Cevaplar.Org implant

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-8.BÖLÜM

BARLA HAYATI [1927 - 1934] Evvela Erzurum’a, oradan Trabzon’a, Trabzon’dan deniz yoluyla İstanbul’a askerî muhafaza altında getirilir. 20 gün kadar İstanbul’da kalır(1), deniz yoluyla İzmir ve Antalya üzerinden yine asker muhafızlarla Burdur’a sürgüne gönderilir. Burdur’da 7 ay kalır.


İsmail Aksaraylı

i.aksarayli@mynet.com

2015-04-29 12:17:22

BARLA HAYATI [1927 - 1934]

Evvela Erzurum'a, oradan Trabzon'a, Trabzon'dan deniz yoluyla İstanbul'a askerî muhafaza altında getirilir. 20 gün kadar İstanbul'da kalır(1), deniz yoluyla İzmir ve Antalya üzerinden yine asker muhafızlarla Burdur'a sürgüne gönderilir. Burdur'da 7 ay kalır.

Said Nursî Burdur'da iken, zamanın Genel Kurmay Başkanı Mareşal Fevzi Çakmak Burdur'a gelir. Vali, Mareşal'e: "Said Nursî hükümete itaat etmiyor, gelenlere dinî dersler veriyor.", diye şikâyette bulunur. Mareşal Fevzi Çakmak şikâyet edenlere:

"Bediüzzaman'dan zarar gelmez. İlişmeyiniz, hürmet ediniz." der.(2)

Burdur'da yanına gelenlere verdiği hakîkat derslerini On Üç Ders başlığı altında "Nur'un İlk Kapısı" adıyla kitap haline getirir.(3) Kitap, el yazılarıyla çoğaltılır. Said Nursî, "Risâle-i Nur'un bir fihristesi ve bir listesi ve bir çekirdeği olan bu risâlenin içindeki hakîkatler" için: "Doğrudan doğruya Kur'ân-ı Mûcizi'l Beyân'ın ayetlerinden aynelyakîne yakın bir surette Yeni Said'e dersler" demiştir.(4)

BURDUR'DAN ISPARTA'YA SÜRGÜN [25 Ocak 1927]

Burdur'da "Said Nursî boş durmuyor, dinî sohbetlerde bulunuyor.", diye rapor tanzim edilir. Isparta'ya [25 Ocak 1927] sürgün edilir. Burada da sohbetlerinden ve halkın ilgisinden rahatsız olan hükümet; Said Nursî'nin, Isparta'ya bağlı dağlar arasında tenha bir yer olan Barla nahiyesine gönderilmesine karar verir. "Ücra bir köşede, mahrumiyetler, kimsesizlik ve gurbet hayatı içinde kendi kendine ölür gider." düşüncesiyle Barla'ya sürgün edilir [1927]. Maksat onu kalabalık şehirlerden uzaklaştırılıp, uzak bir köye atarak konuşturmamak, eser yazdırmamak ve âtıl vaziyete düşürmektir.

Barla'da Said Nursî'ye ziyade sıkıntı verilir;(5) şiddetli göz hapsinde tutulur, kimse ile görüşmesine müsaade edilmez. Fakat; o, bir an bile boş durmaz, Barla'ya yayan iki-üç saat kadar uzaklıktaki tenha dağlara çekilir ve Risâle-i Nurları telif eder.(6)

"BU MENZİLLERİ, YILDIZ SARAYI'NA DEĞİŞMEM."

Said Nursî, Barla'da iki odadan ibâret olan bir köy evinde, sekiz sene sürgün olarak ikâmet ettirilmiştir [1927 - 1934]. İkâmet ettiği evin önünde bulunan çınar ağacının dalları arasında talebeleri tarafından, halen duran, bir kulübe yapılmıştır. Said Nursî, bu kulübeyi bahar ve yaz mevsimlerinde istirahat, tefekkür ve ibadet için kullanır. Yaz aylarında zaman zaman Çam Dağı'na çıkar, yalnız olarak bir müddet orada kalır.

Said Nursî'nin, Çam Dağı'nın en yüksek tepesinde, iki büyük ağaç olan çam ve katran ağaçlarının üstünde Barla'da evinin önündeki çınar ağacında olduğu gibi birer seyir ve tefekkür yeri vardı. Buralarda Risâle-i Nur'la meşgul olan Said Nursî bu yerler için "Ben bu menzilleri, Yıldız Sarayı'na değişmem!" demiştir.(7) Said Nursî'nin vefatından sonra Nur talebelerinin ziyaret yeri olan Barla'daki katran ağacı, 2000 yılının sonlarında bilinmeyen kişiler tarafından kesilmiştir.

RİSÂLE-İ NURLARIN YAZILMASI

Said Nursî, Risâle-i Nur eserlerini sürgün, yalnızlık ve zorluklar içinde, ehl-i dünyadan hiçbir yardım görmeden, ağır şartlar altında ve kendisine yapılan hücumlardan çekinmeden yazmıştır.(8)

Risâle-i Nur Külliyatı'nın telif edilmeye başlandığı ilk yer olan Barla'da Risâle-i Nurların yazılmaya başlanması hakkında Said Nursî şunları anlatır:

"Isparta vilayetinin Barla nahiyesinde nefy namı [sürgün ismi] altında, işkenceli bir esaretle yalnız ve kimsesiz bir köyde [Barla'da] ihtilattan ve muhabereden [haberleşmeden] men edilmiş bir vaziyette hem hastalık, hem ihtiyarlık, hem de gurbet içinde gâyet perişan bir halde iken; Cenab-ı Hak Kemâl-i merhametinden, Kur'ân-ı Hakîm'in nüktelerine, sırlarına dair benim için medâr-ı teselli bir nur ihsan etmişti."(9)

Barla'da, zamanın en dehşetli zulmüne maruz bırakılan Said Nursî bütün meşguliyetini, telif etmekte olduğu eserlere hasreder.(10) Yüz otuz parça olan Risâle-i Nur külliyatının yazılması yirmi üç senede tamamlanır.

Risâlelerin yazılması ve çoğaltılması elle olmuştur. Said Nursî, Risâleleri kâtiplere süratle söyler ve yazdırır. Yazılan eserler, elden ele ulaştırılmak suretiyle çoğaltılır, çoğaltılan nüshalar Said Nursî'ye getirilir ve kendisi tarafından tashîh edilir.(11) Said Nursî, bu tashîhleri yaparken, yazılan risâleleri eserin aslı ile karşılaştırmadan kontrol eder.(12)

Risâle-i Nur'un elle çoğaltıldığı senelerinde, evlerinden yedi-sekiz sene çıkmadan Risâle-i Nur'u yazanlar olmuştur. O zamanlar Isparta'da erkek, kadın, genç ve ihtiyarlardan binlerce Nur talebesi, hattâ Sav Köyü Nur dershanesi gibi bin kalemle, senelerce Nur Risâlelerini yazıp çoğaltmışlardır. Risâle-i Nur eserleri, yazılmaya başladıktan yirmi sene sonra teksir makinesi ile çoğaltılmış, otuz beş sene sonra,(13) 1956'da matbaalarda basılmaya başlanmıştır.(14)

"KUR'ÂN'IN MÂNEVÎ BİR TERCÜMESİ"

Said Nursî, Risâle-i Nurların: "Doğrudan doğruya Kur'ân'ın açık bir delili ve kuvvetli bir tefsiri ve mânevî mûcizesinin parlak bir parıltısı ve o denizin bir damlası ve o güneşin bir ışığı ve o hakîkat ilminin kaynağından ilhâm olan ve feyzinden gelen mânevî bir tercümesi"(15) olduğunu söyler:

RİSÂLE-İ NUR VE DİĞER TEFSİRLER

"Risâle-i Nur'da âyetler, âyet sırasına göre tefsir edilmemiş; îman hakîkatlerini beyân eden ve devrin ihtiyacına cevap veren âyetler tefsir edilmiştir.

Tefsir İki Kısımdır. Birisi: Malûm tefsirlerdir ki Kur'ân'ın ibâresini ve kelime ve cümlelerinin mânâlarını beyân ve îzâh ve ispat ederler.

İkinci kısım tefsir ise: Kur'ân'ın îmanî olan hakîkatlarını kuvvetli hüccetlerle [delillerle] beyân ve ispat ve îzâh etmektir. Bu kısmın pekçok ehemmiyeti var. Zâhir malûm tefsirler, bu kısmı bazen mücmel bir tarzda derc ediyorlar(16). Fakat Risâle-i Nur; doğrudan doğruya bu ikinci kısmı esas tutmuş, emsalsiz bir tarzda muannit [inatçı] feylesofları susturan bir mânevî tefsirdir."(17)

KUR'AN'DAN BAŞKA KİTABA BAKMADAN

 Risâle-i Nur, bu asrı ve gelecek asırları aydınlatacak Kur'ân'ın bir mûcizesidir,(18) diyen Said Nursî; Nur Risâlelerini, diğer eserlerden nakil suretiyle gitmeden,(19) Kur'ân'dan başka hiçbir kitaba müracaat etmeden ve yazılışı zamanında yanında hiçbir kitap olmadan yazdığı söyler:

"Evet ben, Risâlet-ün Nur'un has şakirtlerini işhat ederek derim [şahit göstererek derim]: Risâlet-ün Nur sair telifat gibi ulûm ve fünundan ve başka kitaplardan alınmamış. Kur'ân'dan başka mehazı yok, Kur'ân'dan başka üstadı yok, Kur'ân'dan başka mercii yoktur. Telif olduğu vakit hiç bir kitap, müellifinin yanında bulunmuyordu. Doğrudan doğruya Kur'ân'ın feyzinden mülhemdir [ilhamdır] ve sema-i Kur'ânîden [Kur'ân'ın semâsından] ve âyâtının nücumundan nüzul ediyor [yıldızlarından iniyor].(20)

-Neden başka kitaplara bakmıyorsun, diye sorulduğunda:

-Her şeyden zihnimi tecrit ile Kur'ân'dan fehmediyorum, demiştir.(21)

ESKİŞEHİR MAHKEMESİ

Said Nursî, Barla'dan 1934 yılının yazında [25 Temmuz] Isparta'ya getirilir. Isparta'da tutuklanıp Eskişehir'e sevk edildiği 1935 Mayıs ortalarına kadar orada kalır.

Said Nursî'nin, Isparta'da 27 Nisan 1935'te tutuklanıncaya kadar kaldığı ev sürekli gözetim altında tutulmuş, evinin önünde ve kapısında polisler daima nöbet beklemiş, her anı hakkında rapor düzenlenmiş ve bu raporlar Ankara'ya bildirilmiştir. Said Nursî, tutulan bu raporların ve tutuklamalardaki son hedefin 'haklarında yapılan müthiş imhâ plânı'(22) olduğunu söyler ve bunu Eskişehir mahkemesi müdafaalarında anlatır:

"ŞÜKRÜ KAYA KOYUN GİBİ KESMEK İÇİN BİZİ BESLETTİRİYOR."

"[İçişleri Bakanı] Şükrü Kaya, (...) bir seneden beri, her gün veya her hafta hakkımızda rapor isteye isteye aleyhimize casusların, zabıtaların nazar-ı dikkatini celp ettirip, kurbanlık koyun gibi kesmek için bizi beslettiriyordu."(23)

Bu ifadelerden anlaşıldığı kadarıyla Eskişehir mahkemesinde idamla muhakeme edilen Said Nursî ve Risâle-i Nur talebelerinin aleyhinde delil toplanmasına çalışılıyordu; Said Nursî'nin ifadesiyle: "[bizi] bu belâya sevkeden gizli komitenin yaptığı tedâbir [plan] ve ettiği propaganda ve entrikalar bu hali gösteriyor."(24)

BÜTÜN TÜRKİYE'DE TUTUKLAMALAR BAŞLIYOR [25 Nisan 1935]

Isparta Valisi'nin masasına entrikacıların tertibiyle Risâle-i Nur Külliyatı'ndan haşir ve âhiretten bahseden 10. Söz Risâlesi konur.(25) Bu hadise "Said Nursî ve talebeleri harekete geçtiler, vilâyeti bastılar." söylentisine çevrilir ve bu şekilde telgrafla Ankara'ya bildirilir.(26) Bu hadiseden sonra Isparta'daki Nur talebelerinin evleri aranır ve 25 Nisan 1935'te bir kısım Nur talebeleri tutuklanır, iki gün sonra da Said Nursî'nin kaldığı eve sabah vakti baskın yapılır, bütün Risâle ve mektuplarına el konur ve kendisi de tutuklanır [27 Nisan 1935].

Sorgulama ve tutuklamalar, Isparta ile sınırlı kalmaz. Said Nursî'nin Eskişehir mahkemesindeki ifadesiyle; hükümeti iğfale (yanıltmaya, aldatmaya) çalışan entrikacıların ihbârlarıyla Doğu vilâyetlerinden, ta Batı vilâyetlerine kadar her yerde sorgulamalar, tahkikatlar yapılır. Bütün Türkiye'de ihbar edilen Nur talebeleri ya sorgulanır ya da tutuklanır.

BİNLER ADAMI EN AĞIR CEZAYA ÇARPTIRACAK PLAN

Bütün yurtta Said Nursî ve Nur talebeleri aleyhinde şiddetli bir propaganda yapılır ve milleti korkutup onlardan nefret verdirilmek istenir. Bir tek askerin göreceği işi görmek için İçişleri Bakanı Şükrü Kaya asılsız evhama kapılıp garazla, "habbeyi yüz kubbe" yaparak Ankara'dan tam teçhizatlı 100 jandarma ve yirmi kadar polisle Isparta'ya gelir. Başbakan İsmet İnönü de o münâsebetle [tedbir amaçlı] Doğu vilâyetlerine gider. Said Nursî, mahkemede entrikacıların çevirdikleri planın, binler adamı en ağır cezaya çarpacak bir hâdiseye göre tertip edildiğini söylemiştir.(27)

ESKİŞEHİR'E SEVK [Mayıs 1935]

Said Nursî, Isparta'daki sorgulamalardan sonra talebeleriyle beraber elleri kelepçeli olarak kamyonlarla Eskişehir'e sevk edilir. Yüz yirmi talebesiyle Eskişehir Hapishanesi'ne getirilen Said Nursî hücre hapsine alınır [Mayıs 1935]. Said Nursî, Eskişehir mahkemesinin açılması için entrikacıların çevirdikleri plan ve İçişleri Bakanı Şükrü Kaya'nın "garaz"ını Eskişehir mahkemesi müdafaalarında anlatır:

"HİÇTEN BÜYÜK BİR HADİSEYİ İCAT ETMEK GARAZI"

"Şükrü Kaya'nın ne derece asılsız evhama kapılıp garaz ettiğine delil şudur ki: Benim gibi kimsesiz ve üç-dört bîçare arkadaşlarımı mahkemeye vermek için, kendisi, Ankara'dan yüz jandarma ve on beş-yirmi polis beraber alıp, güya Isparta'daki jandarma kuvveti ve bir fırka asker kâfi gelmiyormuş gibi ortalığa bir dehşet vermesidir.

Acaba bir tek polisin ve bir tek jandarmanın eli ile yapılacak bir vazifeyi, millete iki-üç bin lira zarar verdirip, sonra tahliye edilen bîçare masumları; Isparta'dan tâ Eskişehir'e beş yüz lira nakliyata sarf ettirmek ve o bîçareleri binlerce zararlara uğratmaktan başka, hayat-ı içtimaî arasındaki mevkilerini sarsıntılara dûçar etmek [uğratmak] gibi mühim hadiseleri icat etmekle, ne derece Dahiliye Vekâleti'nin tedvirine [çalışmasına] ve asayişi temine ve bu biçare milletin istirahatla çalışmalarına zarar verdiğini gösteriyor. Demek bil'iltizam, hiçten büyük bir hadiseyi icat etmek garazıyla o vaziyeti göstermiş."(28)

"GİZLİ CEMİYET KURUYOR, REJİM ALEYHİNDEDİR."

Eskişehir Ağır Ceza Mahkemesi'nde "Said Nursî; gizli cemiyet kuruyor, rejim aleyhindedir, rejimin temel nizamlarını yıkıyor" gibi suçlamalarla dâvâ açılır,(29) "dini siyasete âlet edip, asayişi ihlâle teşebbüse niyet ediyor" diye, Ceza Kanunu'nun 163'üncü maddesini ihlâl etmekle suçlanırlar.

İki Ay Konuşmaktan Men, Savunma Hakkından Mahrumiyet

Said Nursî, muhâkeme edilirken savunma hakkından mahrum edilir, suçlamalara itiraz için zorluklarla karşılaşır; suçlamalara itirazında dilekçe yazdırmak için yazıcı imkânı verilmez, müdafasını kendisi kaleme alma zorunda bırakılır.(30) 'İki ay, gayet insafsızcasına bütün bütün konuşmaktan men' edilir.(31)

Dört ay boyunca kendi ifadesiyle "hayat-memat" [ölüm-kalım] meselesi olan dava sırasında bütün haklarından mahrum edilir, hiçbir yerle mektupla dahi halinin sorulmasına izin verilmez. Halkta nefret uyandırılmaya, kamuoyu aleyhine çevrilmeye çalışılır.(32) "Bediüzzaman ve talebeleri idam edilecek." diye propagandalar yaptırılarak, korku ve dehşet saçılır.(33)

Said Nursî; kanunsuz, kanun namına yapılan bu muâmelelerden şikâyet eder. Adâletten başka hiçbir şey düşünmemesi lâzım gelen mahkemenin 'içindeki zatlar adâlete tam bağlı oldukları halde', yüksek makamdaki Şükrü Kaya gibi şahsın tesiratına karşı dayanamadıkları için kendilerini tahliye edemeyip süründürdüklerini mahkeme heyetine söyler.(34)

Sorgu hâkimliğince 60 küsur sahifeden ibâret suçlamalarla dolu kararnâme (savcılık iddiânâmesi) hazırlanır.(35) İddianâmenin tebliğ edilmesi üç gün sürer.

Birinci günü, kararname geç geldiği için akşama kadar ancak okunur. İkinci gün, büyük kısmı yeni harflere çevrilir, Said Nursî, ancak beş-altı saat fırsat bulup, acele -otuz beş sahifelik- itiraznâmesini yazar, suçlamalara itiraz eder.(36)

Eskişehir Ağır Ceza Mahkemesi'nde dâvâ başlar; savcı, 60 küsur sayfadan meydana gelen iddiânâmesini okur; Said Nursî, iddiânâmede suçlanma sebebi olan her bir maddeye karşı, sorgu dairesinde zabta geçen müdâfaalarında cevaplarının bulunduğunu söyler ve "Son Müdafaâtım" dediği otuz beş sahifelik müdâfasını, iddianameye itiraz olarak, mahkeme heyetine ve savcıya verir.(37)

DÖRT AY SORGU - BİR BUÇUK GÜNDE KARAR! [Nisan 1935 – 19 Ağustos 1935]

Ağır Ceza Mahkemesi Mahkeme Heyeti; Said Nursî'nin, toplam 120 sayfa(38) tutan son müdafaası ve üç itiraznâmesi(39), sorgu hâkimlerinin dört aya yakın bir zamanda –yüz on yedi adamın sorgusu ve tahkikatıyla- meşgul olduğu meseleyi "gayet yüzeyden" bakarak inceler. İddiânâme içindeki noksanları ve hataları görmeyerek yapılan müdâfâları gerekçeleri ile reddedemeyip bir buçuk günde acele ile hüküm verir.(40)

SAİD NURSÎ: YA İDAM EDİN YA DA BERAAT VERİN.

Bu şekilde alel acele yapılan mahkemede, mahkûmiyetlerine sebep olacak bir delil bulunmaz ve mahkeme heyeti vicdânî kanaatle, tesettürle ilgili ayetin tefsiri bahane edilerek, Said Nursî'ye on bir ay ve on beş arkadaşına da altışar ay ceza verir; geri kalan yüz beş kişi de beraat eder.(41) (19/8/1935)(42). Bu kararla Said Nursî ve Nur talebelerinin 'haklarında yapılan müthiş imhâ plânı' bu şekilde sonuçsuz kalır.(43)

Said Nursî, karara itiraz eder ve bu cezanın "bir beygir hırsızına veya bir kız kaçırıcısına lâyık" olduğunu söyleyerek kendisinin ya beraâtine ya idamına ya da yüz bir sene hapse mahkûmiyetine hükmedilmesini ısrarla ister.(44) Ayrıca, yapılan kanunsuzluğu Ankara'ya Bakanlar Kurulu'na yazar, dilekçeyi savcıya verir savcı dilekçedeki sert ifadelerden dehşete kapılır:

SAVCI: "AMAN! BUNA LÜZUM KALMADI."

"Eskişehir Mahkemesi tek bir mesele olan tesettür-ü nisa hakkındaki bir küçük risâlenin beş-on kelimesini bahane ederek lastikli bir kanun ile hafif bir ceza verdiği zaman Mahkeme-i Temyiz'den sonra layiha-yı tashîhimde [karar düzeltme talebimde] kanunsuzluğun yalnız tek bir nümûnesi olarak resmen Ankara'ya yazdım ki:

Bin üç yüz elli senede, üç yüz elli milyonun kudsî bir düsturuyla daimî ve kuvvetli bir âdet-i İslâmiyeyi ders veren ve emreden tesettür âyetini, eskide bir zındığın Kur'ân'ın bu âyetine itirazına ve medeniyet in tenkidine karşı müdafaa için üç yüz elli bin tefsirin icmâına [ittifakına] ve hükümlerine ittiba ederek o âyeti tefsir edip bin üç yüz elli senede geçen ecdadımızın mesleğine iktidâ eden bir adama, o tefsiri için verilen ceza ve mahkûmiyeti, dünyada adâlet varsa elbette o hükmü nakzedecek ve bu acip lekeyi bu hükümet-i İslâmiyedeki adliyeden silecek, diye layiha-yı tashîhimde yazdım, oranın müddeiumumîsine [savcı] gösterdim. Ondan dehşet aldı, dedi: "Aman buna lüzum kalmadı. Cezanız az, hem pek az kaldı. Bunu vermeğe lüzum kalmadı."(45)

Said Nursî'nin kanunsuz cezaya yaptığı itirazlar sonuç vermez. Said Nursî, Eskişehir Ağır Ceza Mahkemesi'nin verdiği 11 aylık ceza süresi tamamlandıktan sonra (27-Nisan 1935-27 Mart 1936) tahliye olur.

Said Nursî, Eskişehir hapsinde bütün eziyet ve sıkıntılara rağmen Otuzuncu Lem'a ve Birinci ve İkinci Şuaları yazar. Eskişehir Hapishanesi'nde dinsizliği ve sefahati teşvik eden insan şeklinde bir şeytan gibi manevi bir şahısla arasında mânâ âleminde bir münâzara geçer, bu mânevî konuşmada "insi şeytan"ın, Said Nursî'ye sual şeklinde söyledikleri şunlardır:

"Biz hayatın herbir çeşit lezzetini ve keyiflerini tatmak ve tattırmak istiyoruz, bize karışma."

 "Hayvan gibi hayatımızı keyif ve lezzetle geçirmek için sefâhet ve eğlencelerle bu ince şeyleri düşünmeyerek yaşayacağız."

"Hiç olmazsa ecnebi dinsizleri gibi yaşarız."

 

Said Nursî bu sözlere cevap verir, cevaplar karşısında o inatçı şahıs tutunacak yer bulamaz, münazarayı bırakır, "defolur gider." Said Nursî bu konuşmayı ve verdiği cevapları Meyve Risalesi'nde anlatır.

Dipnotlar

1-Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s. 156.

2-Tarihçe-i Hayat, s. s. 143; Lem'alar, s. 37.

3- "Bin üç yüz kırk bir (R.1341:1925) Risâle-i Nur'un mebde-i zuhuru", Şualar, s. 598.

4-Bediüzzaman Said Nursî, Nur'un İlk Kapısı, Sözler Yayınevi, İstanbul, 1976, s. 6, 7.

5-Şualar, s. 584.

6-Tarihçe-i Hayat, s. 155.

7-Tarihçe-i Hayat, s. 158.

8-Şualar, s. 578.

9-Lem'alar, s. 229.

10-Tarihçe-i Hayat, s. 155.

11-Tarihçe-i Hayat, s. 151-152.

12-Tarihçe-i Hayat, s. 155.

13-Tarihçe-i Hayat, s. 153.

14-Tarihçe-i Hayat, s. 468.

15-Şualar, s.559.

16-mücmel bir tarzda derc ediyorlar: kısa bir tarzda yer veriyorlar.

17-Şualar, s. 395.

18-Tarihçe-i Hayat, s.438.

19-Mektubat, s. 208.

20-Şualar, s. 585.

21-Tarihçe-i Hayat, s. 127.

22-Şualar, s. 579.

23-Tarihçe-i Hayat, s. 220.

24-Tarihçe-i Hayat, s. 241.

25-Said Nursî, görünüşte dost sonra düşman bir müdürün Isparta valisine 10. Söz'ü şikayet ve ihbar suretinde vermesini 26. Mektup'ta anlatır: "Zâhirî dost, sonra düşman vaziyeti gösterenlerin, birincisi: Bir müdür, kaç vasıta ile yalvardı. Onuncu Söz'den bir nüsha istedi. Ona verdim. O ise, terfi' için dostluğumu bırakıp düşmanlık vaziyeti aldı. Valiye şekva ve ihbar suretinde verdi." MEKTUBAT, s. 360.

26-Weld, a.g.e., s. 275.

27-Tarihçe-i Hayat, s. 241-242.

28-Tarihçe-i Hayat, s. 219.

29-Tarihçe-i Hayat, s. 197.

30-Mahkeme Müdafaları, s. 261; Tarihçe-i Hayat, s. 218.

31-Mahkeme Müdafaları, s. 260; Tarihçe-i Hayat, s. 211.

32-Tarihçe-i Hayat, s. 218-219.

33-Tarihçe-i Hayat, s. 198; Mahkeme Müdafaları, s. 61. 

34-Tarihçe-i Hayat, s. 219-220.

35-Tarihçe-i Hayat, s. 231.

36-Tarihçe-i Hayat, s. 230, 226.

37-Mahkeme Müdafaları, s. 26. Tarihçe-i Hayat, s. 226.

38-Mahkeme Müdafaları, s. 55; Tarihçe-i Hayat, s. 237.

39-Tarihçe-i Hayat, s. 234

40-Mahkeme Müdafaları, s. 56. 

41-Tarihçe-i Hayat, s. 198.

42-Mahkeme Müdafaları, s. 52.

43-Şualar, s. 579.

44-Mahkeme Temyiz Layihası, Mahkeme Müdafaları, s. 53-64; Tarihçe-i Hayat, s. 198.

45-Şualar, s. 366-367.

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-11.BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-11.BÖLÜM

ISPARTA HAYATI “Cenâb-ı Hakk’a hadsiz şükür olsun ki: Isparta vilâyetini, eskiden beri bi

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-10.BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-10.BÖLÜM

EMİRDAĞ HAYATI [Ağustos 1944-Ocak 1948 ] Denizli hapsinden tahliye olan Said Nursî,Denizli’de

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-9.BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-9.BÖLÜM

KASTAMONU HAYATI [Mart 1936 - 20 Eylül 1943] Eskişehir hapsinden çıktıktan [27 Mart 1936] sonr

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-8.BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-8.BÖLÜM

BARLA HAYATI [1927 - 1934] Evvela Erzurum’a, oradan Trabzon’a, Trabzon’dan deniz yoluyla İst

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-7.BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-7.BÖLÜM

ANKARA’YA ÇAĞRILMASI [1922] Bediüzzaman’ın Millî Mücadele sırasında İstanbul’daki m

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-6.BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-6.BÖLÜM

DÂRÜ’L-HİKMETİ’L-İSLÂMİYE’DE [13 Ağustos 1918] Esaret dönüşü İstanbul’da büy

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-5.BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-5.BÖLÜM

I. DÜNYA HARBİ’NDE GÖNÜLLÜ ALAY KUMANDANI Bediüzzaman, I. Dünya Harbi’nin başlamasıyla

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-4.BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-4.BÖLÜM

HÜRRİYET’İN İLANI VE BEDİÜZZAMAN İstanbul’da, Hürriyet’in ilanından [23 Temmuz 1908]

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-3.BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-3.BÖLÜM

YENİ BİR EĞİTİM - ÖĞRETİM METODU Bediüzzaman, o zamana kadar edindiği; düşünce, araşt

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-2. BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-2. BÖLÜM

MÂŞÂALLAH, OĞLUM YİNE BİR KAHRAMANLIK GÖSTERMİŞ” Said Nursî’nin, anne ve babasıyla i

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-1. BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-1. BÖLÜM

Kıymetli Ziyaretçilerimiz! Muhterem hocamız İsmail Aksaraylı beyin hazırlayıp sitemize gönde

İnfitar Suresi/6-8

Ey insanoğlu! Seni yaratıp sonra şekil veren, düzenleyen, mütenasip kılan, istediği şekilde seni terkip eden, çok cömert olan Rabbine karşı seni aldatan nedir?

GÜNÜN HADİSİ

Bir kimseye şer olarak bir müslüman kardeşine hakaret etmesi kafidir.

Riyazü's Salihin, 3/1605

TARİHTE BU HAFTA

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI