zatları gördük de, dönüş yaptık Salihçiğim. Yoksa ben askeri lise sınavlarına girmiştim. Olmadı, mani çıktı. Eğer girseydim, şimdi emekli bir subay olacaktım ve bu durumda olmayacaktım.

-Nail Yılmaz; Bir de bir dayınızla alakalı bir şey vardı?

Benim bir dayım müftüydü, bir dayım ilkokul, bir diğeri de lise öğretmeniydi. Müftü dayım İstiklal harbinde burada düşmana karşı mukavemet teşkilatı kuranlardandı. Yunanlılar kendisine çok eziyet etmişler. Evleri de karakolun hemen karşısındaymış. Yunanlılar dayımı dövdükçe, eziyet ettikçe, ninem çok ağlıyormuş.

Ahmetli'de öğretmen olan dayım hafızmış. Ama namaz falan kalmamış. O devirde memur olup da suret-i katiyyede namaz kılamazsın. Ölünceye kadar da bu dayım namaz kılamadı. Öyle sindirmişler.

Ramazan geldiğinde de 30 gün için bir müfettiş gönderilir. Ve bu müfettiş her gün dayımı lokantaya yemek yemeye götürürmüş. Böylece Ramazanda da oruç tutamazmış.

-Salih Okur; Cafer ağabey bir de o dönemde birçok dindar şahsiyetler bile namazı terk etmiş.

-Kimler kimler terk etmedi ki..Mesela 1953'te Salihli'ye risaleleri götürdüğümde orada bir Mithat Anıl isminde Ağır ceza reisi vardı. Kendisiyle Urfa'dan tanışırdık. Bu adam eski Fas Müftüsünün oğluydu ve namaz kılmaz, içki içerdi. Babası Osmanlı devrinde Fas Müftüsüymüş.

O bir keresinde anlatmıştı; "Bir gün Sultanahmet caminde abdest almıştım. Baktım ileride ellerini başının arasına almış düşünen birisi vardı. Benim nazar-ı dikkatimi celp etti. (Meşhur yazarlardan birisi- isimleri unutuyorum maalesef) Yanına yaklaştım; "kardeşim sen böyle ne düşünüyorsun" dedim. Başını kaldırdı, baktım Üniversiteden hocam. "Mithat sen misin" dedi. "Evet, benim hocam" deyince ayağa kalktı ve sarıldık. Sonra bana dedi ki; "Düşünüyorum, biz her şeyi yok ettik, kaybettik. İslam namına hiçbirimizde hiçbir şey kalmadı. Ama yine bak buraya, camiinin yanına geldik. Ama İslamiyet namına hiçbir şey öğrenemeyen gelen nesil nereye gidecek, onu düşünüyorum, ona üzülüyorum" demiş.

-Salih Okur;-Ömer Rıza Doğrul'u tanır mısınız Cafer ağabey?

-Tabii eserlerini okudum. O da bozulanlardan.. O adamlar, belirli insanlar tek partinin pençesinden kurtuluşu kendilerini bozmakta gördüler.

-Nail Yılmaz; Demek o devir tam olarak dinin yerle bir olduğu bir devir..

-Küfür..küfür.. Üstad kaç yerde demiyor mu; Küfr-ü mutlak diyor..

-Ağabey sizi çok yorduk. Allah razı olsun..

-Hepimizden inşallah..

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN KENDİ DİLİNDEN BAZI HATIRALAR

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN KENDİ DİLİNDEN BAZI HATIRALAR

Kıymetli ziyaretçilerimiz, Üstad Bediüzzaman 6000 sayfalık Külliyatında zaman zaman -bazen bi

BEDİÜZZAMAN’IN ŞAM HUTBESİ VE MUHADDİS ŞEYH BEDREDDİN EL HASENİ

BEDİÜZZAMAN’IN ŞAM HUTBESİ VE MUHADDİS ŞEYH BEDREDDİN EL HASENİ

Merhum Ali Uçar Bey bir sohbetinde anlatıyor; “Ali Sert Hocamdan dinlediğim şu hatırayı, Kon

CAFER ÇİM AĞABEY’İN HATIRALARI

CAFER ÇİM AĞABEY’İN HATIRALARI

Takdim Kıymetli ziyaretçilerimiz, edep, nezaket, tevazu timsali çok kıymetli bir insan-ı kâmi

BİR AVUKATIN HATIRALARI

BİR AVUKATIN HATIRALARI

Kıymetli ziyaretçilerimiz, aşağıda nakledeceğimiz hatıralar, Mutlakıyet, Meşrutiyet, Cumhu

SAİD HALİM PAŞA VE BEDİÜZZAMAN'LA İLGİLİ BİR HATIRA

SAİD HALİM PAŞA VE BEDİÜZZAMAN'LA İLGİLİ BİR HATIRA

Güngörmüş, gün geçirmiş zatların yanında insanın ya bir not defteri olmalı veya bir kayı

SUNGUR AĞABEY’DEN AHMED FEYZİ KUL AĞABEY İLE ALAKALI ANILAR

SUNGUR AĞABEY’DEN AHMED FEYZİ KUL AĞABEY İLE ALAKALI ANILAR

Sungur Ağabey anlatıyor: ‘Ahmet Feyzi Ağabey hapiste iyice hırslanmış, Temyiz’e layiha ya

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’I AĞLATAN RÜYA

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’I AĞLATAN RÜYA

Hafız Rıza Çöllüoğlu, değerli bir büyüğümüz. Muradiye Vakfının kurucularından olan Ho

MOLLA VAHDEDDİN KÜFREVİ’DEN HATIRALAR

MOLLA VAHDEDDİN KÜFREVİ’DEN HATIRALAR

Şeyh Muhammed Küfrevi hazretlerinin torunlarından Vahdettin Küfrevi Efendi'nin hatıraları

TAHİR BÜYÜKKÖRÜKÇÜ HOCAEFENDİ VE BEDİÜZZAMAN HAZRETLERİ

TAHİR BÜYÜKKÖRÜKÇÜ HOCAEFENDİ VE BEDİÜZZAMAN HAZRETLERİ

Abdurahman Büyükkörükçü hocamızla 29.06.2011 tarihinde Konya Erenköy’deki evlerinde kısa

İMANIN TEZAHÜRÜ

İMANIN TEZAHÜRÜ

Biz bu yazımızda Üstad Bediüzzaman’ın Tarihçe-i Hayatında da neşredilen bir kahramanlığ

NUR KAHRAMANLARI-2

NUR KAHRAMANLARI-2

Üstad Hazretlerini, ortaokul talebesi iken tanıyıp ona soru sorma şansına ve yakın talebelerin

(Resulüm!) Sana bu mübarek Kitab'ı, ayetlerini düşünsünler ve aklı olanlar öğüt alsınlar diye indirdik.

Sa'd, 29

GÜNÜN HADİSİ

"Kelimetan hafifetan alellisan. Sakiyleten filmizan. Habiybetan ilerrahman: Subhanellahi ve bi hamdihi, subhanellahi'l-azim."

"İki kelime vardır ki, dile hafif, mizanda ağırdırlar: Sübhanellahi ve bi hamdihi, sübhanellahi'l-azim." (Buhari, Deavat: 11/175)

TARİHTE BU HAFTA

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI