Cevaplar.Org

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-7.BÖLÜM

ANKARA’YA ÇAĞRILMASI [1922] Bediüzzaman’ın Millî Mücadele sırasında İstanbul’daki mücahedesi Ankara hükümetince takdir edilir.(1) Hükümet, Bediüzzaman’ı Millî Harekât’a hizmetinden dolayı(2) -Hutuvat-ı Sitte’ye mükâfaten- taltif için Ankara’ya ister.(3) Ankara’dan, Millî mücahedeye birlikte devam için çeşitli şahıslardan on sekizden fazla davetnâme gönderilir.(4)


İsmail Aksaraylı

i.aksarayli@mynet.com

2015-04-22 06:04:20

ANKARA'YA ÇAĞRILMASI [1922]

Bediüzzaman'ın Millî Mücadele sırasında İstanbul'daki mücahedesi Ankara hükümetince takdir edilir.(1) Hükümet, Bediüzzaman'ı Millî Harekât'a hizmetinden dolayı(2) -Hutuvat-ı Sitte'ye mükâfaten- taltif için Ankara'ya ister.(3) Ankara'dan, Millî mücahedeye birlikte devam için çeşitli şahıslardan on sekizden fazla davetnâme gönderilir.(4)

Ankara'ya gelmesi için yapılan davetlere:

-Ben tehlikeli yerde mücahede etmek istiyorum. Siper arkasında mücahede etmek hoşuma gitmiyor. Anadolu'dan ziyade, burayı daha tehlikeli görüyorum, diye cevap verir, gitmek istemez; gitmeyi "Ankara'ya kaçmak" olarak değerlendirir.(5)

MUSTAFA KEMAL: "BU KAHRAMAN HOCA BİZE LÂZIMDIR."

Bediüzzaman'ın, İstanbul'da Milli Mücâdele lehinde cansiparâne faaliyetleri üzerine Mustafa Kemal de "Bu kahraman hoca bize lâzımdır." diyerek onu iki defa şifre ile Ankara'ya çağırır. Bu çağrılmayla ilgili olarak Said Nursî şunları söyler:

"Harekât-ı milliyede İstanbul'da, İngiliz ve Yunan aleyhindeki "Hutuvat-ı Sitte" eserimi tab' ve neşrile belki bir fırka [bir tümen] asker kadar hizmet ettiğimi Ankara bildi ki Mustafa Kemal şifre ile iki def'a beni Ankara'ya taltif için istedi. Hattâ demişti: "Bu kahraman hoca bize lâzımdır." (6)

En son eski Van Valisi ve dostu, milletvekili Tahsin Bey vasıtasıyla davet edilir(7), gitmeye karar verir ve Ankara'ya gider.(8) Meclis'te kendisine "Hoş Geldiniz." merasimi yapılır, milletvekilleri Bediüzzaman'ı şiddetli alkışlarla karşılar [9 Kasım 1922, Perşembe], dinleyiciler locasında oturur.(9)

MUSTAFA KEMAL'İN HİDDETİ

Büyük Millet Meclisi'nde vekillerin, ibadete bilhassa namaza devam etmelerinin lüzum ve ehemmiyetine dair on maddelik, 19 Ocak 1923 tarihli bir beyânnâme yazar ve mebuslara dağıtır. Kâzım Karabekir Paşa bu beyânnâmeyi Mustafa Kemal Paşa'ya okur.(10) Bunun üzerine, Divan-ı Riyaset'te pek çok mebuslar varken, Mustafa Kemal şiddetli bir hiddet ile Divan-ı Riyaset'e girip Bediüzzaman'a bağırarak:

"Biz seni buraya çağırdık ki bize yüksek fikirleri beyân edesin. Sen geldin, namaza dair şeyleri yazdın, içimize ihtilaf verdin." der.

Bediüzzaman da:

"Îmandan sonra en yüksek namazdır. Namaz kılmayan haindir. Hainin hükmü merduttur." diye elli mebusun içinde cevap verir. Münâkaşa sırasında Bediüzzaman'ın milletvekili dostları telaş eder ve Mustafa Kemal'in Bediüzzaman'ı ezeceklerini tahmin ettikleri sırada Mustafa Kemal, Bediüzzaman'a karşı bir nevi tarziye verip hiddetini geri alır.(11)

BAŞKANLIK ODASINDA MUSTAFA KEMAL'LE

Bediüzzaman, ertesi gün tekrar riyaset odasında Mustafa Kemâl'le konuşur, bu konuşmayla ilgili şunları anlatır:

"ikinci gün hususî riyaset odasında: "Hücumat-ı Sitte"nin "Birinci Desise" içinde bulunan "Meselâ: Ayasofya Camii ehl-i fazl u Kemâlden ilâ âhir..." cümlesinden başlayan, tâ "İkinci Desise"ye kadar,(12) bir saat tamamen ona söyledim. Bütün hissiyatını ve prensibini rencide ettiğim halde bana ilişmemesi, hattâ taltifime çok çalışması, (...) şübhesiz ki Risâle-i Nur'un, ileride kahraman talebelerin şahs-ı mânevîsinin hârika bir kuvveti ve Risâle-i Nur'un parlak bir kerâmetidir."(13)

Bediüzzaman'ın, vekillere dağıttığı beyânnâme namaz kılanlara altmış vekil daha ilâve eder. Namaz yeri olan küçük oda, büyük bir odayla değiştirilir.

"BÜTÜN HAYATINDA BUNU TAKİP EDİYORUM."

Ankara'da bulunduğu sırada, yine en birinci maksadı olan, Doğu Anadolu'da üniversite kurmak için uğraşmaktan geri durmaz. Bir gün vekiller heyetine şunları söyler:

- Bütün hayatımda bu dârülfünunu takip ediyorum. Sultan Reşat ve İttihatçılar yirmi bin altın lira verdiler. Siz de o kadar ilâve ediniz.

O zamanki parayla yüz elli bin lira vermeye karar verirler. Bunun üzerine ben dedim: "Bunu mebuslar imza etmelidir.".

Bazı mebuslar dediler: "Yalnız sen medrese usûlü ile sırf İslâmiyet noktasında gidiyorsun. Halbuki şimdi garplılara benzemek lâzım."

Dedim: O şark vilayetleri İslâm âleminin bir nevi merkezi hükmünde, fünun-u cedide [yeni, modern ilimler] yanında ulûm-u diniye [dini ilimler] de lâzımdır. Çünki ekser enbiya şarkta ve ekser hükemâ garpta gelmesi gösteriyor ki şarkın terakkisi din ile kaimdir. Başka vilayetlerde sırf fünun-u cedide okutturursanız da şarkta herhalde millet, vatan maslahatı namına, ulûm-u diniye esas olmalıdır. Yoksa Türk olmayan Müslümanlar, Türke hakikî kardeşliği hissedemeyecek. Şimdi bu kadar düşmanlara karşı teavün ve tesânüde mecburuz." Bunun üzerine; muhalif, her cihetle Batılılaşmak fikrini taşıyan mebuslar ve Mustafa Kemâl de dahil Ankara'da mevcut 200 mebustan 163'ü kararı kabul ve imza eder.(14)

"ANKARA'DA ÇALIŞAN DEHŞETLİ ZINDIKA FİKRİNE KARŞI"

Bediüzzaman Ankara'da Hubab ve Habbe risâlelerini yazar ve bastırır, Lem'alar'da Tabiat Risâlesi 'nin başında bu risâlelerin yazılış sebebini şu şekilde anlatır:

"1338'de [1922] Ankara'ya gittim. İslâm ordusunun Yunan'a galebesinden neşe alan ehl-i îmanın kuvvetli efkârı içinde, gâyet müthiş bir zındıka fikri, içine girmek ve bozmak ve zehirlendirmek için dessâsâne çalıştığını gördüm. Eyvah dedim, bu ejderha îmanın erkânına ilişecek! O vakit, (...) o zındıkanın başını dağıtacak derecede Kur'ân-ı Hakîm'den alınan kuvvetli bir bürhanı [delili], Arabî risâlede yazdım. Ankara'da, Yeni Gün Matbaası'nda tabettirmiştim. Fakat maatteessüf Arabî bilen az ve ehemmiyetle bakanlar da nadir olmakla beraber, gayet muhtasar ve mücmel bir surette o kuvvetli bürhan tesirini göstermedi. Maatteessüf, o dinsizlik fikri hem inkişaf etti, hem kuvvet buldu."(15)

MUSTAFA KEMAL'İN BEDİÜZZAMAN'A TEKLİFLERİ

Bediüzzaman, Ankara'da ümit ettiği çevreyi bulamaz. Ankara'dan ayrılmaya karar verir. Mustafa Kemal, Bediüzzaman'a hem vekillik, hem Dârü'l Hikmet'teki eski vazifesini, hem Kürtçe bilmeyen Şeyh Sünusî'nin yerine doğu vilayetleri genel vaizliği ve Ankara'da bir köşk tahsisi gibi teklifler yapar. Bediüzzaman kendisine verilmek istenen vekillik, Dârü'l Hikmeti'l İslâmiye gibi Diyânet'teki azalığı, hem Şark Vilayetleri Umumî Vaizliği tekliflerini kabul etmez. Kendisini fikrinden vazgeçirmek ve Ankara'dan ayrılmaması için istasyona kadar gelen bir kısım vekillerin de arzularına uyamayacağını bildirerek Ankara'dan ayrılır [17 Nisan 1923]. Van'a gider ve orada Erek Dağı eteğinde, insanlardan uzak hayatını devam ettirmeye başlar.(16)

"YENİ SAİD ÖTEKİ DÜNYAYA ÇALIŞMAK İSTİYOR."

Bediüzzaman, Ankara'ya davet edilmesi ve Ankara'dan ayrılma sebepleri hakkında Eskişehir Mahkemesi'nde yaptığı müdafaasında şunları anlatmıştır:

"Ankara reisleri, İngilizlere karşı Hutuvat-ı Sitte namındaki eserimle mücahedemi takdir edip, beni oraya istediler. Gittim. Gidişatları, benim ihtiyarlık hissiyatıma uygun gelmedi.

"Bizimle beraber çalış", dediler.

Dedim: "Yeni Said öteki dünyaya çalışmak istiyor. Sizinle beraber çalışamaz, fakat size de ilişmez."

Evet, ilişmedim ve ilişenlere de değil iştirak, meyil; bilakis teessüf ettim. Çünkü İslâmî adetler lehinde kullanılabilir acip bir askeri dehâyı, an'ane aleyhine bir derece çevirmeye maatteessüf bir vesile oldu. Evet; ben, Ankara reislerinde, hususan Reisicumhur'da muannit ve büyük bir dehâ hissettim ve dedim:

"Bu dehâyı, kuşkulandırmakla an'aneler aleyhine çevirmek câiz değildir. Onun için, ne kadar elimden gelmişse, dünyalarından çekildim, karışmadım. (...) Dâüssıla tabîr edilen vatan hasreti beni vatanıma sevketti. Madem öleceğim, vatanımda öleyim diye Van'a gittim."(17)

"ESKİ SAİD'İ GÖMDÜM."

"Buraya kadar geçen hayatım bir vatanperver hali idi. Siyaset yoluyla dine hizmet hissini taşıyordum. Fakat bu andan itibâren dünyadan tamamen yüz çevirdim ve kendi tabirimle "Eski Said'i gömdüm." büsbütün âhiret ehli Yeni Said olarak dünyadan elimi çektim."(18) "Fakat sakın zannetmeyiniz ki o, dini siyasete âlet veya vesile yapmak mesleğinde gitmiş. Hâşâ belki o bütün kuvvetiyle siyaseti dine âlet ediyormuş. Ve derdi ki: "Dinin bir hakikatını bin siyasete tercih ederim." Evet o zamanda (...) hissetmiş ki, bazı münafık zındıkların siyaseti dinsizliğe âlet etmeğe teşebbüs niyetlerine ve fikirlerine mukabil, o da bütün kuvvetiyle siyaseti İslâmiyetin hakaikına bir hizmetkâr, bir âlet yapmağa çalışmış." (19)

İKİNCİ DEVRE HAYATI - YENİ SAİD

SEBEPSİZ SÜRGÜN [Şubat 1925]

Siyaset yoluyla dine hizmet hissinden vazgeçip Van'a giden ve âhiret ehli Yeni Said olarak dünyadan tamamen yüz çevirerek elini çeken Said Nursî Van'da iken, Doğuda isyan hareketleri olur. Şeyh Said "Sizin nüfuzunuz kuvvetlidir" diyerek Bediüzzaman'dan yardım ister. Said Nursî, yardım isteyen Şeyh Said'in mektubuna:

"Türk Milleti asırlardan beri İslâmiyet'e hizmet etmiş ve çok veliler yetiştirmiştir. Bunların torunlarına kılıç çekilmez, siz de çekmeyiniz; teşebbüsünüzden vazgeçiniz. Millet, irşât ve tenvir edilmelidir!", diye cevap gönderir.(20)

İsyana iştirak etmez, engellemeye çalışır; buna rağmen hükümet, Bediüzzaman'ı "bilâsebep-sebepsiz-" sadece "ihtiyat yüzünden", tedbir olarak Batı Anadolu'ya sürgüne yollar [Şubat 1925]. Said Nursî bu sürgün için "ehl-i bid'anın eliyle Asyanın garbına nefy" ifadesini kullanır.(21)

Said Nursî, Eskişehir mahkemesinde "Asyanın garbına nefy", Batı Anadolu'ya sürgün edilmesiyle ilgili olarak mahkemenin iddianamede Şeyh Said isyanına katıldığını hissettirmesi üzerine müdafaasında şu açıklamayı yapar:

"Şark hadisesi münasebetiyle nefyedilmem, iddiânâmede iştirakimi ihsas ettiği cihetle cevap veriyorum ki: Hükûmetin dosyalarında, benim künyem altında hiçbir meşruhat [şerh, açıklama] yoktur; sırf ihtiyat yüzünden nefyedildiğim, hükûmetçe sabit olmuştur. Ben, o zaman da şimdiki gibi münzevi yaşıyordum. Bir dağın mağarasında, bir hizmetçi ile yalnız otururken; beni tutup, on sene bilâsebep, müracaat etmediğim için, dokuz sene bir köyde, bir sene de Isparta'da ikamete mahkûm edip, âhirinde bu musibete giriftar ettiler."(22)

"BU ORDUYA KARŞI KILIÇ ÇEKMEM, SİZE İŞTİRAK ETMEM."

Şeyh Said isyanından önce, I. Dünya Harbi başlamadan Van'da bulunduğu zaman Osmanlı'ya isyan olmuş [1913], Bediüzzaman o zaman da isyan edenleri isyandan vazgeçirmeye çalışmıştır:

 "I. Dünya Harbi'nden biraz evvel, ben Van'da iken bazı takva sahibi zatlar yanıma geldiler, dediler ki: "Bazı kumandanlarda dinsizlik oluyor, gel bize iştirak et. Biz bu münafık reislere itaat etmeyeceğiz. "Ben de dedim: "O fenalıklar, o dinsizlikler o gibi kumandanlara mahsustur. Ordu onunla mesul olmaz. Bu Osmanlı ordusunda, belki yüz bin evliya var. Ben bu orduya karşı kılıç çekmem, size iştirak etmem." O zatlar benden ayrıldılar, kılıç çektiler. Neticesiz Bitlis hadisesi vücuda geldi. Az bir zaman sonra, I. Dünya Harbi patladı. O ordu, İslâm dini namına iştirak etti, cihada girdi. O ordudan yüz bin şehit evliya mertebesine çıkıp, beni o dâvâmda tasdik ederek, kanlarıyla velâyet fermanlarını imzaladılar."(23)

"ŞEYTANDAN VE SİYASETTEN ALLAH'A SIĞINIRIM"

Said Nursî, Van'a giderek inzivaya çekilmesini, Kur'ân'ı inceleme ve mütâlaa ile "Yeni Said" olarak yaşamayı seçmesini ve Şeyh Said isyanıyla sürgün hayatının başlamasını Emirdağ Lahikası'ında şu şekilde anlatır:

"Doğduğum yer olan Bitlis ve Van tarafına giderek mağaralara kapandım. Ruhî ve vicdani hazzımla başbaşa kaldım. (…) "şeytandan ve siyasetten Allah'a sığınırım" düsturiyle kendi ruhî âlemime daldım. Ve Kur'ân-ı Azimüşşan'ın tetkik ve mütâlaasiyle vakit geçirerek "Yeni Said" olarak yaşamağa başladım. Fakat kaderin cilveleri, beni menfî olarak muhtelif yerlerde bulundurdu.(24)

"Hem I. Dünya Harbi'nde şark-ı şimalîdeki esaretimde karar vermiştim ki: "Bundan sonra ömrümü mağaralarda geçireceğim. Siyasî ve içtimâî hayattan sıyrılacağım. Artık karışmak yeter." derken, Allah'ın yardımı, hem kaderin adâleti göründü. Kararımdan ve arzumdan çok ziyade hayırlı bir surette ihtiyarlığıma merhameten o tasavvur ettiğim mağaralarımı hapishanelere ve inzivalara ve yalnızlık içinde çilehanelere ve tecrid-i mutlak yerlerine çevirdi. Ehl-i riyazet ve münzevilerin dağlardaki mağaralarının çok ilerisinde "Yûsufiye Medreseleri" ve vaktimizi zayi etmemek için tecridhaneleri verdi. Hem mağara uhrevî faydasını, hem Kur'ân ve îman hakîkatlerinin mücahidane hizmetini verdi."(25)

"BEN ANADOLU'YU İSTİYORUM."

Van'da mağaradan çıkarılıp Anadolu'ya hareket etmek üzere jandarmalarla sevk edilirken, yollara dökülüp "Aman efendi hazretleri bizi bırakıp gitme. Müsaade buyur sizi göndermeyelim, arzu ederseniz Arabistan'a götürelim." diye yalvaran silâhlı gruplara, ahâliye ve ileri gelen zâtlara: "Ben Anadolu'ya gideceğim, onları istiyorum." diyerek sakinleştirir ve Türkiye'den ayrılmaz.(26)

Said Nursî, Batı Anadolu'ya sürgün edildikten sonra Emirdağ'da mecburî ikâmete tabi tutulduğu zaman yazdığı bir mektubunda Türkiye'den ayrılmama ve burada hizmet etmenin önceliği konusunda şunları söylemiştir:

"EN ZİYADE BURADA İHTİYAÇ VAR."

"Îmânı kurtarmak ve Kur'ân'a hizmet için, Mekke'de olsam da buraya gelmek lâzımdı. Çünki en ziyade burada ihtiyaç var. Binler ruhum olsa, binler hastalıklara mübtela olsam ve zahmetler çeksem, yine bu milletin îmanına ve saadetine hizmet için burada kalmağa Kur'ân'dan aldığım dersle karar verdim."(27)

Dipnotlar

1-Mahkeme Müdafaları, s. 375.

2-Emirdağ Lâhikası, s. 540.

3-Emirdağ Lâhikası, s. 381.

4-Tarihçe-i Hayat, s. 621.

5- "Ankara reisleri o hizmeti için onu çağırdıkları halde Ankara'ya kaçmayan", Mahkeme Müdafaları, s. 365.

6-Emirdağ Lâhikası, s. 381.

7-Mahkeme Müdafaları, s. 193.

8- "Mustafa Kemal (...) beni taltif etmek ve bütün vilayat-ı şarkıyeye vaiz-i umumî yapmak için Ankara'ya istedi. Ben oraya gittim.", Emirdağ Lâhikası, s. 266.

9- "Ankara'ya dostâne gittiğimde, Meclisin sâmiîn locasında görünmekle beraber, İngilizlere karşı Hutuvat-ı Sitte nâmındaki eserimle müdafaâtımı takdir ile yâd eden meb'usların, beni şiddetli alkışlar ile karşılamaları...", Mahkeme Müdafaları, s. 38

10-Tarihçe-i Hayat, s. 131.

11-Emirdağ Lâhikası, s. 230-231.

12-Mektubat, s. 443-445.

13-Emirdağ Lâhikası, s. 231.

14-Emirdağ Lâhikası, s. 569.

15-Lem'alar, s. 167.

16-Şualar, s. 574, 575.

17-Lem'alar, s. 233.

18-Mahkeme Müdafaları, s. 375.

19-Tarihçe-i Hayat, s. 92.

20-Tarihçe-i Hayat, s. 141.

21- "Rusya'da esaretle Asya'nın şark-ı şimalisinde ve ehl-i bid'anın eliyle Asya'nın garbına nefyolunarak", Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s. 147.

22-Mahkeme Müdafaları, s. 27.

23-Mahkeme Müdafaları, s. 195; Siracünnur, s. 173. 

24-Emirdağ Lâhikası, s. 337.

25-Lem'alar, s. 251.

26-Tarihçe-i Hayat, s. 141.

27-Emirdağ Lâhikası, s. 179.

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-11.BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-11.BÖLÜM

ISPARTA HAYATI “Cenâb-ı Hakk’a hadsiz şükür olsun ki: Isparta vilâyetini, eskiden beri bi

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-10.BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-10.BÖLÜM

EMİRDAĞ HAYATI [Ağustos 1944-Ocak 1948 ] Denizli hapsinden tahliye olan Said Nursî,Denizli’de

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-9.BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-9.BÖLÜM

KASTAMONU HAYATI [Mart 1936 - 20 Eylül 1943] Eskişehir hapsinden çıktıktan [27 Mart 1936] sonr

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-8.BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-8.BÖLÜM

BARLA HAYATI [1927 - 1934] Evvela Erzurum’a, oradan Trabzon’a, Trabzon’dan deniz yoluyla İst

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-7.BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-7.BÖLÜM

ANKARA’YA ÇAĞRILMASI [1922] Bediüzzaman’ın Millî Mücadele sırasında İstanbul’daki m

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-6.BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-6.BÖLÜM

DÂRÜ’L-HİKMETİ’L-İSLÂMİYE’DE [13 Ağustos 1918] Esaret dönüşü İstanbul’da büy

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-5.BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-5.BÖLÜM

I. DÜNYA HARBİ’NDE GÖNÜLLÜ ALAY KUMANDANI Bediüzzaman, I. Dünya Harbi’nin başlamasıyla

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-4.BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-4.BÖLÜM

HÜRRİYET’İN İLANI VE BEDİÜZZAMAN İstanbul’da, Hürriyet’in ilanından [23 Temmuz 1908]

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-3.BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-3.BÖLÜM

YENİ BİR EĞİTİM - ÖĞRETİM METODU Bediüzzaman, o zamana kadar edindiği; düşünce, araşt

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-2. BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-2. BÖLÜM

MÂŞÂALLAH, OĞLUM YİNE BİR KAHRAMANLIK GÖSTERMİŞ” Said Nursî’nin, anne ve babasıyla i

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-1. BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-1. BÖLÜM

Kıymetli Ziyaretçilerimiz! Muhterem hocamız İsmail Aksaraylı beyin hazırlayıp sitemize gönde

Sadece zanna uyuyorlar. Zan ise hiç şüphesiz hakikat bakımından bir şey ifade etmez.

Necm,28

GÜNÜN HADİSİ

Îmân altmış kadar şu'bedir. Hayâ da îmânın bir şu'besidir.

BUHARİ,KİTÂBÜ'L-ÎMÂN, EBU HUREYRE(r.a.)'dan

TARİHTE BU HAFTA

*Yıldız Sarayı'nın İttihatçılar'ca Yağma Edilmesi(29 Nisan 1909) *Gazneli Mahmud'un Vefatı(30 Nisan 1030) *Yıldırım Bâyezid Tarafından Manisa'nın Fethi(1 Mayıs 1390) *Fatih Sultan Mehmed Hân'ın Vefatı(3 Mayıs 1481) *Eyüp Sultan Hazretleri(r.a.) Vefât

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI