Cevaplar.Org

KÂMİL ACAR

Van Muradiye doğumlu olan Kâmil Ağabey hayata 1918 senesinde gözlerini açmış. Beş defa da Hz. Üstad’ı ziyaret etmiş. Ekseriya Abdullah Yeğin Ağabeyle beraber gezdiğini gördüğümüz Kâmil Acar Ağabey, Abdullah Yeğin Ağabeyin “Yeni Lügat”ı Üstad’ın emir ve izni ile hazırladığının en mühim şahidi…


Ömer Özcan

ozcannurs@hotmail.com

2015-04-23 05:10:48

Van Muradiye doğumlu olan Kâmil Ağabey hayata 1918 senesinde gözlerini açmış. Beş defa da Hz. Üstad'ı ziyaret etmiş. Ekseriya Abdullah Yeğin Ağabeyle beraber gezdiğini gördüğümüz Kâmil Acar Ağabey, Abdullah Yeğin Ağabeyin "Yeni Lügat"ı Üstad'ın emir ve izni ile hazırladığının en mühim şahidi…

2001 yılında Abdullah Ağabeyle İzmir'e gelmişti. Uzun ders ve sohbetlerimiz oldu. Abdullah Yeğin Ağabeye "Lügati hazırlarken Üstad'dan emir veya izin aldınız mı? Bu hususta hiç Üstad'la görüştünüz mü?" diye sordum. Abdullah Yeğin Ağabey, "Bu sorunun muhatabı, Kâmil Efendi'dir; işte o da burada, cevap versin" dedi. Kâmil Ağabey hem bu sualimize cevap verdi, hem de kısaca Üstad'ımızla alâkalı başka hatıralar anlattı. Kamil Acar 12 Temmuz 2007 tarihinde vefat etmiştir.

"Lügat yazmak Risale-i Nur hizmetine mâni midir?"

"Isparta'da bulunan Üstad'ı ziyaret maksadıyla, Hacı Raşit'le evvelâ Diyarbakır'a uğradık. Diyarbakır'dan iki su testisi getirmiştik Urfa medresesine... Urfa'da Abdullah Yeğin Ağabey kalıyordu. Bana, 'Annem hastaymış, mektup geldi; sen Üstad'a söyle bana müsaade eder mi bayramda ziyarete gideyim? Bir de ben bir lügat yazıyorum, Üstad'a mektupla sordum, Üstad cevap vermedi; acaba lügat yazmak Risale-i Nur hizmetine mâni midir, ondan mı cevap vermedi, bunu da soruver' dedi. Abdullah Ağabey benim getirdiğim testiyi, 'Al bunu Üstad'a götür' dedi. 'Üstad ne yapacak testiyi, ben senin için getirdim!' dedimse de illâ, 'Üstad'a götür' dedi. Ben de 'Tamam, ama Abdullah Ağabey gönderdi, derim' dedim.

"Üstad Emirdağ'a gitmiş, biz de Emirdağ'a gittik. Hem arefe, hem de o gün oranın pazarı, çok kalabalık... Kapıda Mehmet Çalışkan Ağabey, 'Üstad çok hasta, hem konuşamıyor, hem misafir kabul edemiyor' dedi. Biz böyle konuşurken baktım Hüsnü Ağabey geldi, biraz konuştuk. Çalışkan Ağabey: 'Sen Hüsnü'yü Urfa'dan mı tanıyorsun?' 'Evet' dedim. O da gitti, Üstad'a söyledi. Üstad da 'Gelsinler' demiş. Girdik, "Üstad kıbleye doğru oturmuş, hakikaten hasta ve konuşamıyor... Elini öptüm, yanına oturdum. Hacı Raşit yanımda oturdu; Zübeyir Ağabeye işaret etti, yanına oturttu. Biz Zübeyir Ağabeye söylüyoruz, o Üstad'a söylüyor; Üstad söylüyor, Zübeyir Ağabey bize aktarıyor. Anlayamıyoruz Üstad'ın ne söylediğini... Biraz sonra Hüsnü'ye işaret etti. 'Hüsnü' deyince Zübeyir Ağabey kalktı gitti, Hüsnü geldi. Biraz da onunla konuştu. Ben biraz karyolaya doğru, Üstad'a yanaştım. Baktım Üstad da bana doğru yanaştı. Dedi: 'Ben çok hastaydım, konuşamıyordum, siz geldiniz ben şifa buldum.' Dedim: 'Allah ruhumu sana feda etsin, biz neyiz ki!' Üstad'la konuşmaya başladık. Dedim: 'İki tane testi getirmiştim, Abdullah Ağabey birini sana gönderdi.' 'İkisini niye getirmedin, bana lüzumu vardı!' dedi. 'Bunu da Abdullah Ağabey zorla gönderdi, onu da getirmeyecektim' Dedi: 'Kaça aldın?' 'Yetmiş kuruşa aldım.' 'Ben sana 75 kuruş vereceğim' dedi ve verdi...

"Öyle bir lügat yazsınlar ki..."

"Üstad'a dedim: 'Abdullah Ağabeyin babasından mektup gelmiş, annesi hastaymış; bayramda ziyarete gidebilir mi?' 'Olmaz, olmaz! Babası gelsin Abdullah'ın yanına bayramda!' dedi." "Dedim: 'Abdullah Ağabey bir lügat yazmak istiyor, size bir mektup yazmış, siz mektuba cevap yazmamışsınız; acaba lügat yazmak Risale-i Nur hizmetine mâni midir ki cevap vermediniz. Abdullah Ağabey Üstad'a soruver, dedi.' 'Yok, öyle bir lügat yazsınlar ki ilkokulda okuyan bir talebe ile üniversitede okuyan bir talebenin kelimeleri anlamakta bir farkı kalmasın… Kamus'tan ve Ahterî-i Kebir'den de istifade etsinler' dedi. O anda orada Hüsnü Ağabey ve Hacı Raşit de vardı.

"Üstad'ımızın vasiyetnamesi ve imza mührü"

"Hüsnü'ye dedi ki: 'Üniversite talebelerine verilen konferans var, onu hazırla, Kâmil'e verelim, giderken Konya'da kardeşim Abdülmecit'e versin, Arapçaya tercüme etsin, bana göndersin, ben onu Arabistan'a göndereceğim.' Diyarbakır talebelerinin tayınatlarını verdi. Hüsnü Ağabey onları hazırlarken ben konuşuyorum. 

"Hüsnü'ye 'ka' dedi. Sonra Hüsnü baktım elinde katlı bir kâğıt, elinde bir mühür, Üstad'a uzattı. 'Ka' Farsçadır, 'hani' manasındadır. Üstad aldı, 'Bu benim imza mühürümdür' dedi. Kâğıdı gösterdi. 'Bu da benim bir vasiyetnamemdir' dedi. 'Ben bunu iki senedir arıyordum, bulamıyordum; bugün bulunduğuna göre bunun Kâmil'e okunmasının lüzumu vardır.' Hüsnü'ye 'ka' dedi yine, 'Gözlüğümü ver' dedi. Üstad

başladı vasiyetini okumaya: "'Said'in bir vasiyetnamesidir. Ben Emirdağ'da vefat edersem yukarı mezarlığa, Isparta'da vefat edersem orta mezarlığa defnedilmem; mezarımı üç veya dört talebemden başkasının bilmemesi, hayatım ziyareti kabul etmediği gibi mematım hiç etmeyecek, Risale-i Nur bu minval üzere kıyamete kadar devam edecektir. Risale-i Nur'a hizmeti devam ettiren talebele-rin tayınatları, Risale-i Nur kitaplarının zekâtından tediye edilecektir, verilecektir.' Sonra o vasiyetnamedeki 11 kişinin isimlerini okudu.

"'Sana da tayınat verecektim, ihtiyacın yok şimdi' dedi. Dedim: 'Keşke ben de orada hizmet edeydim, Risale-i Nur tayınatı alaydım! Ben nerede, dershanede kalmak nerede! Bir sürü çocuk arkamda...' 'Sen Şarkta Hüsnü gibisin.' Dedim: 'Ben Hüsnü'nün ayaklarının turabı olamam.' Hüsnü'yü Urfa'ya Abdullah Ağabeyin yanına gönderirken bana bir mektup verdi. 'Urfa'ya Abdullah'ın yanına ihtiyacı için Hıfzı, oğlu Hüsnü'yü risaleye kurbanlık olarak vermiş, ben Urfa'ya gönderiyorum. Yılmaz'ı da kurbanlık verdi, ben Hüsnü'yü aldım' dedi.

"Geylânî bile gelse, hizmet için olmasa görüşmem!"

"Yine bir başka zaman Üstad'a giderken Diyarbakır'a uğradım. Orada Vanlılardan üç kişiye rastladım: İkisi hacı, biri hoca… Bunlar da Üstad'ın ziyaretine gidiyorlarmış. Trende rastladık. Beraber gittik. Isparta'ya vardık, gece bir otelde kaldık. Ben onlara, 'Beraber gitmeyelim, siz şimdi gidin, ben sonra Üstad'a uğrayacağım' dedim. Fakat onlar 'Beraber gidelim' dediler. 'İkişer ikişer gidelim' dedim, gene kabul etmediler. Böylece dördümüz beraber gittik. Zili çaldık, kapıyı açtılar; ben o zaman kapıyı açanı tanıyamadım. Tahiri, Zübeyir, Ceylan Ağabeyler oradaydı. Kapıyı açan, Bayram Ağabey imiş; 

Üstad'a evvelki ziyaretlerimde Bayram Ağabey asker olduğundan görmemiştim. 'Üstad'a ziyarete gelmişsiniz, Üstad hastadır' diye kabul etmediler. Kapıya bir lâhika yazmışlar, onu okudular. 'Üstad Hazretleri kimseyi kabul etmiyor, risale okuyun' dediler. Ben dönmek istedim. Baktım Bayram Ağabey yanımıza geldi, 'İsminizi söyleyin' dedi. Ben de söyledim. Hemen sarıldı bana, 'Kâmil sen misin?' dedi bana, gittik. 

Üstad 'Beklesinler geliyorum' demiş. 

Baktım Tahiri Ağabeyle Zübeyir Ağabey koltuğuna girmişler, baktım hakikaten hasta... Sonra yanımdakilerle döndüm. Ben Denizli'den dönüşte tekrar Isparta'ya uğradım. Bayram Ağabeyle buluştuk. Yolda Bayram Ağabey, 'Kardeşim böyle yapmayın, Üstad'ı çok rahatsız ettiniz; siz hizmet yapanlar, yanınızda başka kimseyi getirmeyin' dedi. 

Ben dedim: 'Ben onlarla gelmedim, Diyarbakır'da bana katıldılar.' Bunu Bayram Ağabeyin yanında Sungur Ağabeye de söyledim. Üstad'a söylemiş. Üstad 'Kâmil'in hizmeti var. Eğer Şeyh Abdülkadir Geylânî bile gelse, hizmet için olmasa görüşmem' demiş. Üstad hizmete bu kadar ehemmiyet veriyordu..."

 Ömer ÖZCAN

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

YUVALI HATİP HOCA

YUVALI HATİP HOCA

Asıl adı Mehmed Ali Bilgin olan Yuvalı Hatip Hoca 1891 yılında Ankara’nın Yenimahalle ilçes

VELİ IŞIK KALYONCU

VELİ IŞIK KALYONCU

Veli Işık Kalyoncu, Üstad Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin son yıllarının ve Risale-i Nur

ŞÜKRAN ÜNLÜKUL

ŞÜKRAN ÜNLÜKUL

20 Kasım 2011 tarihinde milyonların Üstad dediği Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin gelini Mu

ŞEMSEDDİN TUĞRUL

ŞEMSEDDİN TUĞRUL

13 Temmuz 2009 tarihinde Şemseddin Tuğrul Ağabeyin Van’daki dükkânındayız. Van hizmetlerini

SÜLEYMAN KAYA (GAYE)

SÜLEYMAN KAYA (GAYE)

İşte efsanevi bir kahraman daha; Süleyman Kaya... Daha doğrusu Hz. Üstad’ın düzeltmesiyle

RIDVAN (ERDOĞAN) UTANGAÇ

RIDVAN (ERDOĞAN) UTANGAÇ

Bursa’nın Aksu Köyünde Rıdvan ağabeyin evindeyiz. Aksu Köyü yeşilliği ve bol suları ile

REFİK AĞIR

REFİK AĞIR

Avukat Gültekin Sarıgül “Ömer kardeş, Burdur’da Hz. Üstad’la görüşmüş yaşlı bir a

ÖMER KUŞ

ÖMER KUŞ

Ömer Kuş, epey zamandır gözlerden ırak kalmış çok eski, çok fedakâr ağabeylerimizden biri

OSMAN BOZKURT

OSMAN BOZKURT

Osman Bozkurt, Hz. Üstad’ın tabiriyle “Kahramanlar Ocağı Denizli”nin Süller Nahiyesinden.

MUSTAFA KARAPINAR

MUSTAFA KARAPINAR

Mustafa Karapınar ile İstanbul Bostacı’da, evinin yakınında bulunan tarihi Kuloğlu Camiinde

NADİR BAYSAL

NADİR BAYSAL

Bediüzzaman Hazretleri 1936-1943 yılları arasında Kastamonu’da sürgün olarak yaşamıştır.

Görmedikleri halde, Rablerinden korkanlar için bir bağışlanma ve büyük bir mükafat vardır.

Mülk, 12

GÜNÜN HADİSİ

“Âdemoğlu, kurban bayramı gününde kan akıtmaktan daha sevimli bir amelle Allâh’a yaklaşabilmiş değildir.

İ. Mâlik, Muvatta’, Kur’an 24; Tirmizî, Edâhî, 1; İbn-i Mâce, Edâhî, 3)

TARİHTE BU HAFTA

*Abdülkadir Geylani hazretlerinin vefatı 17 Temmuz 1163 *Kıbrıs barış harekatı 20 Temmuz 1974 *Aya ilk insan ayağının basması 21 Temmuz 1969

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI